Kalbi İbadetler

Ümmetin içinde bulunduğu uluhiyyet tevhidine aykırı söylem ve eylemler yoğunlukla kalp ile yapılan ibadet çeşitleri hakkında olduğu için öncelikle bu meseleyi açarak incelemek gerektiği kanaatindeyim:

a) Sevgi

Kul Allah’ı ihlasla sevmeli, O’nu sever gibi başkalarını sevmemeli, O’nun sevgisi en üstün ve öncelikli olmalıdır. Aksi takdirde bu, sevgide şirk koşma olur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İnsanlardan bazıları Allah’tan başka eşler tutarlar da, Allah’ı sever gibi onları severler…”

Bakara 165

İnsan, başkalarını sevme fıtratı üzere yaratıldığına göre Allah’ı sevmek, bu fıtratı bozmayı değil İslam ile terbiye etmeyi gerektirir. Mü’min her şeye layık olduğu sevgiden hakkını vermeli ancak Allah’ın sevgisi en önde ve her şeyin üstünde olmalıdır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Rasulü’nden ve O’nun yolunda cihat etmekten daha sevgili ise, Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez.”

Tevbe 24

Sevginin bir ibadet şekli olduğu şu ayette net olarak bildirilmiştir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa Allah’a ve Rasulü’ne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin…”

Mücadele 22

Dostluk, ancak sevgiyle yapılır. Bu sebeple dostluk beslemek de dinen sınırları çizilmiş kalbi bir ameldir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Rasulüdür ve rüku ederek namazı kılan, zekatı veren mü’minlerdir.”

Maide 55

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin! Onlar birbirinin dostudurlar! İçinizden herkim onları dost edinirse o da onlardandır!..”

Maide 51

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kafirleri dost edinmesin! Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur…”

Âl-i İmran 28, Nisa 144, Mümtehine 1

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) dost (veli) edinmeyin…”

Tevbe 23

Aşağıdaki hadisler de sevginin iman ile alakasını ortaya koymaktadır.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İman bağlarının en kuvvetlisi Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, Allah için dost olmak ve Allah için düşman olmaktır.”

Mucemu’l-Kebir 10531, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1728, Albânî Sahîhu’l-Cami’ 2539

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Herkim Allah için sever, Allah için buğz eder, Allah için verir ve Allah için alıkoyarsa muhakkak ki, imanı tamamlamış olur.”

Ebu Davud 4681, Ahmed 3/438, 440

b) Korku

Sadece Allah’tan korkarak, korku ve sakınma ibadetiyle Allah birlenmelidir. Fıtri korku ile ibadet olan korku birbirine karıştırılmamalıdır. Kişinin bir canavardan veya başına dayanmış bir silahtan korkması Allah’ın fıtrata koyduğu cinstendir.

İbadet olan korkunun anlamı ise, Allah dilemedikçe Allah’tan başka hiçbir varlığın yarar ve zarar veremeyeceğine, gücü ve iradesiyle zarar verip faydalandırmaya kadir olan varlığın sadece Allah olduğuna itikat etmektir. Ancak, Allah-u Teâlâ mahlukatından bazısını diğer bazısına zarar dokundurmada sebep ve vasıta kılabilir.

Herkim mahlukatın kendi gücü ve dilemesiyle zarar verebileceğine inanır ve ondan korkarak sakınırsa korktuğu varlığı Allah’a ortak kılmış olur.

Fıtri korku duyulan şeye karşı da tedbir alınır. Ancak bu korku, kişinin mükellefiyetinden hiçbir şeyi terk ettirmemelidir. Nitekim savaşta bile namaz terk edilmez. Yani Allah korkusu daima fıtri korkunun önünde olmalıdır.

Tağuttan korkularak Allah’a itaatin terk edilmesi, tedbir almakla beraber cinlerden korkulması, zarar verir endişesiyle ölüden veya gaip canlıdan korkulması, evliya diye empoze edilen taş, ağaç, kabir vb. varlıklardan korkarak çaput ve ip bağlanması gibi davranışlar çeşidi çok olan bu hususa birkaç örnektir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“…Sadece benden korkun…”

Nahl 51

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa onu yine O’ndan başka kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse O’nun keremini geri çevirecek yoktur…”

Yunus 107

Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ey çocuk! Allah’ın hakkını koruyup gözet ki, Allah da seni korusun! Allah’ı gözet ki, Allah’ı karşında bulasın! Bir şey istediğin vakit Allahdan iste! Bil ki, ümmet sana bir şey ile fayda vermek üzere bir araya gelse Allah’ın senin için yazdığı şeyin dışında asla sana fayda veremezler! Yine bil ki, ümmet sana bir şeyle zarar vermek üzere bir araya gelse, Allah’ın senin için yazdığı şeyin dışında asla sana zarar veremezler! Kalemler kaldırıldı ve defterler kurudu!

Ahmed bin Hanbel Musned 1/293 No 2669, 2763, 2804, Tirmizi 2635

Gerçekten de Kur’an ve Sahih Sünnetten öğrendiğimize göre nice zalim sultanlar ve kalabalık topluluklar Nebilere ve Salih insanlara zarar verememişlerdir.

c) Dua, Tevekkül, Ümit

Tevekkül: Güvenip dayanma, her şeyin Allah’ın elinde olduğuna inanmaktır.

Dua, tevekkül, ümit ve sadece Allah’ın yapabileceği, başkasının güç yetiremeyeceği hususlarda Allah’ın birlenmesi gerekir. Aksi takdirde, kendisine dua edilenler, tevekkül edilenler dayanılanlar, ümit beslenenler, yapamayacağı hususlarda yardımı istenenler ister Allah’a yakınlaştırılmış melek olsun, ister rasul veya nebi olsun, isterse de salih bir zat diğer bir tabirle Allah dostu olsun yani herkim olursa olsun bunlar Allah’a eş koşulmuş olur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah’tan başka sana ne fayda, ne de zarar veremeyecek olan şeylere yalvarma! Eğer böyle yaparsan o takdirde sen muhakkak zalimlerden olursun.”

Yunus 106

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Eğer mü’minler iseniz Allah’a tevekkül edin…”

Maide 23

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Muhakkak ki iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler, işte onlar Allah’ın rahmetini isterler (ümit ederler)…”

Bakara 218

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yardım, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi (Aziz ve Hakim) Allah katındadır…”

Âl-i İmran 126, Enfal 10

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onun (insanın) önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır…”

Ra’d 11

Bu ayetlerde açıkça görüldüğü gibi yardım ancak Allah’tan istenir, koruyucu ve yardım edici sadece Allah’tır. İnsanın başına gelen bir musibetten kendisini koruyacak olanın ölmüş ya da o an yanında olmayan bir canlı olması inancı batıl bir inançtır.

Allah-u Teâlâ’nın bizim için yarattığı hayat nizamında bir ölünün yardım etmesi söz konusu değildir. O ölü, her canlı gibi imtihan için geldiği dünyada yapacağını yapmış ve eceliyle beraber buradan ilişiğini kesmiş, kendisi için hazırladığı ve Rabbinin de kendisi için yarattığı şeye kavuşmayı beklemek üzere keyfiyeti bizce meçhul olan berzah aleminde beklemektedir. Onun, değil yardım etmeye, kendisine yapılan seslenmeyi işitmeye bile gücü yetmez.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Muhakkak ki sen ölülere işittiremezsin…”

Neml 80, Rum 52

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“…Sen kabirlerdekilere işittirici değilsin.”

Fatır 22

Allah-u Teâlâ, kendisinden başka yardıma çağrılanların bu çağrıya cevap veremeyeceklerini net ve kesin bir dille bildirmiştir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah’ın dışında çağırdıklarınızın ne size güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler.”

A’raf 197

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlar, yardım göreceklerini umarak Allah’tan başka ilahlar edindiler. Halbuki o çağırdıkları, çağıranlara yardım etmeye güç yetiremezler. Aksine o çağıranlar, çağırdıkları (kimse veya nesneler) için yardıma hazır askerdiler.”

Yasin 74, 75

Ayetlerdeki bu hitaba uzakta bulunup da çağrıyı işitemeyecek konumda bulunan diriler de dahildir.

Allah’ın şeriat yapmadığı hususlardan bir diğeri de ölmüş birilerini Allah ile kendisi arasında vesile yapmaktır. Sırf bunun için türbeler ve kabristanlar ziyaret edilmekte, yolculuklar yapılmaktadır.

Şer’i vesile çeşitleri:

a) Allah’a Esmau’l-Husna’sı ile dua etmek,

b) Salih birinden kendisi için dua etmesini istemek ve

c) Salih ameller karşılığında Allah’tan istekte bulunmaktır.

Halbuki Allah-u Teâlâ Kur’an’ı Kerim’de:

“Kullarım sana, Beni sorduğunda Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin duasına icabet ederim…”

Bakara 186

Buyurarak kulları ile kendisi arasına bir şey konulmamasını istemiş ve kendisine dua edilme adabını öğretmiştir.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), kabirlerin üzerine bina yapılmasını yasakladığı halde İslam beldelerinde türbeler mantar gibi çoğalmakta, kabirleri mescit edinenlere lanet ettiği halde bu türbeler mescit edinilerek namaz kılınmakta, kabre doğru namaz kılmayı yasakladığı halde böyle yerlerde bu yasak, dindarlık adına çiğnenmektedir. Bütün bunlardan Allah’a sığınıyoruz. Çünkü bunlar şirke götüren en büyük basamaklardır.