Tevhid kelimesinin sözlük anlamı ayrı tutmak, bir ve ayrı olduğunu söylemektir.
Istılahi (şer’i) anlamı ise Allah’ı, kendine mahsus haklarıyla başkalarından ayırarak birlemektir.
Yalnızca Allah’a mahsus olan bu haklar şunlardır:
Bu hususlarda Allah’ın birlenmesinin manası: Allah’ın Rab ve İlah olmada, en güzel isim ve kemal sıfatlara sahip olmada birliğine itikat etmektir.
Allah’ın her şeyin Rabb’i ve O’ndan başka Rab olmadığına itikat etmektir. Rab kelimesi sözlükte, sahip olma, terbiye etme ve işleri idare etme ve benzeri manalara gelir. Allah’ın mahlûkatı üzerindeki Rububiyeti ise; Mahlûkatı yaratan, rızkı veren, onların sahibi olup terbiye eden, gökten yere kadar bütün işleri idare eden varlık alarak bilinmesi ve birlenmesidir.
Allah’ın gerçek ilah olduğuna, O’ndan gayrı gerçek ilah olmadığına kesin itikat etmek ve ibadetlerle O’nu birlemektir. İlah kelimesi ma’but manasına gelmektedir. Ma’bud kelimesi ise dilimizde, kendisine kulluk olunan varlık demektir. İbadet kelimesi ise sözlükte bağlanmak, zelil olmak ve boyun bükmek manalarına gelmektedir. Ulûhiyet tevhidi, açık olsun gizli olsun bütün ibadet nevini sadece Allah’a has kılmak üzere bina edilmiştir.
1) Tevhid, imandır. İman ancak kelime-i tevhid ile gerçekleşir.
2) Tevhid, cennete giriş sebebidir.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Herkim ‘Ortağı olmayan tek Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve rasulü olduğuna şehadet ederim derse, Allah onu cennetin sekiz kapısından hangisini isterse oradan cennete koyar.”
Müslim 28/46, Buhari 3253
3) Tevhid, cehennemden korunma yoludur.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) terkisinde bulunan Muaz bin Cebel (Radiyallahu Anh)’a şöyle sordu:
يَا مُعَاذُ أَتَدْرِي مَا حَقُّ اللهِ عَلَى عِبَادِهِ
−“Ey Muaz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir bilir misin?”
Muaz (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
اللهُ، وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ
−Allah ve Rasulü en iyi bilendir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
أَنْ يَعْبُدُوهُ، وَلاَ يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا
−“Kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayarak (tevhid edip birleyerek) O’na ibadet etmeleridir.”
Bir müddet gittikten sonra, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
أَتَدْرِي مَا حَقُّهُمْ عَلَيْهِ
−“Bunu yaptıklarında kulların Allah üzerindeki hakkı nedir bilir misin?”
Muaz (Radiyallahu Anh) yine şöyle dedi:
اللهُ، وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ
−Allah ve Rasulü en iyi bilendir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
أَنْ لاَّيُعَذِّبَهُمْ
−“Onlara azap etmemesidir.”
Buhari 7248, Müslim 30/48
4) Tevhid, tüm Nebi ve Rasullerin ortak çağrısıdır.
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
﴿لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللهَ مَا لَكُمْ مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ إِنِّيَ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ﴾
“Andolsun ki, Biz Nuh’u kavmine gönderdik. Buna müteakiben Nuh hemen şöyle dedi; Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur! Kuşkusuz ki, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum!”
Araf Suresi 59
Aynı şeyleri Hud, Salih, Şuayb (Aleyhimusselam) ve diğerleri de söylemişlerdir.
A’raf Suresi 65, 73, 85
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
﴿وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُوا اللهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ مَّنْ هَدَى اللهُ وَمِنْهُمْ مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلاَلَةُ فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ﴾
“Andolsun ki, biz her millet içinde; Allah’a kulluk edin tağuta tapmaktan da kaçının diye bir Rasul gönderdik. Onlardan kimine Allah hidayet etti ve onlardan kimine de sapıklık hak oldu! Buna müteakiben yeryüzünü gezin, dolaşın ve o yalancıların sonunun nasıl olduğuna bir bakın!”
Nahl Suresi 36
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
﴿وَمَآ أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَّسُولٍ إِلاَّ نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لآ إِلَهَ إِلاَّ أَنَا فَاعْبُدُونِ﴾
“Senden önce hiçbir Rasul göndermedik ki ona: ‘Benden başka ilah yoktur. O halde bana ibadet edin!’ diye vahyetmiş olmayalım.”
Enbiya Suresi 25
Nuh (Aleyhisselam), 950 sene kavmini tevhide çağırdı; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke’de 13 sene kavmini bu tevhide çağırdı ve Medine’ye hicret edip İslam devletini kurmasından vefatına kadar da bu tevhide çağrıya devam etti.
1) Allah (Azze ve Celle), insanı yeryüzünde halife olarak yaratıp çoğalttığında tevhidi öğrenmeleri ve gerçekleştirmeleri için kitaplar indirdi, Nebi ve Rasuller gönderdi. Yani tevhid, insanların yaratılış gayesinin ta kendisidir.
2) Maalesef günümüzde tevhide verilen önem azalmış, bu husus ikinci plana düşmüştür.
3) Tevhid kavramının içi boşaltılmıştır.
4) Tevhid, Müslümanların geneli arasında eksik veya yanlış anlaşılmakta, bazı kısımları ihmal edilmekte ve önemsenmemektedir.
5) Büyük imamlardan İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh)’in dediği gibi bu ümmetin ilki ne ile ıslah olduysa ümmetin sonu da ancak onunla ıslah olup düzelecek, kurtuluşa erecek ve düşmanlarının korkulu rüyası olacaktır.
6) Yani ilaç da, tedavi de, tevhiddir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ilk cahiliyeyi nasıl tedavi ettiyse günümüzde bütün İslam davetçilerinin de kelime-i tevhid olan ‘La ilahe illallah’ın anlamının yanlış anlaşılmasını öylece tedavi etmeleri gerekir.
Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
﴿لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللهَ كَثِيرًا﴾
“Andolsun ki, sizin için Allah’ın Rasulünde, Allah’ı ve ahiret gününü ümit eden ve Allah’ı çokça anan kimseler için güzel bir örnek vardır!”
Ahzab Suresi 21
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in fiili ve öğretim yoluyla aktardığı sünneti de bu şekildeydi. Öğrettiği sünnete gelince; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Muaz (Radiyallahu Anh)’ı Yemen’e muallim olarak gönderdiğinde uygulaması gereken basamakları ona şöyle öğretmiştir:
“Onları kendisine davet edeceğin ilk şey Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve benim Allah’ın Rasulü olduğuma şehadet etmek tevhidin ikrarı olsun. Eğer bu hususta sana itaat ederlerse onlara Allah’ın bir gün ve gecede üzerlerine beş vakit namazı farz kıldığını öğret. Bu hususta da sana itaat ederlerse zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek olan sadakayı zekatı Allah’ın onlara farz kıldığını öğret...”
Buhari 1321, Müslim 19/29
Görüldüğü gibi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabına ve kendisinin de başladığı noktadan başlamalarını emretmiştir. Şüphesiz ki, bu tevhide davet etmektir.
İmam Buhari (Rahmetullahi Aleyh) şöyle bir bab açmıştır:
الْعِلْمُ قَبْلَ الْقَوْلِ وَالْعَمَلِ
“İlim öğrenmek, söz söylemekten ve amel etmekten öncedir.”
Buhari 1/228
Vehb bin Münebbih (Rahmetullahi Aleyh)’e:
La İlahe İllallah, Cennetin anahtarı değil midir? denildi. Vehb bin Münebbih (Rahmetullahi Aleyh)’de şöyle dedi:
Evet, bilakis La İlahe İllallah, Cennetin anahtarıdır. Lakin bu anahtarın muhakkak ki, kendine mahsus bir takım dişleri vardır! Eğer sen Cennetin kapısının önüne dişleri bulunan bir anahtar ile gelirsen, Cennetin kapısı sana açılır. Eğer sen Cennetin kapısının önüne dişleri olmayan bir anahtar ile gelirsen, Cennetin kapısı sana açılmaz!
Buhari 3/1174
Alimler La İlahe İllallah’ın manası yani doğru tercümesi şöyledir diyorlar:
لاَ مَعْبُودَ بِحَقٍّ إِلاَّ اللهُ
Allah’tan başka hakkı ile ibadet olunan hiçbir ilah yoktur!
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
﴿فَاعْلَمْ أَنَّهُ لآ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ﴾
“Bil ki, Allah’tan başka hakkı ile ibadet olunan hiçbir ilah yoktur! Kendi günahın için, mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların günahları için de Allah’tan bağışlanma dile! Allah sizin, dönüp dolaşacağınız yeri de varıp ulaşacağınız yeri de bilir.”
Muhammed Suresi 19
La İlahe İllallah kelimesi dinin aslıdır. Allah-u Teâlâ kâfirle mü’mini birbirinden bu kelimeyle ayırt etmiştir. Bütün rasuller, kavimlerini bu kelimeye davet etmiş; tüm kitaplar da bu kelimeyi açıklamak için inmiş; cinler ve insanlar da yine bu kelime için yaratılmıştır.
İnsanlığın atası Âdem (Aleyhisselam) neslinden gelen insanları bu kelimeye davet etti ve onun üzerinde yürüdü. Sonra Nuh (Aleyhisselam)’ın kavminde tarihte ilk kez şirk meydana geldi. Allah-u Teâlâ da Nuh (Aleyhisselam)’ı kavmine La ilahe illallahı tebliğ etmesi için gönderdi ve onlara şu kelimeleri demesini emretti.
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
﴿لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللهَ مَا لَكُمْ مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ إِنِّيَ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ﴾
“Andolsun ki, Nuh’u kavmine gönderdik. Buna müteakibe hemen şöyle dedi: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur! Kuşkusuz ki, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum!”
Araf Suresi 59
Nuh (Aleyhisselam)’dan sonra Hud, Salih, İbrahim, Lut, Şuayb ve diğer resuller ümmetlerini aynı minval üzere Allah’ı birlemeye, O’na karşı samimi olmaya ve O’nun gayrına ibadeti terk etmeye davet ettiler.