Çünkü Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurmaktadır:
“Onlardan sonra gelenler derler ki:
‘Rabbimiz bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimize mağfiret et. Kalblerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma. Rabbimiz şüphesiz ki sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.”
Haşr 10
Hadislere gelince, bu hususta çok hadis vardır. Bunların bazıları daha önceden geçti. Bir kısmı da kabir ziyareti bahsinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ölülere duası ve bunu emretmesi konularını ele alınırken gelecektir.
Bunlardan birisin de Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:
“Müslüman kişinin gıyabında kardeşine yaptığı dua kabul olunur. Onun başı ucunda görevli bir melek vardır. Kardeşine hayırla dua ettiği her seferinde onunla görevli olan melek, âmin ve sana da o kadarı verilsin der.”
Müslim 8/86, 87, Ebu Davud 1/240, Ahmed 6/452
Hatta cenaze namazının tamamı bunun delilidir. Çünkü cenaze namazı çoğunlukla ölüye duadır ve onun için Allah’tan mağfiret dilemektir.
Bu hususta bazı hadisler vardır.
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Herkim üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse, velisi onun yerine oruç tutar’ buyurdu.”
Buhari 4/156, Müslim 3/155, Ebu Davud 1/376, Beyhaki 6/279, Tahavi Müşkilu’l-Asar 3/140, 141, Ahmed 6/69
Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Bir kadın deniz yolculuğuna çıktı ve:
−Eğer şanı yüce ve mübarek olan Allah onu kurtaracak olursa bir ay oruç tutmayı adadı. Yüce Allah onu kurtardı. Ölünceye kadar o orucu tutmadı. Onun kızı Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelerek durumu anlattı.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
‘Eğer annenin üzerinde bir borç bulunsaydı, sen o borcu öder miydin?’
Kız:
−Evet, dedi.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Allah’ın borcu ödenmeye daha layıktır, o halde sen annenin adına adağı yerine getir!’ dedi.”
Ebu Davud 2/81, Nesei 2/143, Tahavi 3/140, Beyhaki 4/255, 256, 10/85, Tayalisi 2630, Ahmed 1861, 1970, 3137, 3224, 3420, Buhari 4/158, 159, Müslim 3/156, Tirmizi 2/42, 43, İbni Mace 1/535
Yine Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Sad bin Ubade (Radiyallahu Anh) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den fetva sordu:
−Annem öldü. Üzerinde adak borcu vardı ne yapayım? dedi.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Anneyin adağını onun adına sen yerine getir!’ dedi.”
Buhari 5/440, 494, Müslim 6/76, Ebu Davud 2/81, Nesei 2/130, 144, Tirmizi 2/375, Beyhaki 4/256, Tayalisi 2717, Ahmed 1893, 3049, 6/47
Sahabelerden birinin annesi Ramazan orucundan borcu olduğu halde öldü.
Aişe (Radiyallahu Anha)’ya annemin adına kazasını yapayım mı? diye sordu.
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Hayır! aksine onun adına her gün için bir yoksula yarım sa’ tasaddukta bulun!”
Tahavi 3/142, İbni Hazm 7/4
Said bin Cübeyr (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma):
‘Kişi, Ramazan ayında hastalanır da sonra oruç tutamadan ölürse, onun adına oruç tutamadığı günler için yemek yedirilirse, üzerinde kaza borcu kalmamış olur. Şayet üzerinde adak oruç varsa velisi onun adına kazasını yapar’ dedi.”
Ebu Davud, İbni Hazm 7/7
Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“Mü’minlerin annesi Aişe (Radiyallahu Anha) ile ümmetin büyük bilgini Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma)’nın benimsediği ve sünnet imamı Ahmed bin Hambel (Rahmetullahi Aleyh)’in izlediği bu yol insanın gönül huzuruyla kabul ettiği ve rahatlıkla benimsediği bir görüştür. Bu meseledeki en mutedil ve en orta yol budur. Bu şekilde bütün hadisler sağlıklı bir şekilde anlaşılmış olmakla birlikte herhangi birini reddetmeksizin uygulanmaktadır.
Yani, ölü adına farz oruç müstesna adak orucu tutulabilir. Bu Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) ve onun kanaatini paylaşanların görüşüdür. Sahih olan da budur. Çünkü farz orucu, namaz hükmündedir. Bir kimse bir başkası adına namaz kılamadığı gibi, oruç da tutamaz! Adak ise borç seviyesinde kişinin kendi zimmetinde olmak üzere kabullendiği bir yükümlülüktür. Bundan dolayı borcunu ödediği gibi velinin onun kazasını yapması kabul edilir. İşte fıkıh buna derler. Bu anlayışı benzeri hükümlere genelleştirecek olursak:
Geciktirmekte mazur görülecek durumda olması hali dışında ölü adına hac yapılmaz! Onun adına zekat verilmez! Nitekim veli bir mazeret sebebiyle Ramazan ayında oruç açan kimse adına yemek yedirebilir. Fakat hiçbir özrü bulunmadan orucunu bozana gelince, Allah’ın farzlarını başkasının onun yerine eda etmesinin kendisine bir faydası olmaz!
Çünkü sınanmak ve denenmek üzere onları yerine getirmekle emrolunmuş olan kendisi idi. Onun velisi değil! Kimsenin başkası adına tevbe etmesinin ya da başkası yerine Müslüman olmasının, başkası yerine namaz kılmasının ve namazın dışında ölene kadar yerine getirmediği yüce Allah’ın diğer farzlarını yerine getirmesinin başkasına faydası olmaz!”
İbnu’l-Kayyim Tehzibu’s-Sünen 3/279, 282
Hâkim 58, Beyhaki 74, 75, Tayalisi 1673, Ahmed 333, Heysemi 39
Çünkü evlat da anne ve babanın çalışıp çabalamalarının ve kazançlarının bir parçasıdır. Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurmaktadır:
“İnsan için kendi çalıştığından başkası yoktur!”
Necm 39
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Kişinin yediği en hoş ve helal şey kazancından olandır ve şüphesiz onun çocuğu da kendi kazancındandır.”
Ebu Davud 2/108, Nesei 2/211, Tirmizi 2/287, Darimi 2/247, İbni Mace 2/430, Hâkim 2/46, Tayalisi 1580, Ahmed 6/41, 126, 162, 173, 193, 201, 202, 220
Salih evladın sadaka vermesi, oruç tutması, köle azad etmesi ve buna benzer amellerin sevabından babasının da yararlandığına dair varid olmuş özel hadisler vardır.
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Bir adam Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e benim annem ansızın öldü. Vasiyette de bulunmadı. Zannederim konuşabilseydi tasadduk edecekti. Eğer ben onun adına tasadduk edecek olursam, anneme ecir olduğu gibi bana da ecir olur mu? dedi.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Evet, onun adına tasadduk et’ dedi.”
Buhari 3/198, 4/399, 400, Müslim 3/81, 4/73, Malik Muvatta 2/228, Ebu Davud 2/15, Nesei 2/129, İbni Mace 2/160, Beyhaki 5/62, 6/277, 278, Ahmed 6/51
Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Saide oğullarından olan Sad bin Ubade (Radiyallahu Anh)’ın annesi vefat etti. O annesinin yanında değildi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelerek:
−Ey Allah’ın Rasulü! Annem yanında değilken vefat etti. Eğer onun adına bir şeyler tasadduk edersem bunun ona faydası olur mu? dedi.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Evet’ dedi.
Sad (Radiyallahu Anh) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e oldukça verimli olan bahçemi annemin adına sadaka olduğunu seni şahid tutuyorum dedi.”
Buhari 4/297, 301, 307, Ebu Davud 2/15, Nesei 2/130, Tirmizi 2/25, Beyhaki 6/278, Ahmed 3080, 3504, 3508
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Bir adam Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:
−Babam öldü. Biraz mal bıraktı ve vasiyette yapmadı. Benim onun adına tasaddukta bulunmam, babamın bazı günahları için kefaret olur mu? dedi.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Evet’ dedi.”
Müslim 5/73, Nesei 2/129, İbni Mace 2/160, Beyhaki 6/278, Ahmed 2/371
Abdullah bin Amr’dan:
“As bin Vail Sehmi kendi adına yüz kölenin azad edilmesini emretti. Oğlu Hişam elli köle azad etti. Oğlu Amr da geri kalan diğer elli köleyi onun adına azad etmek istedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sormadan yapmayayım dedi ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gidip sordu:
−Ey Allah’ın Rasulü! Babam kendi adına yüz kölenin azad edilmesini vasiyet etti. Hişam onun adına ellisini azad etti. Geriye üzerinde elli köle kaldı. Onun adına ben azad edeyim mi?
Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Eğer o Müslüman birisi olsaydı, siz de onun adına köle azad etseydiniz yahut tasaddukta bulunsaydınız ya da onun adına haccetseydiniz bu ona ulaşırdı.’
Başka bir rivayette Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Eğer tevhidi kabul ettiğini ifade etseydi, sen de onun adına oruç tutup, tasaddukta bulunsaydın bunun ona faydası olurdu’ buyurdu.”
Ebu Davud 2/15, Beyhaki 6/179, Ahmed 6704
Şevkâni (Rahmetullahi Aleyh) şunları söylemektedir:
“Bu hadisler evladın verdiği sadakanın babanın ve annenin vasiyeti olmadan da ölümlerinden sonra anne ve babaya ulaşacağına delildir. Sadakanın sevabı onlara ulaşır. İşte bu hadisler ile Allah (Azze ve Celle)’nin:
“İnsan için çalıştığından başkası yoktur!” Necm 39. ayetinin genel çerçevesi tahsis edilir. Fakat bu hadisler arasında yalnızca çocuğun verdiği sadakanın onlara erişeceği sözkonusu edilmektedir. İnsanın çocuğunun kendi çalıştığından bir parça olduğu da sabittir. O halde buradaki tahsis iddiasında bulunmaya gerek yoktur.
Başkası bunları yapacak olursa, Kur’an’ı Kerim’in umumi ifadelerinden açıkça anlaşıldığı kadarı ile bunları sevabı ölüye ulaşmaz. Bundan dolayı bu genel hükümleri tahsis etmeyi gerektiren bir başka delil ortaya konulmadıkça bundan daha ileriye gidilemez!”
Neylu’l-Evtar 4/79
Çünkü Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurmaktadır:
“Onların ileri gönderdiklerini de, geri bıraktıklarını da yazarız.”
Yasin 12
Bu hususta bazı hadisler de vardır.
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘İnsan öldü mü ameli kesilir. Üç şey bundan müstesnadır!
1) Sadakayı cariye,
2) Kendisinden istifade edilen bir ilim bırakan ve
3) Kendisine dua eden salih evlat’ buyurdu.”
Müslim 5/73, Buhari Edebu’l-Müfred 8, Ebu Davud 2/15, Nesei 2/129, Tahavi Müşkilu’l-Asar 1/85, Beyhaki 6/278, Ahmed 2/372
Ebu Katade (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Kişinin kendisinden sonra geriye bırakacağı en hayırlı şey, kendisine dua edecek salih bir evlat, ecri kendisine ulaşacak cari bir sadaka ve kendisinden sonra gereğince amel olunacak bir ilimdir’ buyurdu.”
İbni Mace 1/106, İbni Hibban 84, 85, Taberani Mucemu’s-Sağir 79, İbni Abdi’l-Berr Camiu Beyani’l-İlm 1/15, Münzir et-Terğib 1/58
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Şüphesiz mü’mine ölümünden sonra amelinden ve hasenatından ulaşanlar arasında şunlar da vardır:
1) Öğrettiği ve yaydığı bir ilim,
2) Gegeriye bıraktığı salih bir evlat,
3) Miras bıraktığı bir Mushaf (Kur’an) yahutta
4) Bina ettiği bir mescid, ya da
5) Yolcular için bir ev yahut
6) Akıttığı bir ırmak yahut
7) Sağlığında ve hayatında kendi malından çıkarıp verdiği bir sadaka ölümünden sonra ona erişir’ buyurdu.”
İbni Mace 1/106, İbni Huzeyme Sahihinde 2490, Beyhaki Şuabu’l-İman 3448
Cerir bin Abdullah (Radiyallahu Anh) dedi ki:
“Günün ilk saatlerinde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanında idik. Ayakları çıplak, elbiseleri bulunmayan, çizgili elbiseleri ya da abayı kafasını sokacak şekilde delerek giyinmiş, kılıçlarını kuşanmış üzerlerinde izarları belden aşağılarını örten özel peştamelleri ve başka hiçbir şeyleri bulunmayan kimseler geldiler.
Genellikle Mudar’dan idiler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yüzü onların bu fakir hallerini gördüğü için değişti. İçeri girdi, sonra çıktı. Bilal ezan okudu ve öğle namazını kıldı, sonra küçük bir minberin üstüne çıkıp, hutbe verdi. Allah’a hamd ve senada bulundu ve şöyle buyurdu:
‘Şüphesiz yüce Allah Kitabında şu ayeti indirmiştir:
“Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da zevcesini var eden, her ikisinden de birçok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun! Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık bağını kesmekten de sakının! Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir.”
Nisa 1
Bir de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Haşr Suresindeki şu ayeti okudu:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun! Herkes yarın için ne hazırladığına bir baksın! Allah’tan korkun! Şüphesiz ki, Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah’ı unuttukları için, Allah’ın da kendilerini unutturduğu kimseler gibi de olmayın! İşte onlar fasıkların ta kendileridir. Cehennemlikler ile cennetlikler bir olmaz! Cennetlikler muradlarına erenlerin ta kendileridir.”
Haşr 18, 20
Ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle devam etti:
‘Sizin ile sadaka vermeniz arasına engel olunmadan sadaka veriniz! Kimisi dinarından, kimisi dirheminden, kimisi elbisesinden, kimisi bir sa’ buğdayından, kimisi arpasından, kimisi bir sa’ hurmasından tasadduk etsin! Sizden biri, hiçbir sadakayı küçük görmesin! İsterse yarım hurma olsun!’
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yüzünde kızgınlık ifadeleri açıkça belli oluncaya kadar geciktiler. Cerir (Radiyallahu Anh) dedi ki:
Ensardan bir adam gümüş, bir rivayette altından eli nerdeyse onu alamayacak kadar büyük bir bağ getirdi. Hatta eli onu kuşatamıyordu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) minberi üzerinde olduğu halde onu aldı.
Adam:
−Ey Allah’ın Rasulü! Bu Allah yolunda sadakadır dedi.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu aldı, sonra Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) kalktı bir şeyler verdi, sonra Ömer (Radiyallahu Anh) kalktı bir şeyler verdi, sonra muhacirlerle ensar kalkıp bir şeyler verdiler. Sonra insanlar sadaka vermekte birbirinin ardından hareket ettiler. Kimisi dinardan, kimisi dirhemden, kimisi şundan, kimisi bundan verdi. Öyle ki iki yığın yiyecek ve giyecek gördüm. Hatta Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yüzünü sanki bir altın parçası imiş gibi parıldar gördüm.
Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
‘Herkim İslamda güzel bir yol açarsa, ona onun ecri ile ondan sonra onunla amel edenlerin ecri gibi ecir vardır. Onların ecirlerinden hiçbir şey eksiltilmeksizin ona da verilir. Herkim de İslamda kötü bir yol açarsa, onun günahı ona ait olur. Ondan sonra onunla amel edenlerin günahları gibi ona günah yazılır ve onların günahlarından hiçbir şey eksiltilmez!’
Daha sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
“Onların ileri gönderdiklerini de, geride bıraktıklarını da yazarız.” Yasin 12. ayetini okudu.
Cerir (Radiyallahu Anh) dedi ki:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o malları aralarında paylaştırdı.”
Müslim 3/88, 89, 8/61, 62, Nesei 1/355, 356, Darimi 1/126, 127, Tahavi Müşkilu’l-Asar 1/93, 97, Beyhaki 4/175, 176, Tayalisi 670, Ahmed 4/357, 358, 359, 360, 361, 362, İbni Kesir 3/565