Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) miladi 590 yılında Medine’de doğdu ve 627 senesinde Hendek Savaşında şehîd oldu. Müslüman olmadan önce, Medine’de bulunan Evs ve Benî Abdul-Eşheloğullarının reîsi idi. Evs kabilesi içinde Abdul-Eşheloğulları, çok zengin ve itibarlı olup, Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ın sözlerini derhal kabul ederler ve ona tabi olurlardı. Bu bakımdan kabile içerisinde en ileri gelen bir kimse olarak kabul edilirdi.
Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ın Müslüman olması başlı başına mühim bir hadisedir. Çünkü o Müslüman olunca, ona bağlı olan kabilesi de onun bu teklifi ile Müslüman oldu. Böylece Allah’ın izni ile Medine’de İslamiyet süratle yayıldı.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bi’setinin onuncu yılı başlarında Medine’den gelen 12 kişi, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile görüşüp Müslüman oldular ve Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den kendilerine Kur’an’ı Kerem’i ve İslamiyeti öğretecek bir öğretmen istemeleri üzerine, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mus’ab bin Umeyr (Radiyallahu Anh)’ı bu iş için Mekke’den Medine’ye gönderdi.
Mus’ab bin Umeyr (Radiyallahu Anh) Medine’de fevkalade bir gayretle çok kimsenin Allah’ın izni ile Müslüman olmasını sağladı. Faaliyetlerini yürütmek üzere Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ın teyzesinin oğlu olan Es’ad bin Zurare (Radiyallahu Anh)’ın evinde yerleşmişti. Bu sebeple Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh), o zaman Arablar arasında akrabaya karşı hakaretten kaçınmak adet olduğu için teyzesinin evine gidip bu işe mani olma teşebbüsünde de bulunamadı!
Kendisi bir kabile reîsi olarak da bu işe el koymak istiyordu. Bu maksatla kabilesinin ileri gelenlerinden Useyd bin Hudayr (Radiyallahu Anh)’a:
−Sen git şu bizim hanemize gelen kişiyi gör ve ne yapacaksan yap! Es’ad bin Zurare benim teyzemin oğlu olmasaydı bu işi sana bırakmazdım! dedi.
Bunun üzerine Useyd bin Hudayr (Radiyallahu Anh), mızrağını alıp, Mus’ab bin Umeyr (Radiyallahu Anh)’ın bulunduğu eve gitti. Ancak oraya varınca onun tatlı konuşması ile insanın kalbine işleyen sözlerini ve çok hoş sesiyle okuduğu Kur’an’ı Kerîm ayetlerini dinleyince, kendinden geçip, bu ne güzel bir şey! dedi. Sonra da bu dine girmek için ne yapmak lazımdır? dedi. Anlattılar ve Useyd bin Hudayr (Radiyallahu Anh), kelime-i şehadet söyleyerek Müslüman oldu. Çünkü Kur’an mü’minler için şifa ve rahmettir!
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَآءٌ وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ وَلاَ يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إِلاَّ خَسَارًا
“Biz Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki, o mü’minler için şifa ve rahmettir. Zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.”
İsra Suresi 28
Useyd bin Hudayr (Radiyallahu Anh), büyük bir huzur içerisinde olduğu halde Mus’ab bin Umeyr (Radiyallahu Anh)’a dönerek, arkamda bir alim var. Ben hemen gidip onu size göndereyim. Eğer o Müslüman olursa, Medine’de onun kavminden îman etmedik hiç bir kimse kalmaz, diyerek kalkıp süratle gitti. Doğruca Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ın yanına vardı. Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh), Useyd bin Hudayr (Radiyallahu Anh)’ı görünce:
−Allah’a yemîn ederim ki, Useyd bin Hudayr buradan gittiği yüzle gelmiyor! dedi. Sonra da, Ne yaptın ya Useyd? diye sordu. Useyd bin Hudayr (Radiyallahu Anh)’da:
−Sa’d bin Muaz’ın Müslüman olmasını çok arzu ettiği için, o kişiyle yani Mus’ab bin Umeyr ile konuştum, onların bir fenalığını görmedim, dedi.
Yalnız duyduk ki, Beni Harise oğulları teyze oğlun Es’ad bin Zurare’nin böyle bir kimseyi evinde barındırmasından dolayı teyzenin oğlunu öldürmek için harekete geçmişler, dedi. Bu sözler Sa’d bin Muaz’a çok ağır geldi. Çünkü bir kaç sene önce yapılan bir savaşta, Beni Harise oğullarını yenip, Hayber’e sığınmaya mecbur etmişlerdi. Bir sene sonra da onları affedip, memleketlerine dönmelerine izin vermişlerdi. Buna rağmen onların böyle bir tavır takınmaları Sa’d bin Muaz’ı çok kızdırmıştı. Hâlbuki işin aslı böyle değildi!
Useyd bin Hudayr (Radiyallahu Anh) böyle bir hileye başvurarak, Sa’d bin Muaz’ın teyzesine ve teyzesinin oğlu Es’ad bin Zurare’ye ve Mus’ab bin Umeyr’e zarar vermesini önlemek istedi. Böylece onların tarafına geçmesini ve nihayet Müslüman olmasını istiyordu. Sa’d bin Muaz, Useyd bin Hudayr’ın bu sözleri üzerine hemen yerinden fırlayıp, Es’ad bin Zurare’nin yanına gitti. Oraya varınca baktı ki, Es’ad bin Zurare ile Mus’ab bin Umeyr son derece huzur ve sukun içerisinde oturup, sohbet ediyorlardı. Yanlarına yaklaşıp:
−Ey Es’ad bin Zurare aramızda akrabalık olmasaydı sen bunları yapamazdın! dedi. Bu sözlere Mus’ab bin Umeyr cevap vererek:
−Ey Sa’d bin Muaz! Hele biraz dur, oturup bizi bir dinle ve anla, sözlerimiz hoşuna giderse ne ala, eğer sözlerimizi beğenmezsen biz bunu sana tekliften vazgeçeriz. Bizi bırakır gidersin, dedi. Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) bu yumuşak ve tatlı sözler karşısında sakinleşip, bir kenara oturarak onları dinlemeye başladı. Mus’ab bin Umeyr (Radiyallahu Anh), Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’a önce İslamiyeti anlattı. İslamiyetin esaslarını açıkladı. Sonra tatlı ve çok güzel sesiyle Kur’an’ı Kerîm’den bir miktar okudu. O okudukça Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ın hali değişiyor, kendinden geçiyordu. Kur’an’ı Kerîmin eşsiz belagatı karşısında kalbi yumuşadı ve büyük bir tesir altında kaldı. Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
الَّذِينَ آمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
“Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle huzura erenlerdir. Dikkat edin, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur.”
Rad Suresi 28
Kendini tutamayıp:
−Siz bu dine girmek için ne yapıyorsunuz? dedi. Mus’ab bin Umeyr hemen ona kelime-i şehadeti öğretti. O da:
−“Eşhedu Ella İlahe İllallahu ve Eşhedu Enne Muhammeden Abduhu ve Rasuluhu,” diyerek Müslüman oldu. Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) Müslüman olmaktan duyduğu huzur ve sevinç içerisinde yerinde duramaz oldu. Hemen evine gidip öğrendiği gibi gusül abdesti aldı. Sonra da kavminin toplanmasını istedi. Useyd bin Hudayr (Radiyallahu Anh)’ı da yanına alıp, kavminin toplandığı yere gitti. Benî Eşhel oğullarına hitaben:
−Ey Benî Abdul-Eşheloğulları, siz beni nasıl tanırsınız? dedi. Onlar da hep bir ağızdan:
−Sen bizim reîsimiz ve büyüğümüzsün, biz sana tabiyiz, dediler. Sa’d bin Muaz, onların bu sözleri üzerine:
−O halde hepinize haber veriyorum ki, ben Müslüman olmakla şereflendim! Sizin de Allah-u Teâlâ’ya ve O’nun Rasulüne îman etmenizi istiyorum! Eğer îman etmezseniz sizin hiçbirinizle konuşmayacağım ve görüşmeyeceğim! dedi. Benî Abdul-Eşheloğulları, reîsleri Sa’d bin Muaz’ın Müslüman olduğunu ve kendilerini de İslama davet ettiğini duyar duymaz hep birlikte Müslüman oldular. O gün akşama kadar Medine semalarını kelime-i şehadet ve tekbir sedalarıyla çınlattılar. Bu hadiseden kısa bir müddet sonra bütün Medine halkı, Evs ve Hazrec kabileleri İslamiyeti kabul edip, îman ettiler. Her ev İslam nuruyla aydınlandı. Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) ve Useyd bin Hudayr (Radiyallahu Anh), kabilelerine ait bütün putları kırdılar. Bu durum Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e bildirildiğinde çok memnun oldu. Mekkeli Müslümanlar çok sevindiler. Bu sebeple o seneye yani 621 yılına sevinç yılı denildi.
Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Medine’ye hicret edince, Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ı Sa’d bin Ebî Vakkas (Radiyallahu Anh) ile kardeş yaptı. Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh), Medine’nin ileri gelenlerinden ve reîslerinden olduğu için, Mekke’ye gidip, Ka’be’yi tavaf ederdi. Müşrikler bu sebeple ona dokunamazlardı. Bu ziyaretlerinden birinde Allah’ın düşmanı Ebu Cehil karşısına çıkıp:
−Siz bizim dinimizden ayrılanları himaye ettiniz! Onlara her türlü yardımda bulundunuz! Eğer burada seni himayesine alanlar olmasaydı seni öldürürdüm! Dönüp çocuklarına kavuşamazdın! demişti. Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’da:
−Allah’ın düşmanı Ebu Cehil’in bu tehditli sözleri karşısında gayet cesur bir şekilde cevap vermişti. Ona şöyle dedi:
−Eğer böyle bir şeye kalkışırsan, Medine yakınından geçen ticaret yolunu keser, seni bir daha oralara ayak bastırtmam! dedi. Bunları söylerken sesi öyle gürlüyordu ki yanında bulunan Allah’ın düşmanı Umeyye bin Halef, sesini biraz alçalt bu kişi bu vadînin meşhurudur! demişti. Bunun üzerine Sa’d bin Muaz daha gür bir sesle:
−Allah’a yemîn ederim ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bize senin öldürüleceğini haber verdi, dedi. Ebu Cehil bu sözleri işitince şaşkına döndü. Mekke’de mi öldürüleceğim deyince orasını bilmem! dedi. Ebu Cehil bunu bildiği için Bedir Savaşında her ne kadar Mekke’den çıkmamak istemişse de çevresinin ayıplaması üzerine Bedire gelmişti. Nihayet Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in buyurduğu gerçekleşip, Ebu Cehil öldürüldü. Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) Bedir Savaşı’na katılarak, Bedir Ashabından olmakla da şereflendi. Bedir Savaşı başlamadan önce, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekkeli müşriklerin bir ordu hazırlayıp, Medine’ye doğru harekete geçtiklerini haber alınca bir istişare meclisi kurup, Ashab ile istişare yaptı. Bu istişare sırasında Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) da söz alıp, şöyle konuştu:
−Ya Rasulallah! Biz sana inandık. Bize getirdiğin Kur’an’ın hak olduğuna şehadet ettik. Sen nasıl arzu edersen öyle yap. Sen bize denizi gösterip dalsan biz de seninle birlikte dalarız. Ensardan tek bir kişi dahi geri dönmez! Biz sözümüzde duracağız, dedi. Bu sözler Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i çok ama çok memnun etti. Bundan sonra da Sa’d bin Ubade (Radiyallahu Anh)’da aynı şekilde konuşunca, Bedir Savaşı hazırlığı başladı. Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) bu savaşta Evs kabilesinin başında bulundu. Bedir Savaşından sonra Uhud Savaşı’na da katılan Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) gösterdiği cesaret ve kahramanlıkla Ashab arasında çok sevildi. Bu savaşta oğlu Amr bin Sa’d şehîd oldu. Uhud Savaşında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yaralanmıştı. Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh), Sa’d bin Ubade (Radiyallahu Anh) ile birlikte Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yaralarını sarıp, tedavi ettiler. Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) müşriklerle yapılan Hendek Savaşına da katıldı. Bu savaşın yapıldığı sırada, sağlam kalelerden olan Haris oğulları kalesinde Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ın annesiyle birlikte bulunan Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle anlatmıştır:
−O gün şiddetli bir ses duydum. Baktım ki, Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) yanında yeğeni ile savaşa gidiyordu. Kılıcını kuşanmış gür bir sesle şu şiiri okuyordu:
−Şiddetli bir cihad başlayacak yok hiçbir engel,
Ölümden kaçılır mı hiç gelip çatınca ecel.
Bunu işiten Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ın annesi:
−Oğlum koş arkadaşlarına yetiş! dedi. Hendek Harbinde Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) büyük bir kahramanlık göstererek savaşıyordu. Savaş sırasında İbni Araka adlı bir müşrikin attığı ok ile kolundan yaralandı. Ok atardamara isabet edip, çok kan kaybına sebep oldu. Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) yaralı bir halde etrafındakilerin kanı durdurmak için uğraştıklarını görerek, durumunun ciddi olduğunu anladı ve:
−Ya Rabb! Kureyş harbe devam edecekse bana ömür ihsan eyle. Çünkü senin Rasulüne eziyet eden, Onu yalanlayan bu müşriklerle savaşmaktan hoşlandığım kadar başka hiç bir şeyden hoşlanmıyorum. Eğer aramızdaki harp sona eriyorsa beni şehîdlik mertebesine yükselt. Fakat Benî Kureyza’nın akıbetini görmeden ruhumu kabzetme! diyerek dua etti.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mescidde bir çadır kurdurarak Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ı oraya yatırttı. Beni Eslem kabilesinden Refide’yi de onun tedavisi ile görevlendirdi. Orada yattığı sırada Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sık sık yanına gelip, halini sorardı. Hendek Savaşı sona erince Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), derhal Benî Kureyza yahudileri üzerine hareket emri verdi. Benî Kureyza yahudileri Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile anlaşma yaptıkları halde Hendek Savaşı’nın en kritik anında, müşriklerin tarafına geçmişler, Müslümanları arkadan vurmaya kalkışmışlardı!
Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) böyle yapmamaları için onları ikaz etmişti! Fakat dinlememişlerdi! Bu sebeple Hendek Savaşından hemen sonra Benî Kureyza yahudileri muhasara altına alındı. Bu kuşatma bir ay sürdü. Sonunda teslim oldular. Haklarında verilecek hüküm için Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ı hakem olarak istediler. Onların bu isteği üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ı yattığı çadırından getirtti. Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh), Yahudilere:
−Ne hüküm verirsem razı mısınız? dedi. Evet, razıyız dediler. Bunun üzerine Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh), Benî Kureyza erkeklerinin boynunun vurulmasına hükmetti. Bu hüküm gereğince erkeklerin boynu vuruldu. Kadınlar ve çocuklar esîr alınıp, mallarına el konuldu. Benî Kureyza’dan bazı erkekler ise Müslüman olup, kurtuldular. Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) bu hükmü verince, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Onlar hakkında Allah’ın ve Rasulünün hükmüyle hükmettin.”
Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh), Benî Kureyza yahudileri hakkındaki hükmü verdikten sonra tekrar çadırına götürüldü. Yarası ağırlaşıp, durumu şiddetlenmişti. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanına gelip onu kucakladı ve şöyle buyurarak dua etti:
−“Ey Allah’ım! Sa’d, senin rızan için Senin Yolunda Cihad etti. Rasulünü de tasdîk etti. Ona kolaylık ihsan eyle.”
Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu sözlerini duyunca gözlerini açıp şöyle fısıldadı:
−Ya Rasulallah! Sana selam ve hürmetler ederim. Senin, Allah-u Teâlâ’nın Nebisi olduğuna şehadet ederim. Bundan sonra Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ın yakınları onu kaldığı çadırdan alıp Abdul-Eşheloğullarının evine götürdüler. O gece durumu çok ağırlaşmıştı. Cebrail (Aleyhisselam), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelip:
−“Ya Rasulallah! Bu gece senin ümmetinden vefat edip de vefatı melekler arasında müjdelenen kimdir?” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hemen Sa’d bin Muaz’ın halini sordu. Evine götürüldüğünü söylediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanında Ashabından bazıları olduğu halde süratle Sa’d bin Muaz’ın yanına gitmek için kalktı. Yolda süratli gitmeleri sebebiyle Ashab:
−Yorulduk Ya Rasulallah! dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Melekler Hanzala’nın cenazesinde bizden önce bulundukları gibi Sa’d bin Muaz’ın da cenazesinde bizden önce bulunacaklar biz önce yetişemeyeceğiz!
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Sa’d bin Muaz’ın yanına gelince onu vefat etmiş olarak buldu. Başucuna durup; Sa’d bin Muaz’ın künyesini söyleyerek şöyle buyurdu:
−“Ya Eba Amr sen reîslerin en iyisi idin. Allah sana se’adet, bereket ve en hayırlı mükafatı versin. Allah’a verdiğin sözü yerine getirdin. Allah da sana va’d ettiğini verecektir.”
Eslem bin Haris (Radiyallahu Anh) şöyle anlatmıştır:
−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Sa’d bin Muaz’ın evine geldi. Biz kapıda bekliyorduk. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) içeri girdi. Biz de peşinden yürüdük. İçerde Sa’d bin Muaz’ın cenazesi vardı. Başka hiç kimse yoktu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) adımlarını gayet geniş açarak yürüyordu. Bu durumu görünce yavaşladım. Durmamı işaret edince bende durdum. Sonra da geriye döndüm. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) içerde bir müddet durdu. Sonra dışarı çıktı. Çıkınca:
−Ya Rasulallah! Niçin adımlarınız geniş yürüdünüz? dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Böylesine kalabalık bir mecliste bulunmadım, Meleğin biri beni kanadı üzerine aldı da ancak öyle oturabildim!”
Sonra, Sa’d bin Muaz’ın lakabını söyleyerek şöyle buyurdu:
−“Sana afiyet olsun Ya Eba Amr! Sana afiyet olsun Ya Eba Amr! Sana afiyet olsun Ya Eba Amr.”
Sa’d bin Muaz’ın vefatı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i ve Ashabını çok üzdü, gözyaşı döküp ağladılar. Cenazesinde bütün Ashab toplandı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cenaze namazını kıldırdı, cenazesini taşıdı. Ashab, Sa’d bin Muaz’ın cenazesini taşırken:
−Ya Rasulallah! Biz böyle kolay taşınan bir cenaze görmedik! dediler. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Melekler indi onu taşıyorlar.”
Cenazesi giderken münafıklar da Sa’d bin Muaz’ı kötülemek için ne kadar da hafif dediklerinde, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Sa’d’ın cenazesine yetmiş bin melek indi. Şimdiye kadar yeryüzüne bu kadar kalabalık halde inmemişlerdi!”
Ebu Saîd el-Hudrî (Radiyallahu Anh) dedesinin şöyle dediğini nakletmiştir:
Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ın kabrini kazanlardan biri de bendim. Ona kabir kazmaya başlayınca biz kazdıkça etrafa kabirden misk kokusu yayıldı. Şurahbil bin Hasene (Radiyallahu Anh)’de şöyle demiştir:
Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) defn edilirken birisi kabrinden bir avuç toprak almıştı. Sonra onu evine götürünce o toprak misk oldu. Cenazesi kabre indirilirken Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabri başında oturup, mübarek gözleri yaşardı ve mübarek sakalını eliyle tutup çok üzüldü. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Sa’d bin Muaz’ın ölümünden dolayı Arş titredi!”
Bir defasında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e çok kıymetli bir elbise hediye edilmişti. Ashab, bu ne kadarda güzel dediklerinde, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Sa’d bin Muaz’ın Cennetteki mendilleri bundan daha güzeldir.”
Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ın şehîd olması mühim bir hadise idi. O daha ilk Müslüman olduğu sırada onun vasıtasıyla emiri bulunduğu Medine’deki Evs kabilesi tamamen Müslüman olmuştu. Bütün güçleriyle İslam’a hizmet ettiler. Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) ancak beş sene kadar Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber bulunup, daima cihad etti. Se’adetle yaşadı. 37 yaşında olduğu halde genç bir Mücahid olarak şehîd oldu. Aişe (Radiyallahu Anha) validemiz, Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ın vefatı Ashabı çok ama çok üzdü. Odamda olduğum halde Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’ın ve Ömer (Radiyallahu Anh)’ın onun için ağladıklarını işittim, dedi.
Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh)’ın vefatı üzerine Hassan bin Sabit (Radiyallahu Anh) ağlayarak bir şiir söylemiştir. Bu meşhur şiir şöyledir:
Allah’a yemîn ederim ki, gözlerimden yaşlar, çağlayanlar gibi aktı,
Layıktır bu gözlere Sa’d bin Muaz için yaşlar boşalması,
Koca bir şehîd savaş meydanında kalmış, acılarla inleyen gözler, onun için hüzünlü,
Allah’ın Dîni uğrunda can veren şehîdlerle Sa’d bin Muaz, Cennetin varisi, en şerefli yolcu olmuş,
Yüksek bir makamda, övgü ve şeref elbiselerine bürünmüşsün.
Benî Kureyza hakkında verdiğin hüküm, Allah-u Teâlâ’nın hükmüne muvafık oldu,
Her ne kadar zamanın musîbetleri sana eziyet verdilerse de, ebedi Cennetleri verip, bu dünyayı senden satın aldılar,
Sadıkların yani senin gibi şehîdlerin varacağı yer yani Cennet ne güzeldir, bir gün çağırıldıkları zaman.
Hassan bin Sabit (Radiyallahu Anh)’ın Ashabın şehîdleri için ağlayarak yazdığı bir şiirinde de şöyle demiştir:
Gönül o kadar coştu, o kadar yükseldi ki, Cennette olan şehîd dostlarım Tufeyl, Rafi’ ve Sa’d bin Muaz’ı yad etti. Onlarsız evlerin ıssız ve harabe kaldığını görüp, onları hatırladım.
Sa’d bin Muaz (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:
Müslüman olduğum günden beri namaz kılarken hatırıma hiç bir şey getirmedim! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in her söylediğinin hak olduğuna inandım ve kabul ettim. Ben, üç şeyde kuvvetli olduğum kadar, hiçbir şeyde kuvvetli olmadım!
√ Birincisi; Namazdadır. Müslüman olduğumdan beri başladığım hiç bir namazda, bir an önce bitirsem diye hatırıma bir şey gelmedi!
√ İkincisi; Bir cenazeye yardıma çıktığımda cenaze defin edilinceye kadar, ölümden başka hiç bir şey aklımdan geçmezdi!
√ Üçüncüsü; Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in her buyurduğunu kabul ettim, bunda hiç tereddüt etmedim!”