لآ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ

La İlahe İllallah

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَاعْلَمْ أَنَّهُ لآ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ

“Bil ki, Allah’tan başka hakkı ile ibadet olunan hiçbir ilah yoktur! Kendi günahın için, mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların günahları için de Allah’tan bağışlanma dile! Allah sizin, dönüp dolaşacağınız yeri de varıp ulaşacağınız yeri de bilir.”

Muhammed Suresi 19

Alimler La İlahe İllallah’ın manası yani doğru tercümesi şöyledir diyorlar:

لاَ مَعْبُودَ بِحَقٍّ إِلاَّ اللهُ

Allah’tan başka hakkı ile ibadet olunan hiçbir ilah yoktur!

La İlahe İllallah kelimesi dinin aslıdır. Allah-u Teâlâ kâfirle mü’mini birbirinden bu kelimeyle ayırt etmiştir. Bütün Rasuller, kavimlerini bu kelimeye davet etmiş; tüm kitaplar da bu kelimeyi açıklamak için inmiş; cinler ve insanlar da yine bu kelime için yaratılmıştır.

İnsanlığın atası Âdem (Aleyhisselam) neslinden gelen insanları bu kelimeye davet etti ve onun üzerinde yürüdü. Sonra Nuh (Aleyhisselam)’ın kavminde tarihte ilk kez şirk meydana geldi. Allah-u Teâlâ da Nuh (Aleyhisselam)’ı kavmine La ilahe illallahı tebliğ etmesi için gönderdi ve onlara şu kelimeleri demesini emretti.

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللهَ مَا لَكُمْ مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ إِنِّيَ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

“Andolsun ki, Nuh’u kavmine gönderdik. Buna müteakibe hemen şöyle dedi: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur! Kuşkusuz ki, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum

Araf Suresi 59

Nuh (Aleyhisselam)’dan sonra Hud, Salih, İbrahim, Lut, Şuayb ve diğer resuller ümmetlerini aynı minval üzere Allah’ı birlemeye, O’na karşı samimi olmaya ve O’nun gayrına ibadeti terk etmeye davet ettiler.

Allah (Azze ve Celle), Nebimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i de bu kelimeyle gönderdi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kavmine şöyle buyurdu:

“Ey kavmim! ‘La ilahe illallah’ deyin kurtuluşa erin!”

İbni Hibban 6257

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) insanlara, ibadeti sadece Allah’a halis kılıp ibadetlerle Allah’ı birlemelerini, babalarının ve geçmişlerinin yaptığı heykellere, ağaçlara ve taşlara tapınma gibi Allah’a şirk olan fiilleri terk etmelerini söyledi. Müşrikler bunu reddederek şöyle dediler:

Zümer Suresi 3, Yunus Suresi 18

أَجَعَلَ الْآلِهَةَ إِلَهًا وَاحِدًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ

“İlahları bir tek ilah mı yaptı? Bu cidden tuhaf bir şeydir.”

Sa’d Suresi 5

Çünkü onlar heykel ve benzeri şeylere kurban kesmeye; onlara adak adayıp ibadet etmeye alıştıkları için bu kelimeyi reddediyor ve kabul etmiyorlardı. Zira bu kelime Allah’tan başka ilahların ilahlığını reddediyordu. Allah-u Teâlâ bu durumu Saffat Suresinde şöyle açıklamaktadır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لآ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ يَسْتَكْبِرُونَ وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوا آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍ

“Kuşkusuz ki, onlara, Allah’tan başka hakkı ile ibadet olunan hiçbir ilah yoktur! dendiği zaman büyüklük taslarlar! Delirmiş bir şair için biz ilahlarımızı mı terk edeceğiz? derler.”

Saffat Suresi 35, 36

Cehalet ve inatları sebebiyle Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i delirmiş bir şair ve benzeri isimlerle isimlendiriyorlardı. Bununla beraber, Onun insanların en doğrusu, en emini, en akıllısı olduğunu; şair ve deli olmadığını da biliyorlardı. Fakat cehalet, inatçılık ve benzeri şeyler onları Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e iman etmelerine mani oldu. Dolayısıyla bu kelimeyi kendi nefsinde gerçekleştirmeyen manasını bilmeyen ve gereğince amel etmeyen kimse gerçek Müslüman olamaz! Müslüman; Allah’ı birleyen, O’ndan gayrı varlıkların ilahlığını terk eden ve kulluğu sadece Allah’a has kılan kimsedir.

Müslüman, Rabb’i olan Allah’a namaz kılar, O’nun için oruç tutar, sadece O’na dua eder, O’ndan yardım ister, O’na adakta bulunur, O’nun için kurban keser ve benzeri ibadet nevilerini sadece O’na sarf eder.

İbadete müstahak olan varlığın sadece Allah olduğunu, O’ndan gayrının ibadete müstahak olmadığını bilir. Onların nebi, melek, veli, heykel, ağaç, cin ve onun dışında bir şey olması bu durumu değiştirmez. Bunların hiç biri ibadete layık değildir. Aksine ibadet olunmak sadece ve sadece Allah’ın hakkıdır. Bundan dolayı Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُوا إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا

“Rabbin, yalnız kendisine kulluk etmenizi ve anneye babaya, iyilik etmenizi emretti. İkisinden birisi, yahut her ikisi, senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşır(ihtiyarlık zamanlarında senin yanında kalırlar)sa sakın onlara ‘Öf!’ deme! Onları azarlama! Onlara güzel söz söyle

İsra Suresi 23

La ilahe illallahın manası da budur. Allah’tan başka gerçek bir mabut yoktur. La ilahe illallah kelimesi hem nefiy hem isbattır. Allah’tan gayrı varlıklardan uluhiyet sıfatını nefyettiği için nefiy; o sıfatı hakkıyla Allah’ı isbat ettiği için de isbattır. Allah-u Teâlâ bu hususu şöyle açıklamıştır:

ذَالِكَ بِأَنَّ اللهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ هُوَ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ

“İşte böyle. Çünkü Allah, Hak’tır, O’ndan başka yalvarıp dua ettikleri ise batıldır. (aslı olmayan yalan şeylerdir) İşte çok yüce, çok büyük olan, Allah’tır.”

Hac Suresi 62

İnsanların, ibadeti, Allah’ın gayrı varlıklara sarf etmeleri batıldır! Bu eşyayı mahallinin dışında bir şeyde kullanmaktır. Allah-u Teâlâ şöyle emretmektedir:

يَآ أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize kulluk edin! Umulur ki, (Allah’ın azabından) korunursunuz!”

Bakara Suresi 21

Allah-u Teâlâ mü’minlere, sadece sana kulluk eder, sadece senden yardım isteriz demelerini emretmiştir:

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ

“Ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden medet/yardım isteriz.”

Fatiha Suresi 5

Bununla kast edilen mana, sadece ve sadece sana ibadet eder, sadece ve sadece senden yardım isteriz demektir. Allah-u Teâlâ başka bir ayetlerde ise şöyle buyurmaktadır:

وَاعْبُدُوا اللهَ وَلاَ تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالجَنبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللهَ لاَ يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالاً فَخُورًا

“Allah’a kulluk/ibadet edin! O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın! Anneye babaya, akrabaya, öksüzlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara/kölelere iyilik edin! Kuşkusuz ki, Allah kendisini beğenip övünenleri/kibirlenenleri sevmez!”

Nisa Suresi 36

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَمَآ أُمِرُوا إِلاَّ لِيَعْبُدُوا اللهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَآءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاَةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَالِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ

“Oysa kendilerine, dini yalnız Allah’a halis kılıp, O’nu birleyerek Allah’a kulluk etmeleri emredilmişti. İşte dosdoğru olan din budur.”

Beyyine Suresi 5

فَادْعُوا اللهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

“Kâfirlerin hoşuna gitmese de siz, dini yalnız Allah’a halis kılarak O’na dua/ibadet edin!”

Gafir Suresi 14

إِنَّآ أَنْزَلْنَآ إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللهَ مُخْلِصًا لَّهُ الدِّينَ أَلاَ لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ

“Biz bu Kitabı sana hak ile indirdik; öyleyse sen de dini yalnız kendisine halis kılarak Allah’a dua/ibadet et! Dikkat! İyi bil ki, halis din yalnız Allah’ındır!..”

Zümer Suresi 2, 3

Bu ve benzeri birçok ayetler, sadece Allah’ın ibadete layık olduğuna; mahlûkattan hiç birinin ibadete layık olmadığına delalet etmektedir. Bu da yine ibadeti hakkıyla Allah’a has kılmanın, Allah’tan başkasından ise ibadeti yasaklamanın başka bir tefsiridir. Ancak Allah’ın gayrına da ibadet edildiği bilinmektedir. Allah’ı bırakarak heykellere ibadet edenler olmuştur! Nebilere ibadet edenler olmuştur! Salih kullara ibadet edenler olmuştur! Yani bu varlıklar ibadet olunmuştur. Buların hepsi tahakkuk etmiştir. Ancak bu tür ibadetler batıldır, hak değildir; gerçek mabud sadece ve sadece Allah-u Teâlâdır.

Açıklamaya çalıştığımız ‘La ilahe illallah’ kelimesi Allah’ın gayrı varlıklara dua/ibadet edilmesini yasaklıyor; ibadetin hakkıyla ve sadece Allah’a yapılmasını ermediyor. Allah-u Teâlâ, İbrahim (Aleyhisselam)’ın babasına ve kavmine hitabını bize şöyle anlatıyor:

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ إِنَّنِي بَرَآءٌ مِّمَّا تَعْبُدُونَ إِلاَّ الَّذِي فَطَرَنِي فَإِنَّهُ سَيَهْدِينِ وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً فِي عَقِبِهِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

“Bir zamanlar İbrahim, babasına ve kavmine demişti ki: Kuşkusuz ki, ben sizin taptıklarınızdan beriyim! Ben yalnız beni yaratana kulluk ederim. Kuşkusuz ki, O bana doğru yolu gösterecektir. Allah bu tevhid sözünü ardında kalıcı bir söz yaptı ki, (insanlar Allah’a kulluğa) dönsünler.”

Zuhruf Suresi 26, 27, 28

قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَآءُ مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَآءُ أَبَدًا حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللهِ وَحْدَهُ

“Andolsun ki, İbrahim ve onunla beraber olanlar da sizin için güzel bir örnek vardır. Hani bir zamanlar onlar kavimlerine: Kuşkusuz ki, biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan/kulluk ettiklerinizden beriyiz! Sizi ve taptıklarınızı/kulluk ettiklerinizi tekfir ediyoruz! Siz, bir tek olan Allah’a iman edinceye kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret başlamıştır…”

Mümtehine Suresi 4

Bu ifadeler bütün rasullerin sözüdür. Çünkü Allah-u Teâlâ: “İbrahim ve onunla beraber olanlar da sizin için güzel bir örnek vardır...” buyruğuyla bütün rasulleri kast etmektedir. İbrahim ve onlarla beraber olanların daveti, Allah’tan gayrına ve kendilerine ibadet edilmesine razı olan kimseleri Allah’ın dışındaki sahte mabudlardan uzaklaştırmaktadır. Mü’min, onlardan teberri eder onlara ibadeti reddeder ve yalnızca Allah’a iman eder. Bundan dolayı Allah-u Teâlâ, İbrahim’in babası ve kavmine karşı tavrını anlatırken mezkûr ayette şöyle buyurmaktadır:

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ إِنَّنِي بَرَآءٌ مِّمَّا تَعْبُدُونَ

“Bir zamanlar İbrahim, babasına ve kavmine demişti ki: Kuşkusuz ki, ben sizin taptıklarınızdan beriyim!..”

Zuhruf Suresi 26

Allah, onu ve ondan başkalarını yaratan varlık olduğuna göre İbrahim, Allah’a ibadet etmekten beri olmamış fakat Allah’tan başkasına ibadet etmekten beri olmuştur.

Kulları yaratan ve güzel nimetlerle onları rızıklandıran varlık, elbette ibadete layıktır. Bu da yine bu kelimenin gerektirdiği hakikatlerden biridir.

Allah’tan başkasına ibadet etmekten beri olmak, onu reddetmek, onun batıl olduğuna inanmak, ibadetin sadece Allah’ın hakkı olduğuna iman etmektir. Bu manayı Allah’ın şu ayetinde buluruz:

فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انْفِصَامَ لَهَا وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

“Kim tâğutu inkâr edip Allah’a iman ederse, andolsun ki, o kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.”

Bakara Suresi 256

Ayetteki; “Kim tâğutu inkâr edip Allah’a iman ederse” nin manası; kim tâğuta ibadeti inkâr eder, ondan beri olursa demektir.

Tâğut: Allah terk edilerek ibadet olunan her şeye verilen bir isimdir. Allah’ın gayrı ibadet ve tazim olunan ağaç, taş, heykel ve yıldız birer tâğuttur. Firavun, Nemrut ve benzeri ibadet olunup, kendisine ibadet edilmesinden razı olan kimselerin durumu da aynıdır. Onlara da tâğut denir. Şeytanlar da birer tâğuttur. Onlara da tâğut denmesi, insanları şirke çağırdıklarındandır.

Fakat Nebiler, salihler ve melekler kendilerine ibadet edilmesine razı olmadıkları için tâğut durumunda değillerdir. Aksine insanları kendisine ibadet etmeye çağıran şeytandır, tâğut da o dur. Nebiler, salihler ve melekler bu çirkin fiillerden beridirler, tâğut da değildirler. Onlar, Allah’tan gayrı varlıklara ibadeti yasaklamış ve sakındırmışlardır.

İbadetin sadece Allah-u Teâlâ’nın hakkı olduğunu beyan etmişlerdir. Mezkûr ayette Allah-u Teâlâ: “Kim tâğutu inkâr edip...” derken kim Allah’ın gayrına ibadet etmeyi reddeder, ondan beri olur ve onun batıl olduğunu beyan eder “...Allah’a iman ederse...” Allah’a gerçek mabud olarak iman eder, ibadete yegâne layık, âlemlerin Rabb’i, onun yaratıcısı, ibadete layık bir varlık O’dur derse: “Andolsun ki, o kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır...” demektir.

Allah’tan başkasına ibadeti terk, onu inkâr edip batıllığına itikat edinceye kadar, Müslümanın imanı tam ve sahih olmaz. Bu ifade, aynı zamanda aşağıda gelecek ayetlerin de manasıdır.

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

ذَالِكَ بِأَنَّ اللهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ هُوَ الْبَاطِلُ

“İşte böyle. Çünkü Allah haktır. O’ndan başka yalvarıp dua ettikleri ise batıldır...”

Hac Suresi 62, Lokman Suresi 30

يَآ أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize kulluk edin ki, (Allah’ın azabından) korunasınız.”

Bakara Suresi 21

وَاعْبُدُوا اللهَ وَلاَ تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا

“Allah’a kulluk/ibadet edin! O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın!..”

Nisa Suresi 36

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَمَآ أُمِرُوا إِلاَّ لِيَعْبُدُوا اللهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَآءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاَةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَالِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ

“Oysa kendilerine, dini yalnız Allah’a halis kılıp, O’nu birleyerek Allah’a kulluk etmeleri emredilmişti. İşte dosdoğru olan din budur.”

Beyyine Suresi 5

Bu gibi ayetler Kur’anda çoktur. Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle demiştir:

“İnsanlar, Âdem (Aleyhisselam)’ın zamanında ve ondan sonraki on asırlık sürede tevhid üzere idiler. Sonra Nuh’un kavminde şirk meydana geldi. Onlar Allah ile Vedd, Suva, Yegus, Yeûk ve Nesr gibi ölmüş salih insanlara da ibadet ediyorlardı.”

Taberi Tefsiri 29/62

Allah, onlara Nuh (Aleyhisselam)’ı gönderdi. Nuh (Aleyhisselam) kavmini Allah’ı birlemeye davet etti ve onları Allah’ın cezalandırmasından sakındırdı. Çok azı müstesna onlar, sapkınlıklarında devam ettiler. Onların çoğu hakkı kabule yanaşmayıp büyüklendiler.

Bunun neticesinde Allah’ın onları, tufanda helak ettiği bilinmektedir. Gemide Nuh (Aleyhisselam) ile beraber olan kimselerden gayrı kurtulan olmadı. Allah-u Teâlâ buna şu ayetiyle işaret etmiştir:

“Onu ve gemi halkını kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.”

Ankebut Suresi 15

Bu onlara dünyadaki ceza idi. Onlara bir de ahiret azabı var ki o da cehennem ateşidir. Nuh(Aleyhisselam)’dan sonra Âd kavmine Hud’u gönderdi. Onlar da Allah’ı inkâr edip, yeryüzünde fesat çıkarma ve sapıklıkta kendilerinden önceki Nuh kavminin yollarına tabi oldular. Allah da onların üzerine akim rüzgârını göndererek onların hepsini helak etti. Onlardan Hud (Aleyhisselam)’a iman eden birkaç kimseden gayrı kurtulan olmadı.

Bunlardan sonra da Salih (Aleyhisselam)’ın kavmi Semud’un halkının devri geldi. Onlar da kendilerinden önceki Nuh ve Hud’un ümmetlerinin yollarına süluk ettiler.

Rasullerine isyan ederek hakkı kabullenmeyip büyüklendiler. Allah da onları korkunç bir çığlık ve sarsıntı cezasıyla yakaladı ve hepsini helak etti. Onlardan Salih (Aleyhisselam)’a iman edenlerden gayrı kimse kurtulamadı.

Semud kavminden sonra diğer ümmetlerin devri; İbrahim’in ümmeti, Lut ve Şuayb’ın ümmeti, Yakub, İshak ve Yusuf’un ümmetinin devri geldi. Bunlardan sonra Musa, Harun, Davud, Süleyman ve diğer Nebilerin devri geldi.

Onların hepsi emrolundukları gibi kavimlerini Allah’ı birlemeye davet ettiler. Allah-u Teâlâ bu hususta şöyle buyurmuştur:

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُوا اللهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ

“Andolsun ki, biz her millet içinde; Allah’a kulluk edin tağuta tapmaktan da kaçının diye bir Rasul gönderdik…”

Nahl Suresi 36

وَمَآ أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَّسُولٍ إِلاَّ نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنَا فَاعْبُدُونِ

“Biz, senden önce gönderdiğimiz her rasule: ‘Benden başka ilah yoktur, sadece bana kulluk edin’ diye vahyettik.”

Enbiya Suresi 25

Rasullerin hepsi dini tebliğ edip onu açıklama görevlerini yerine getirmişlerdir. Onlar ümmetlerine vahyi tebliğ ile emaneti eda ederek kavimlerine nasihat etmiş, La ilahe illallah kelimesinin manasını açıklamışlardır. İbadeti ihlâsla Allah’a yapmanın gereğini, ibadete layık olanın sadece Allah olduğunu beyan etmişlerdir. Kutsanan ve tapınan heykeller, taşlar, ağaçlar, yıldızlar, cinler, insanlar ve benzeri yaratılmışlar ibadet edilmeye layık olmayan varlıklardır. İbadetin sadece Allah’a sarf edilmesi gerekir.

Firavun, tuğyan ve inatla Musa (Aleyhisselam)’ı öldürmek için peşine takılınca Allah, onu denize doğru götürdü. Onu ve beraberindekileri bir anda boğdu. Bu onların dünyadaki azabı idi. Bundan sonra bir de ahiret azabı var ki Allah-u Teâlâ’dan yardım isteriz.

Nebimiz de insanları Allah’a davet etti. Onlardan iman edenleri cennetle müjdelerken küfürde kalanları ateşle korkuttu. Mekke’de iman eden iman etti. Onlar adet bakımından azdır. Kendisine ve ashabına yapılan eza sebebiyle Allah, Medine’ye hicret etmesini emretti. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve ona iman edenlerden güç yetirenler Medine’ye hicret ettiler.

Böylece Medine hicret yurdu ve müslümanların ilk başkenti oldu. Kureyş’in Mekke’de Rasulullah’a ve iman eden müslümanlara korkunç işkencelerinden sonra Medine’de Allah’ın dini yayılmaya ve cihad pazarı kurulmaya başladı. Bunların hepsi La ilahe illallahın tahakkuku için oluyordu.

Arap kavmi de küfür, tekzib ve inatçılık da kendilerinden öncekilerin yoluna tabi oldu. Nebimiz Mekke’de on üç yıl boyunca onları Allah’ı birlemeye ve şirki terk etmeye davet etti durdu. Kendisine çok az kimse iman etti. Medine’de hicretten sonra da müşrikler, sapkınlıklarında devam ettiler. Bedirde, Uhud’da, Hendekte inatla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile savaştılar.

Kâfir Araplar müşriklere yardım etti. Allah da Nebisine ve müminlere yardım etti. Bedir günü Allah düşmanlarını hezimete, dostlarını ise zafere erdirdi. Sonra Uhud’ta Allah’ın kullarına takdir ettiği imtihan tahakkuk etti. Kitabında sebeplerini beyan ettiği müslümanların öldürülmesi ve yaralanması gibi şeyler meydana geldi.

Daha sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile ehli küfür arasında Ahzab savaşı meydana geldi. Allah-u Teâlâ ordusunu aziz etti, kulu Muhammed’i muzaffer etti ve kâfirlere de azabını indirdi. Kâfirler hüsrana uğrayarak bir şey elde edemeden beldelerine döndüler. Allah düşmanları aleyhine müslümanlara zafer verdi.

Bu hadiseden sonra hicretin 6. Senesinde Hudeybiye musalahası meydana geldi. Hudeybiye’de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile ehli Mekke arasında on senelik bir sulh yapıldı. Bununla kastedilen insanların eminliği, her iki tarafın birbirleriyle buluşmaları, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in davetini iyice düşünüp tefekkür etmeleri ve benzeri şeylerdi.

Bu anlaşmadan sonra Kureyş anlaşmayı bozdu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hicretin 8. Senesi Ramazanda onlarla savaştı. Allah-u Teâlâ Rasulüne Mekke’nin fethini nasip etti. Bu hadiseden sonra insanlar grup grup Allah’ın dinine girdiler. Bu yüce din, müntesiplerine Allah için sabır ve ihlâslı olmalarını, emretmektedir.

Bu din müntesiplerinden Allah’a ve Resullerine iman etmelerini, dini hükümlere saygılı olmalarını, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk etmelerini istemektedir. İşte bu din Allah’ın dinidir. Allah, Resullerini bu dinle gönderdi, kitaplarını da bu din için indirdi. Bu din nebimizin tebliğiyle memur olduğu dindir.

Bu din, Allah’ı birlemek, ona karşı ihlâslı olmak; Rasulü Muhammed’e iman onun şeriatına söz ve fiille bağlanmaktır. Onun aslı ve esası, Allah’ın rasullere tebliğsini emrettiği La ilahe illallaha şahadet etmektedir. Nuh’tan Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kadar bu kelimenin olmadığı bir şeriat yoktur. La ilahe illallah sözle, fiille ve itikatla olmadan İslam olmaz.

Müslüman, diliyle La ilahe illallah der; kalbi ve amelleri ile onu tasdik eder. Allah’ı birler, ibadetleri ona has kılar, Onun gayrına ibadet etmekten imtina eder. Bununla beraber Rasulullah’ın risaletine şahadet getirir. Artı Allah’ın birliğine iman, Ona ibadet ederken ihlâslı, gönderilen resulleri de tasdik eder. Çünkü Nuh (Aleyhisselam)’ın rasullüğünün tasdiki La ilahe illallaha şahadet ve Allah’a imanın gereğidir. Bunun dışında bir İslam yoktur.

Hud’un zamanında da durum aynı idi. Samimiyetle Allah’ı birlemeden, La ilahe illallahın manasına iman etmeden ve Hud (Aleyhisselam)’ı tasdik etmeden dine girmek yoktu. Salih (Aleyhisselam)’ın zamanında da durum böyle idi. Allah’ı birlemeden, Ona karşı samimi olmadan, Salih’e o, Allah’ın gerçek rasulü diye iman etmeden din yoktu. Bunlardan sonra her rasulün durumu aynıdır. İslam dininde de Allah’ı birlemek, rasule iman ve onu tasdik etmeden müslümanlık yoktur.

Meryem oğlu İsa (Aleyhisselam) İsrail oğullarına gönderilen nebilerin sonuncusu idi. İsa’ya iman etmeden ve getirdiği şeriata ittiba etmeden hristiyanlık olmuyordu. Dolayısıyla yahudiler İsa’yı inkâr ve tekzip edince kâfir oldular. Sonra Allah Teâlâ, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i nübüvvet ve risaleti mühürleyici olarak gönderdi. İslam dinine girişi, ona iman ve getirdiklerini tasdike bağladı.

La İlahe İllallahın Manası

La ilahe illallah kelimesine iman; onun manasına itikat ve Allah’ı birlemekle olur. La ilahe illallahın manası; Allah’ı ibadetlerle birlemek, bütün ibadetleri ona has kılmak, Onun gayrına ibadetlerden hiç bir şeyi sarf etmemek,  Rasulullah’tan sonra nebi gelmeyeceğine iman etmektir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ümmetine La ilahe illallahı böyle öğretti. Kur’an da La ilahe illallah’a aynen böyle işaret etmektedir.

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir! Asıl iyilik, o kimsenin iyliğidir ki, Allah’a ahiret gününe, Meleklere, Kitaba ve Nebilere iman etti.”

Bakara Suresi 177

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“İman; Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına, Rasullerine, ahiret gününe iman etmen ve bir de kadere onun hayrına ve şerrine iman etmendir.”

Müslim 8/1

İslam Dinin Manası

İslam dini; “La ilahe illallah Muhammeder Rasulullah” sözcüğünün yanı sıra rasullere, meleklere, kitaplara, kadere onun hayrına ve şerrine ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, cennete, cehenneme ve bunların gerçek olduğuna iman etmek demektir. Ama bunun aslı ve esası, Allah’a iman ve sadece Onun ibadete layık olduğunu ikrar etmektir.

İşte bu hem asıldır hem de esastır. Geri kalan meselelerse bu asla tabidir. İslam’a girmek, cenneti kazanmak ve ateşten kurtarmak isteyen kimse, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ittiba etmelidir. Bu da o kimsede “La ilahe illallah Muhammeder Rasulullah” kelimesinin manasını ve gereklerini yerine getirmekle mümkündür.

La İlahe İllallahı Gerçekleştirmenin Şartları Vardır

Birinci Şartı: Allah’ı ibadetlerle birlemek ve ibadetleri Ona has kılmak; başkalarına ibadet etmemek; Allah’ın cennet, cehennem, kitaplar, rasuller, ahiret günü, kader ve benzeri şeylerle ilgili Rasulüne bildirdiği haberlerine iman etmektir.

İkinci Şartı: Muhammeder Rasulullah’ın gerçekleşmesiyledir. Yani bütün rasullere imanla beraber Rasulullah’ın Allah’ın kulu ve rasulü olduğuna, Allah’ın onu bütün insan ve cinlere Allah’a iman etmeye çağırması için gönderdiğine, onun getirdiği dine tabi olmanın gerekliliğine iman etmektir.

Bundan sonra Allah’ın kulları için vazettiği, Rasulünün eli ve diliyle uygulanan şeriata Namaz, zekât, oruç, hac, cihad ve benzeri şeyler sarılmak gelir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e hangi amelin kulu cennete sokup ateşten kurtardığı sorulduğunda:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın rasulü olduğuna şahidlik etmektir.”

Buhari, Müslim

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu hadisini tefsir ederken şöyle buyurmuştur:

“Allah’a ibadet et ve O’na hiçbir şeyi ortak koşma!”

Müslim 13/14

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) İslam’ı tarif ederken şöyle buyurmuştur:

“İslam; Allah’a ibadet etmen ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamandır!”

Müslim 9/5

Ömer (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği hadiste ise Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“İslam; Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şahadet etmendir...”

Hadislerin biri diğerini tefsir etmektedir. Çünkü Allah’tan başka ilah olmadığına şahadetin manası, Allah’ı ibadetlerle birlemek ve şirki terk etmektir. Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şahadetin manası; Allah’ın Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in dili üzere şeriat yaptığı hükümlere iltizam göstermektir. Allah’a ibadet de budur. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e bir adam gelerek:

−Ya Rasulullah! Bana cennete girip ateşten kurtulacağım bir amel göster, dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de şöyle buyurdu:

“Allah’a ibadet et ve O’na hiçbir şeyi ortak koşma!..”

Dolayısıyla Allah’a ibadet etmek ve ona şirk koşmamak; La ilahe illallah’ın manasıdır. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Allah’tan başka ilah olmadığını bil ve kendi günahın için Allah’tan bağışlama dile...”

Muhammed Suresi 19

Ayette kast edilen mana, bil ki ibadete yegâne layık Odur. Onun gayrine ibadet uygun değildir demektir. Müşriklerin La ilahe illallahı reddetmeleri, onun manasını bize açıklamaktadır. Onların o kelimeyi reddetmeleri, ilahlarını iptal ettiği ve kendilerinin de delalette olduğunu açıkladığı içindir.

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İlahları bir tek ilah mı yaptı? Bu cidden tuhaf bir şeydir.”

Sa’d Suresi 5

Onların böyle demeleri de bundandı. Allah-u Teâlâ onların halini şöyle haber vermektedir:

“Onlara: Allah’tan başka ilah yoktur dendiği zaman, büyüklük taslarlardı! Delirmiş bir şair için biz ilahlarımızı mı terk edeceğiz!? derlerdi.”

Saffat Suresi 35, 36

O kutlu kelimenin, ilahlarını iptal ettiğini, onların sahte ve ibadet edilmeye layık olmayan batıl birer ilah olduğunu, gerçek ilahın ise sadece Allah-u Teâlâ olduğunun manasına geldiğini iyi biliyorlardı. Onların zarardan korunma ve yardım görme amacıyla ağaçlara, taşlara, ölülere ve benzeri şeylere tapınmaları batıldır.

Çünkü mahlûkatın tamamı Allah’ın mülkü ve tasarrufu altındadır. Dolayısıyla onların ne bir zarar ne de bir fayda verme gücü yoktur. Aksine onların hepsi Allah’ın kuludur. Onlardan hiçbiri ibadet edilmeye layık değildir. Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır:

“İlahınız tek bir ilahtır, ondan başka ilahınız yoktur, O Rahmandır, Rahimdir.”

Bakara Suresi 163

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İlahınız kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.”

Ta-Ha Suresi 98

Her mükellefin bu meseleyi iyi anlaması gerekir. Dinin aslı ve esası sadece Allah’a ibadet etmektir. Çünkü Allah-u Teâlâ cinleri ve insanları bunun için yaratmıştır. İnsanların birçoğu ne yaparsa yapsın, La ilahe illallah demenin kişinin müslüman olması için yeterli olacağı zannediyor. Bu büyük bir cehalet ve gaflettir. La ilahe illallah, sadece dille söylenen bir kelime değildir.

Aksine bu kelimenin dille söylendiği gibi, onun gereği amellerin de tatbik edilerek, gerçekleştirilmesi şarttır. Kul şirk işleyerek yahut Allah’a ibadet etmeyerek, Allah ile kavgalı olduğu halde La ilahe illallah derse, o kimse bu kelimenin gereğini yerine getirmemiş olur. Bu mübarek kelimeyi münafıklar da hatta onların reisi Abdullah b. Selul da söylüyordu. Bununla beraber onlar ateşin en alt tabakasındadır.

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz ki, münafıklar ateşin en aşağı tabakasındadırlar. Onlar için hiçbir yardımcı bulamazsın.”

Nisa Suresi 145

Bunun sebebi onların kalpleriyle küfrettikleri halde dilleriyle o kelimeyi söylüyor onun gereğine itikat etmiyorlardı. Dolayısıyla salt dilleriyle o kelimeyi söylemeleri onlara fayda vermedi. Yahudi, hristiyan ve putperestler de La ilahe illallah dedikleri halde münafıkların yolu üzeredirler.

Manasına inanıp ibadeti Allah’a has kılarak Onun şeriatına bağlanana kadar bu kelime onlara fayda vermeyecektir. Museylemetu’l-Kezzab, Esvedu’l-Ansi, Muhtar bin Ebi Ubeyd Es-Sakafi gibi yani Yemame ehlinden Museylemeye, Yemen ehlinden Esvedi’l-Ansi’ye ve Irak ehlinden Muhtar’a tabi olanlar gibi Nebilik iddiasında bulunan kimselere tabi olanlar da “La ilahe illallah Muhammade’r-Rasulullah” diyorlardı. Onlar Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sonra nebilik iddia edenleri tasdik ettikleri için küfre girip, mürtet oldular. Zira onlar bu tutumlarıyla Allah’ın şu ayetini yalanlamış oldular!

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Muhammed, sizin erkeklerinizden birinin babası değildir, fakat Allah’ın rasulü ve nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.”

Ahzab Suresi 40

Bu yalancı nebileri, Nebilik iddiasında tastik ettikleri için küfre girmiş ve kendilerine savaş açılmaya müstahak olmuşlardır. Batılın davetçilerine akıllı kimselerin aldanması yaraşmaz. Onlar Allah’tan gayrına dua eden, Allah’a gayrıyla dua eden, Allah’a gayrıyla şirk koşan, Allah’ı bırakarak yaratılmış mahlûklara kulluk eden davetçilerdir. Bu amellerle birlikte hala küfre düşmediklerini zannetmekteler. Çünkü onlar La İlahe İllallah demekteler. Evet dilleriyle onu diyorlar fakat amelleri ve küfri sözleriyle onu bozuyorlar. Dilleriyle La İlahe İllallah diyorlar, Allah’a şirk koşmalarıyla o sözü ifsat ediyorlar. Allah’tan gayrına ibadetleri sebebiyle La İlahe İllallah demeleri onların ne kanlarını ne de mallarını korumamıştır.

Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun Rasulü olduğuna şehadet, namazı ikame, zekâtı eda edinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Onlar bunları yapınca kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak İslam’ın hakkı mukabili olmak, müstesnadır. İnsanların gizli işlerinden dolayı olan hesapları da Allah’a aittir.”

Buhari 178, Müslim 22/36

Bu hususların gerekliliğini Rasulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) işte böyle açıklamıştır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Herkim Allah’tan başka hak ilah yok der ve Allah’tan gayrı ibadet olunan şeyleri tanımazsa onu malı ve kanı haram (dokunulmaz)dır. Hesabı Allah’a aittir.”

Müslim 23/37

Diğer bir rivayette ise Rasulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Herkim Allah’ı birler ve Allah’tan gayrı ibadet olunan şeyleri tanımazsa onun malı ve kanı haramdır. Hesabı da Allah’a aittir.”

Müslim 23/38

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu ve benzeri hadislerle, Allah’ı birlemek Ona ihlâslı olmak; Allah’tan gayrına ibadeti reddetmek; Ondan gayrını inkâr ve ondan beri olmanın şart olduğunu; ifade ederken şehadet getirmeyi, namaz kılmayı, zekât vermeyi ve İslam’ın diğer vecibelerini yerine getirmeyi açıklamıştır. Gerçek İslam işte budur.

Bunun zıddı ise Allah’a isyandır. Bu esasa gereği gibi sarılıp onun üzerinde yürümek gerekmektedir. Nerede olursan ol Allah’ın farz kıldığı hakları eda edip haram kıldığı şeyleri de terk ederek Allah’ı birlemen ve ibadeti Ona has kılman gerekir. Bu şekilde hareket ettiğin zaman müslüman olur, Allah’ın dünya ve ahiret sevabına mazhar olup Onun ikramını elde edersin.

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ben, cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”

Zariyat Surtesi 56

Allah Subhanehu ve Teâlâ, onları yaratmadaki hikmeti beyan etmiştir. Onlar, abes ve başıboş yaratılmamışlardır. Aksine büyük bir iş için halk edilmişlerdir. Allah’a kulluk etmek ve Ona hiçbir şeyi ortak koşmamak, dua, korku, ümit, namaz, oruç, kurban kesme, nezir yapma ve benzeri ibadetleri sadece Ona has kılmak için yaratılmışlardır. Aynı zamanda bütün Resuller de bu gibi ibadetlerle gönderilmişlerdir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Yemin olsun ki, Biz her millet içinde Allah’a kulluk edin taguta tapmaktan kaçının diye bir elçi gönderdik...”

Nahl Suresi 36

İslam’ı bozan her hangi bir fiili işleyen kimse, La İlahe İllallah kelimesinin manasını iptal etmiş olur. Çünkü bu kelime sahibine Allah’ı ibadetlerle birlemeyi ve bunda samimi olmayı gerektiriyor. La İlahe İllallah ın anlamını bozucu bir şeyi yapmazsa bu kelime sahibine fayda verir, Allah’ın ikramına, dünya ve ahiret saadetine erer. Fakat bir kimse, La İlahe İllallahın manasını söz veya amelle bozarsa, o kelime sahibine saate bin kere dese de asla fayda vermez.

O kimse La İlahe İllallah Muhammede’r-Rasulullah dese, namaz kılsa, oruç tutsa, zekât verse, hacca gitse buna rağmen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve sahabe zamanında ortaya çıkıp kendisini nebi olduğunu iddia eden Müseylemetü’l-Kezzab için onun nebiliği doğrudur dese, o kimseye amellerinin hiç biri fayda vermez.

Irak’ta nebi olduğunu iddia eden Muhtar bin Ebi Ubeyd için o sadık bir nebidir, ona karşı savaşanlar hata etmişlerdir diyen kimseler veya Yemen’de nebilik iddiasında bulunan Esved’il-Ansi veya ondan sonra ortaya çıkan yalancı Nebiler hakkında o sadık bir nebidir diyen bir kimse La İlahe İllallah dese ve bunu binlerce kez tekrarlasa da kâfirdir, La İlahe İllallah ona fayda vermeyecektir.

Şeyh Bedevi, Hüseyin İbni Ulvan, Abdulkadir Geylani ve benzeri kimselere ibadet eden, onlara bir şeyler nezreden, onlardan medet ve yardım talep eden kimseler La İlahe İllallah dese de onlara bu kelime fayda vermeyecektir. O gibi kimseler bu fiilleriyle La İlahe İllallahın manasını bozarak sapıklığa düşmektedirler.

Bir kimse, La İlahe İllallah dese, namaz kılsa, oruç tutsa buna karşılık Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sövse onu küçük görse onunla eğlense, risalet görevini gereği gibi tebliğ etmedi dese veya ayıplardan herhangi bir ayıpla Rasulullah’ı ayıplasa o kimsede kâfir olur. O gibiler, isterse binlerce kez La İlahe İllallah desin, namaz kılsın, oruç tutsun durum aynıdır. Çünkü bu gibi fiiller ve sözler kulun dinini iptal eden itikadını bozan şeylerdir. Bundan dolayı âlimler, kitaplarında ‘Mürtedin hükmü’ başlığı altında bir bölüm açmaktadırlar. Mürtet diye; İslam’a girdikten sonra tekrar küfre giren kimseye denir.

Âlimler o kısımda itikadı bozan şeylerin çeşitlerini zikretmektedirler. Bizim, biraz önce zikrettiğimiz şeyler de o kısımdandır. Başka bir kimsede La İlahe İllallah dese ve namazın vucubiyetini inkâr ederek namaz vacip değil, dese veya oruç tutmak vacip değil, zekât vermek vacip değil, hac etmek vacip değildir dese, müslümanların icmasıyla küfre girer, La İlahe İllallah demesi ona fayda vermez.

Farziyetini inkâr ettiği halde namaz kılsa veya oruç tutsa bunlarda o kimseye fayda vermez. Bir kimse de namaz kılsa, oruç tutsa ve ibadet etse fakat zina helaldir veya ümmet haramlılığına icma ettiği bir şeye helal dese bu kimse de müslümanların hepsinin yanında küfre girmiş, bu sözüyle dinini bozmuştur. Her ne kadar bu kimse La İlahe İllallah Muhammeder Rasulullah diye şehadet getirse, namaz kılsa ve oruç tutsa da zinayı helal sayarak Allah’ı şu ayette yalanlamaktadır.

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Zinaya yaklaşmayın, çünkü o, açık bir fuhşiyat ve çok kötü bir yoldur.”

İsra Suresi 32

Bir kimse, içki ve kumar helaldir dediği halde namaz kılsa, oruç tutsa ve La İlahe İllallah dese bu tutumuyla bütün müslümanların yanında küfre girmiş ve müşrik olmuştur. Çünkü o kimse Allah-u Teâlâyı şu ayetinde yalanlamaktadır.

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (heykeller, üzerine işaretler konmuş) şans okları şeytanın işi birer pisliktir. Bundan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.”

Maide Surtesi 90

Şarap, kumar ve benzeri şeylere helal diyen kimse, müslümanların beldelerinden uzak bir yerde yetişip o hükümleri bilmeyen biriyse biz ona bu hükümleri şer’i delillerle beyan eder açıklarız. O kimse zina, içki ve benzeri haramlığında icma olan şeylerin helâlılığında ısrar ederse, müslümanların icmasıyla küfre girer. Bu ifadelerden kastedilen La İlahe İllallah Muhammede’r-Rasulullah diyerek İslam’a giren kişinin bunları bozan şeyleri yaptığında bu kelimenin onun kanı ve malını korumaya yetmeyeceğinin bilinmesidir.

Bir kimse namaz kılsa, oruç tutsa, diğer ibadetleri yapsa ve bir oturuşta binlerce kez bu kelimeyi söylese bununla beraber annesiyle veya kızıyla ve benzeri kimselerle cinsi münasebetin kendisine helal olduğunu söylese müslümanların hepsinin yanında küfre girmiş ve Allah’ın haram yaptığı bir şeyi helal yaptığından dolayı kâfir olmuştur.

Bir kimse nebilerden bir nebiyi yalanlasa ve Muhammed Allah’ın Rasuludur, ben buna iman ediyor, Allah’ı birliyor ve La İlahe İllallah diyorum. Ancak Meryem oğlu İsa’nın yalancı olduğu, onun Allah Rasulu olmadığını söylüyorum dese, müslümanların icmasıyla küfre girer. Nebiliğine nas olan Musa, Harun, Davud, Süleyman, Nuh, Hud, Salih ve benzeri Nebiler için, onlar nebi değildir dese ve onlara sövse, icmaen küfre girer.

La İlahe İllallah Muhammede’r-Rasulullah demesi, namaz kılması ve oruç tutması ona fayda vermeyecektir. Çünkü o kimse Allah ve Rasulunu yalanlayıcı fiilleri yapmış, rasullere de tan etmiştir. Bir kimse Allah-u Teâlânın namaz, oruç ve benzeri şeriat yaptığı her şeyi yerine getirerek Ona kulluk etse, fakat zekât farz değildir; dileyen verir, dileyen vermez dese, müslümanların icmasıyla küfre girer.

Aynı zamanda o kimse kanı akıtılmaya müstahak mürtetler durumuna düşer. Çünkü bu kimse zekât farz değildir diyerek Allah’a muhalefet etmektedir.

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Namazı kılın ve zekâtı verin!”

Bakara Suresi 43

Mümin dininden basiret üzere olmalıdır. Muhammede’r-Rasulullah’a şehadetle beraber La İlahe İllallah’ ın dinin aslı milletin esası olduğunu, onlar olmadan din ve imanın olmayacağını bilmelidir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in getirdiği şeylere inanarak onlara iltizam göstermek, Allah ve Rasulünün haber verdiği şeyleri tastik etmek, Allah’ın koyduğu sınırını aşmamak gerekir. Bu hususları âlimler kitaplarında beyan etmişlerdir. Bu aynı zamanda ehli ilim arasında icma meselesidir.

Değerli Kardeşim! Sana yaraşan basiret üzere olman, kabirleri tazim eden ve Allah’tan gayrına ibadet eden cahil sapıklara aldanmamandır. Onların dünya hayatındaki say-u gayretleri boşa gitmektedir. Dinlerini bilmediklerinden Allah ile beraber başka varlıklara da ibadet etmektedirler.

Bununla beraber küfre girmediklerini zannediyorlar. Çünkü onlar La İlahe İllallah diyorlar. Oysa onlar, La İlahe İllallahı şirki söz ve amelleriyle bozmaktadırlar. Dinin aslı olan şehadet kelimesinin manası, İslam’ı nakzeden bir fiili işleyen kimse hakkında bozulmuştur.

Bir kimse La İlahe İllallah Muhammede’r-Rasulullah dese, namaz kılsa, oruç tutsa ve benzeri amelleri yapsa, buna rağmen cennet veya cehennem gerçek değildir, cennet ve cehennem hakikati olmayan boş sözlerdir dese o da müslümanların icmasıyla küfürdedir.

Bir kimse, namaz kılsa, oruç tutsa, kendini şirki terk eden muvahhid bir müslüman olduğunu iddia etse, buna karşılık amellerin tartılacağı terazi, kıyamet ve benzeri şeylerin aslı yoktur dese bu kimse de müslümanların indinde mürtet ve kâfirdir.

Bir kimse, Allah gaybı bilmez veya Allah eşyayı mahiyeti üzere bilmez dese bu sözden dolayı o kimsede kâfir olur. Çünkü Allah’ı “...Allah her şeyi bilendir.” Mücadele Suresi 7. ayeti ve bu ayetin manasına gelen başka ayetlerde yalanlamaktadır. Bu kimse aynı zamanda Rabb’ini noksan görmekte ve ona hakaret etmektedir.

Ey Kardeş! Bu açıklamalardan sonra La İlahe İllallah Muhammede’r-Rasulullah’ın dinin aslı olduğunu bilmelisin. Bununla beraber şehadet kelimesinin söyleyen bir kişi, onun hükmünü bozan bir şey yaptığında o kelimenin kendisini koruyamayacağını o kelimeye ek olarak Allah’a meleklerine, kitaplarına, Rasullerine, ahiret gününe, kadere, onun hayrına ve şerrine de iman etmenin gerektiğini bilmelidir.

Bunlara ek olarak Allah’ın farzlarını eda ve haramlarını da terk etmek lazımdır. İtikadı bozan hususlardan birini irtikâp eden kimse için La İlahe İllallah sözü hükümsüz olup küfre girebilir. Bir kimse, haramlılığına inandığı sürece masiyetlerden zina, içki ve benzeri büyük günahlardan bir masiyeti işler ama şirkten uzak kalırsa, o kimse tekfir edilmez.

Fakat o kimsenin imanı bu fiilleri işlediğinde zayıflar ve günahkâr olur. Bu şekildeki kimsenin dini noksan imanı da zayıftır. O kimse ateşe girme ve orada azap görme yönü ile tehlikededir. Onların Allah’ın meşietine göre ateşte kalma ve oradan çıkma müddeti vardır. Sonra öyle kimseler, ateşe girmekten emin olamazlar, aksine ateşe girme tehlikeleri vardır. Çünkü onların imanı zayıftır. İmanlarını çeşitli masiyetlerle noksanlaştırdılar ve onlardan tevbe etmeden öldüler.

Allah’a Muhalefet İki Kısma Ayrılır

Birinci: İrtidat gerektirip İslam’ı tamamen bozan ve sahibini kâfir yapan hususlardır. Bunların açıklaması geçti.

İkinci: İslam’ı tamamen iptal etmeyen fakat onu noksanlaştırıp zayıflatan ve tevbe etmediği sürece sahibini Allah’ın gazabı ve cezalandırması gibi tehlikeye atan kısmıdır. Bu kısım masiyetleri irtikâp eden kişi, onları masiyet olarak bilir, fakat onu helal saymazsa Allah’ın masiyetindedir.

Dilerse azap eder dilerse affeder. Mesela zina, içki, ana babaya asi olma, ve benzeri masiyetler üzere ölen kimseler bu kısma girerler. Bu kimseler, Allah’ın dilemesi altındadırlar. Allah, onları dilerse azap eder, dilerse affeder. Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

إِنَّ اللهَ لاَ يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَالِكَ لِمَنْ يَشَآءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْمًا عَظِيمًا

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz ki, Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz! Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse andolsun ki, büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.”

Nisa Suresi 48

إِنَّ اللهَ لاَ يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَالِكَ لِمَنْ يَشَآءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا

“Şüphesiz ki, Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz! Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse andolsun ki, uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır.”

Nisa Suresi 116

Kişi bu masiyetleri helal sayıp irtikâp etmediği için onları işlemekle küfre girmez. Çünkü o kimse bu fiilleri hevasına ve şeytana tabi olduğu için işlemiştir. Ancak kim bu masiyetleri helal sayarsa izah edildiği gibi o kimse küfre girer.

Bu meselelere mükelleflerin dikkat etmesi için onların uyarılması ve sakındırılması gerekmektedir. Dolayısıyla müslümanın dinini iyi bilmesi gerekiyor. Buraya kadar izah etmeye çalıştığım meseleler, Ehl-i Sünnetin, Sahabelerin ve onlara güzellikle tabi olan âlimlerin ifadeleridir.