Allah’a İman: Allah’ın her şeyin Rabb’i, sahibi ve yaratıcısı olduğuna kesin iman etmektir. Namaz, cihad kurban, dua, ümit, korku, boyun eğme ve emsali ibadetlere sadece Allah’ın layık olduğuna; bütün kemal sıfatlarla sıfatlanmış; her noksan sıfattan münezzeh olduğuna itikat etmektir. Allah’a bu şekilde iman etmek O’nun üç hususta tevhidini içerir. Onlar:
Bu hususlarda Allah’ın birlenmesinin manası: Allah’ın Rab ve İlah olmada, en güzel isim ve kemal sıfatlara sahip olmada birliğine itikat etmektir.
Allah’ın her şeyin Rabb’i ve O’ndan başka Rab olmadığına itikat etmektir.
Rab kelimesi sözlükte, sahip olma, terbiye etme ve işleri idare etme ve benzeri manalara gelir. Allah’ın mahlûkatı üzerindeki Rububiyeti ise; Mahlûkatı yaratan, rızkı veren, onların sahibi olup terbiye eden, gökten yere kadar bütün işleri idare eden varlık alarak bilinmesi ve birlenmesidir.
Allah’ın Rububiyet tevhidiyle birlenmesi, O’nun mahlûkatı var edici, sahibi, hayat verici, vefat ettirici, fayda ve zarar verici, şiddet anında dua edenlerin duasına cevap verici, onlara gücü yeten, dilediğine dilediği kadar veren, dilediğini mahrum bırakan bir mabut olarak birlenmesidir. Yaratma O’na ait olduğu gibi emir vermenin de sadece O’na ait olmasının ikrarı ve teslimiyeti manasınada gelir.
Allah-u Teâlâ Kitabında şöyle buyuruyor:
“İyi bilin ki, yaratma ve emir verme O’nundur...”
A’raf Suresi 54
Bu tevhide Allah’ın kaderine iman etmek de girer. Yani her hâdisenin Allah’ın bilgisi, iradesi ve kudreti dâhilinde olduğuna iman bu kısımdandır. Başka bir ifadeyle söyleyecek olursak bu tevhidin manası şudur:
Allah-u Teâlâ bu kâinatta var etme, kâinatın işlerini idare etme, bozma, yapma, yaşatma, öldürme, artırma, eksiltme ve benzeri fiilleri yapan fail olduğuna ve bu fiillerde O’na kimsenin ortak olmadığına iman etmektir.
Kur’an Rububiyet tevhidini bütün yönleriyle, detaylı ve sarih olarak açıklamıştır. Kur’an’da bunun zikredilmediği sure yok gibidir. Bu tevhid diğerlerine nispeten temel taşı gibidir. Kuşkusuz ki, yaratan, işleri idare eden ve her şeyin sahibi olan varlık ibadetlerle boyun bükerek kendisine yönelmeye tek hak sahibi demektir. Dolayısıyla O, hamd edilmeye, şükredilmeye, dua edilmeye, ümit edilmeye, korkulmaya ve benzeri bütün ibadetlere hakkıyla layıktır.
İbadetlerin en küçüğünden en büyüğüne kadar hepsi, yaratma ve emir verme sıfatına sahip olan Allah’a yapılacaktır. Yaratan işleri idare eden ve her şeyin sahibi Allah, Celal, Cemal ve Kemal sıfatlarla sıfatlanmaya hakkıyla layık olan varlıktır. Bu sıfatlar, sadece âlemlerin Rabb’i Allah’a mahsustur. Zira hayatı ezeli olmayan ve her şeye güç yetiremeyen varlıkların Rububiyeti mümkün değildir.
Bundan dolayı Allah’a hamd, ibadet, bağlanma, teslim olma ve benzeri hususlardan bahsedilirken Kur’an bu nevi tevhidi zikretmiştir. Kur’an’da Allah’ın güzel isimleri ve yüce sıfatları anlatılırken de yine Rububiyet tevhidinden bahsedilip onun açıklaması yapılmıştı.
Müslüman, Allah’ı hamd ile tesbih ederken kıldığı namazın her rekâtında Fatiha Suresi 2. ayeti zikreder.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Hamd âlemlerin Rabb’i Allah içindir.”
Fatiha Suresi 2
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki, hidayet ancak Allah’ın hidayetidir. Bize âlemlerin Rabb’ine teslim olmamız emredildi!”
En’âm Suresi 71
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ
“De ki: “Şüphesiz ki, benim namazım, kurbanım/ibadetlerim, yaşamım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur! İşte ben bununla emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.”
En’âm Suresi 162, 163
Velayet: Velâ kelimesinden türeme bir sözcüktür anlamı; dostluk, sevmek, kayırmak, arka çıkmak ve benzeri manalardır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki, gökleri ve yeri yoktan var eden, besleyen, fakat kendisi beslenmeyen Allah’tan başka veli mi edineyim? Ben Müslüman olanların ilki olmakla emrolundum...”
En’âm Suresi 14
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İyi bilin ki, yaratma ve emir (verme) O’nundur. Âlemlerin Rabb’i Allah ne yücedir. Rabb’inize yalvararak ve gizlice dua edin, Kuşkusuz ki, O haddi aşanları sevmez!”
A’raf Suresi 54
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ben niçin beni yaratana kulluk etmeyeyim? O takdirde ben, apaçık bir sapıklık içinde olurum!”
Yâsîn Suresi 22, 24
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize kulluk edin ki, (azabından) korunasınız. O Rab ki, yeri sizin için döşek, göğü de bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızk olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse sizde bilerek Allah’a eşler koşmayın.”
Bakara Suresi 21, 22
Göklerin, yerin ve onların içindekilerin yaratıcısı olan Allah, ilah ve veli edinilmeye, teslim olunmaya, dua edilmeye, kendisine yönelmeye tek layık varlıktır. Kur’an Allah’ın göklere, yere ve onların içindekilere sahip olma ve onları idare etme şeklinde ifade edilen Rububiyetini, O’nun güzel isimleri ve yüce sıfatlarını birleştirmiş ve Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Allah ki, kendinden başka hakkı ile ibadet olunan hiç bir ilah yoktur. Daima diri ve yarattıklarını koruyup gözetendir. Kendisini ne bir uyuklama ne de uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. O’nun izni olmadan kendisinin katında kim şefaat edebilir? Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. (Mahlûkat) O’nun ilminden, kendisinin dilediğinden başka bir şey kavrayamaz. O’nun kürsüsü, gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları korumak kendisine ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.”
Bakara Suresi 255
Gökleri ve yeri yaratan zat, ölmeyecek olan tek diri varlıktır. O yüce varlık:
Kayyûm: Koruyup gözeten.
Alîm: Her şeyi hakkiyle bilen.
Hafîz: En iyi gözetip muhafaza eden.
Aliyyu’l-Ağlâ: En yüce.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Yemin olsun ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona fısıldadığını biliriz Kuşkusuz ki, biz ona şah damarından daha yakınız.”
Kâf Suresi 16
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Yaratan bilmez mi, O latiftir (bilgisi her şeyin özüne ulaşır, her şeyden) haberi olandır.”
Mülk Suresi 14
Netice olarak; Allah’ı Ulûhiyet sıfatıyla birlemeden, ibadetlerde Allah’a başkalarını ortak koşanlara; Allah’ı isim ve sıfatlarında birlemeyenlere aksine onları iptal veya mahlûkatın isim ve sıfatlarına benzetenlere veya fasit tevillerle onları tevil edenlere Allah her şeyin Rabb’i ve her şeyin yaratıcısı deyip ikrar etmeleri fayda vermeyecektir. Onları bu ikrarları küfür dairesinden çıkartıp iman dairesine sokmayacaktır.
Allah-u Teâlâ Kitabında müşriklerin Allah’ın her şeyin yaratıcısı olduğunu ikrar ettiklerini haber vermektedir. Bununla beraber onlar müşrik olmaya devam etmişlerdir. Kuşkusuz ki, onlar Allah’ı Ulûhiyet sıfatında birlememişlerdir. Allah ile beraber gayrına da ibadet etmişlerdir. Buna ek olarak onlar Allah’ı isim ve sıfatlarında da birlememişler, aksine Allah’ın bazı isimlerini inkâr edip inanmamışlar, bazı isimlerini de tahrif etmişlerdir. Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“En güzel isimler Allah’ındır. O halde Ona en güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında mülhitlik edenleri bırakın; onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.”
A’raf Suresi 180
Bundan dolayı seleften bir gurup şöyle demiştir: Müşriklere, gökleri ve yeri kim yarattı diye sorsan elbette ki onları yaratan Allah’tır diye cevap verirler. Bununla beraber Allah’tan gayrına ibadet ederler. Allah-u Teâlâ, müşriklerin kendisinin yaratıcı, rızk verici ve her şeyin sahibi olduğuna inandıklarını haber vermektedir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Onlara gökten su indirip ölmüş olan yeri onunla dirilten kimdir, diye sorsan; elbette ki Allah’tır derler...”
Ankebût Suresi 63
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, elbette Allah’tır derler.”
Zuhruf Suresi 87
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki, sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da o kulakların ve gözlerin sahibi kimdir? Ölüden diriyi diriden ölüyü kim çıkartıyor? Kim buyruğunu yürütüyor? (Kainatı kim yönetiyor?) Allah’tır diyecekler. De ki: O halde (O’nun azabından) korunmuyor musunuz!?”
Yûnus Suresi 31
Allah’ın gerçek ilah olduğuna, O’ndan gayrı gerçek ilah olmadığına kesin itikat etmek ve ibadetlerle O’nu birlemektir. İlah kelimesi ma’but manasına gelmektedir. Ma’bud kelimesi ise dilimizde, kendisine kulluk olunan varlık demektir. İbadet kelimesi ise sözlükte bağlanmak, zelil olmak ve boyun bükmek manalarına gelmektedir. Bazı âlimler ibadeti; kâmil bir sevgiyle tam bir boyun bükmedir, diye tarif etmişlerdir.
Ulûhiyet tevhidi, açık olsun gizli olsun bütün ibadet nevini sadece Allah’a has kılmak üzere bina edilmiştir. Dolayısıyla ibadetlerden hiç bir şey O’nun gayrına sarf edilemez. Allah’a iman eden bir kişi sadece O’na ibadet eder, O’ndan gayrına ibadet etmez.
Bu nevi tevhid aslında diğer bütün tevhid çeşitlerini de içerir. Ulûhiyet tevhidi, Rububiyet tevhidini, isim ve sıfatların tevhidini de kapsamına alır. Bir kulun Rabb’ini Rububiyet tevhidinde birlemesi, onun Allah’ı Ûluhiyet tevhidinde de birlemesi demek değildir. Kişi Rububiyetle alakalı sıfatlarını ikrar ettiği varlığa ibadet etmiyor olabilir. İsim ve sıfatların tevhidi de diğer tevhid çeşitlerini şümulüne almaz.
Fakat Allah’ı Ulûhiyet sıfatında birleyen bir kul, ibadete sadece Allah’ın layık olduğunu, gayrının ibadete layık olmadığını; âlemlerin Rabb’inin Allah olduğunu O’nun güzel isimleri ve yüce sıfatları olduğunu ikrar eder. Bu sebepten La İlahe İllallah bütün tevhid nevilerini içermektedir.
Bilindiği gibi La İlahe İllallah’ın ilk akla gelen manası, Allah’ın Rububiyet, isim ve sıfatlarındaki tevhidini içeren, Ulûhiyet tevhididir. Dolayısıyla Ulûhiyet tevhidi dinin başı ve sonu kabul edilmiş ve mahlûkat bu tevhid için yaratılmıştır. Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلاَّ لِيَعْبُدُونِ
“Ben cinleri ve insanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.”
Zâriyât Suresi 56
Şeyhülislam bu kısım tevhidle alakalı şunları söylemiştir:
“Bu tevhid, muvahhid ve müşriki birbirinden ayıran dünya ve ahirette kişiyi mesud veya bedbaht eden tevhid bu tevhiddir. Ûluhiyet tevhidini yerine getirmeyen muvahhid değil müşriktir.” Rasullerin gönderiliş, kitapların indiriliş sebebi bu tevhiddir. Allah’ın, kullarına gönderdiği her rasulün davetinin esası ve mihveri işte bu tevhid olmuştur. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُوا اللهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ
“Andolsun ki, biz her millet içinde; Allah’a kulluk edin tağuta tapmaktan da kaçının diye bir Rasul gönderdik…”
Nahl Suresi 36
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Senden önce hiçbir rasul yoktur ki, ona: Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin, diye vahy etmiş olmayalım!”
Enbiyâ Suresi 25
Allah-u Teâlâ bize Nuh, Hûd, Salih, Şuayb ve benzeri rasullerin toplumlarını bu tevhide çağırdıklarını birçok ayette bildirmektedir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah’a kulluk ediniz, sizin için O’ndan gayrı hiç bir ilah yoktur!”
Mu’minûn Suresi 23, Hûd 61, A’raf 46
İbrahim (Aleyhisselam) kavmine şöyle demiştir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz ki, ben hanif olarak yüzümü göklerin ve yerin yaratıcısı zata döndürdüm. Ben müşriklerden değilim!..”
En’âm Suresi 79
Bu tevhid İslam dininin hakikati olunca “La İlahe İllallah” Muhammeder Rasulullah bu dinin esaslarından ilk esas olmaktadır.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“İslam beş esas üzere bina edilmiştir. Allah’tan başka (gerçek) ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şahadet etmek; Namazı kılmak; Zekâtı vermek; Ramazan orucunu tutmak; Beytullahı haccetmektir.”
Buhari 8, Müslim 45/2
Ulûhiyette Allah’ın birlenmesi; bütün ibadet çeşit ve şekilleriyle sadece Allah’a yönelmemiz ve ibadetlerde Allah’a karşı ihlâs sahibi olmamız anlamına gelmektedir. Bu ifadeleri tekrar ele alıp başka bir ifadeyle şöylece sıralayabiliriz:
1) Kişi Allah’ı severken ihlâs sahibi olacak, O’na başkalarını eş ve ortak edinmeyecek Allah’ı sever gibi onu sevmeyecek! Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İnsanlardan bazıları Allah’tan başka eşler tutar, Allah’ı sever gibi onları sever...”
Bakara Suresi 165
Tevbenin dışında Allah’ın affetmeyeceği büyük şirk, kulun Allah’tan gayrı eşler edinip onları Allah’ı sever gibi sevmesidir. İnsanın kendi nefsini, babalarını, çocuklarını ve benzeri şeyleri sevme üzere yaratıldığını göz önünde bulundurursak Allah’a ihlâsla kulluk, fıtratı değiştirip sevgileri yok etmeyi değil, onları terbiye etmeyi gerektiriyor.
Ayet ve hadislerde mü’minden istenen, o her şeye sevgiden hakkını verecek ama Allah’ın sevgisi önde ve her şeyin üstünde olacak demektir. Gerekirse her şeyi Allah’ın sevgisi için feda edecek ve tercih Allah’ın sevgisi olacaktır. Allah basit dünyevi kıymetleri kendisinin sevgisinden ve Rasulünün sevgisinden üstün görüp onları tercih eden kimseleri tehdit etmiştir! Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
قُلْ إِنْ كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللهُ بِأَمْرِهِ وَاللهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabalarınız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Rasulünden ve O’nun Yolunda cihad etmekten daha sevgili ise o halde, Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin! Allah fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez!”
Tevbe Suresi 24
2) Allah-u Teâlâ’nın dua, tevekkül, ümit ve sadece Allah’ın yapabileceği başkasının yapamayacağı hususlarda birlenmesi şarttır.
Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah’tan başka sana ne fayda ne de zarar veremeyecek olan şeylere yalvarma! Eğer böyle yaparsan o takdirde sen muhakkak ki, zalimlerden olursun.”
Yûnus Suresi 106
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Eğer mü’minler iseniz Allah’a dayanın!”
Mâide Suresi 23
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللهِ أُوْلَئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ اللهِ وَاللهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“Şüphesiz ki, iman edenler, hicret edenler ve Allah’ın Yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah’ın rahmetini umarlar. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Bakara Suresi 218
3) Sadece Allah’tan korkarak, korku ve sakınma ibadetiyle de Allah’ı birlemek. Kim bazı mahlûkatın kendi dilemesi ve gücüyle zarar vereceğine inanır ve ondan korkarak çekinirse korktuğu varlığı Allah’a ortak yapmış olur.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“...Sadece benden korkun!”
Nahl Suresi 51, Bakara Suresi 40
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Eğer Allah sana bir zarar dokundursa onu yine O’ndan başka kaldıracak yoktur; eğer sana bir hayır dilerse, O’nun fazlını geri çevirecek yoktur. Hayrını kullarından dilediğine verir. O bağışlayan esirgeyendir.”
Yûnus Suresi 107
4) Namaz, zekât, oruç, tavaf ve benzeri bütün bedeni ve mali ibadetlerle Allah’ı birlemek kula gerekli olduğu gibi adak, istiğfar, dua, tekbir, tahlil ve benzeri kavli ibadetlerle de Allah’ı birlemek kula gereklidir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: Benim namazım, kurban kesmem, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabb’i Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.”
En’âm Suresi 16, 21, 63
Bu ve benzeri ibadetlerin hepsi Allah’a hastır ve yapılması vaciptir. Bir kimse bu ibadetleri veya onlardan bir ibadeti Allah’tan gayrına yaparsa o ibadette başkasını Allah’a eş ve ortak yapmış olur!
إِنَّ اللهَ لاَ يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَالِكَ لِمَنْ يَشَآءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْمًا عَظِيمًا
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz ki, Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz! Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse andolsun ki, büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.”
Nisa Suresi 48
إِنَّ اللهَ لاَ يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَالِكَ لِمَنْ يَشَآءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا
“Şüphesiz ki, Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz! Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse andolsun ki, uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır.”
Nisa Suresi 116
Allah’ı isim ve sıfatları ile birlemenin manası: Allah’ın en güzel isimlerin sahibi olup bütün kemal sıfatlarla muttasıf, bütün noksan sıfatlardan münezzeh olduğuna; O’nun isim ve sıfatları ile yaratılmışların hepsinden ayrıldığına ve tek olduğuna kesin iman etmektir.
Bu tevhid, Allah-u Teâlânın kendi nefsi için isbat ettiği ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Allah için isbat ettiği güzel isimleri ve yüce sıfatlarının tevhididir. Bu isim ve sıfatları Kitap ve Sahih Sünnette geldiği gibi lafız ve manalarını tahrif etmeden, nasıl ve niceliğini araştırmadan, yaratıkların isim ve sıfatlarına benzetmeden isbat etmek gerekir. Bu tarifle, isim ve sıfat tevhidinin üç esas üzere durduğu anlaşılmaktadır. Onlar:
1) Allah’ı mahlûkata benzetmemek ve O’nu bütün noksan sıfatlardan tenzih etmek.
2) Kitap ve Sahih Sünnette sabit olan isim ve sıfatlara ziyade ve noksanlaştırmadan veya tahrif ve iptal etmeden iman etmek.
3) Bu sıfatların mahiyetini idrak etme arzusunu terk etmektir. Kim bu esaslardan dışarıya çıkarsa Rabb’ini hakkıyla birlememiş, isim ve sıfatların tevhidini gerçekleştirmemiş olur.
Birinci Esas: Allah’ın sıfatlarından herhangi bir sıfatın, mahlûkatın sıfatlarına benzemediğini söylemek ve Allah’ı ondan tenzih etmektir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“O’nun benzeri hiç bir şey yoktur...”
Şûrâ Suresi 11
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Hiçbir şey O’nun dengi olmamıştır...”
İhlâs Suresi 4
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah’a meseller vermeğe (bir takım benzerler ortaya çıkararak Allahı onlara benzetmeğe ve O’nu koştuğunuz ortaklarla kıyaslamaya) kalkmayın...”
Nahl Suresi 74
Allah’ın kendisini vasfettiği veya Rasulünün Rabb’ini vasfettiği yüce sıfatları nakzeden ve her şeyden Allah’ı tenzih etmek de bu tevhide girer. Allah’ı sıfatlarında birleyen bir Müslüman O’nu eşten, ortaktan, benzerden, yardımcıdan ve izni olmaksızın şefaatçiden tenzih etmesi de gerekir. Aynı zamanda Rabb’ini uyku, acizlik, yorgunluk, ölüm, cehalet, zülüm, gaflet, unutma ve benzeri noksan sıfatlardan da yine tenzih etmesi gerekir.
İkinci Esas: Kur’an ve Sahih Sünnette sabit olan Allah’ın isim ve sıfatlarıyla yetinip, Kur’an ve Sahih Sünnette gelmeyen isim ve sıfatları Allah’a izafe etmemek gerekir. Allah’ın güzel isimleri ve yüce sıfatları işitme ve nakil yoluyla elde edilir; rey ve içtihat yolu ile elde edilmez!
Allah-u Teâlâ kendi nefsini hangi isimlerle isimlendirdi ve hangi sıfatlarla sıfatlandırdı ise o isim ve sıfatlarla Allah’ı isimlendirme ve sıfatlandırmada da durum aynıdır; onlara bir şeyler eklememek ve onlardan bir şeyler çıkarmamak gerekir. Allah’ın koyduğu sınırı ifrat veya tefrit şeklinde aşmamak gerekir. Kuşkusuz ki, Allah-u Teâlâ kendi isim ve sıfatlarını herkesten daha iyi bilir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki, siz mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allah mı!?”
Bakara Suresi 140
Şüphesiz Allah kendi nefsini herkesten daha iyi bilir. Doğru sözlü ve doğruluğu tasdik edilen rasuller de Allah’ın kendilerine vahy etmesi vasıtasıyla insanlar içerisinde Allah’ı, sıfatlarını ve isimlerini en iyi bilen kişilerdir.
İmam Ahmed bin Hanbel Müsned bin Hanbel (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:
“Allah’ın kendisini sıfatlamasının dışında ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Rabb’ini sıfatlanmasının dışında Allah-u Teâlâ sıfatlandırılmaz! Bu hususta Kur’an ve Sahih Sünnetin dışına çıkmak doğru değildir!”
Ravdatunnediyye fi Şerhi Akideti’l-Vasıtiyye 22
Buhari’nin hocası Nuaym bin Hammad (Rahmetullahi Aleyh) ise şöyle demiştir:
“Allah’ı mahlûkatına benzeten küfre girer! O’nun kendi nefsini vasfettiği sıfatlarını inkâr eden de küfre girer! Allah ve Rasulünün Allah’ı sıfatlamasında O’nu mahlûkata benzetme yoktur!”
Ravdatunnediyye fi Şerhi Akideti’l-Vasıtiyye 22
Bu esasa her kul, Kitap ve Sahih Sünnette zikredilen isim ve sıfatlara inanması; onları Arap dilindeki açık manaları üzere icra etmesi; onları kendi manalarından çıkartarak tahrif ve ta’til etmemesi gerekir.
Üçüncü Esas: Kitap ve Sahih Sünnette zikredilen güzel isim ve yüce sıfatlara onların keyfiyetini sormadan, künhünü araştırmadan iman etmek bir kula gerekli olan şeydir. Kuşkusuz ki, bu sıfatlardan herhangi bir sıfatın keyfiyetini bilmek o sıfatın sahibi zatın keyfiyetini bilmekle alakalıdır.
Şüphesiz ki sıfatlar, sıfatlananların çeşitliliğine göre değişiklik arz eder. Allah’ın zatına gelince O’nun keyfiyeti ve künhünden sual olmaz, onları anlamaya Allah bildirmedikçe yol yoktur. Bu sebeple selef imamları Allah’ın “İstiva” sıfatının keyfiyeti sorulduğu zaman şöyle diyorlardı:
“İstiva anlam olarak malumdur, ona iman etmek vaciptir, keyfiyetini sormaksa bidattır.”
Görüldüğü gibi selef, sıfatlarda keyfiyetin malum olmadığını ve keyfiyet hakkında soru sormanın da bidat olduğunu ifade etmişlerdir. Sıfat sıfatlananın fer’i olup ona tabidir. Allah’ın zatının keyfiyetini bilmeyen bir kimse bizden Allah’ın kelam sıfatının, işitme sıfatının, istiva sıfatının, dünya semasına inme ve benzeri sıfatların keyfiyetini sormaya hakkı yoktur. Dünya semasına inme ile ilgili hadis şöyledir:
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Gecenin son üçte biri kaldığı zaman Rabb’imiz Tebareke ve Teâlâ her gece dünya semasına iner ve kim Bana dua ederse onun duasına icabet ederim. Benden kim bir hacetini isterse onun hacetini veririm. Benden kim mağfiret dilerse onu mağfiret ederim.”
Buhari 1094, Müslim 758/168, Malik 1/214, Ahmed bin Hanbel Müsned 2/487, Ebu Davud 1315, İbni Ebi Asım Süne 492, Beyhaki 3/2, Nesei Ameli’l-Yevm 480, İbni Mace 1366, Tirmizi 446, İbni Hibban 920
Bir kimsenin Allah’ın kemal sıfatlarla sıfatlanmış, onların sabit birer hakikat olduğuna; O’na hiç bir şeyin denk olmadığına itikat etmesi; Allah’ın işitmesi, görmesi, konuşması, istivası, eli, dünya semasına inişi ve benzeri sıfatların da zatı gibi sabit birer hakikat olduğuna inanması demektir. Allah’ın sem’i hakiki olarak vardır, mahlûkatın işitme organlarına asla benzemez!
Allah’ın basarı da (gözü de) böyledir. O’nun hakiki basar sıfatı vardır. Mahlûkatın gözüne asla benzemez, keyfiyetini de biz bilmeyiz ancak Allah bilir. Allah’ın diğer sıfatlarını da yine böyle anlamak lazımdır. Buraya kadar izah edilmeye çalışılan isim ve sıfatların tevhidinde Müslümanın dikkat etmesi gereken bir kaç husus vardır. Bunlar:
Bir Müslüman, Yahudilerin Üzeyr’e Allah’ın oğlu deyip onu Allah’a benzettikleri, Hristiyanların İsa (Aleyhisselam)’a Allah’ın oğlu deyip onu Allah’a benzettikleri ve ehli teşbihin Allah’ın yüzü mahlûkatın yüzü gibidir veya Allah’ın eli mahlûkatın eli gibidir dediği gibi dememeli ve teşbihten kesinlikle kaçınmalı, böyle bir sapıklığa düşmemelidir.
Allah-u Teâlâ bu hususta şöyle buyuruyor:
“...Hiçbir şey O’nun misli gibi değildir! O işiticidir, bilicidir.”
Şûrâ Suresi 11
Allah’a ait isim ve sıfatların lafızlarını değiştirecek şekilde bir harf ekleyerek veya eksilterek tahrif etmek; bazı bidatçilerin tevil adını verdikleri kandırma usulüyle lafızların manalarını değiştirerek tahrif etmek ve onlara sözlükte kullanılmamış fasit manalar yüklemektir. Mesela: Allah’ın veçhini, O’nun zatıyla tevil etmek, istiva sıfatını istila ile tevil etmek fasit tevil ve tahriflerden birkaç tanesidir.
İptal etmek İlahi sıfatları nefyedip, Allah’ın zatında öyle bir sıfatın varlığını inkâr etmektir. Allah’ın isim ve sıfatları olduğunu reddederek mukaddes ve mükemmel olmaktan onu hali etmektir.
Sıfatların keyfiyetini tayin edip künhünü ispat etmek.
Kur’an ve Sahih Sünnette zikredilen güzel isimleri ve yüce sıfatları teşbih, tahrif, ta’til ve tekyif etmeden zahiri üzere alma usulü, selefin yoludur.
Selef: Sahabe, tâbiîn ve tebei tabiîn’den oluşan faziletli asırlarda yaşayan kimseler kast edilmektedir.
İmam Şevkani bu hususta şöyle demiştir:
“Sıfatlar konusunda sahabe, tabiîn ve tebei tabiînden oluşan selefin mezhebi: Sıfatları zahir manaları üzere tahrifsiz, tevilsiz, teşbihsiz ve ta’tilsiz irat etmektir. Sahabeler kendilerine sıfatlarla ilgili bir şey sorulduğunda onunla ilgili delili okuyor ve dedi ki demiş ki gibi sözlerden imtina ediyorlardı. Allah ve Rasulü şöyle buyurdu, onun gayrı bir şey bilmiyoruz. Bilmediğimiz hususlarda konuşarak külfet altına girmeyiz diyorlardı.
Bu faziletli asırlarda sıfatlarla ilgili Müslümanların akidesi birdi ve herkes aynı akideye sahipti. Onların meşguliyetleri, Allah’ın kendilerine meşgul olmalarını emrettiği şeylerdi. Bunlar: İman ve tevhidin bütün kısımlarını öğrenip yerine getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak, hacca gitmek, cihad etmek, ihsan çeşitlerinden infak etmek, faydalı ilim talep etmek, insanlara hakkı öğretmek, cenneti kazanmayı gerektiren ve ateşten kurtuluşu sağlayan şeyleri muhafaza etmek, emri bilmaruf ve nehyi anilmünker yapmaktır. Sahabeler bunun dışında Allah’ın mükellef kılmadığı şeylerle meşgul olmuyorlardı. Din onların zamanında saf olup bidatlerle bulanmamıştı.”
Kitap ve sünnette varit olan sıfatlar iki kısma ayrılır. Onlar: Zati sıfatlar ve fiili sıfatlardır.
Nefis, ilim, hayat, kudret, işitme, görme, konuşma, kıdem azamet, Kibriya, uluv, zenginlik, rahmet ve hikmet. Bu sıfatlar Allah’ın zatında sabit, Allah ile beraber kaim olup ondan ayrılmaz.
Kıdem: Her şeyden önce oluşu.
Bu sıfatlar Allah’ın iradesi ve kudreti ile alakalı sıfatlardır. Mesela: İstiva, dünya semasına inmesi, gelmesi, hayret, gülmek, razı olmak, sevgi, kerih görme, kızma, sevinme, gazap etme ve benzeri sıfatlardır.
Allah’ın güzel isimleri, kendisi için özel alametlerdir. Allah-u Teâlâ Kitabında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de sünnetinde onları bize bildirmiştir. Bu isimlerden her biri bir sıfata veya sıfatlara delalet eder. Onlardan her isim kendi mastarından ayrılmadır. Mesela: el-Alîm, el-Kadîr, es-Semi, el-Basîr ve benzeri isimler onlardan birkaç tanesidir. el-Alîm ilim mastarından ayrılmadır. O kelime Allah’ın ilim sıfatına delalet etmektedir. Diğer isimlerin durumu da böyledir. Bütün isimlerin ve sıfatların manalarını kendisinde cem eden isim şüphesiz “Allah” kelimesidir.
Allah’a has isimlerin O’nun sıfatı olmasına hiçbir mani yoktur. Mesela: Allah-u Teâlâ’nın “Rahmân” ismi aynı zamanda O’nun mübalağalı rahmet sıfatıdır. Allah’ın bütün isimleri O’nun sıfatlarının üzerine delalet eder ve onların hepsi övgü sıfatlarıdır. Allah’ı isimlerinde birlemek, Onun kendini isimlendirdiği her isme imanı gerektirir. Aynı zamanda o ismin delalet ettiği manaya da imanı gerektirir.
Mesela: Kur’an’da “Rahim” Allah’ın ismi olarak zikredilmiştir. Biz bu ismin Allah’a ait özel bir ad olduğuna iman ederiz. Bu ismin Allah’ın rahmet sahibi olduğuna delalet ettiğine de iman ederiz. Kur’an ve Sahih Sünnette varit olan Allah’ın bütün isim ve sıfatlarına itikadımızın böyle olması gerekir.
Allah’ın doksan dokuz ismi olduğu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sahih olarak rivayet edilen hadisle bilinmektedir.
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Kim onları sayarsa cennete girer. Allah tekdir, teki sever.”
Buhari 6410, 7392, Müslim 2677/5, 6
Başka bir hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ey Allah’ım! Kendini isimlendirdiğin, Kitabında indirdiğin veya katında ki gayb ilminde kendine sakladığın sana ait bütün isimlerle sana dua ediyorum. Kur’an’ı gönlümün baharı kalbimin cilası yap. Onunla hüznümü, gam ve kederimi gider...”
Ahmed bin Hanbel Müsned 1/391, Tabarani 10352
Hadislerde zikredilen Allah’ın isimlerini saymaktan murat onları ezberlemek, manasını anlayıp öğrenmek ve onlarla Allah’a tevessül ederek dua etmektir.
Bu nevi tevhidin delilleri Kur’an ve Sahih Sünnette çoktur, hatta Kur’an’da Allah’ın güzel isimlerinin ve yüce sıfatlarının olmadığı ayet yok gibidir. Allah’ın isim ve sıfatlarına şamil en önemli surelerden biri ihlâs suresidir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun Kur’an’ın üçte biri olduğunu söylemiştir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki; O Allah birdir. Allah Samed’dir. Kendisi doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O’nun dengi olmamıştır!”
İhlâs Suresi 1-4
Samed: Her şey varlığını ve bekasını O’na borçludur. Her şey O’na muhtaçtır. O hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şeyin başvuracağı, yardım dileyeceği tek varlık O’dur.
Bu yüce sure, kemal sıfatların hepsini Allah’a ispat ederken noksan sıfatların hepsinden de Allah’ı tenzih etmektedir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Kur’an’da en büyük ayet olduğunu söylediği Ayete’l-Kürside Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Allah ki, kendinden başka hakkı ile ibadet olunan hiç bir ilah yoktur. Daima diri ve yarattıklarını koruyup gözetendir. Kendisini ne bir uyuklama ne de uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. O’nun izni olmadan kendisinin katında kim şefaat edebilir? Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. (Mahlûkat) O’nun ilminden, kendisinin dilediğinden başka bir şey kavrayamaz. O’nun kürsüsü, gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları korumak kendisine ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.”
Bakara Suresi 255
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben Senin nefsinde olanı bilmem! Kuşkusuz ki, gaybı bilen yalnız Sensin.”
Mâide Suresi 116
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Seni kendi nefsim için seçtim.”
Ta-Ha Suresi 41
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Yalnız Rabb’inin celal ve ikram sahibi yüzü baki kalacaktır.”
Rahmân Suresi 27
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“(Ey Musa!) gözümün önümde büyüyesin diye senin üzerine benden sevgi koydum...”
Ta-Ha Suresi 39
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“(Daveti) reddedilmiş olan Nuh’a bir mükâfat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.”
Kamer Suresi 14
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rabb’inin hükmüne sabret! Kuşkusuz ki, sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zamanda Rabb’ini övgüyle an!”
Tur Suresi 48
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“...O ne güzel görendir.”
Kehf Suresi 26
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“O’na benzer hiçbir şey yoktur. O işitendir görendir.”
Şûrâ Suresi 11
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Doğrusu Allah işiticidir...”
Hac Suresi 61
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah fakir, biz ise zenginiz diyenlerin sözlerini andolsun ki, Allah işitti...”
Âl-i İmran Suresi 181
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rabb’in şeytana dedi ki; Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir. Büyüklük mü tasladın yoksa yücelerden mi oldun!?”
Sa’d Suresi 75
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Yahudiler; Allah’ın eli bağlıdır dediler. Kendi elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır, Allah’ın iki eli de açıktır, dilediği gibi verir.”
Mâide Suresi 64
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“...Fakat cehennem dolmak bilmez! Nihayet Alah ayağını onun üzerine kor, o da yetişir, yetişir, yetişir der. İşte o zaman cehennem dolar ve bazısı bazısına büzülür...”
Buhari 4785, Müslim 2846/35, 36, 37, 38
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Onlar buluttan gölgeler içinde Allah’ın ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesini bekliyorlar değil mi?”
Bakara Suresi 210
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Onlar meleklerin gelmesini ya da Rabb’inin gelmesini ya da Rabb’inin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar?”
En’âm Suresi 158
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Hayır, yer tümüyle parça parça olduğu ve melekler saf saf dizili olduğu halde Rabb’in geldiği zaman; o gün cehennem getirilir ve insan yaptıklarını birer birer hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ne faydası var!?”
Fecr Suresi 21, 22, 23
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rahmân arşa istiva etti.”
Ta-Ha Suresi 5