(1) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Bir tarafı denizde ve bir tarafı da karada olan bir şehir (yani İstanbul’u) duydunuz mu?”
Sahabeler:
−Evet, ya Rasulallah! dediler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de şöyle buyurdu:
−“İsmail oğullarından yetmiş bin kişi o beldede savaşmadıkça kıyamet kopmaz! Oraya geldikleri vakit kılıçla savaşmazlar ve ok da atmazlar! ‘La İlahe İllallahu Vallahu Ekber’ derler, şehrin deniz tarafı düşer. Sonra yine ‘La İlahe İllallahu Vallahu Ekber’ derler ve şehrin diğer tarafı düşer. Sonra üçüncü defa ‘La İlahe İllallahu Vallahu Ekber’ derler ve onlar için bir gedik açılır. Onlar da şehre girerek ganimet elde ederler. Onlar ganimetleri taksim ederken birisi gelir ve şöyle de:
−‘Deccal çıkmıştır,’ diye bağırır. Onlar da her şeyi bırakıp geri dönerler.”
Müslim 2920
Abdurrahman Keylanî şöyle demiştir:
İstanbul’un savaşsız (yani kılıçsız ve oksuz) olarak fethedilmesi henüz meydana gelmemiştir!
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Konstantiniye’nin/İstanbul’un fethi kıyametin kopmasıyla beraberdir.”
Tirmizi 2340
İstanbul fethedilmemiştir! Muaviye, oğlu Yezid’i aralarında Ebu Eyyub el-Ensarî (Radiyallahu Anh)’ın da bulunduğu bir ordu ile İstanbul’a göndermiştir. Ancak fetih başarılamamıştır! Sonra Mesleme bin Abdulmelik, İstanbul’u kuşatmıştır. O da fethi başaramamıştır. Ancak İstanbul’da bir mescid yaptırmak üzere idarecilerle anlaşmıştır.
Ahmed Şakir (Rahmetullahi Aleyh) diyor ki:
“İstanbul’un yakın yahut uzak gelecekte fethedilmesi hadislerde müjdelenmiştir. O fetih, Müslümanlar yüz çevirdikleri dinlerine döndükleri zaman gerçekleşecek sahih fetihtir. Bu asırdan önceki Türk’lerin (Fatih Sultan Mehmed’in) fethine gelince bu en büyük fethe hazırlıktır!
Sonra İstanbul yine Müslümanların elinden çıkmıştır! Kafirlerin elinde sayılır! Hükümet gayri İslami dinsiz bir hükümet olduğunu iddia ettiğinden, din düşmanı kâfirlerle antlaşma yaptığından ve milletine putperest kanunlarıyla hükmettiğinden beri İstanbul, Müslümanların elinden çıkmıştır. Biiznillah, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in müjdelediği gibi İslami fetih geri dönecektir.
Nedeni ise Türk’ler orada yeni bir devlet kurmuşlardır. Bu yeni kurulan devletin, İslami bir devlet değil de lâik bir devlet olduğunu açıklamışlardır! İslam düşmanı kafir devletlerle sözleşmeler imzalamışlar ve kendi çıkardıkları küfür kanunlarıyla hükmetmişlerdir! İnşallah, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in müjdelediği İslami fetih orada gerçekleşecektir.”
Umdetu’t-Tefsir Ahmed Şakir’in ihtisar ettiği İbni Kesir Tefsiri 2/256
(2) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Rumlar A’mak yahut Dabık’a ininceye kadar kıyamet kopmaz! O gün onların karşısına yeryüzü ahalisinin hayırlılarından bir ordu çıkar. Saf saf dizildikleri vakit, Rumlar:
−Bizimle bizden esir alanların arasını boşaltın da onlarla savaşalım, derler.
Müslümanlar:
−Hayır, Allah’a yemin olsun ki sizinle kardeşlerimizin arasını asla boşaltmayız, derler. Bunun üzerine onlarla savaşırlar. Müslümanların üçte biri hezimete uğrar ki, Allah onların tevbesini kabul etmez, üçte biri öldürülür ki onlar Allah katında şehitlerin en faziletlisidir. Kalan üçte biri de fethe devam eder. Onlar asla fitneye düşmezler. İstanbul’u fethederler. Onlar ganimetleri taksim ederken kılıçlarını zeytin ağacına asmışlardır. Bu arada onların içinde şeytan:
−Deccal sizin ailelerinizin arasında çıktı, diye sayha atar. Bu haber yalan olduğu halde çıkarlar. Onlar Şam’a geldikleri vakit Deccal çıkar.”
Diğer bir rivayette Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Onlar ganimetleri taksim ederken, bir ses ‘Deccal çıktı’ diye nida eder. Onlar da her şeyi bırakıp dönerler.”
A’mak ve Dabık; Suriye’nin Halep şehri yakınlarında iki mevki ismidir.
Müslim 2897/34
(3) Muaz (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Beytu’l-Makdis’in imar edilmesi Yesrib’in harap olmasına, Yesrib’in harap olması da Rumlarla Müslümanlar arasında harp çıkmasına, bu harbin çıkması ise İstanbul’un fethine, İstanbul’un fethi de Deccal’in çıkmasına işarettir.”
Yesrib; Medine’nin eski adıdır.
Ebu Davud 4294
Beytu’l-Makdis’in imarı, Allah’ın izniyle Yahudi işgalinden kurtulmasından sonra Müslümanların eliyle olacaktır. Mukaddes topraklar, o zaman hilafet yurdu olacaktır.
(4) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu şöyle bildiriyor:
“Ey Havale’nin oğlu! Mukaddes topraklara hilafetin indiğini görürsen; insanlara zelzeleler (depremler), düşünce ve kederler, büyük hâdiseler benim şu ellerimin senin başına olan yakınlığından daha yakındır!”
Ebu Davud 2535
Mehdî (Aleyhisselam), Müslümanlar arasında adaleti ayakta tutan halifelerden bir halifedir. Abdullah oğlu Muhammed Mehdî’yi diğer yol gösteren halifelerden ayıran özellik; İsa (Aleyhisselam) ile karşılaşması ve İsa (Aleyhisselam)’ın onun arkasında namaz kılmasıdır. Allah, Mehdî (Aleyhisselam)’ı bir gecede halife olmaya uygun hale getirir. Mehdî (Aleyhisselam), yeryüzünü zulüm ve zulmetin kapladığı gibi adalet ve doğrulukla doldurur. İstanbul’un ikinci fethi, belki de Roma’nın fethi onun komutasında gerçekleşecektir.
Mehdî (Aleyhisselam)’ın döneminde Konstantiniye (yani İstanbul) ikinci defa fethedilir. Bu olay, Deccal’in çıkmasından ve İsa (Aleyhisselam)’ın inişinden öncedir.
(5) Yuseyr bin Cabir (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:
“Kûfe’de kırmızı bir rüzgâr esmişti. Derken bir adam bitkin bir halde gelerek şöyle dedi:
−‘Ey Abdullah ibni Mes’ud! Kıyamet Saati geldi.’ Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) dayanmakta iken doğruldu, oturdu ve:
−Miras taksim olunmaz hale gelmedikçe ve ganimetle sevinilmedikçe kıyamet kopmaz! dedi. Sonra Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh):
−Şu taraftan diyerek Şam tarafını gösterdi. Sonra Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anhu) şöyle devam etti:
−Müslümanlar aleyhine bir düşman toplanır, dedi. Ben:
−Yani Rumlar mı? diye sordum. Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh):
−Evet, dedi. Sonra Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle devam etti:
−İşte bu savaş sırasında şiddetli bir saldırı olur. Müslümanlar ölüme şartlanmış, ancak galibiyetle dönen öncü birliklerini ileri sürerler. Bunlar gece girip de savaşamayacakları ana kadar düşmanla savaşırlar. Neticede Müslümanlar da düşman da döner. İki ordudan hiçbiri galip değildir. Öncü birlikler yok olup gitmişlerdir. Sonra Müslümanlar yine en öne ölüme şartlanmış ancak galibiyetle dönen öncü birliklerini çıkarırlar. Aralarına, gece girip de çarpışmaya mani olana kadar bunlar da savaşırlar. Gece basınca İslam ordusu da düşman ordusu da geri çekilirler.
Her iki tarafın da öncü birlikleri yok olup gittikleri halde iki ordudan hiçbiri galip değildir! Sonra Müslümanlar yine ölüm kalım harbi yapacak ancak galibiyetle dönecek öncü birliğini çıkarır. Ordular akşama kadar harp ederler. Akşam olunca İslam ordusu ile düşman ordusu geri çekilirler. Öncü birlikleri yok olup gittiği halde iki taraftan hiçbiri galip değildir! Artık dördüncü gün olunca İslam ordusundan kalanlar hücum ederler. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ hezimeti düşman üzerine yazar.
Öyle muazzam bir savaş olur ki benzeri görülmemiştir. Bir kuş onların yanından uçsa, bir türlü onları geride bırakamaz! Nihayet ölü olarak yere düşer. Bir baba, yüz fert olan oğullarını harbe gönderir, nihayet onlardan sadece bir kişinin sağ kaldığını görür. Artık hangi ganimete sevinilsin ve hangi miras taksim edilsin?
Onlar bu durumdayken daha büyük bir kötülük çıktığını duyarlar. Birisi onlara gelip; Deccal’in onların ailelerinin içinde çıktığını, onlara halef olduğunu ilan eder. Bunun üzerine İslam orduları, ellerindeki ganimetleri bırakırlar ve vatanlarına dönerler. On kişilik süvari grubunu öncü olarak gönderirler.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ben o süvarilerin isimlerini, babalarının isimlerini ve atlarının renklerini de bilmekteyim. Onlar, o zaman yeryüzündeki süvarilerin en hayırlılarıdır yahut en hayırlılarındandır.”
Müslim 2899/37