Ölünün Akrabalarına Düşen Görevler

19) Ölünün akrabaları vefat haberini aldıkları vakit iki hususa dikkat etmelidirler!

Ölenin akrabalarına düşen birinci görev:

Sabretmeleri ve kadere rıza göstermeleri gerekir. Çünkü Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurmaktadır:

“Andolsun ki, sizi biraz korku, biraz açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden yana eksiltmekle imtihan edeceğiz! Sabredenleri müjdele! Onlar kendilerine bir musibet geldiğinde; Muhakkak biz Allah’ınız ve muhakkak ki, biz O’na dönücüleriz, derler...”

Bakara 155, 157

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir kabrin yanı başında ağlayan bir kadının yanından geçti.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ona:

−‘Allah’tan kork! ve sabırlı ol!’ dedi.

Kadın:

−Beni rahat bırak! Çünkü benim başıma gelen musibet sana gelmedi! dedi.

Enes (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Kadın Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tanımamıştı.

Kadına:

−Bu, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’dir denilince, kadın adeta ölür gibi oldu ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kapısına geldi.

Kadın:

−Ey Allah’ın Rasulü! Ben seni tanıyamadım dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Sabır birinci sadme halinde gösterilir!’ dedi.”

Buhari 3/115, 116, Müslim 3/40, 41, Beyhaki 4/65

Çocukların ölümüne sabretmenin büyük ecri vardır. Bu hususta çok hadis vardır.

Birinci Hadis:

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Müslümanlardan herhangi bir kimsenin üç çocuğu ölürse ona ateş dokunmayacaktır!’ buyurdu.”

Buhari, Müslim, Beyhaki

İkinci Hadis:

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘İki Müslüman karı ve kocanın henüz ergenlik yaşına erişmemiş üç çocuğu ölürse, mutlaka Allah onları da, anne ve babalarını da rahmetinin lütfuyla cennete koyar ve cennet kapılarından bir kapı üzerinde bulunurlar! Onlara:

−Cennete girin denilir.

Onlar:

−Hayır, anne ve babamız gelinceye kadar girmeyiz, derler.

Onlara:

−Siz de anne ve babanız da Allah’ın lütuf ve rahmeti ile cennete giriniz denilir’ buyurdu.”

Nesei 265, Beyhaki

Üçüncü Hadis:

Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Herhangi bir kadının üç çocuğu ölürse, mutlaka o çocuklar o kadın için ateşe karşı bir perde olurlar’ dedi.

Bir kadın:

−Ya iki kişi olursa? diye sordu.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘İki kişi dahi olsa’ diye buyurdu.”

Buhari 3/94, Müslim, Beyhaki 4/67

Dördüncü Hadis:

Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Allah Azze ve Celle mü’min kulunun yeryüzünden çok sevdiği bir varlığı alınır da o kimse sabreder ve onun ecrini Allah’tan bekleyecek olursa, Allah Azze ve Celle kuluna cennetten başka bir mükâfat vermeye razı olmaz!’ buyurdu.”

Nesei 3/264

Ölenin akrabalarına düşen ikinci görev:

İstircada bulunmaktır. O da kişinin: “İnna lillah ve inna ileyhi raciun.” Muhakkak biz Allah’ınız ve muhakkak biz O’na dönücüleriz demektir.

Buna Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in tavsiye ettiği şu sözleri de ilave eder:

إِنَّا لِلَّهِ، وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ، اللَّهُمَّ أَجِرْنِي فِي مُصِيبَتِي، وَاخْلُفْ لِي خَيْرًا مِنْهَا

“Muhakkak biz, Allah’ınız ve muhakkak biz O’na dönücüleriz. Allah’ım! Bu musibetimde bana ecir ver ve bana onun yerine ondan daha hayırlısını ver.”

Çünkü Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha) şöyle demiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Bir musibet bir Müslümana gelip çatar da Allah’ın kendisine emrettiği şekilde:

“İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Allah’ım bu musibetimde bana ecir ver ve bana onun yerine ondan daha hayırlısını ver” diyecek olursa, şüphesiz Allah da ona ondan daha hayırlısını verir’ buyurdu.”

Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha) acaba hangi Müslüman Ebu Seleme (Radiyallahu Anh)’den benim için daha hayırlı olur dedi. O, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e hicret eden ilk âiledir.

Sonra ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in söylediği gibi dua ettim. Yüce Allah bana onun yerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i verdi.

Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha) dedi ki:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana, beni kendisine istemek üzere Hatıb bin Ebi Beltaa (Radiyallahu Anh)’ı gönderdi.

Ben:

−Benim kızım var ve ben çok kıskanç bir kadınım dedim.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Onun kızına gelince, Allah’a kızının kendisine ihtiyacının kalmaması için dua ederiz. Ayrıca Allah’a kıskançlığı gidermesi için de dua ederim’ diye buyurdu.”

Müslim 3/37, Beyhaki 4/65, Ahmed 6/309

20) Kadın çocuğu ya da bir yakını öldüğünbe üç gün yas tuttuğundan dolayı her türlü ziynetten imtina edip uzak durması sabra aykırı değildir!

Bundan tek istisna kocası için tuttuğu yastır. Kadın kocası için dört ay on gün yas tutar. Çünkü Ebu Seleme (Radiyallahu Anh)’ın kızı Zeyneb (Radiyallahu Anha) dedi ki:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hanımı Ümmü Habibe (Radiyallahu Anha)’nın yanına girdim ve o şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle diyordu:

‘Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının üç günden fazla yas tutması helal değildir! Kocası için tutması gereken dört ay on günlük yas müstesna.’

Ümmü Habibe (Radiyallahu Anh) şöyle devam etti:

Daha sonra Zeyneb (Radiyallahu Anha)’nın kardeşinin vefatı sebebiyle yanına girdim. Koku getirilmesini istedi, o kokuyu süründü.

Sonra şöyle dedi:

−Aslında benim koku sürünmeye ihtiyacım yok. Ancak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i şöyle buyururken dinledim...” diyerek yukardaki hadisi zikretti.

Buhari 3/114, 9/400, 401

21) Kadın kocasını razı etmek için yas tutmayacak olursa, böylesi onun için daha faziletlidir!

Tıpkı Ümmü Suleym ile kocası Ebu Talha el-Ensari (Radiyallahu Anh)’ın başından geçenlerde olduğu gibi.

Enes (Radiyallahu Anh) dedi ki:

“Babam Malik, annem Ümmü Süleym’e Şu adam Yani Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i kastediyor şarabı haram kılıyor dedi ve Şam’a kadar gitti, orada öldü. Sonra Ebu Talha gelip, Anneme talib oldu.

Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha):

−Ey Ebu Talha! Senin gibi birisi red olunmaz fakat sen kâfirsin! Ben ise Müslümanım. Dolayısıyla seninle evlenmem mümkün değildir!

Ebu Talha:

−Sen önceden böyle değildin! dedi.

Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha):

−Ya nasıldım? diye sorudu.

Ebu Talha:

−Sarıya ve beyaza (altına ve gümüş) ne dersin?

Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha):

−Ben ne sarı isterim, ne beyaz! Senden Müslüman olmanı istiyorum! Eğer Müslüman olursan, o benim mihrim olur. Senden de ondan başka bir şey istemem dedi.

Ebu Talha:

−Peki, bu hususta bana kim yardımcı olabilir dedi.

Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha):

−Bu hususta Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına gidebilirsin dedi.

Ebu Talha, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına gitti.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu görünce ashabına:

−‘Gözlerinin arasında İslamın parıltısı bulunduğu halde Ebu Talha yanınıza geliyor’ dedi.

Ebu Talha, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha)’nın söylediklerini anlattı, Müslüman oldu ve onunla evlendi.

Sabit el-Bunani (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha)’nın mihri olarak İslamı kabul etmesi onun mehrinden daha büyük bir mehir olmamıştır. Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha), yaşı küçük gözleri güzel bir kadındı. Bir oğlu oldu ve Ebu Talha (Radiyallahu Anh) bu oğlunu çok seviyordu. Çocuk oldukça ağır bir şekilde hastalandı. Ebu Talha (Radiyallahu Anh)’da onun hastalığına boyun eğdi.

Ebu Talha (Radiyallahu Anh) sabah namazı vakti kalkar, abdest alır, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte sabah namazını kılardı. Öğleye kadar onunla birlikte olur, ondan sonra gelir, kaylule uykusuna yatar ve yemek yerdi. Bir gün çocuk öldü, Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) (akrabalarına ve komşularına) şöyle dedi:

−Ben bizzat bildirmedikçe hiç kimse Ebu Talha (Radiyallahu Anh)’a oğlunun öldüğü haberini vermesin! Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) çocuğu hazırladı. Üzerini örttü ve onu evin bir tarafına koydu. Ebu Talha (Radiyallahu Anh), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanından gelip, Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha)’nın yanına girdi. Beraberinde arkadaşları da vardı.

Ebu Talha (Radiyallahu Anh):

−Oğlum nasıl? dedi.

Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha):

−Ey Ebu Talha hastalandığından bu yana şu andakinden daha sakin olmamıştı. Rahata kavuştuğunu ümit ederim deyip ona akşam yemeğini getirip önlerine koydu. Onlar da akşam yemeğini yediler ve gelenler çıkıp gittiler.

Enes (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Ebu Talha (Radiyallahu Anh) kalkıp yatağına gitti. Sonra Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) kalkıp koku süründü ve daha önce onun için süslendiğinden daha fazla süslendi, sonra onunla yatağa girdi. Ebu Talha (Radiyallahu Anh) hoş kokuyu alır almaz bir erkeğin hanımına duyduğu yakınlığı duydu.

Gecenin bitimine doğru Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) dedi ki:

−Ey Ebu Talha şu konu hakkında ne dersin? Birtakım kimseler başkalarından bir şeyi emanet olarak alsalar, sonra o eşyanın sahibleri emanetlerini geri isteyecek olurlarsa, emanet olarak alanlar bunu vermemezlik edebilirler mi?

Ebu Talha (Radiyallahu Anh):

−Hayır, dedi.

Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) şu cevab verdi:

−Şüphesiz Aziz ve Celil olan Allah senin oğlunu sana emanet olarak vermişti. Sonra onu yanına aldı. Artık bunun ecrini Allah’tan bekle ve sabret!

Ebu Talha (Radiyallahu Anh) bu işe kızdı ve sonra şöyle dedi:

−Beni yapacaklarını yapıncaya kadar bıraktın da sonra oğlumun öldüğünü mü haber veriyorsun? Sonra istircada bulundu, Allah’a hamdetti, sabah olunca gusletti, sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına gitti. Onunla birlikte namaz kıldı ve durumu ona haber verdi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

‘Allah size geçirdiğiniz o geceyi mübarek kıldı.’

Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) bundan hamile kaldı ve hamileliği ağırlaştı. Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte sefere çıkardı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yola çıktı mı Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha)’da onunla çıkardı Medine’ye girdi mi onunla birlikte girerdi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

‘Doğumunu yaparsa bebeği bana getir.’

Bir sefer esnasında Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha)’nın doğum sancıları tuttu, Ebu Talha (Radiyallahu Anh)’da Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha)’nın yanında kaldı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise yoluna devam etti.

Ebu Talha (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Rabbim sen de biliyorsun ki Rasulün çıkıp giderse onunla beraber çıkmak, girdiği vakit de onunla beraber girmek benim çok hoşuma gider. İşte şimdi gördüğün durum sebebiyle buradayım.

Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha) dedi ki:

−Ey Ebu Talha! Artık eskiden çektiğim acıları şimdi çekmiyorum dedi. Bunun üzerine yola koyuldular ve Medine’ye vardıklarında doğum sancıları tekrar başladı ve bir oğlu oldu.

Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha), oğlu Enes’e:

−Ey Enes! Bunu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına sabah vakti alıp götürünceye kadar hiçbir şey yemesin dedi ve benimle beraber birkaç hurma gönderdi.

Enes (Radiyallahu Anh) dedi ki:

−Çocuk gece ağlayıp durdu, nihayet sabah oldu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına vardım, üzerinde çizgili bir elbise vardı. Bu sırada ya develeri ya da koyunları işaretliyordu.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bebeğe bakınca bana:

−‘Annen doğum yaptı mı?’ dedi.

Bende:

−Evet, dedim.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Biraz bekle işimi bitirip geleceğim’ dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) elindekini bıraktı, bebeği aldı ve şöyle dedi:

−‘Beraberinde bir şey var mı?’

Ben:

−Evet, birkaç hurma var dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hurmalardan birkaç tane aldı. Onları çiğnedi sonra ağzındakini biraraya getirdi, daha sonra bebeğin ağzını açtı ve ağzındakini onun ağzına sokup çocuğu ağzına ezdiği hurmadan çalmaya başladı.

Çocuk da yalanmaya başladı Bir taraftan hurmanın tatlılığını emiyor, diğer taraftan Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in tükürüğünü yalıyordu. Böylelikle bu bebeğin barsaklarına inen ilk şey Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in tükürüğü oldu.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

−‘Ensarın hurmayı ne kadar sevdiğine bir bakın.’

Ben:

−Ey Allah’ın Rasulü! Ona isim koy dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yüzünü sildi ve ona Abdullah adını verdi. Ensarın gençleri arasında ondan daha üstün kimse olmadı. Onun pekçok çocuğu oldu. Abdullah’da İran’da şehit düştü!”

Tayalisi 2056, Beyhaki 4/65, 66, İbni Hibban 725, Ahmed 3/105, 106, 181, 196, 278, 290, Buhari 3/132, 133, Müslim 6/174, 175, Nesei 2/87