Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:
Fıtır sadakasının para olarak verilmesinin caiz olduğunu söyleyenler hata etmektedirler! Böyle söyleyerek nassa muhalefet etmektedirler!
Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) fıtır sadakasını, her Müslüman köle ve hür, erkek ve kadın, küçük ve büyük üzerine bir Sa’ arpa, bir Sa’ hurma olarak farz kıldı. Bu sadakanın insanlar bayram namazına çıkmadan önce verilmesini de emretti.”
Buhari 1434, Ebu Davud 1612, Nesei 2503, Darekutni 2/153, İbni Hibban 3303
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Rabbinin emri doğrultusunda bu farizayı para olarak değil, o zamanki yöre halkının tükettiği yiyeceklerden tayin ederek farz kılmıştır! Hadisin manasından şu ortaya çıkmaktadır. Fıtır sadakasının maksadı, fakir ve miskinlerin yeni ve temiz elbiseler giymeleri ve sair şekiller ile hayat standartlarının yükseltilmesi değildir.
Bu sadakanın maksadı; onların bu günde ve bayramdan sonra gelen diğer günlerde yiyecek ve içeceğe ihtiyaçlarının kalmamasıdır. Bayramdan sonra dediğim zaman, bayramın sadece fıtır günü (Ramazan Bayramının ilk günü) olduğunu kasdediyorum. Yoksa ikinci ve üçüncü günlerinin bayram ile mutlak olarak hiç bir alakası yoktur!
Ramazan Bayramı sadece bir gündür. Kurban bayramı ise dört gündür. Öyleyse fıtır sadakasının bu şekilde, o zamanda alışılagelmiş olan yiyecekler arasından farz kılınmasının amacı, fakir ve miskinlerin Ramazan Bayramının birinci günü ile ondan sonra gelen günlerde yeme içmeye muhtaç bırakılmamalarıdır. Bir insan çıkıp da “Hayır! Biz değerini para olarak verelim! Fakirler için bu daha üstündür!” dediğinde iki kere hata etmiş olur!
Birinci hatası; nassa muhalefet etmektir! Zira mesele taabbudi bir meseledir. Bu konuda söylenecek en hafif söz budur.
İkinci hatası ise; cidden çok tehlikelidir! Zira bu iddianın anlamı şudur:
“Şeriatın hakim olan sahibi ki o, alemlerin Rabbidir. Rasulüne ümmeti için bu yiyeceklerden bir sa’ vermelerini farz kılması hususunda vahyettiği zaman; fakir ve miskinlerin maslahatlarının ne olduğunu, bu yiyeceklerin değerini para olarak vermenin daha efdal olduğunu iddia edenlerin anladığı kadar bilmiyor ve anlamıyordu.”
Eğer para olarak değerinin verilmesi daha efdal olsaydı, asıl olan bu olur, yiyecek vermek ise bu aslın yerine geçen bir şey sayılırdı. Çünkü paraya sahip olan, bu parayı ihtiyaçları doğrultusunda nasıl harcayacağını daha iyi bilirdi. Yiyeceğe ihtiyacı varsa yiyecek, içeceğe ihtiyacı varsa içecek, giyeceğe ihtiyacı varsa giyecek alırdı.
Peki, öyleyse, şeriatın sahibi para olarak değerini veya dinar veya dirhem vermeyi değil de neden yiyecek vermeyi farz kıldı? Demek ki bir amacı var! Bunun içindir ki bu farizayı, bu hadiste ve diğerlerinde bildirilen yiyecek çeşitleriyle sınırlandırmıştır.
Bazı insanların bu nassı tatbik etmek yerine fıtır sadakasını para olarak vermeye kalkışmaları, şeriat sahibini, güzel bir şeriat yapamamış olmakla itham etmek demektir.
Çünkü onlara göre kendilerinin yaptığı bu sözde şeriat, fakirler için güya daha faydalı ve daha efdalmiş! Kişi eğer böyle kasdediyor olsa, bununla kafir olur! Ancak bunu kasdetmiyorlar. Ne var ki, hatanın ta kendisi olan bir söz söylüyorlar.
Öyleyse fıtır sadakasını şeriatın hakim olan sahibi tarafından nassedilmiş olanlar dışında bir şey ile vermek caiz değildir! O da her durumda fıtır sadakasını yiyecek olarak vermektir.
Silsiletu’l-Huda Ve’n-Nûr Kaset No: 274