(44) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Şüphesiz ki, Allah kıskançtır, mü’minler de kıskançtır. Allah’ın kıskançlığı, mü’minlerin Allah’ın haram kıldığı şeyleri irtikâp etmesi cihetindendir!”
Buhari 5302, Müslim 2761/36
(45) Semure bin Cündüb (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sahabelerine sıkça şöyle derdi:
“Sizlerden rüya gören var mı?”
Semure bin Cündüb (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Allah’ın kıssa edip tabir etmesini istediği kimselere kıssa ederdi. Bir gün gördüğü rüyasını bize kendisi şöyle anlattı:
−“Bana bu gece iki kişi geldiler. Onlar beni götürüyorlar ve bana:
−Bizimle beraber yürü dediler. Ben de onlarla beraber yürüdüm. Nihayet biz, yatmakta olan bir adamın yanına geldik. Bunun yanında elinde taş olan başka bir adam duruyor ve o yatan adamın başını elinde ki taşla vurup parçalıyordu! Taşı adamın başına her vuruşta, taş o tarafa yuvarlanıp gidiyordu. Atan adam da taşın arkasından koşuyor ve onu tekrar alıp getiriyordu. O dönüp gelmeden, bunun başı iyi oluyor ve eski haline dönüyordu. Sonra taşı getiren adam, yatan adamın üzerine dönüyor ve birinci defa yaptığı gibi tekrar onun başını ezme işini yapıyordu! Ben onlara dedim ki:
−Subhanallah! Bu iki adam nedir? dedim. Onlar bana:
−‘Yürü, yürü dediler.’
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−Bizler yürüdük nihayet arka üstü yakmış bir adamın yanına geldik. Onun başucunda elinde demirden çatal kanca olan başka bir adamın ayakta duruyordu. Ayakta duran adam, yatan adamın yüzünün bir tarafına eğiliyor ve ağzının yan tarafını başının arka tarafına kadar yırtıp parçalıyor; boğazını da başının arka tarafına kadar yırtıp parçalıyor; gözünü de başının arka tarafına kadar yırtıp parçalıyordu!
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−Sonra bu adam ağzın diğer tarafına geçiyor ve orasını da diğer yanını yaptığı gibi yapıp parçalıyordu! Bu kısmı parçalamayı bitirinceye kadar ağzın diğer yanı olduğu gibi iyileşiyordu. Sonra adam tekrar oraya dönüyor, orasını birinci defada yaptığı gibi yırtıp parçalıyordu!
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−Ben yine, Subhanallah! Bu iki adam nedir? dedim. Onlar bana:
−‘Yürü, yürü dediler.’
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−Bizler yine yürüdük. Tennur gibi, üstü dar altı geniş bir fırının yanına geldik. Bir de baktık ki, onun içerisinde karışık bağırıp çağırmalar geliyordu. Ona baktık ki, içerisinde çıplak erkekler ve kadınlar vardı. Onların aşağısından kendilerine bir ateş alevi geliyordu. Onlara bu alev geldikçe, bağırıp çağırıyorlardı! Ben iki kişiye:
−Bu çıplakların halı nedir? dedim. Onlar bana:
−‘Yürü, yürü dediler.’
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−Bizler yürüdük nihayet bir nehre geldik. Nehir kan gibi kırmızı idi. Baktık ki, nehirde yüzen bir adam var. Nehrin kenarında da yanına birçok taş toplanmış bir adam vardı. Nehirdeki bu adam yüzeceği kadar yüzüyor sonra yüzerek yanında taşlar bulunan adamın yanına geliyor ve ona doğru ağzını açıyor. Taşların yanındaki adam da ona bir taş yutturuyor, bunun üzerine nehirdeki adam yüzerek geriye gidiyor. Sonra tekrar kıyıdakine doğru geliyor. Kıyıdakinin yanına her gelişinde kıyıdaki onun ağzına bir taş atıyor ve ona yutturuyordu!
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
Ben yine:
−Bu iki adamın hali nedir? dedim. Onlar bana:
−‘Yürü, yürü dediler.’
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−Bizler yine yürüdük, nihayet gördüğüm en çirkin görünüşlü bir adamın yanına geldik. Bir de baktık ki, yaktığı ve koşuştuğu bir ateş var.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
Ben yine:
−Bu adamın hali nedir? dedim. Onlar bana:
−‘Yürü, yürü dediler.’ Bizler yine yürüdük, sonunda uzun ağaçlar ve bol bitkilerle sarılmış bir bahçeye geldik. Bahçede baharın her çiçeğinden bulunuyordu. Bahçenin ortasında uzun boylu bir adam vardı. Ben onun semaya doğru uzanan başını nerde ise göremiyordum. Adamın etrafında da görmediğim kadar çok çocuk vardı.
Ben yanımdakilere:
−Bu uzun boylu adam ile bu çocuklar kimdir? dedim. Onlar bana:
−‘Yürü, yürü dediler.’
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−Bizler yine yürüdük. Nihayet büyük bir bahçeye vardık. Ben ondan daha büyük bir ve daha güzel bir bahçeye görmedim. Yanımdakiler bana:
−‘Bu ağaçların içinde yükseğe çık, dediler.’
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−Bizler de yükseğe çıktık. Nihayet tuğlaları altın ve gümüşten yapılmış bir şehre geldik; şehrin kapılarının açılmasını istedik. Kapı bizim için açıldı kapıdan şehre girdik. Bizleri şehrin içinde bazı kimseler karşıladılar. Bunların bedenlerinin yarısı gördüğün en güzel insan şeklinde, diğer yarısı ise gördüğün en çirkin insan şeklinde idi.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
Yanımdakiler onlara:
−‘Gidiniz şu nehre giriniz! dediler.’
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−Orada eni geniş bir nehir vardı. Suyu kusursuz tam beyazdı. O insanlar gittiler ve onun içine girdiler. Sonra onlar kendilerinden o çirkin sıfat gitmiş olarak bizim yanımıza döndüler ve onlar en güzel şekle dönmüşlerdi.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
Yanımdakiler bana:
−‘Bu şehir, Adn Cennetidir. İşte burası da senin yurdundur, dediler.’
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−Gözlerim yukarı doğru baktı ki, gökyüzündeki yüksek bulut gibi, bembeyaz bir köşk gördüm. Onlar bana:
−‘İşte orası da senin evindir, dediler.’ Ben de:
−Allah size bereket versin bana izin verin oraya gireyim, dedim. Onlar bana:
−‘Sen şimdi oraya giremezsin! Sen oraya ilerde gireceksin, dediler.’
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
Ben onlara:
−Ben bu gece çok hayret verici şeyler gördüm. Benim gördüğüm bu şeyler nedir? dedim. Onlar:
−‘Bizler sana onları haber vereceğiz dediler. Şu yanına geldiğin başı taşla ezilen birinci adama gelince, işte o, Kur’an’ı alıyor sonra onu reddediyor ve farz namazı kılmadan sırt üstü yatıp uyuyordu.
Şu üzerine gelip başının arka tarafına kadar ağzının bir tarafı ve boğazı da başının arkasına kadar, gözü başının arka tarafına kadar yırtılıp parçalandığını gördüğün adama gelince, o adam erkenden evinden gider ve öyle bir yalan söylerdi ki, onun bu yalanı her tarafa yayılırdı!
Yukarısı dar aşağısı geniş bir fırın gibi binanın içerisindeki çıplak erkekler ve kadınlar ise, zina eden erkekler ve zina eden kadınlardır!
Yanına geldiğin, nehirde yüzüp kendisine taş yutturulan adama gelince, işte o, faiz yiyen adamdır!
Ateşi körükleyen ve etrafında koşan çirkin manzaralı adama gelince o, cehennemin görevlisi Maliktir.
Bahçenin içerisindeki uzun boylu adama galince o İbrahim Aleyhisselam’dır. İbrahim Aleyhisselam’ın etrafındaki çocuklara gelince, onlar fıtrat üzere ölen her çocuktur.’
Sahabeler dediler ki:
−Ya Rasulallah! Müşriklerin çocukları da mı, dediler?
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−Müşriklerin çocukları da.”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−Melekler devamla kendilerinin bir kısmı güzel diğer kısmı çirkin olan o topluluğa gelince, onlar güzel amellerine, çirkin ameller karıştırmış kimselerdir. Allah onların günahlarından vazgeçmiştir, dediler.”
Buhari 3/1307, 15/6915, Müslim 2275/23
(46) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Helak edici yedi şeyden kaçınınız!”
Sahabeler:
−Ya Rasulallah! Onlar nelerdir? dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
1) Allah’a şirk koşmak,
2) Sihir yapmak,
3) Haklı olmanın dışında Allah’ın haram kıldığı nefsi öldürmek,
4) Faiz yemek,
5) Yetim malı yemek,
6) Düşmanla karşı karşıya iken savaştan kaçmak ve
7) Zinadan korunmuş ve onu hiç düşünmemiş mü’min kadınlara zina iftirası atmaktır!”
Buhari 2615, Müslim 89/145
(47) Ubade bin Samit (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabından bir topluluk olduğu halde şöyle buyurdu:
“Allah’a ibadet etmede ona hiçbir şeyi ortak kılmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, uyduracağınız bir yalanla kimseye iftira etmemek, maruf işlerde bana asi olmamak üzere bana beyat ediniz! Herkim bu hususlara vefa gösterirse onun ecri Allah’ın üzerenedir. Herkim de o günahlardan birini irtikâp eder ve ondan dolayı dünyada ceza görürse bu onun için keffarettir. Herkim de o günahlardan bir günahı irtikâp eder ve Allah da onu örterse, işi Allah’a kalmıştır. İsterse Allah onu affeder, isterse onu cezalandırır.”
Ubade bin Samit (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Biz de bu şart üzere Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e beyat ettik.
Buhari 172, 173, Müslim 1709/41
(48) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
Mahzûm oğullarından bir kadının hırsızlık işi Kureyş kabilesini kederlendirmişti. Kureyşli birisi şöyle dedi:
−Bu kadın hakkında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile kim konuşur? Sonra dediler ki:
−Buna, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in çok sevdiği Usame bin Zeyd (Radiyallahu Anh)’dan gayrı kimse cesaret edemez. Usame bin Zeyd (Radiyallahu Anh) bu hususta Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile konuştu. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Sen Allah’ın hadlerinden bir haddin uygulanmaması için şefaatçilik mi ediyorsun?!”
Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ayağa kalktı ve bir hutbe irad edip şöyle buyurdu:
−“Sizden öncekileri sadece şu halleri helak etti; Onlar içerisinde şerefli olan hırsızlık yaptığında had uygulamayıp onu terk ettiler! Onlar içerisinde zayıf olan hırsızlık yaptığında onun üzerine haddi uyguladılar. Allah’a yemin ederim ki, şayet Muhammed’in kızı Fatıma çalsa idi, elbette onun da elini keserdim!”
Buhari 3288, 3289, Müslim 1688/8, Begavi 2603
(49) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Bir yerde Allah’ın haddi ile amel edilmesi, o belde ahalisine kırk sabah yağmur yağmasından daha hayırlıdır.”
İbni Mace 2538, Nesei 4919
(50) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Allah’ın beldelerinde Allah’ın hadlerinden bir haddin uygulanması, kırk gece yağmurdan daha hayırlıdır.”
İbni Mace 2537
(51) Ubade bin Samit (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
İbni Mace 2540, Albânî İrvau’l-Ğalil Fi Tahrici Ehadisi Menari’s-Sebil 670, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1942, Albânî Mişkat 3587
(52) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
Mahzûm oğullarından bir kadının hırsızlık işi Kureyş kabilesini kederlendirmişti. Kureyşli birisi şöyle dedi:
−Bu kadın hakkında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile kim konuşur? Sonra dediler ki:
−Buna, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in çok sevdiği Usame bin Zeyd (Radiyallahu Anh)’dan gayrı kimse cesaret edemez. Usame bin Zeyd (Radiyallahu Anh) bu hususta Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile konuştu. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Sen Allah’ın hadlerinden bir haddin uygulanmaması için şefaatçilik mi ediyorsun?!”
Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ayağa kalktı ve bir hutbe irad edip şöyle buyurdu:
−“Sizden öncekileri sadece şu halleri helak etti; Onlar içerisinde şerefli olan hırsızlık yaptığında had uygulamayıp onu terk ettiler! Onlar içerisinde zayıf olan hırsızlık yaptığında onun üzerine haddi uyguladılar. Allah’a yemin ederim ki, şayet Muhammed’in kızı Fatıma çalsa idi, elbette onun da elini keserdim!”
Buhari 3288, 3289, Müslim 1688/8, Begavi 2603
(53) Ubade bin Samit (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Allah’ın hadlerini yakına ve uzağa ikame ediniz! Allah’ın hadleri tatbik edilirken kınayanın kınaması sizleri engellemesin!”
İbni Mace 2540, Albânî İrvau’l-Ğalil Fi Tahrici Ehadisi Menari’s-Sebil 670, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1942, Albânî Mişkat 3587
(54) Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Kendi aranızda bulunan şeylerde hadleri birbirinize affedin! Hadden her hangi bir şey bana ulaşırsa, tatbik etmek vacip/farz olmuştur!”
Ebu Davud 4376, Nesei 4900, 4901
(55) Saffan bin Umeyye (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Ben mescidde uyuyordum. Üzerimde bana ait otuz dirhem değerinde bir hamisa (yani elbise) vardı. Bir adam geldi ve onu benden yavaşça çekip aldı. Adam yakalandı ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e getirildi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de o adamın elinin kesilmesini emretti. Saffan bin Umeyye (Radiyallahu Anh) dedi ki:
−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e geldim ve: otuz dirhem için onun eli mi kesilecek? Ben adamı affediyor hamisayı da ona satıyorum ve ücretini de tehir ediyorum, dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
ꟷ“Ey Ebu Vehb! Bu adamı bana getirmeden önce olmalı değil miydi?”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), adamın elini kesti!
Ebu Davud 4394, Nesei 4893, İbni Mace 2595, Darimi 2299
(56) İkrime (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
Gözleri görmeyen bir kimsenin, kendi çocuğunu dünyaya getiren bir cariyesi vardı. Bu cariye Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e söver hakaret ederdi! O kimse cariyeyi bundan yasaklardı fakat kadın bu çirkin fiilini terk etmezdi! Adam cariyeyi azarlardı ama kadın yine de bu fiilinden vazgeçmez devam ederdi! Bir gece yine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e hakaret edip sövmeye başlayınca, adam miğveli aldı ve kadının karnına koyup onunla kadının üzerine abandı ve onu öldürdü.
Hamile olduğu için cariyenin iki ayağı arasına bir bebek düştü! Orada bulunan eşya kana boyandı. Sabah olunca bu olay, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e zikredildi.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) insanları topladı ve şöyle buyurdu:
−“Bu kimseye Allah için yemin veriyorum, ne yaptı ise yaptı. Üzerindeki hakkım için mutlaka ayağa kalksın!”
Bunun üzerine gözleri görmeyen bir adam titrer bir halde insanların omzuna basarak yürüdü. Nihayet Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in önüne oturdu ve:
−Ya Rasulallah! O cariyenin sahibi benim. O kadın sana sövüyor ve hakaret ediyordu. Ben onu bundan yasaklıyordum fakat kadın o çirkin fiili terk etmiyordu! Ben de onu azarlıyordum ama kadın yine de vazgeçmiyordu. Benim bu cariyeden olma iki tane de, inci tanesi gibi oğlum var. Bana karşı nazik ve yumuşaktı da. Dün gece olunca yine sana sövmeye ve hakaret etmeye başladı, ben de miğveli aldım onu karnının üzerine koyup üzerine abandım nihayet onu öldürdüm! dedi.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Dikkat edin! Şahid olunuz ki, cariyenin kanı heder olmuştur!”
Miğvel: İnce ve çok keskin kılıçtır.
Ebu Davud 4361, Nesei 4081
(57) Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Allah ve Rasulü ile harp edenlerin ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya gayret edenlerin cezası; öldürülmeleri veya asılmaları yahut ellerinin, ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir! Bu, onların dünyada çekecekleri cezadır! Ahirette ise onlara büyük azap vardır!”
Maide Suresi 33
(58) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), o çobanı öldürüp develeri kaçıranları talep için iz sürücüler gönderdi. Onlar bulunup getirildiğinde Allah-u Teâlâ onlar hakkında şu ayetleri indirdi:
“Allah ve Rasulü ile harp edenlerin ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya gayret edenlerin cezası…”
Ebu Davud 4366
(59) Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
Allah-u Teâlâ’nın:
“Allah ve Rasulü ile harp edenlerin ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya gayret edenlerin cezası; öldürülmeleri veya asılmaları yahut ellerinin, ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir!” ayetinden “Ancak siz onları ele geçirmeden önce tevbe ederlerse bilin ki, Allah Gafurdur, Rahimdir.” ayetine kadar müşrikler hakkında inmiştir. Yakalanıp ele geçmeden onlardan herkim tevbe ederse, bu isabet ettikleri şeye karşılık onlara had uygulanmasına mani olmaz.”
Ebu Davud 4372
(60) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Allah’tan gayrı ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şahadet getiren bir Müslüman adamın kanını dökmek şu üç hususun dışında helal değildir!
1) Evlendikten sonra zina eden adam. Bu kişi recm olunur. (Yani taşlanarak öldürülür)
2) Allah’a ve Rasulüne harp etmek için (evinden) çıkan adam. Bu kişi de öldürülür veya asılır yahut da başka yerlere sürgün edilir.
3) Bir cana kıyan adam. Bu sebeple öldürülür.”
Ebu Davud 4353
(61) Ebu Kılabe Abdullah (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
Ömer bin Abdulaziz (Rahmetullahi Aleyh) bir gün sedirini dışarı çıkartıp insanlara görüşmek için izin verdi. İnsanlar da onun yanına girince onlara:
−Bu kasâme hakkında ne diyorsunuz? dedi. İnsanlar:
−Kasâme ile kısas gerekli bir haktır. Kasâme ile halifeler kısas yaptılar diyoruz, dediler. Ebu Kılabe (Rahmetullahi Aleyh) dedi ki:
−Ömer bin Abdulaziz (Rahmetullahi Aleyh), bana:
−Ya Eba Kılabe! Sen ne diyorsun? dedi ve beni insanların önüne dikti. Ben de:
−Ey mü’minlerin emiri! Ordu komutanları ve Arap’ın en şereflileri huzurundadır. Şam’da bulunan evli bir erkek aleyhine, onlardan elli kişi onu görmedikleri halde onun zina ettiğine şahidlik etselerdi, sen o adamı onların bu şahidliği ile recm eder miydin, görüşün nedir? dedim. Ömer bin Abdulaziz (Rahmetullahi Aleyh):
−Hayır, recm etmezdim! dedi. Ben:
−Hımıs’ta bulunan bir erkek aleyhine onu gözleriyle görmedikleri halde onlardan elli kişi o adam hırsızlık yapmıştır diye şahidlik etmiş olsalardı, sen onun elini kesermiydin, görüşün nedir? dedim. Ömer bin Abdulaziz (Rahmetullahi Aleyh):
−Hayır, kesmezdim! dedi. Ben:
−Allah’a yemin ederim ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şu üç hususun dışında kimseyi öldürmedi!
1) Nefsinde öldürme arzusu olarak bir kimseyi öldüren kişi, bu öldürmesi sebebiyle öldürülür.
2) Evlendikten sonra zina eden kişi.
3) İslam dininden irtidat ederek Allah’a ve Rasulüne harp açan kişidir dedim.
Orada bulunan topluluk:
−Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) sana Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hırsızlarda veya hırsızlıkta el kestiğini, gözleri oyduğunu ve onları güneşe attığını rivayet etmedi mi? dediler. Ben de onlara:
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh)’ın hadisini ben size rivayet edeyim. Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) bana şöyle rivayet etti:
−Ukl veya Ureyne kabilesinden sekiz kişi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e geldiler ve onunla İslam üzere beyatlaştılar. Müteakiben Medine’nin havası onlara ağır geldi mideleriyle vücutları hastalandı. Bu durumu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e şikâyet ettiler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Bizim çobanlarımızla beraber develerin yanına çıksanız, onların sütlerinden ve bevllerinden (sidiklerinden) içseniz.”
Onlar da tamam deyip develerin yanlarına gittiler. Onların sütlerinden ve bevllerinden (sidiklerinden) içip sıhhat buldular. Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in çobanını öldürüp develeri oradan uzaklaştırarak alıp gittiler! Günün ilk vaktinde bu haber Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ulaştı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de arkalarından onların izleri üzere bir seriyye gönderdi. Gündüz yükselince onlar yakalanıp getirildiler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) emretti de, elleri ve ayakları çaprazlama kesildi ve gözlerini oydurttu. Sonra Harre’de onları güneşe attırdı. Onlar su istiyordu kendilerine su verilmiyordu ve nihayet bu şekilde öldüler. Dedim ki:
−Bunların işlediği suçtan daha kötü hangi suç vardır? Bunlar İslam’dan irtidat etmişler, insanları öldürmüşler ve hırsızlık yapmışlardır. Anbese bin Saîd (Rahmetullahi Aleyh):
−Vallahi, ben bu gün senden işittiğim şeyleri daha önce hiç işitmemiştim! dedi. Ben:
−Ey Anbese! Benim hadisimi, aleyhime olarak inkâr mı ediyorsun? dedim. Anbese (Rahmetullahi Aleyh):
−Hayır, aksine sen hadisi layığı vechiyle rivayet ettin. Vallahi bu şeyh bu ordunun arasında yaşadığı müddetçe ordu hayır içerisinde olmaya devam edecektir dedi. Ben:
−İşte bu, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından uygulanan bir sünnet olmuştur. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına Ensar’dan bir topluluk girdi. Onun yanında konuştular, sonra onlardan biri Hayber’e doğru yola çıktı. O adam önlerinden gitti ve orada öldürüldü. Ötekiler de onun ardından Hayber’e çıktılar. Baktılar ki, arkadaşları kan içinde debeleniyor. Hemen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına döndüler ve:
−Ya Rasulallah! Arkadaşımız bizimle beraber senin yanında konuşuyordu, bizim önümüzde yola çıktı, biz de onu kan içinde bulanır bulduk dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanlarına çıkıp şöyle buyurdu:
−“Onu kimin öldürdüğünü zannediyor veya görüyorsunuz?”
Onlar:
−Biz onu Yahudilerin öldürdü görüşündeyiz! dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Yahudilere haber gönderip çağırttı ve şöyle buyurdu:
−“Bu adamı sizler mi öldürdünüz?”
Yahudiler:
−Hayır, bizler öldürmedik! dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Siz Yahudilerden elli kişinin arkadaşınızı öldürmediklerine dair yemin etmesine razı olur musunuz?”
Onlar:
−Yahudiler, bizim hepimizi öldürmeye önem vermezler sonra da bizi öldürmediklerine dair yemin ederler dediler. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Sizden elli kişinin yemin etmesiyle onun diyetine hak kazanmak ister misiniz?”
Sahabeler:
−Bizler bu yemini yapmayız, dediler. Müteakiben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o kimsenin diyetini kendi malından verdi. Ebu Kılabe (Rahmetullahi Aleyh) dedi ki:
−Huzeyl kabilesi cahiliyet zamanında yeminli dostlarından birinden dostluğu bozup ayrılmış:
−Sen bizden değilsin! demişlerdi. Huzeyl’den ayrılan kişi Yemen’den bir ev halkına Mekke’de Betha denilen yerde geceleyin hırsızlık için daldı. Ev halkından biri o hırsızın gelmesiyle uyandı ve ona bir kılıç salladı ve onu öldürdü. Akabinde Huzeyl kabilesi geldi. O, Yemenli adamı yakaladılar ve hac mevsiminde Ömer (Radiyallahu Anh)’ın yanına getirdiler de:
−Bu adam bizim arkadaşımızı öldürdü! dediler. Katil de:
−O hırsızlık yapmıştır ve bunlar da ondan ayrılmış durumdadır, dedi. Ömer (Radiyallahu Anh)’da:
−Huzeyl kabilesinden elli kişi bu o adamdan ayrılmadığına yemin etmesi gerek dedi. Bunun üzerine Huzeyl’den kırk dokuz kişi, ondan ayrılmadığına yalan olarak yemin etti! Bu sırada onlardan olan bir adam Şam’dan geldi. Hemen ondan da kendileri gibi yemin etmesini istediler. Şam’dan gelen adam, yemin etmeye bedel onlara bin dirhem fidye verdi ve kendini bu yalan yeminden kurtardı. Bu sefer onun yerine başka bir adam soktular. Ömer (Radiyallahu Anh) katili maktulün kardeşine teslim etti. Onun eli ötekinin eliyle birleştirilerek bağlandı. Bunlar şöyle dediler:
−Biz elli kişi, yani öldürülen adamdan ayrılmadığımıza yemin eden bizler yürüdük. Nihayet Mekke’den bir gece uzaklıktaki Nahle mevkiine vardıklarında kendilerini bir yağmur yakaladı. Hemen bir mağaraya girdiler. Mağara yemin eden elli kişinin üzerine çöktü, hepsi orada öldüler. Elleri birbirine bağlanan iki kişi yani, maktulün kardeşi ile Şam’dan gelen adamın yerine koydukları kişi kaçıp kurtuldular. Onları da bir büyük taş takip etti ve öldürülenin kardeşinin ayağına çarpıp kırdı. O, bir sene daha yaşadı sonra öldü. Ebu Kılabe dedi ki:
−Abdulmelik bin Mervan, bir adama kasâme yemini ile kısas yapmıştır. Ancak daha sonra pişman olmuş ve emir verip o elli kişinin isimlerini divan defterinden sildirtti ve onları Şam’dan başka yere sürgün etti.
Buhari 6765, 6769, Müslim 1671/9
(62) Ebu Musa (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Bir adam Müslüman olmuş, sonra da tekrar Yahudiliğe dönmüştü. Bu adam bağlanmış bir halde Ebu Musa (Radiyallahu Anh)’ın yanında duruyor iken Muaz bin Cebel (Radiyallahu Anh) geldi ve:
−Buna ne oluyor? dedi. Ebu Musa (Radiyallahu Anh):
−İslam dinine girdi sonra da Yahudi oldu dedi. Muaz bin Cebel (Radiyallahu Anh):
−Dininden irtidat eden bu adamı Allah’ın ve Rasulünün hükmüne göre öldürene kadar oturmam! dedi.”
Buhari 7005, Müslim 1733
(63) Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Ali (Radiyallahu Anh)’a bir takım zındık getirildiğinde o, bunları yaktı. Bu yakma işi Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma)’ya ulaştığında Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma):
−Ben olsaydım Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:
−‘Allah’ın azabı ile azap etmeyin!’ şeklindeki yasağı için onları yakmaz; Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:
−‘İslam dinini değiştiren kişiyi öldürün!’ buyruğu sebebiyle onları öldürürdüm, dedi.”
Buhari 6788
(64) Ebu Musa (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Ben, Yemende iken Muaz bin Cebel (Radiyallahu Anh) benim yanıma geldi. Bir adam Yahudi iken Müslüman oldu. Sonra da İslam’dan irtidat etti tekrar Yahudiliğe döndü. Muaz bin Cebel (Radiyallahu Anh) gelince:
−Bu adam öldürülünceye kadar binitimden inmeyeceğim! dedi. Bunun üzerine adam öldürüldü. İkisinden biri:
−Bu Yahudiyi daha önce Ebu Musa (Radiyallahu Anh) kırk gece veya ona yakın bir müddet tevbeye davet etmişti. Muaz (Radiyallahu Anh)’da geldiğinde onu tevbeye davet etti, o bunu kabulden imtina etmişti!”
Ebu Davud 4355, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/231, Albânî İrvau’l-Ğalil Fi Tahrici Ehadisi Menari’s-Sebil 8/125
Kasamet: Yeminleşmek demektir.
(65) Sehl bin Ebi Hasme şöyle dedi:
Sehl bin Ebi Hasme ve kavminin büyüklerinden bir takım adamlar şöyle haber verdiler:
−Abdullah bin Sehl ve Muhayyısa kendilerine isabet eden bir kıtlık ve fakirlik sebebiyle hurma satın almak için Hayber’e doğru yola çıkmışlardır. Hayber hurmalıkları içinde herkes kendi işleri için dağıldılar. Muhayyısa’ya, Abdullah bin Sehl’in öldürülüp bir çukura veya su gözüne atılmış olduğu haber verildi. Abdullah bin Sehl’i ölmüş olarak buldular. Bunun üzerine Muhayyısa Yahudilere geldi ve onlara:
−Vallahi onu sizler öldürdünüz! dedi. Yahudiler de ona:
−Vallahi onu biz öldürmedik! Öldüreni de bilmiyoruz! dediler. Bundan sonra Muhayyısa döndü ve Medine’ye kendi kavminin yanına geldi ve onlara olayı anlattı. Bundan sonra Muhayyısa, kardeşi Huveyrisa bu kardeşi Muhayyısa’dan daha büyüktür ve Abdurrahman bin Sehl Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile konuşmaya geldiler.
Hayber’de bulunmuş olan Muhayyısa önce konuşmaya başlayınca Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Muhayyısa’ya şöyle buyurdu:
“Büyüğe bırak, büyüğe bırak onu öldüren kimse aleyhine beyine getireceksiniz.”
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu emriyle yaşça büyük olanı sözü ona bırakmasını kast ediyordu. Bunun üzerine Huveyrisa konuştu, sonra da Muhayyısa konuştu.
Bunun ardından Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara Hayber Yahudileri hakkında şöyle buyurdu:
−“Ey Yahudiler! Arkadaşınızın diyetini öderler yahut da onlar bizimle harp ilan etmiş olurlar!”
Ve bunu Yahudilere yazdı. Onlardan da Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:
−Abdullah’ı biz öldürmedik! diye mektup yazıldı.
Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Sizler bu cinayetin Hayber Yahudileri tarafından işlendiğine yemin eder de arkadaşınızın kan bedeline hak kazanır mısınız?”
Onlar:
−Biz buna yemin etmeyiz! dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Öyleyse Yahudiler onu öldürmediklerine dair size yemin ederler.”
Onlar da:
−Ya Rasulallah! Yahudiler Müslüman değildir! Biz Yahudilerin yeminlerine razı olmayız! dediler. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öldürülenin diyetini kendi yanından yüz deve olarak ödedi de bu develer öldürülenin evine girdirildi...”
Buhari 7048, 7049, Müslim 1669/1, Ebu Davud 4521
(66) Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Cahiliye zamanında yapılan ilk kasâme şüphesiz ki, biz Haşim oğulları içinde olmuştur. Haşimilerin bir adamı vardı, onu Kureyşin diğer bir boyundan bir adam ücretle hizmetçi tuttu. Bu ücretle tutulan hizmetçi, efendisiyle beraber Şam’a giden develeri içinde gitti. Yolda o hizmetçiye Haşimilerden bir adam uğradı. Bu adamın deriden olan çuvallarının kulpları kopmuştu. Bu adam hizmetçiye:
−Bana bir iple yardım et de onunla çuvallarımın kulplarını bağlayayım, develer de kaçmaz dedi. Hizmetçi ona bir ip verdi. O da bununla çuvallarının saplarını bağladı. Bir yere konak ettikleri zaman, bir tek deve müstesna, bütün develer bağlandı. Efendi, hizmetçiye:
−Develerin arasında bağlanmamış olan bu devenin hali nedir? dedi. Hizmetçi:
−Onun ipi yoktur, dedi. Efendi:
−Onun ipi nerede? dedi ve hizmetçiye bir değnek attı. Hizmetçinin eceli bu atıştan olup ağır yaralandı. Ağır yaralı iken daha ölmeden yanına Yemen’den bir adam uğradı. Yaralı hizmetçi o adama:
−Sen hac mevsiminde hazır bulunur musun? dedi. Yemenli:
−Ben her zaman orada hazır bulunmam, bazen hazır bulunurum dedi. Hizmetçi ona:
−Sen bütün zaman içerisinde benden bir kere bir elçiliği tebliğ eder misin? dedi. Yemenli:
−Evet, tebliğ ederim dedi. Hizmetçi:
−Sen hac mevsiminde hazır bulunduğun zaman:
−Ey Kureyşliler! diye çağır. Sana cevap verdiklerinde:
−Ey Haşimiler! diye çağır. Sana icabet ederlerse, onlardan Ebu Talib’i sor ve ona, beni ücretle tutan adamın bir ip sebebiyle beni öldürdüğünü haber ver dedi ve sonra hizmetçi öldü. Ücretle tutan adam Mekke’ye gelince, Ebu Talib ona geldi ve:
−Arkadaşımız ne yaptı? dedi. Adam da:
−Hastalandı, onun işlerini güzelce yerine getirdim ve onun defnini de kendi üzerime aldım dedi. Ebu Talib:
−O, bu hizmetleri hak etmişti dedi. Bunun üzerinden bir zaman geçti. Sonra o hizmetçinin tebliğ etmesini vasiyet ettiği Yemenli adam hac mevsiminde geldi ve:
−Ey Kureyşliler! diye nida etti. Ona:
−İşte şunlar Kureyştir, dediler. Yemenli:
−Ey Haşimiler! diye nida etti. Ona:
−İşte şunlar Haşimiler, dediler. Yemenli:
−Ebu Talib nerededir? dedi. Ona:
−Ebu Talib işte şu adamdır, dediler. Yemenli:
−Falan kimse bana, sana bir elçilik tebliğ etmemi; falan kişinin bir ip yüzünden kendisini öldürdüğünü tebliğ etmemi emretti dedi. Akabinde Ebu Talib o efendiye geldi de:
−Bizden üç şeyden birini tercih et:
−İstersen yüz deve diyet öde, çünkü arkadaşımızı sen öldürdün! İstersen kavminden elli kişi onu senin öldürmediğine yemin etsinler. Bu teklifimizi kabul etmezsen, o ölen arkadaşımıza karşılık biz seni öldüreceğiz! dedi. Bunun üzerine o efendi kendi kavmine geldi ve bu durumu onlara anlattı. Onlar:
−Yemin edelim, dediler. Bu sırada onlardan bir adamın nikâhında bulunan ve ona bir çocuk doğuran Haşim oğullarından bir kadın Ebu Talibe gelerek:
−Ey Ebu Talib! Benim şu oğlumu o elli kişiden bir adam yerine tutmanı, ancak ona yeminlerin yaptırıldığı Kâbe rüknü ile Makam arasında yemin ettirmemeni istiyorum, dedi. Ebu Talib, kadının isteğini yaptı. Bu sırada onlardan bir adam geldi ve:
−Ey Ebu Talib! Yüz deve yerine onlardan elli adamın yemin etmesini istedin. Herbir adama iki deve isabet eder. İşte şunlar iki devedir. Sen bunları benim tarafımdan kabul et de, yeminlerin yapıldığı yerde beni yemin ettirme, dedi. Ebu Talib o iki deveyi de kabul etti. Akabinde kırk sekiz adam geldi de yeminlerin yaptırıldığı yerde yemin ettiler. Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma):
−Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, onların yemin etmelerinin üzerinden bir sene geçmeden o kırk sekiz kişiden kımıldayan hiçbir göz kalmadı hep helak oldular.”
Buhari 3597, 3599, Nesei 4720
(67) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Ensarî sahabelerinden bir şahıs şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kasâmeti cahiliyet zamanında uygulanmakta olan hali üzere kararlaştırdı.”
Nesei 4721
(68) Ebu Seleme (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hediye kabul eder sadakayı yemezdi. Sonra şunları ziyade etti:
−Hayber’de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e bir Yahudi kadın zehirleyerek pişirdiği koyunu hediye etti. Bu koyundan Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve sahabelerden bir topluluk yediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sahabelere şöyle buyurdu:
“Ellerinizi yemekten çekiniz! Bu koyun zehirlenmiş olduğunu bana haber verdi.”
Bunun üzerine Ensar’dan Bişr bin Bera bin Ma’rur hemen öldü. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Yahudi kadına adam gönderdi. Kadına:
−“Seni bu yaptığına sevk eden nedir?”
Kadın:
−Eğer sen Nebi isen bu yaptığım sana zarar vermez, eğer değilsen, insanları senden rahatlatmış olurum! dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadının öldürülmesini emretti de, kadın da öldürüldü. Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat ettiği hastalığında şöyle buyurdu:
−“Hayber’de yediğim zehirli yemeğin elemini hala duyuyorum. Bu an kalp damarlarımı kestiği andır!”
Ebu Davud 4512
(69) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Bir çocuk aldatılarak öldürüldü. Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh):
−Eğer bu fiile ehli Sanâ iştirak etmiş olsaydı, onların hepsini öldürürdüm! dedi. Mugire bin Hakîm es-Sanâni, babası Hakîmden:
−Dört kişi bir çocuğu öldürdüler. Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh) aynı sözleri söyledi dedi.
Ebu Bekir (Radiyallahu Anh), İbnu’z-Zübeyr (Radiyallahu Anh), Ali bin Ebi Talib (Radiyallahu Anh) ve Suveyd bin Mukarrin (Radiyallahu Anh) tokat atmada kısas yapmışlardır.”
Buhari 6760, Malik 2/871/13, Begavi 2535, Albânî İrvau’l-Ğalil Fi Tahrici Ehadisi Menari’s-Sebil 2201
(70) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Bir çocuk aldatılarak öldürüldü. Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh):
−Eğer bu fiile ehli Sanâ iştirak etmiş olsaydı, onların hepsini öldürürdüm! dedi.
Mugire bin Hakîm es-Sanâni, babası Hakîmden:
−Dört kişi bir çocuğu öldürdüler. Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh) aynı sözleri söyledi dedi.
Ebu Bekir (Radiyallahu Anh), İbnu’z-Zübeyr (Radiyallahu Anh), Ali bin Ebi Talib (Radiyallahu Anh) ve Suveyd bin Mukarrin (Radiyallahu Anh) tokat atmada kısas yapmışlardır.”
Buhari 6760, Malik 2/871/13, Begavi 2535, Albânî İrvau’l-Ğalil Fi Tahrici Ehadisi Menari’s-Sebil 2201
(71) Ömer bin Abdülaziz (Rahmetullahi Aleyh) Basra’ya emir tayin ettiği Adiyy bin Ertae’ye yağcıların evlerinin yanında bulunan bir maktul hakkında şöyle mektup yazmıştı:
−Eğer maktulün sahipleri delil bulurlarsa onunla hüküm ver, eğer bulamazlarsa bu hususta beyyinesiz olarak hüküm vererek insanlara zülüm etme! Çünkü bu iş, kıyamete kadar hakkında hüküm verilmeyecek olan bir iştir.”
Buhari Diyetler Kitabı 21