Raşid halifelerin dördüncüsü olan Ali (Radiyallahu Anh) ile, onun halifeliğini kabul etmeyen Şam valisi Muaviye bin Ebu Süfyan arasında çıkmıştır. Savaş, 657 yılında, Fırat havzasında bulunan Rakka’nın doğusundaki Sıffin denilen yerde yapıldı ve bu savaşta birçok Müslüman şehid oldu.
Savaşın çıkış sebebi, bir konudaki içtihat (görüş) farklılığına dayanıyordu. Konu siyasi bir konu olduğu için de savaşla sonuçlandı. Yoksa içtihat farkı sırf ilmi olsaydı, kitap üzerinde kalmış olacaktı. Savaşa giden yol özetle şöyle gelişti:
Osman (Radiyallahu Anh) halifeyken Medine-i Münevvere’ye bir grup isyancı geldi. Uzun bir müddet Osman (Radiyallahu Anh)’ı kuşatma altında tuttuktan sonra, o grubun içinden birisi veya birileri Osman (Radiyallahu Anh)’ı şehid etti.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün bir bostanın içinde, bir kuyunun başında Ebu Bekir ve Ömer (Radiyallahu Anhuma) ile beraber otururken yanlarına girmek için müsaade isteyen Osman (Radiyallahu Anh) için şöyle buyurdu:
“Ona giriş için izin ver ve kendisine isabet edecek bela ve musibet karşılığında onu cennetle müjdele!”
Bir defasında da bir fitneden bahsedip Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Osman, o fitnede mazlum olarak öldürülecektir!”
Buhari 3451, Müslim 2403/28, Tirmizi 3953
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir mucize olmak üzere Osman (Radiyallahu Anh)’ın bir musibet neticesinde şehid edileceğini ve cennetliklerden olduğunu bildirmiştir.
Halifelikten çekilmesi tekliflerini, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu talimatı sebebiyle kabul etmeyerek reddetmiştir:
“Ey Osman! Eğer Allah sana bir gün bu işi halifeliği verir de, münafıklar Allah’ın sana giydirdiği bu gömleği soymaya kalkışırlarsa sakın sen o gömleği soyma!”
Evini muhasara altına alan Mısırlıları engelleme girişimleri boşa çıkmış ve bir kısım baği (azgın) tarafından evinde Kur’an’ı Kerim okurken hicri 35. yılı 18 Zilhicce Cuma günü 80 küsür yaşında iken şehid edilmiş ve Cennetü’l-Baki’ye defnedilmiştir.
Bunun üzerine Ali (Radiyallahu Anh) halifeliğini ilan etti ve Osman (Radiyallahu Anh)’ın katilini aramaya başladı. Ancak o isyancı grup içinde bizzat katilin kim olduğu tespit edilemiyordu. O zaman Şam valisi olan Muaviye adalet-i izafiyeyi savunarak yani milletin selameti için kulun hukuku feda edilir demiş, o isyancı grubun tamamının cezalandırılmasını istemişti. Ali (Radiyallahu Anh)’da adalet-i mahzayı savunarak yani hak haktır. Ferdin hukuku hiçbir şeye feda edilemez! demiş.
O isyancıların içindeki asıl katil veya katillerin tespit edilmesi için çalışmaları sürdürmüştü. Katilin tespiti gecikince rahatsızlık had safhaya vardı. Arada İslamiyetin zayıflığını isteyen fitnecilerin de körüklemesiyle iki tarafın ordusu karşı karşıya geldi.
Bu arada Cemel Vakası da yaşandı. Bu olaydan sonra Kufe’ye yönelen Ali (Radiyallahu Anh), Muaviye’ye elçi göndererek, Sahabeden Muhacirlerin ve Ensarın (Radiyallahu Anhum) kendisinin halifeliğini kabul ettiklerini; onun da kabul edip itaatini bildirmesini istedi. Muaviye, kendisine elçi olarak gelen Cerir bin Abdullah (Radiyallahu Anh)’ı oyalayarak Amr bin el-As ile istişarede bulundu ve Osman (Radiyallahu Anh)’ın katilleri derhal cezalandırılmadığı takdirde ordusuyla üzerine yürüyeceğini belirtti. Muaviye seksen beş bin kişilik bir orduyla Şam’dan yola çıktı. Ali (Radiyallahu Anh) ise doksan bin kişiden oluşan ordusuyla Kufe’den Sıffin’a doğru harekete geçti.
Ali (Radiyallahu Anh), Muaviye’ye elçiler göndererek, onu bu tutumundan vazgeçirmek istedi. Ancak olumlu bir cevap alamadı. İki ordu birlikleri arasında bazı ufak çarpışmalar sürerken, Hicretin 37. senesi Muharrem ayının sonuna kadar anlaşma yapılabilmesi için elçiler gidip geldi. Ancak barış yolunda bir gelişme sağlanamadı. Safer ayının ilk günü savaş tekrar başladı.
Ali (Radiyallahu Anh)’ın şiddetli bir taarruzu ile Şam ordusu dağılma noktasına geldi. Savaş kazanılmak üzereydi ki, Amr bin el-As, Şamlı askerlere “Her kimin yanında Mushaf varsa onu mızrağının ucuna takarak yukarı kaldırsın,” dedi. Bu emri yerine getiren askerler Ali (Radiyallahu Anh) tarafına, “Aramızda Allah’ın Kitabı hakem olsun,” diye seslendiler. Amr bin el-As’ın tedbiri etkisini göstermiş, Iraklı askerler; “Allah’ın Kitabına yapılan çağrıya icabet edelim,” demeye başlamışlardı.
Ali (Radiyallahu Anh) bunun bir savaş hilesi olduğunu askerlerine anlatmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Her iki taraftan birer hakem seçilerek, Kur’an’a uygun kararın çıkartılması istendi. Ali (Radiyallahu Anh)’ın tarafında bulunanlar bunu memnuniyetle karşıladılar. Şam’lılar Amr bin el-As’ı, Ali tarafındaki Irak’lılar da Ebu Musa el-Eş’arî (Radiyallahu Anh)’ı hakem tayin ettiler. 37. yılın Safer ayında, Dumetu’l-Cendel de bir araya gelerek, karar verirken esas alınacak prensipleri içeren, ‘Tahkim Name’yi’ kaleme aldılar. Bu olaya İslam tarihinde ‘Hakem Olayı’ denir.
İbnu’l-Esîr el-Kamilu’t-Tarih 3/276, Taberi Tarih 4/2930
Bilindiği gibi bu dönem çok olaylı geçmiştir. Kendisine ısrarla yapılan halifelik teklifini kabul etmemiş, bu sebeple ümmet sekiz gün başsız kalmıştı. Bundan dolayı halk arasında huzursuzluk ve tedirginlik baş göstermiş, neticede kendisine yapılan baskılara dayanamayarak teklifi kabul etmiştir.
Bu dönemde Osman (Radiyallahu Anh)’ın katillerini muhafaza etmekle suçlanmış, Müslümanların karşı karşıya geldiği Cemel ve Sıffin vak’alarına muhatap olmuştur ki, Cemel Vak’asında Talha bin Ubeydullah ile Zubeyr bin Avvam (Radiyallahu Anhuma) haince şehid edilmişlerdi.
Sıffin Vak’asında hakem seçimine mecbur bırakılmış, yaptığı vaade bağlı kaldığı için Hariciler diye adlandırılan gurup kendisinden ayrılmış ve o da, dinden okun yaydan çıktığı gibi çıkan bu gurupla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in önceden bildirdiği gibi Nehravan’da savaşmıştır.
Hariciler buna rağmen boş durmamış, ümmeti Ali (Radiyallahu Anh)’a karşı kışkırtmaya devam etmiş ve neticede kendisini ‘Fitnenin başı’ diye nitelendirip onu, Muaviye’yi ve Amr bin As’ı öldürenin cennete gireceğini dile getirerek onların katlini teşvik etmiş ve planlamışlardı.
Neticede bu suikasttan Muaviye ve Amr bin As kurtulmuş, ancak İbni Mülcem isimli Harici tarafından hicretin 40. yılı Ramazan ayının 27. günü sabah namazında hançerlenen Emiru’l-Mü’minin Ali (Radiyallahu Anh), 2 gün sonra 63 yaşındayken Kufe’de şehid olmuştur.
Osman (Radiyallahu Anh)’ın katili Yemen’li bir Yahudi olan el-Gafıkî idi. Osman (Radiyallahu Anh)’ın şahadetiyle İbni Sebe, davasında büyük bir merhale kat’etmiş oluyordu. Artık nifak tohumları meyvelerini vermeye başlamıştı. Bu elim hadise Müslümanların, İslam dinini başka ülkelere ulaştırmalarına engel oldu. İslam’ın tebliğ devri kapandı, bir duraklama ve çekişme devri başladı.
Bu merhaleden sonra İbni Sebe, Haşimilerle Emevileri karşı karşıya getirmek için yeni bir plan hazırladı. Osman (Radiyallahu Anh) Emevi, Ali (Radiyallahu Anh) ise Haşimi olduğu için, Osman (Radiyallahu Anh)’ı, Ali’nin öldürttüğünü ve Onun yerine geçmek istediğini etrafa gizlice yayarak Emevileri tahrik etti.
İbni Sebe, bir taraftan Ali (Radiyallahu Anh)’a bu çirkin iftirayı yaparken, diğer taraftan Onun halife olması için açıkça gayret gösteriyor, böylece halkın bu iftiraya kanmasını sağlamaya çalışıyordu. Bu maksatla, Mısır’dan gelen kafileden, Yahudi asıllı ibni Meymun riyasetinde bir heyet seçerek Ali (Radiyallahu Anh)’ın huzuruna gönderdi. Heyet Ali (Radiyallahu Anh)’a:
−Malumunuz olduğu üzere, bu ümmet başsız kalmıştır. Halifeliğe de en layık sizsiniz. Sizden bu vazifeyi kabul etmenizi istiyoruz, dediler.
Ali (Radiyallahu Anh) bu teklifi reddederek, onları evinden kovdu!
Ali (Radiyallahu Anh)’dan böyle bir cevap alınması üzerine Kufe’lilerden bir heyeti Zubeyr bin Avvam (Radiyallahu Anh)’a ve Basra’lılardan bir heyeti de Talha bin Ubeydullah (Radiyallahu Anh)’a gönderdi. Zubeyr bin Avvam ve Talha bin Ubeydullah (Radiyallahu Anhuma)’da Ali (Radiyallahu Anh) gibi bunların hilafet tekliflerini reddederek huzurlarından kovdular!
İbni Sebe, onlardan da istediğini elde edemeyince, bu defa mütecavizleri sevk ve idare eden Yahudi Gafıki’ye şu talimatı verdi:
−Medine’lileri mescide toplayınız ve onlara hemen kendilerine bir halife seçmelerini söyleyiniz! Aksi takdirde hepsini kılıçla tehdit ediniz!..
Gafıki başkanlığındaki asiler, bu emir mucibince Medine’lileri mescide toplayarak onlara:
−En kısa zamanda kendinize bir reis seçiniz! Şayet siz bugün bu vazifeyi yapmazsanız, Ali, Zübeyr ve Talha (Radiyallahu Anhum)’da dahil olmak üzere hepinizi kılıçtan geçireceğiz! dediler.
Bu tehdidi dinleyen Medine halkı, Ali (Radiyallahu Anh)’ın huzuruna çıkarak, Ondan halifeliği kabul etmesini istirham ettiler. Ali (Radiyallahu Anh)’da bu karışık durumu göz önünde bulundurarak vazifeyi, hiç istemediği halde, kabule mecbur oldu.
Az zaman sonra Talha ve Zubeyr (Radiyallahu Anhuma), Ali (Radiyallahu Anh)’a giderek Ondan, Kitab’ın Hükmünü icra etmesini ve Osman (Radiyallahu Anh)’ın katillerinin cezalandırılmasını istediler. Ali (Radiyallahu Anh) onlara hitaben:
−Haklısınız; fakat devlet henüz asileri tam manasıyla sindirmiş değildir! Onun için devletin olaylara hakim olmasını beklemek gerekir, dedi.
Ali (Radiyallahu Anh), suçluların tek tek belirlenerek sorguya çekilmelerini ve gerekli cezaya çarptırılmalarını istiyordu. Aişe, Zübeyr ve Talha (Radiyallahu Anhum) ise, şu fikirdeydiler:
Fitne büyümüş, devleti hedef almış ve halife şehid edilmiştir. Mesele sadece Osman (Radiyallahu Anh)’ın katilinin bulunması değildir! Bu fitne hareketine katılanların çoğunun öldürülmesi gerekir. Bu sebeble asiler hemen cezalandırılmalıdır!
Ali (Radiyallahu Anh), Kur’an’ın “Hiçbir günahkar, başkasının günahını taşımaz!” Nassından hareket ile, Birinin hatasıyla başkasının mesul olamayacağı görüşünü ileri sürerek, onların bu fikrine katılmadı.
Zubeyr ve Talha (Radiyallahu Anhuma), Ali (Radiyallahu Anhum)’ın görüşünü öğrendikten sonra, Aişe (Radiyallahu Anha) ile Mekke’de görüştüler ve asilerin üzerine yürümek için kuvvet toplamak üzere Basra’ya gitmeye karar verdiler.
Ali (Radiyallahu Anh)’da, Aişe, Talha ve Zubeyr (Radiyallahu Anhum)’un Basra’ya gittiklerini haber alınca devletin bütünlüğünde bir parçalanma, bölünme olmaması için ordusuyla Basra’ya hareket etti ve Zikar mevkiinde konakladı. Ali (Radiyallahu Anh) meselenin barış yoluyla halledilmesi için Ka’ka isminde bir elçisini Aişe, Talha ve Zubeyr (Radiyallahu Anhum)’a göndererek onlara, tefrikanın fenalığını, birlik ve beraberliğin önemini, her şeyin sulh yoluyla daha iyi hal olacağını anlatmasını istedi.
O da bu emir gereğince, Aişe, Talha ve Zubeyr (Radiyallahu Anhum)’un yanına giderek onlara Ali (Radiyallahu Anh)’ın görüşlerini bu yaranın ilacının sükunet olduğunu, sükunet gerçekleştikten sonra her tedbirin alınabileceğini, aksi halde fitne ve fesat çıkacağını, bunun da İslam’a ve Müslümanlara getireceği sıkıntının büyük olacağını izah etti.
Onlar:
−Eğer Ali (Radiyallahu Anh) bu fikirde ise, aramızda bir görüş ayrılığı kalmamıştır, dediler.
Bu neticeden her iki tarafın mensupları da memnun oldular. Böylece bir istikrar, bir sükun hali hasıl oldu. Herkes kendisini emniyet ve huzur içerisinde görerek çadırlarına çekildiler. Bu sulhtan, ziyade rahatsız olan münafık İbni Sebe, taraftarlarını toplayarak onlara:
−Ne yapıp yapıp savaşı kızıştırmanız ve Müslümanları birbirine düşürüp kırdırmanız lazım. Şayet bir netice alamazsak, bütün gayretimiz boşa gider; hedefe varamamış oluruz, dedi. Ve savaşı başlatmak üzere yeni bir plan hazırladılar. Sabaha yakın saatlerde tatbike koyulacak bu yeni plan gereği, İbni Sebe kendi adamlarını Ali (Radiyallahu Anh) ile Zubeyr ve Talha (Radiyallahu Anhuma)’nın çadırlarının etrafında yerleştirdi. Bunlar daha sonra her iki tarafın çadırlarına baskında bulundular. Gürültü üzerine uyanan Zubeyr ve Talha (Radiyallahu Anhuma):
−Ne var, ne oluyor? diye sorduklarında, İbni Sebe’nin adamları, Ali’nin adamları Kufe’liler bize gece baskını yaptı, dediler. Bu haber üzerine Talha ve Zubeyr (Radiyallahu Anhuma):
−Anlaşıldı, Ali, harbi kesmekte samimi değilmiş, dediler.
Öte yandan gürültüyü işiten Ali (Radiyallahu Anh):
−Ne oluyor? diye sordu. Yine İbni Sebe’nin adamları:
−Karşı taraf bize gece baskını yaptı. Biz de püskürttük, dediler.
Ali (Radiyallahu Anh)’da:
−Anlaşıldı. Talha ve Zubeyr bizimle sulh meselesinde aynı fikirde değilmişler, dedi. Böylece on bin kişinin hayatına mal olan Cemel Vak’ası meydana geldi. Talha ve Zubeyr de bu savaşta şehid düştüler. İbni Sebe, böylece Osman (Radiyallahu Anh)’ın katlinden sonra amacına doğru mühim bir merhale daha kat etmiş oluyordu.
Halife seçilen Osman (Radiyallahu Anh)’ın hilafeti çalkantılarla geçmiş ve şehadetiyle neticelenmişti. Ali (Radiyallahu Anh)’ın hilafetinde ise fitnecilerin oyunları tutmuş ve Müslümanlar bölünmüştü. Cemel Vakası patlak verdi ve Talha (Radiyallahu Anh), Aişe (Radiyallahu Anha)’nın safında bulunarak Ali (Radiyallahu Anh)’a karşı çıktı ise de Ali (Radiyallahu Anh)’ın yaptığı bir ihtar ile içtihaden yaptığı hatasını anlayarak geri çekildi ve savaştan ayrıldı.
Bu haldeyken hicretin 36. yılında Mervan bin Hakem tarafından atılan bir okla vurularak Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği şehadet mertebesine ulaştı.
Taberani Mucemu’l-Kebir 1/113, Heysemi 9/150
Savaşı kazanan Ali (Radiyallahu Anh) Talha (Radiyallahu Anh)’ın yanına geldi. Ölmüş olduğu halde onu oturttu. Bir yandan ağlayarak:
“Keşke ben bundan yirmi yıl önce ölmüş olsaydım” diye söyleniyor, bir yandan da Talha (Radiyallahu Anh)’ın sakalındaki ve yüzündeki tozları siliyordu.
Taberani Mucemu’l-Kebir 1/113, 114, Heysemi 9/150
Talha (Radiyallahu Anh)’ın cenaze namazını da bizzat Ali (Radiyallahu Anh) kendisi kıldırmıştı.
Zubeyr bin el-Avvam (Radiyallahu Anh) Allah’ın yolunda cihad için Müslümanlarla Şam’a gitmiş, Osman (Radiyallahu Anh) asiler tarafından kuşatılınca onu asilere karşı savunmuş, Ali (Radiyallahu Anh) döneminde de Aişe (Radiyallahu Anha)’nın safında olmak üzere Cemel Vakasına katılmıştı. Ancak Ali (Radiyallahu Anh) ona bazı şeyleri hatırlatınca içtihadında hata yaptığını anlamış ve hatasında ısrarcı olmayarak savaştan çekilmişti.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şehidlikle sıfatladığı bu başarılı tacir, servetinin çokluğuna rağmen bunları İslam için harcaması sebebiyle vefat ettiğinde borçluydu. Hayatı Talha bin Ubeydullah (Radiyallahu Anh)’a çok benzediği gibi cesaret ve cömertlik gibi birçok ahlakı da, hatta ebedi hayata intikali de benziyordu.
O da, Talha gibi hicri 36. yılda Cemel günü hata ettiğini anlayarak savaştan çekildiği esnada Amr bin Cürmüz isimli nasipsiz tarafından dönüş yolu üzerinde Sibaa (Canavarlar) Vadisinde haince şehid edilmiş ve o vadiye defnedilmiştir.
İbni Sa’d Tabakatü’l-Kübra 3/111, 112
Zubeyr bin el-Avvam (Radiyallahu Anh)’ın kafası katiliyle beraber getirildiğinde, Ali (Radiyallahu Anh) sözcüsüne şöyle dedi:
“İbni Safiyye, Zubeyr’in katilini ateşle müjdele! Ben, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle buyurduğunu işittim:
“Her Nebi’nin bir havarisi vardır. Benim havarim de Zubeyr bin el-Avvam’dır.”
Hakim 3/367