Unutulmayacak Bir Kıssa

Bir varmış bir yokmuş;

Son derece güzel bir sarayda yaşayan bir kral vardı. Bu kralın bir tek kızı vardı ve kızların da en güzeliydi. Fakat bu kız, güzelliğinden dolayı çok gururlanan biriydi! Kedisine evlenmek için birçok emir ve kral talip olmuş, o ise hepsini reddetmişti! Çünkü o kız, sırdan bir adamın kendisini hak etmediğini düşünüyordu!

Bu sefer de Salih adında bir emir kendisiyle evlenmek istemişti. ,Salih kızın kendisini hemen kabul edeceğine inanıyordu. Çünkü gayet yakışıklı, cesur ve cömertti. Fakat kız sadece onu geri çevirmekle kalmadı, bilakis onu görmeyi bile reddetti! Kızın babası ise bu gururlu kızına çok kızmıştı! Gelen tüm emirleri geri çevirmiş, daha önce dost iken şimdi hepsi kendisinin düşmanı olmuştu! Bu durumda emir bu gururlu kızına bir daha hiç unutamayacağı bir ders vermeye karar verdi. Kızını kendisinden yardım istemek için saraya gelen ilk fakir adamla evlendirecekti!

Nihayet bir gün saraya, yardım istemek üzere bir adam geldi. Çok fakir olduğu her halinden belliydi. kral adamı yanına çağırdı ve ona;

Seni kızımla evlendireceğim, dedi. Kızını da yanına çağırarak, seni bu fakir adamla evlendirdim. Haydi, onunla beraber gideceksin, dedi!

Adam hanımını aldı ve yola koyuldu. Fakat kız olanlara hala inanamamıştı! Adamın bir atı, hatta bir eşeği bile yoktu! Kıza kendisiyle beraber yürümesini emretti. Kız da yorulana kadar yürüdü! Kocası ona;

Hızlı yürü! Yaşayacağımız kulübeye daha çok yol var, dedi. Son derece geniş ve büyük olan bir bahçeden geçiyorlardı kız fakir kocasına;

Bu geniş bahçenin sahibi kim? diye sordu. Adam da;

Bu bahçenin sahibi emir Salih’tir, dedi. Kız bunu duyunca büyük bir pişmanlık hissetti. Çünkü o emir Salih ile evlenmeyi reddetmişti. Şayet evlenmiş olsaydı şimdi bu bahçe onun olacaktı. Sonra saatlerce yürümeye devam etti. Çok fazla yorulmuştu. Öyle ki, yorgunluk ve acıdan gözlerinden yaşlar akıyordu! Bu sefer de buğday ve arpa ile dolu büyük ve geniş bir tarlanın önünden geçiyorlardı, kız fakir kocasına;

Bu tarlanın sahibi kim? diye sordu. Kocası da;

Bu tarlanın sahibi de emir Salih’tir, dedi. Kız bunu duyunca hüznü ve pişmanlığı bir kat daha arttı. Şayet onunla evlenmiş olsaydı bu tarlanın hepsi onun olacaktı. Bir yandan ağlıyor, diğer yandan hızlıca yürümeye devam ediyordu. Bu sefer de atlar ve sığırlarla dolu bir yerin önünden geçiyorlardı, kız fakir kocasına;

Bu atların ve sığırların sahibi kim? dedi sordu. Kocası da;

Bu atların ve sığırların sahibi de emir Salih’tir, dedi. Bunu duyan kız üzüntü ve yorgunluktan iki gözü iki çeşme ağlamaya başladı. Kocası da kıza şöyle dedi;

Bundan sonra bana bir şey sormanı istemiyorum! Çünkü ben fakir bir adamım, senin de artık bu yaşayacağımız basit hayattan razı olman lazım! Dört gün sonra nihayet ormanın ortasında ki küçük kulübelerine gelmişlerdi. Kocası kapıyı açtı ve hanımına;

İşte bu mutlu bir hayat süreceğimiz yerdir, haydi içeri gir! dedi. Kız kendisine gelen o kadar emiri reddetmenin pişmanlığıyla ağlamaya başladı! Kocası da;

Haydi, kulübeyi temizle, yemek hazırla ve elbiseleri yıka, dedi! Kız da kalktı ve söylenenlerin hepsini yaptı. Fakat hala, o kadar hayatına rağmen artık burada yaşayacağına inanamıyordu!

Kocası pazarda, bir şeyler satarak ev geçimine yardımcı olması için kıza bir takım şeyler hazırlamıştı. Kız da onları aldı ve satmak üzere ağlaya ağlaya yola koyuldu. Bu şeyleri pazarda satmak için oturmuş bir halde iken süratle bir atlı geldi ve satacağı şeylerin içine girerek onları enkaza çevirdi! Kız da üzüntülü bir halde olanları kocasına anlatmak için eve geri döndü! Kocası da kıza şöyle dedi;

Boşuna üzülme, sana çok sevineceğin bir haber getirdim. Kız da kocasına;

Neymiş o, diye sordu. Adam da;

Emirin evine bir hizmetçi lazımmış, sen yarından itibaren orada çalışacaksın, dedi. Kız da hizmetçi olarak çalışmak üzere saraya gitti. Kız mutfakta beklerken uzaktan güzel elbiseler giyinmiş bir adamın yaklaşmakta olduğunu gördü! Adama baktığında gözlerine inanamadı! Çünkü gelen kocasının ta kendisiydi. Kocasına;

Bu giydiğin güzel elbise de ne? dedi. Adam da;

Ben senin kocan emir Salih’im! Ben sana geldim ve sen beni görmek bile istemedin! Ayrıca pazarda sattığın o şeylerin içine girip hepsini enkaza çeviren kişi de benim!

Seni babanın sarayından alıp buraya getiren o fakir adamım. Bunların hepsini, hayatında sana fayda verecek bir ders alman için baban ile beraber planladık! Madem artık bir ders aldın ve mütevazi olmayı öğrendin, bende evliliğimiz için güzel bir düğün hazırladım. Bak bu da senin düğününü hazırlayan babandır!

Tüm bu olanlardan sonra kız sevinç içerisinde ziynetlerini takmaya ve güzel elbiselerini giymeye gitti. Bu kadar dersten sonra artık insanlara karşı mütevazi davranmaya başladı.

Her Güne Bir Ders 410