Defin ve Defin Bittikten Sonra
Yapılacak İ
şler

87) Kâfir dahi olsa ölünün defnedilmesi icab eder!

Bu hususta iki hadis vardır.

Birinci Hadis:

Ebu Talha el-Ensari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bedir günü emir vererek Kureyş’in ileri gelen kâfirlerinden ondört kişi ayaklarından sürüklendiler ve Bedir’deki kuyulardan oldukça berbat ve kötü bir kuyuya atıldılar. Ancak Umeyye bin Halef atılmadı. Çünkü o zırhı içerisinde şişmiş ve zırhını büsbütün doldurmuştu. Onu yerinden oynatmak istediler.

Birbirinden dağılacağı görülünce onu olduğu gibi bıraktılar ve üzerine cesedi görülmeyecek şekilde toprak ve taş yığdılar. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir kavmin yakınlarına vardığı vakit oranın geniş düzlüğünde üç gece ikamet ederdi. Bedir’in üçüncü günü olunca bineğinin hazırlanmasını emretti. Sonra yürüyerek yola koyuldu. Ashabı da peşinden gittiler ve herhalde bir ihtiyacını görmek için gidiyor dediler. Nihayet kuyunun başında durdu ve onların ve babalarının isimlerini söyleyerek onlar leş haline gelmişken yüksek sesle seslenmeye başladı:

‘Ey Ebu Cehil bin Hişam, ey Utbe bin Rebia, ey Şeybe bin Rabia, ey Velid bin Utbe! Allah’a ve Rasulüne itaat etmiş olmak sizi sevindirir miydi? Şüphesiz bizler Rabbimizin bize vaadettiğinin hak olduğunu gördük. Sizler de Rabbinizin size vaadettiğinin hak olduğunu gördünüz mü?’

Ebu Talha (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Ömer (Radiyallahu Anh), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in söylediklerini duydu ve dedi ki:

−Ey Allah’ın Rasulü! Sen ancak ruhları bulunmayan birtakım cesetlerle konuşuyorsun. Acaba onlar duyuyorlar mı? Aziz ve celil olan Allah:

“Sen ölülere sesini işittiremezsin!” diye buyurmuyor mu?

Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

‘Muhammed’in canı elinde olana yemin ederim ki, onlar benim bu sözlerimi sizden daha iyi işitiyorlar! Allah’a yemin olsun şu anda onlar benim kendilerine söylediklerimin hakkın ta kendisi olduğunu artık biliyorlar.’

Bir rivayette:

‘Şüphesiz onlar şu anda işitmektedirler! Ancak onlar bana hiçbir şekilde cevap veremiyorlar.’

Katade (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Allah onları Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için diriltti ve onlara söylediği sözlerini onları azarlamak, küçültmek, intikam almak, hasret ve pişmanlık duymalarını sağlamak için işittirdi.”

Buhari 7/240, 241, Müslim 8/164, Ahmed 4/129, Nesei 1/293

İkinci Hadis:

Ali (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Ebu Talib vefat edince Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gidip şöyle dedim:

−Senin o yaşlı sapık amcan öldü! Onu kim gömsün?

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Git onu göm! Yanıma gelinceye kadar başka hiçbir şey yapma!’ dedi.

Ali (Radiyallahu Anh) dedi ki:

−O müşrik olarak öldü!

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Git onu göm!’ dedi.

Ali (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Onu gömdüm, sonra ona gittim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana:

−‘Git guslet! Sonra yanıma gelinceye kadar hiçbir şey yapma!’ dedi.

Ali (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Guslettim sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına gittim.

Ali (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Bana bazı dualar yaptı ki onların karşılığında kırmızı ve siyah tüylü develere sahib olmak beni sevindirmez.”

Bu hadiste dikkat çeken hususlardan birisi de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in müşrik olan babasının vefatı sebebiyle Ali (Radiyallahu Anh)’a taziye vermemesidir. Dolayısıyla Müslüman bir kimsenin kâfir olan bir yakınının vefatı sebebiyle taziye edilmesinin meşru olmadığına delil olabilir.

Ahmed 807, Ebu Davud 2/70, Nesei 1/282, 283, Beyhaki 3/398

88) Müslüman bir kimse kâfir birisiyle defnedilmez!

Aksine Müslüman Müslümanların mezarlığına, kâfir de müşriklerin mezarlığına defnedilir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in döneminde durum böyle idi ve günümüze kadar böylece devam edegelmiştir.

Beşir bin Hasasiye (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

“Bir gün Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte yürürken şöyle dedi:

‘Ey Hasasiye’nin oğlu! Sen artık Allah’a karşı nasıl kızgın olabilirsin? Sen, Allah’ın Rasulü ile birlikte elinden tutarak yürüyorsun’ dedi.

Ben dedim ki:

−Ey Allah’ın Rasulü! Anam babam sana feda olsun. Bende artık Allah’a karşı öfkelenmemi gerektiren hiçbir şey yok! Allah bana hayır olan ne varsa hepsini verdi. Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), müşriklerin kabirlerinin yanından geçti, şöyle buyurdu:

−‘Gerçekten bunlar çok büyük bir hayrı ellerinden kaçırdılar!’ ve bunu üç defa tekrarladı. Sonra Müslümanların kabirlerinin yanından geçti, şöyle buyurdu:

‘Andolsun bunlar da çokça hayır elde ettiler’ bunuda üç defa tekrarladı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabirler arasında ayakkabılarıyla yürüyen bir adam gördü:

−‘Ey ayakkabı giyen adam! Böyle yapma! Ayakkabılarını çıkart!’ dedi.

Adam baktı ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i tanıyınca, ayakkabılarını çıkartıp onları bir kenara attı.”

Ebu Davud 2/72, Nesei 1/288, İbni Mace 1/474, İbni Ebi Şeybe 4/170, Hâkim 1/373, Beyhaki 4/80, Tayalisi 1123, Ahmed 5/83, 84, 224, Tahavi 2/293

Not: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu sözleri ona söylemesinin sebebi, Beşir (Radiyallahu Anh)’ın kendi kavminden uzaklığı sebebiyle şikâyet ediyordu.

Beşir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına gittim. O’na baki’de yetiştim, şöyle biyordu:

‘Mü’minler diyarının sakinlerine selam olsun.’ Bu sırada ayakkabımın bağı koptu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana:

‘Biraz çabuk ol’ dedi.

Ben:

−Ey Allah’ın Rasulü! Bekarlığım uzadı, kavmimden de uzak kaldım, dedim.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Ey Beşir! Sen yüce Allah’ın seni Rabia’lıların arasından alıp kurtarmış olmasıdan dolayı Allah’a hamdetmeyecek misin? Onlar eğer biz olmassak dünya içindekileriyle beraber harab olur gider görüşünde olan bir kavimdir’ dedi.”

Heysemi, Mecmau’z-Zevaid 3/60, Taberani Mucemu’l-Kebir 2/45, 46, Taberani Evsad 116, Mecmau’l-Bahreyn, İbni Asakir Tarih 10/170

İbni Hazm: Kabirler arasında ayakkabı ile yürümenin haram olduğunu söylemiştir.

İbni Hazm 5/142, 143

89) Ölü mezarlığa defnedilir.

Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ölüleri Baki mezarlığına defnederdi. Bu hususta gelen haberler mütevatirdir. Seleften hiçbir kimsenin kabristan dışında defnedildiği nakledilmemiştir. Bundan tek istisna Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefat ettiği hücresinde defnedildiğine dair gelen mütevatir rivayettir. Bu da Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in özelliklerindendir.

Nitekim Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle demiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat ettiğinde onun defni hususunda insanlar ihtilaf ettiler.

Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den bir şey duymuştum hala onu unutmadım.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

‘Allah, hiçbir Rasulünün canını onun defnedilmesini sevdiği yerden bir başka yerde almaz!’

Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i yatağının bulunduğu yere defnettiler.”

Tirmizi 2/129, İbni Mace 1/498, 499, İbni Sad 2/71, İbni Adiy Kamil 94/2

90) Şehidler, şehid düştükleri yerde defnedilirler ve kabristana taşınmazlar!

Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) müşriklerle savaşmak için Medine’den çıktı.

Babam Abdullah dedi ki:

−Ey oğlum! Sen sonumuzun nereye varacağını öğreninceye kadar Medine’de bekle! Çünkü Allah’a yemin ederim ki eğer benden sonra geriye kız çocuklarımı bırakmayacak olsaydım, önümde öldürülmeni arzu ederdim.

Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Halamın, babamı ve dayımı su taşımak üzere kullanılan bir deve üzerinde herbirisini bir tarafa bağlamış olarak getirdiğini gördüm. Onlarla birlikte Medine’ye onları kabristanımıza defnetmek üzere girdi.

Bu sırada bir adam:

−Haberiniz olsun Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sizlere öldürülenleri geri götürmenizi ve onları ölüp yıkıldıkları yerde defnetmenizi emrediyor! Bunun üzerine biz de babamı ve dayımı geri götürdük, öldürüldükleri yere onları defnettik.”

Ahmed 3/397, 398, Ebu Davud

91) Aşağıdaki hallerde zaruret olmaksızın defin caiz değildir!

1) Namaz kılmanın nehyolunduğu üç vakitte defin.

Ukbe bin Amir (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

“Üç vakit vardır ki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizlere o vakitlerde namaz kılmayı ya da o vakitlerde ölülerimizi gömmeyi nehyederdi:

1) Güneş parlak olarak doğup yükselinceye kadar,

2) Öğle vakti dik duran güneş batıya meyledinceye kadar ve

3) Güneş batmaya yaklaşırken büsbütün batıncaya kadar.”

Müslim 2/208, Ebu Avane Sahih 1/386, Ebu Davud 2/66, Nesei 1/277, Tirmizi 2/144, İbni Mace 1/463, Beyhaki 4/32, Tayalisi 1001, Ahmed 4/152

2) Geceleyin defnetmek.

Çünkü Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma)’ın hadisi bunu ifade etmektedir:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün bir hutbe irade etti. Ashabından ölen ve kefeni yeterince uzun olmayan bir kefen ile kefenlenip geceleyin mezara gömülen bir adamdan söz etti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kişinin namazı kılınmadan geceleyin kabre konulmasını insanın bu işe mecbur kalması hali dışında yasakladı ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Sizden herhangi bir kimse kardeşini kefenlediği vakit, kefenini eğer gücü yeterse olabildiğince güzel yapsın!’ buyurdu.”

Müslim, İbnu’l-Carud, Ebu Davud, Ahmed

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Üzerine namaz kılınmadıkça” ifadesinin açıklanması zordur! Çünkü bu ifade yine zahiri itibariyle namazı kılındıktan sonra geceleyin defnetmenin caiz oluşuna delalet etmektedir. Çünkü yasaklamaktan gaye budur. Eğer namaz kılınırsa yasak da kalkar. Fakat bunu da hadisteki:

“Bir insanın buna mecbur kalma hali müstesna” sözü reddetmektedir. Bunun da ileride İbni Hazm’dan geleceği üzere pekçok sebepleri vardır. Fakat bizler kişi üzerine namaz kılınmadan onu defnetmeye mecbur kılacak herhangi bir şekil düşünemiyoruz! Bu ihtimalin uzaklığını daha da arttıran husus şudur. Böyle bir şey “gece” kaydını faydasız hale getirmektedir! Çünkü namazdan önce defin geceleyin caiz olmadığı gibi gündüzün de caiz değildir!

Şayet mecburiyetten dolayı geceleyin caiz olursa yine aynı sebebten dolayı gündüzün de caiz olur ve bu hususta bir fark yoktur. O halde “gece” kaydının faydası nedir? Bunu şöylece açıklayabiliriz:

Geceleyin defnetmek cenaze namazına katılacakların sayısının azalma ihtimalini olur. İşte gündüz namaz kılınmadıkça geceleyin defnetmeyi de yasaklamaktadır. Çünkü gündüz insanlar cenaze namazı kılmaya daha çok imkân ve vakit bulabilirler. Böylelikle namaz kılacakların sayısı da çoğalmuş olur. Bu çokluk da şeriatin bu husustaki maksatlarındandır ve onların ölen hakkındaki şefaatlerinin kabul edilme ihtimalini daha da yükseltir.

Daha önce 63. meselede açıklandığı gibi. İmam Nevevi, Müslim’in şerhinde şunları söylemektedir:

“Gündüz gömme işinde çok kimse hazır bulunabilir ve namazını kılarlar. Gece ise ancak sayılı kişiler bulunabilir. Maksadın cemaatin çokluğu için namazının gündüzün kılınması olduğu ortaya çıkmıştır. Çünkü “insanın buna mecbur kalması hali müstesna” ifadesindeki işaret ismi geceleyin defne aittir. İsterse o vakit namaz kılacaklar az olsun.

Mutlak olarak namazın terkedilmesiyle birlikte defne işaret değildir. Bu husus iyice düşünülmelidir çünkü düşünülmeye değerdir.” Diğer taraftan İmam Nevevi Müslim’in şerhinde şunları söylemektedir:

“İlim adamları geceleyin defn etmekte farklı görüşlere sahibtirler. Hasan-ı Basri zaruret hali dışında mekruh görmüştür. Selef ve halefin âlimlerinin cumhuru ise mekruh değildir demişler ve Ebu Bekir Sıddiyk (Radiyallahu Anh) ile seleften bir topluluğun geceleyin defnolunmasını ve buna tepki gösterilmemesini ve ayrıca siyah kadının defni ile ilgili hadisi mescidi süpüren ve geceleyin vefat edip, geceleyin gömülen adamın hadisini delil göstermişlerdir.

Bu hadise göre Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabına adam hakkında soru sormuş.

Onlar da:

−Geceleyin vefat etti, biz de onu geceleyin defnettik demişlerdi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Niye bana haber vermediniz!?’ diye sorunca, onlar:

−Karanlık idi demişler, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara karşı bir şey söylememişti. Bu hadis ile ilgili olarak da sözü geçen yasak namazın terkedilmesinden ötürü idi diye cevap vermişlerdir. Yoksa mücerred olarak geceleyin defnetmeyi yasaklamamıştır. O ancak ya namazın büsbütün terkedilmesi veya namaz kılanların azlığı, ya da kefenin kötülüğü yahutta önceden de geçtiği üzere hepsi sebebiyle bunu yasaklamıştı.”

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Birinci cevap yani namazın terki sebebiyle demek doğru olamaz! Çünkü durum böyle olsaydı, daha önce açıklandığı üzere geceleyin defnetmek ile gündüzün defnetmek arasında bir fark olmazdı. Bundan dolayı İbni Hazm zaruret dışında geceleyin herhangi bir kimsenin defnedilmesinin caiz olmadığı görüşünü tercih etmiştir. Sonra da geceleyin defnetmeye dair varid olmuş olan hadisler ile bu anlamdaki ashab-ı kirama dair rivayetleride şöylece cevablandırmaktadır:

“İster kendisi, ister bazı hanımları, isterse de ashabından geceleyin defnedilen herkes ancak bunu gerektiren bir zaruret dolayısıyla defnedilmiştir. Ya cenazeye gelecek olanların adına sıcaktan korkmak ki bu Medine’de ileri derecededir, ya cenazenin bozulması korkusu yahutta bunun dışında geceleyin defnetmeyi mübah kılan sebeplerden ötürüdür. Herhangi bir kimsenin onlar hakkında bunun dışında bir zan beslemesi helal değildir!”

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Geceleyin defnedilenlerin gündüz cenaze namazı kılınmış olması mümkündür. O vakit az önce geçen açıklamalar ile çatışan bir taraf kalmaz. O da Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için tahakkuk eden durumdur. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in namazını salı günü kıldılar, daha sonra çarşamba gecesi onu defnettiler.”

İbni Hişam Siyret 4/314

92) Cenazeyi gece defnetmeye mecbur olunursa, kandil kullanmak ve defin işlemini kolaylaştırmak için kabre kandili indirmek caizdir.

Buna delil Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma)’nın rivayet ettiği şu hadistir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir adamı geceleyin kabrine yerleştirdi ve kabri içerisinde kandil yaktırdı.”

İbni Mace 1/464, Tirmizi 2/157

93) Kabrin derin kazılması ve geniş tutulması gerekir.

Bu hususta iki hadis vardır.

Birincisi Hadis:

Hişam bin Amir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Uhud’da Müslümanlardan kimi şehid düştü, kimisi birtakım yaralar aldı.

Biz:

−Ey Allah’ın Rasulü! Herbir kişi için bir mezar kazmak bize ağır gelir, bize neyi emredersin? dedik.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−‘Geniş tutunuz, derin açınız ve güzel yapınız! İki-üç kişiyi de bir kabre defnediniz! Kur’an’ı daha çok bilenleri öne koyunuz!’

Hişam (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Babam üçün üçüncüsü idi ve aralarında Kur’an’ı en iyi bilenleri idi. O bakımdan babam öne geçirildi.”

Ebu Davud 2/70, Nesei 1/283, 284, Tirmizi 3/36, Beyhaki 4/34, Ahmed 4/19, 20, İbni Mace

İkinci Hadis:

Ensardan bir sahabe şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte ensardan bir adamın cenazesine katıldık. O sırada ben babamla birlikte gitmiş küçük bir çocuktum. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabrin kenarında oturdu. Mezar kazıcısına tavsiyede bulunarak:

−‘Baş ve ayak tarafını geniş tut! Bunun cennette nice salkımları vardır’ dedi.”

Buhari 2/83, Beyhaki 3/414, Ahmed 5/408

94) Kabrin laht şeklinde de şakk (yarmak) şeklinde de kazılması caizdir.

Şakk: Bu kelime laht veya luht diye telaffuz edilir. Kıble tarafından kabrin enine doğru açılması demektir. Yarmak (şakk) ise kabirin nehir yatağı gibi aşağı doğru kazılması demektir.

Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) döneminde her ikisi de uygulanmıştır. Fakat laht daha faziletlidir. Bu hususta bazı hadisler vardır.

Birinci Hadis:

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat ettiğinde Medine’de laht şeklinde mezar kazan birisi ile şakk mezar kazan birisi vardı. Sahabeler Rabbimizden hayırlısını dileyerek biz her ikisine haber gönderelim, hangisi daha erken gelirse bu işi ona verelim. Her ikisine de haber gönderildi, laht şeklinde kabir kazan kişi geldi, bunun için, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabrini laht şeklinde kazıdılar.”

İbni Mace 1/472, Tahavi 4/45, Ahmed 3/99

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabrine Abdullah ibni Abbas, Ali bin Ebi Talib ve Fadl (Radiyallahu Anhum) girdi. Ensardan bir adam onun lahtini düzeltti. Bedir günü şehidlerin kabirlerinin lahitlerini düzelten kişi de, o idi.”

Tahavi Muşkilu’l-Asar 4/47, İbnu’l-Carud 268, İbni Hibban 2161

İkinci Hadis:

Sad bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh)’ın babası şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e yapıldığı gibi benim için de laht açınız ve üzerime kerpiçleri dikey olarak yerleştiriniz.”

Müslim 2/61, Nesei 1/283, İbni Mace 1/471, Tahavi Müşkilu’l-Asar 4/46, Beyhaki, Ahmed 1489, 1601, 1602

Üçüncü Hadis:

Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Laht bizim için, yarmak ise bizden başkaları içindir!’ dedi.”

Ebu Davud 2/69, Nesei 1/283, Tirmizi 2/152, İbni Mace 4711, Tahavi 4/48, Beyhaki 3/408, Hafız 5/203

İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şunları söylemektedir:

“İlim adamları laht ve şakk şeklinde kazılmış kabirlere defnetmenin caiz olduğunu icma ile kabul etmişlerdir. Fakat arazinin toprağı çökmeyen cinsten sert ise daha önce kaydedilen deliller sebebiyle laht daha faziletlidir. Şayet arazinin toprağı çöken gevşek cinsten ise şakk daha faziletlidir.”

Nevevi Mecmu 5/287

95) Zaruret olduğunda bir kabre iki ya da daha fazla kişinin defnedilmesi caizdir

Ancak onların faziletlileri öne alınır. Bu hususta da birkaç hadis vardır.

Birinci Hadis:

Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Uhud’da şehid olanları iki, üç kişiyi bir tek kefen ile kefenledi sonra:

Bunların hangisi Kur’an’ı daha çok biliyordu diye sordu. Onlardan birisine işaret edilecek olursa, onu lahtde kardeşinden önce öne geçirdi ve şöyle dedi:

−‘Ben kıyamet gününde bunlara şahit olacağım’ dedi ve onların kanlarıyla defnedilmelerini emretti. Yıkanmadılar ve üzerlerine namaz da kılınmadı.

Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Babam ve amcam o gün aynı kabirde gömüldüler.”

Buhari 3/163, 165, 169, 7/300, Nesei 1/277, Tirmizi 2/147, İbni Mace 1/461, İbnu’l-Carud 270, Beyhaki 4/14, Ahmed 5/431

İkinci Hadis:

Ebu Katade (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Amr bin Cemuh, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelip şöyle dedi:

−Ey Allah’ın! Rasulü nedersin? Eğer ben öldürülünceye kadar Allah yolunda çarpışacak olursam, şu ayağımla sağlıklı olarak cennette yürüyebilecek miyim? Onun ayağı topal idi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Evet’ dedi. Uhud günü o kardeşinin oğlu ve onlara ait bir azadlı ile birlikte öldürüldüler.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun yanından geçerken şöyle buyurdu:

‘Sanki ben şu ayağımla sağlıklı olarak cennette yürürken seni görür gibiyim.’

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in verdiği emir üzere o kardeşinin oğlu ve azadlıları tek bir kabre gömüldüler.”

Ahmed 5/299, Hafız 3/168

İmam Şafiî (Rahmetullahi Aleyh) şunları söylemektedir:

“Darlık ve acele etme hallerinde iki ya da üç ölü aynı kabre defnedilebilir. Onların faziletlileri ve yaşlılarının kıbleye daha yakın konulmasına dikkat edilir. Hiçbir şekilde kadının erkekle birlikte defnedilmesini hoş görmüyorum. Eğer bu bir zaruret olur ve başka bir çare bulunamazsa o takdirde erkek kadının önünde, kadın da onun arkasında yerleştirilir. Kabirde erkek ile kadın arasında topraktan bir engel oluşturulur.”

İmam Şafiî el-Umm 1/245

96) Ölüyü kabre erkekler indirir.

Kadınlar kabre giremez. Bunun bazı sebepleri vardır.

1) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in döneminden bu yana böyledir. Bu güne kadar Müslümanlar hep böyle yapmışlardır.

2) Erkeklerin bu işi yapabilme güçleri daha fazladır.

3) Eğer kadınlar bu işi üstlenecek olurlarsa, bunun sonucunda kendilerine yabancı olan erkekler önünde bedenlerin bir kısmının açılması sözkonusu olur. Bu da caiz değildir!

97) Ölüyü kabre indirmekte onun velileri daha hak sahibidirler.

Çünkü Allah (Azze ve Celle)’nin:

“Akrabalar Allah’ın kitabınca birbirlerine daha yakındırlar.” Enfal 75. ayeti bunu gerektirmektedir. Ayrıca Ali (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“…Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabri laht şeklinde kazıldı ve kerpiçler dikey olarak üzerine yerleştirdi.”

Hâkim 1/396, Beyhaki 4/53

Abdurrahman bin Ebza (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Ben Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh) ile birlikte Medine’de Zeynep binti Cahş (Radiyallahu Anha)’nın cenaze namazını kıldım. Sonra Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hanımlarına onu kabre kim koyacak diye haber gönderdi.

Abdurrahman dedi ki:

Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh) bu işi bizzat kendisinin yapmasını daha çok arzu ederdi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hanımları ona şu haberi gönderdi:

−Bir bak hayatta iken onu kim görebiliyordu. Onu kabre yerleştirecek olan da o olsun. Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh) bunun üzerine:

−Doğru söylediniz dedi.”

Tahavi 3/304, 305, İbni Sad 8/111, 112, Beyhaki 3/53

98) Erkek hanımının defn işini bizzat üstlenmesi caizdir.

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) baki mezarlığından bir cenazeden sonra yanıma geldi. Başım ağrıyordu ve vah başım dedim. Bu sefer Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Asıl ben vah başım demeliyim. Benden önce ölsen ben seni yıkasam, kefenlesem, sonra senin cenaze namazını kılsam ve seni defnetsem sana ne zararı olur’ dedi.”

Ahmed 6/228, Darimi 1/37, 38, İbni Mace 1/447, Ebu Ya’la Müsned 4579, İbni Hişam Siyre 2/366, Darekudni 192, Beyhaki 3/396

99) Hanımını defnedecek erkeğin o gece hanımı ile cinsel ilişkiye girmemiş olması gerekir!

Aksi takdirde hanımını defnedemez! Ölüyü gece hanımı ile cinsel ilişkiye girmemiş biri defneder. Çünkü Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kızının cenazesinde bulunduk. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabrin başında oturuyordu, gözlerinden yaş akmakta olduğunu gördüm.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Aranızda bu gece hanımıyla cinsel ilişkiye girmemiş biri var mı?’ diye sordu.

Ebu Talha (Radiyallahu Anh):

−Ben girmedim ey Allah’ın! Rasulü dedi!

Enes (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−‘Sen onun kabrine in!’

Ebu Talha (Radiyallahu Anh)’da kabre indi.”

Buhari 3/122, 162, Tahavi Müşkilu’l-Asar 3/304, Hâkim 4/47, Beyhaki 4/53, Ahmed 3/126, 228

İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Bu hadis, ölen kadın dahi olsa onu defnetme işini üstlenecek olanın erkek olmasını ön görenlerin delil gösterdiği hadislerdendir. Bilindiği gibi Ebu Talha (Radiyallahu Anh) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kızlarına yabancı bir kimseydi. Fakat o hazır bulunanla arasında salih birisi idi. Orada Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in dışında ona mahrem bir erkek yoktu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabre inmekte belki bir mazereti vardı. Kocasının durumu da öyle.”

İmam Nevevi Mecmu 5/289

100) Cenazeyi kabre koymanın şekli.

Ebu İshak (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Haris (Radiyallahu Anh) cenaze namazını Abdullah bin Yezid (Radiyallahu Anh)’ın kıldırmasını vasiyet etti. Abdullah (Radiyallahu Anh) onun cenaze namazını kıldırdı. Sonra onu kabre, kabrin ayak tarafından yerleştirdi ve Abdullah (Radiyallahu Anh):

−Bu sünnettendir dedi.”

İbni Ebi Şeybe Musannef 4/130, Ebu Davud 2/69, Beyhaki 4/54

Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) başı tarafından alınıp, çekilerek yerleştirildi.

İmam Şafîi el-Umm

İbni Siyrin (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Ben, Enes (Radiyallahu Anh) ile birlikte bir cenazede bulundum. Enes (Radiyallahu Anh) ölünün kabrin ayak tarafından çekilerek yerleştirilmesini emretti.”

Ahmed 4081, İbni Ebi Şeybe 4/130

101) Cenaze kabre sağ tarafına yüzü kıbleye doğru gelecek şekilde yerleştirilir.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in döneminden günümüze kadar bu şekilde yapılmıştır. Yeryüzündeki bütün kabirler de böyledir.

Muhalla 5/173

102) Ölüyü kabre yerleştirirken söylenecek dua.

“Bismillah ve alâ sünneti Rasulillah.”

Allah’ın adı ile ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünneti üzere.

Ya da: “Bismillah alâ milleti Rasulillah.” der.

Allah’ın adı ile Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in milleti üzere.

Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ölüyü kabre koyduğunda şöyle derdi:

“Bismillah ve alâ sünneti Rasulillah.”

Diğer bir rivayette ise Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle derdi:

“Bismillah alâ milleti Rasulillah.”

Başka bir hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ölülerinizi kabre koyduğunuzda, Bismillah ve alâ sünneti Rasulillah deyin!”

Ebu Davud 2/70, Tirmizi 2/152, 153, İbni Mace 1/470, İbni Hibban Sahih 773, Hâkim 1/366, Beyhaki 4/55, Ahmed 4990, 5233, 5370, 6111

Ya da ölüyü kabre koyan şöyle der:

“Bismillahi ve billahi ve ala milleti Rasulillahi.”

Allah’ın adıyla, Allah ile ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in dini üzere.

 

Çünkü Beyadi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Cenazeyi kabre koyduğunuz vakit, Bismillahi ve billahi ve ala milleti Rasulillah, deyin!”

Hâkim

103) Defn işi bittikten sonra üç avuç toprak, atılması müstehabtır.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir cenaze namazını kıldı. Sonra ölünün yanına vardı ve başı tarafından üzerine üç avuç toprak attı.”

İbni Mace 1/474

104) Cenazenin defin işi bittikten sonra bazı hususları yerine getirmek sünnettir.

Birincisi Husus:

Kabir bir karış kadar yerden yükseltilir, yerle dümdüz edilmez! Bu kabrin ayırt edilmesi, korunması ve tahkir edilmemesi içindir.

Çünkü Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle demektedir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için bir lahit açıldı ve onun üzerine kerpiçler dikey olarak yerleştirildi, kabri yerden yaklaşık bir karış kadar yüksek tutuldu.”

İbni Hibban Sahih 2160, Beyhaki 3/410

İmam Şafiî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demektedir:

“Ben kabre dışarıdan başka bir toprak ilave edilmesini hoş görmüyorum. Çünkü ona ayrıca toprak ilave edilecek olursa, oldukça yükselir. Ben kabrin yeryüzünden bir karış ya da ona yakın bir seviyede yükseltilmesini güzel görürüm.”

Şafiî el-Umm 1/245, 256

İkincisi Husus:

Kabrin deve hörgücü gibi tümsekleştirilmesidir.

Çünkü Süfyan et-Temmar (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Ben, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ebu Bekir ve Ömer (Radiyallahu Anhuma)’nın kabirlerini deve hörgücü gibi tümsekleştirilmiş olduğunu gördüm.”

Buhari 3/198, 199, Beyhaki 4/3

Üçüncüsü Husus:

Kabrin başına bir taş ya da benzeri bir alamet koymak.

Böylece akrabalarından ölecek kimseler onun yakınında defnedilmiş olur. Abdulmuttalib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Osman bin Maz’un (Radiyallahu Anh) ölünce cenazesi çıkartıldı ve defnedildi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir adama kendisine bir taş getirmesini istedi. O adam o taşı taşıyamadı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kalktı kollarını sıvadı, sonra o taşı kaldırıp, Osman bin Maz’un (Radiyallahu Anh)’ın başı tarafına koydu ve:

‘Bununla kardeşimin kabrine bir alamet koymuş oluyorum ve yakınlarımdan ölen kimseleri ona yakın defnedeceğim’ buyurdu.”

Ebu Davud 2/69, Beyhaki 3/412, Hafız 5/229

Dördüncü Husus:

Ölüye bugün bilinen şekilde telkin vermek caiz değildir.

Çünkü bu hususta varid olduğu söylenen hadis sahih değildir. Aksine kabrin başında durarak ona sebat verilmesi için dua eder, onun için mağfiret diler ve hazır bulunanlardan da böyle yapmalarını ister. Çünkü Osman bin Affan (Radiyallahu Anh)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ölüyü defnetme işini bitirdi mi onun mezarı üzerinde durur ve şöyle derdi:

“Kardeşiniz için mağfiret dileyin, ona sebat isteyin! Çünkü o şu anda sorgulanmaktadır.”

Ebu Davud 2/70, Hâkim 1/370, Beyhaki 4/56, Abdullah bin Ahmed, Zevaidu’z-Zühd 129

105) Defin sırasında cenazenin yanında oturmak caizdir.

Bera bin Azib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Ensardan bir adamın cenazesinin peşinden, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte kabre kadar gittik. Henüz daha kabri açılmamıştı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıbleye doğru oturdu, biz de Onun etrafında oturduk. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) elinde yere vurduğu bir değnek vardı. Bir göğe, bir yere bakmaya başladı. Gözlerini üç defa kaldırıp indirdi. İki ya da üç defa:

“Kabir azabından Allah’a sığınınız!” dedi.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

“Allah’ım! Şüphesiz ki ben, kabir azabından Sana sığınırım!” dedi ve bu sözlerini üç defa tekrarladı.

Daha sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Mü’min bir kulun dünya ile alakası kesilip, ahirete yönelmeye başladı mı semadan yüzleri güneşi andıran beyaz yüzlü melekler iner. Beraberlerinde cennet kefenlerinden bir kefen ve cennet kokularından bir koku bulunur. Nihayet melekler o kişiden gözün görebildiği kadar uzak bir mesafede otururlar.

Sonra ölüm meleği gelir ve o kişinin başının yanında oturup, şöyle der:

−‘Ey hoş ve mutmain olan nefis! Allah’tan bir mağfirete ve bir hoşnutluğa gitmek üzere çık!’ Onun canı su kabından damlanın akması gibi akarak çıkar. Ölüm meleğide o canı alır. Nihayet canı çıktı mı sema ile yer arasındaki bütün melekler ona dua ederler. Semanın kapıları ona açılır. Bütün kapılarda bulunan melekler, yüce Allah’a ruhuyla yükselmesi için dua ederler. Ölüm meleği onun canını aldığı zaman melekler, bir göz açıp kapatacak bir süre kadar dahi olsa onu asla bırakmazlar! Hemen onu alır ve canını cennet kefenine koyarlar.

İşte bu, yüce Allah’ın:

−“Nihayet birinize ölüm gelse, elçilerimiz onun ruhunu alırlar. Onlar eksik de yapmazlar!” En’am Suresi 61. ayet bunu anlatmaktadır. Yeryüzünde bulunan en güzel misk kokusundan daha hoş olarak ruhu çıkar. Melekler onun ruhunu alıp yükselirler.

Meleklerden bir topluluğun yanından geçtileri zaman mutlaka melekler:

−‘Bu hoş ve temiz ruh kimindir derler?’

Onlara:

−‘Bu filan oğlu filandır’ diyerek dünyada iken ona verilen isimlerin en güzelini söylerler. Nihayet bu ruh ile dünya semasına ulaşırlar. Onun için kapının açılmasını isterler ve kapı açılır. Herbir semadan o semanın mukarreb olan melekleri bir sonraki semaya uğurlarlar. Nihayet onu yedinci semaya ulaştırırlar.

Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

−“Kulumun kitabını İlliyyin’de yazınız! İlliyyin’in ne olduğunu sen nereden bileceksin? O yazılmış bir kitabtır. Mukarreb olanlar onu müşahede ederler.” Onun kitabı İlliyyin arasında yazılır.

Sonra Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

−“Kulumu tekrar yeryüzüne götürünüz! Çünkü ben onlara şunu vadettim. Ben onları oradan yarattım, onları oraya iade edeceğim ve ikinci bir defa daha onları oradan çıkartacağım!”

Bunun üzerine, yere geri döndürülür ve tekrar ruhu onun cesedine geri verilir. O arkadaşlarının onu bırakıp gittikleri vakit ayakkabılarının sesini işitir. Onlar geri dönmekte iken bu sefer ona şiddetle bağırıp çağıran Münker ve Nekir ismi iki melek gelir ve ona şiddetle bağırırlar ve onu oturtarak ona şöyle derler:

−‘Rabbin kimdir?’

O kişi:

−‘Rabbim Allah’tır’ der.

Melekler ona:

−‘Dinin nedir?’ diye sorarlar.

O kişi:

−‘Dinim İslam’dır’ der.

Melekler ona:

−‘Size gönderilen bu adam kimdir?’ diye sorarlar

O kişi:

−‘O, Allah’ın Rasulüdür’ der.

Melekler ona:

−‘Amelin nedir?’ diye sorarlar.

O kişi:

−‘Allah’ın Kitabını okudum, ona iman ettim ve onu tasdik ettim’ der. Bu sorgu esnasında kulun namazı, orucu, zekatı ve diğer iyilikleri hazır bulunur. Allah’ın bir vaadi olarak bu mü’min kul bu suallere istenildiği gibi cevap verir.

Melek ona şiddetlice:

−‘Rabbin kimdir? Dinin nedir? Rasulullah kimdir?’ diye sorar. İşte bu mü’minin karşı karşıya kalacağı son fitne olacaktır.

İşte bu, Allah Azze ve Celle’nin:

−“Allah, iman edenleri dünya hayatında da, ahiret hayatında da sabit bir sözle (tevhid sözüyle) sabit tutar…” İbrahim Suresi 27. ayetinde anlatılan budur.

O kişi:

−‘Rabbim Allah’tır, dinim İslam’dır, Rasulüm Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemdir’ der.

Mü’min kulun sorgusu esnasında verdiği bu cevaplar üzerine Allah gökten, onun cevaplarını tasdik eder ve kabrinin genişletilmesini, kendisine cennet yataklarından bir yatak hazırlanmasını, cennetten elbiseler giydirilmesini, cennetten kabrine güzel kokular ve ılık rüzgarlar esmesi için kabri ile cennet arasına bir kapı açılmasını emreder. Buna müteakiben kabri 70 zira yani 35 metre genişletilir ve aydınlatılır.

Daha sonra yüzü güzel, elbiseleri güzel ve kokusu hoş bir adam ona gelir ve der ki:

−‘Seni sevindirecek şeyleri sana müjdeliyorum. Allah’tan bir rıza ve içinde ebedi nimetlerin bulunduğu cennetlerin müjdesini sana getirdim. İşte bu sana vaadolunan günündür.’

Mü’min kişi ona şöyle der:

−‘Allah sana da hayırlı müjdeler versin, sen kimsin? Senin yüzün hayırlı şeylerle gelen kimsenin yüzüne benziyor.’

O kişi de ona:

−‘Ben senin dünyada işlemiş olduğun salih amelinim der. Allah’a yemin ederim ki ben seni şöyle bildim. Allah’a itaat hususunda çabuk davranan bir kimse idin. Allah’a masiyet hususunda ağırdan alırdın. Bundan dolayı Allah seni hayırla mükâfatlandırdı.’

Sonra ona, cennette açılan bir kapı ve cehenneme açılan bir kapı açılır ve denir ki:

−‘Eğer Allah’a isyan etmiş olsaydın, gideceğin yer bura olacaktı! Allah onun yerine sana bunu verdi.’

O kişi cennette olanları görünce şöyle der:

−‘Rabbim! Kıyametin kopmasını çabuklaştır ki ben aileme ve malıma kavuşayım!’

O kişiye:

−‘Sen burada kal!’ denilir. O kişi yeniden diriltilene kadar cennetteki makamını seyreder durur. Ruhu ise, yeniden bedene döneceği kıyamet gününe kadar cennet ağacına tutunmuş bir kuş olduğu halde temiz ruhların arasında bulunur.

Kâfir veya facir bir kişi dünya ile alakası kesilip, ahirete yöneldi mi, ona semadan kaba ve güçlü kuvvetli yüzleri siyah melekler semadan iner. Beraberlerinde cehennem ateşinden kaba elbiseler vardır! Nihayet melekler o kişiden gözün görebildiği kadar uzak bir mesafede otururlar.

Sonra ölüm meleği gelir ve o kişinin başının yanında oturup, şöyle der:

−‘Ey murdar! Nefis, Allah’tan bir gazab ve öfkeye doğru çık!’ Ölüm meleğinin bu sözü üzerine, o kişinin ruhu cesedinde dağılır. Dalları budakları çok, demir çubuğun ıslak yünden çekilmesi gibi onun ruhunu çekip alır. Bu hal ile birlikte damarları ve sinirleri paramparça olur. Gök ile yer arasındaki herbir melek ve semadaki bütün melekler ona lanet ederler. Semanın kapıları kapanır. O kişinin ruhu Allah’a çıkmaması için dua etmeyen hiçbir melek kalmaz! Ölüm meleği o ruhu, bu bedeni ezmek maksadıyla ve Allah’ın nimetlerinden yararlanmamak amacıyla, bedenin üzerine giyilen kıldan dokunmuş elbiselere gir! der.

Melekler göz açıp kapatacak kadar bir zaman kadar dahi olsa, onun elini bırakmazlar! O kişiyi hemen o getirdikleri kaba elbiselere sararlar. O kişiden, yeryüzünde görülmüş en kötü kokan leşin kokusu gibi bir koku çıkar.

Melekler onu alıp yükselirler.

Meleklerden bir topluluğun yanından geçtiklerinde mutlaka melekler:

−‘Bu murdar ruh kimdir?’ derler.

Onu götüren melekler de:

−‘Bu, filan oğlu filandır’ diyerek dünya hayatında ona verilen en kötü ismiyle onu anarlar. Nihayet o, dünya semasına getirilir. Ona kapının açılması istenir ama ona kapı açılmaz!

Bera bin Azib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Daha sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Araf Suresi 40. ayeti okudu:

−“Ayetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı büyüklenenlere hiç şüphesiz gök kapıları açılmayacaktır! Onlar deve, iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler!..”

Bunun üzerine Allah Azze ve Celle şöyle der:

−“Onun kitabını Siccin’de, yerin en alt tabakasında yazınız! Kulumu tekrar yeryüzüne götürünüz! Çünkü ben onlara şunu vaat etmiştim. Ben onları oradan yarattım, onları oraya iade edeceğim ve ikinci bir defa daha onları oradan çıkartacağım!”

Bu sefer o kişinin ruhu semadan savrulup atılarak kovulur ve cesedine döndürülür nihayet gelip cesedine düşer!

Bera bin Azib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hac Suresi 31. ayeti okudu:

“…Kim, Allah’a ortak koşarsa o sanki gökyüzünden düşüp, kuşların kaptığı yahut rüzgarın kendisini uzak bir yere attığı kimseye benzer.”

Nihayet o kişinin ruhu cesedine iade edilir. O arkadaşlarının kendisini bırakıp gittikleri vakit ayakkabılarının sesini işitir. Bu halde iken şiddetle bağırıp çağıran ve azarlayan iki melek gelir ve onu onu korkutarak oturturlar.

Melekler o kişiye şöyle derler:

−‘Rabbin kimdir?’

O kişi:

−‘Ah! Ah! Bilmiyorum’ der.

Melekler ona:

−‘Dinin nedir?’ diye sorarlar.

O kişi:

−‘Ah! Ah! Bilmiyorum’ der.

Melekler ona:

−‘Bu size gönderilen adam hakkında ne dersin ve onun hakkında nasıl şahitlik edersin?’ diye sorarlar.

O kişi, kendisine sorunan kişinin kim olduğunu anlıyamaz ve:

−‘Hangi adamı soruyorsunuz?’ der.

Melekler de ona:

−‘Muhammed’ diye hatırlatırlar.

Bunun üzerine o kişi:

−‘Ah! Ah! Bilmiyorum, insanlar (Muhammed hakkında) bir şeyler söylüyorlardı, ben de onların söylediği gibi söylüyordum. der.

Bu cevap üzerine melekler de ona:

−‘Hay bilmez olasın! ve hiçbir şey söyleyemez olasın!’ derler.

Bu cevaba müteakiben Allah-u Teâlâ, o yalan söylemiştir! Ona cehennem ateşinden bir yatak serilmesini, sıcak ve kavurucu rüzgarın girmesi için cehennemden onun kabrine bir kapı açılmasını emreder. Cehennemin ateşinin sıcağı ve deri gözeneklerinden işleyen sıcak havasıda ona ulaşır. Onun cehennemdeki mekanı kendisine gösterilir ve:

−‘Bu senin mekânındır’ denilir.

O kişiye cennetten de bir yer gösterilir ve:

−‘Eğer Allah’a itaat etmiş olsaydın burası senin olacaktı, denilir.’ O kişi kazandığı ve kaybettiği yerleri görünce acısı ve ızdırabı katlanır. Sonra o adamın kabri, o kadar daraltılır ki, kaburgaları birbirine geçer! İşte bu, Allah’ın vaat ettiği sıkıntılı ve sıkıcı hayattır!

Bera bin Azib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Buna müteakiben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ta-Ha Suresi 124. ayeti okudu:

Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

“Herkim Benim zikrimden/Kur'anım’dan yüz çevirirse, şüphesiz ki onun sıkıntılı bir hayatı olur ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşrederiz!”

Sonra o adama yüzü ve elbiseleri çirkin, kötü kokan bir adam gelir ve ona şöyle der:

−‘Ben sana hoşuna gitmeyecek şeyleri bildiriyorum. İşte bu sana daha önce vaadolunan günündür,’ der ve onu Allah’ın azabı ile müjdeler.

Oda şöyle der:

−‘Sana da Allah hayır sözü işittirmesin! Sen kimsin? Yüzün kötü şeylerle gelen kimsenin yüzüne benziyor.’

O adam şu cevabı verir:

−‘Ben senin kötü amelinim. Allah’a yemin ederim ki; Ben seni Allah’a itaatte işi ağırdan alan, Allah’a isyana hızlıca koşan bir kişi olarak biliyorum. Allah sana kötülüğünün karşılığını versin.’

Sonra ona gözleri görmeyen, kulakları duymayan ve konuşmayan, elinde bir balyoz bulunan bir kişi görünür. Bu balyozu bir dağın üzerine indirecek olsa o dağ toprak olur. Ona bu balyozla öyle bir darbe indirir ki bu darbe ile o kişi kabrinde toprağa döner!

Daha sonra, Allah Azze ve Celle onu tekrar eski haline getirir ve ona musallat edilen kişi ona bir daha vurunca, o öyle bir feryad eder ki doğu ile batı arasındaki insanlarla cinlerden başka her şey o feryadı işitir. Sonra ona cehennem ateşine giden bir kapı açılır ve cehennemden ona yaygılar yayılır.

O adam:

−‘Rabbim! Kıyamet kopmasın!’ der.

Allah onu tekrar diriltinceye kadar o kişi kabrinde azap görmeye devam eder.”

Buhari 1/243, 3/1260, 1294, Müslim 905/11, 2870/70, Malik Muvatta 1/188, 189, İbni Hibban 3120, Ebu Davud 4753, Terğib ve Terhib 7/67, 77, Nesei 2059, 2075, İbni Mace 4269, 4271, Ahmed bin Hanbel 4/287, 288, No: 17803, 18733, 18815, Hâkim 1/37, 40, Tayalisi 753, Acurri eş-Şeria 367, 370

Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh), Ahkâmu’l-Cenâiz isimli kitabında şöyle demiştir:

“Hadiste geçen Meleku’l-Mevt: Kur’an ve Sahih Sünnette adı budur yani ölüm meleğidir. İnsanların, Onu Azrail diye isimlendirmesine gelince, israiliyattan olma ihtimali vardır.”

106) Cenaze yıkanmadan yahut kefenlenmeden defnedilmişse, kabirden çıkartılması caizdir.

Çünkü Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), mezarına konulduktan sonra Abdullah bin Ubey’in kabrine geldi. Verdiği emir üzerine kabrinden çıkarıldı. Onu dizleri üzerine koydu ve nefesinden üzerine üfledi. Ona gömleğini giydirdi ve üzerine namaz kıldı. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

Buhari 3/167, Müslim 7/120, Nesei 1/284, İbnu’l-Carud 260, Beyhaki 3/402, Ahmed 3/381

107) Kişinin ölmeden önce kabrini hazırlaması caiz değildir!

Çünkü ne Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu yapmıştır, ne de ashabı. Ayrıca kişi nerede öleceğini bilemez!