Rububiyet Tevhidi

Rububiyet Tevhidinin İcmali Manası

Allah’ın her şeyin Rabb’i ve O’ndan başka Rab olmadığına itikat etmektir.

Rububiyet Tevhidinin Tafsili Manası:

Rab kelimesi sözlükte, sahip olma, terbiye etme ve işleri idare etme ve benzeri manalara gelir. Allah’ın mahlûkatı üzerindeki Rububiyeti ise; Mahlûkatı yaratan, rızkı veren, onların sahibi olup terbiye eden, gökten yere kadar bütün işleri idare eden varlık alarak bilinmesi ve birlenmesidir.

Allah’ın Rububiyet tevhidiyle birlenmesi, O’nun mahlûkatı var edici, sahibi, hayat verici, vefat ettirici, fayda ve zarar verici, şiddet anında dua edenlerin duasına cevap verici, onlara gücü yeten, dilediğine dilediği kadar veren, dilediğini mahrum bırakan bir mabut olarak birlenmesidir. Yaratma O’na ait olduğu gibi emir vermenin de sadece O’na ait olmasının ikrarı ve teslimiyeti manasınada gelir.

Allah-u Teâlâ Kitabında şöyle buyuruyor:

“İyi bilin ki, yaratma ve emir verme O’nundur...”

A’raf Suresi 54

Bu tevhide Allah’ın kaderine iman etmek de girer. Yani her hâdisenin Allah’ın bilgisi, iradesi ve kudreti dâhilinde olduğuna iman bu kısımdandır. Başka bir ifadeyle söyleyecek olursak bu tevhidin manası şudur:

Allah-u Teâlâ bu kâinatta var etme, kâinatın işlerini idare etme, bozma, yapma, yaşatma, öldürme, artırma, eksiltme ve benzeri fiilleri yapan fail olduğuna ve bu fiillerde O’na kimsenin ortak olmadığına iman etmektir.

Kur’an Rububiyet tevhidini bütün yönleriyle, detaylı ve sarih olarak açıklamıştır. Kur’an’da bunun zikredilmediği sure yok gibidir. Bu tevhid diğerlerine nispeten temel taşı gibidir. Kuşkusuz ki, yaratan, işleri idare eden ve her şeyin sahibi olan varlık ibadetlerle boyun bükerek kendisine yönelmeye tek hak sahibi demektir. Dolayısıyla O, hamd edilmeye, şükredilmeye, dua edilmeye, ümit edilmeye, korkulmaya ve benzeri bütün ibadetlere hakkıyla layıktır.

İbadetlerin en küçüğünden en büyüğüne kadar hepsi, yaratma ve emir verme sıfatına sahip olan Allah’a yapılacaktır. Yaratan işleri idare eden ve her şeyin sahibi Allah, Celal, Cemal ve Kemal sıfatlarla sıfatlanmaya hakkıyla layık olan varlıktır. Bu sıfatlar, sadece âlemlerin Rabb’i Allah’a mahsustur. Zira hayatı ezeli olmayan ve her şeye güç yetiremeyen varlıkların Rububiyeti mümkün değildir.

Bundan dolayı Allah’a hamd, ibadet, bağlanma, teslim olma ve benzeri hususlardan bahsedilirken Kur’an bu nevi tevhidi zikretmiştir. Kur’an’da Allah’ın güzel isimleri ve yüce sıfatları anlatılırken de yine Rububiyet tevhidinden bahsedilip onun açıklaması yapılmıştı.

Müslüman, Allah’ı hamd ile tesbih ederken kıldığı namazın her rekâtında Fatiha Suresi 2. ayeti zikreder.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Hamd âlemlerin Rabb’i Allah içindir.”

Fatiha Suresi 2

Allah’a teslim ve O’na bağlanma konumunda Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“De ki, hidayet ancak Allah’ın hidayetidir. Bize âlemlerin Rabb’ine teslim olmamız emredildi!”

En’âm Suresi 71

Allah’a teveccüh ve ihlâsla yönelme konumunda Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ

“De ki: “Şüphesiz ki, benim namazım, kurbanım/ibadetlerim, yaşamım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur! İşte ben bununla emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.”

En’âm Suresi 162, 163

Allah’tan başka varlıkların velayetini reddedip sadece Allah’ın velayetini kabul edip O’na sığınma durumunda:

Velayet: Velâ kelimesinden türeme bir sözcüktür anlamı; dostluk, sevmek, kayırmak, arka çıkmak ve benzeri manalardır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“De ki, gökleri ve yeri yoktan var eden, besleyen, fakat kendisi beslenmeyen Allah’tan başka veli mi edineyim? Ben Müslüman olanların ilki olmakla emrolundum...”

En’âm Suresi 14

Rabb’ine dua konumunda Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İyi bilin ki, yaratma ve emir (verme) O’nundur. Âlemlerin Rabb’i Allah ne yücedir. Rabb’inize yalvararak ve gizlice dua edin, Kuşkusuz ki, O haddi aşanları sevmez!”

A’raf Suresi 54

Eşi ve ortağı olmayan Rabb’ine ibadet konumunda Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ben niçin beni yaratana kulluk etmeyeyim? O takdirde ben, apaçık bir sapıklık içinde olurum!”

Yâsîn Suresi 22, 24

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize kulluk edin ki, (azabından) korunasınız. O Rab ki, yeri sizin için döşek, göğü de bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızk olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse sizde bilerek Allah’a eşler koşmayın.”

Bakara Suresi 21, 22

Göklerin, yerin ve onların içindekilerin yaratıcısı olan Allah, ilah ve veli edinilmeye, teslim olunmaya, dua edilmeye, kendisine yönelmeye tek layık varlıktır. Kur’an Allah’ın göklere, yere ve onların içindekilere sahip olma ve onları idare etme şeklinde ifade edilen Rububiyetini, O’nun güzel isimleri ve yüce sıfatlarını birleştirmiş ve Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Allah ki, kendinden başka hakkı ile ibadet olunan hiç bir ilah yoktur. Daima diri ve yarattıklarını koruyup gözetendir. Kendisini ne bir uyuklama ne de uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. O’nun izni olmadan kendisinin katında kim şefaat edebilir? Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. (Mahlûkat) O’nun ilminden, kendisinin dilediğinden başka bir şey kavrayamaz. O’nun kürsüsü, gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları korumak kendisine ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.”

Bakara Suresi 255

Gökleri ve yeri yaratan zat, ölmeyecek olan tek diri varlıktır. O yüce varlık:

Kayyûm: Koruyup gözeten.

Alîm: Her şeyi hakkiyle bilen.

Hafîz: En iyi gözetip muhafaza eden.

Aliyyu’l-Ağlâ: En yüce.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yemin olsun ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona fısıldadığını biliriz Kuşkusuz ki, biz ona şah damarından daha yakınız.”

Kâf Suresi 16

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yaratan bilmez mi, O latiftir (bilgisi her şeyin özüne ulaşır, her şeyden) haberi olandır.”

Mülk Suresi 14

Netice olarak; Allah’ı Ulûhiyet sıfatıyla birlemeden, ibadetlerde Allah’a başkalarını ortak koşanlara; Allah’ı isim ve sıfatlarında birlemeyenlere aksine onları iptal veya mahlûkatın isim ve sıfatlarına benzetenlere veya fasit tevillerle onları tevil edenlere Allah her şeyin Rabb’i ve her şeyin yaratıcısı deyip ikrar etmeleri fayda vermeyecektir. Onları bu ikrarları küfür dairesinden çıkartıp iman dairesine sokmayacaktır.

Allah-u Teâlâ Kitabında müşriklerin Allah’ın her şeyin yaratıcısı olduğunu ikrar ettiklerini haber vermektedir. Bununla beraber onlar müşrik olmaya devam etmişlerdir. Kuşkusuz ki, onlar Allah’ı Ulûhiyet sıfatında birlememişlerdir. Allah ile beraber gayrına da ibadet etmişlerdir. Buna ek olarak onlar Allah’ı isim ve sıfatlarında da birlememişler, aksine Allah’ın bazı isimlerini inkâr edip inanmamışlar, bazı isimlerini de tahrif etmişlerdir. Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“En güzel isimler Allah’ındır. O halde Ona en güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında mülhitlik edenleri bırakın; onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.”

A’raf Suresi 180

Bundan dolayı seleften bir gurup şöyle demiştir: Müşriklere, gökleri ve yeri kim yarattı diye sorsan elbette ki onları yaratan Allah’tır diye cevap verirler. Bununla beraber Allah’tan gayrına ibadet ederler. Allah-u Teâlâ, müşriklerin kendisinin yaratıcı, rızk verici ve her şeyin sahibi olduğuna inandıklarını haber vermektedir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlara gökten su indirip ölmüş olan yeri onunla dirilten kimdir, diye sorsan; elbette ki Allah’tır derler...”

Ankebût Suresi 63

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, elbette Allah’tır derler.”

Zuhruf Suresi 87

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“De ki, sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da o kulakların ve gözlerin sahibi kimdir? Ölüden diriyi diriden ölüyü kim çıkartıyor? Kim buyruğunu yürütüyor? (Kainatı kim yönetiyor?) Allah’tır diyecekler. De ki: O halde (O’nun azabından) korunmuyor musunuz!?”

Yûnus Suresi 31