Meşru ve Bid’at Tevessül

Hamd, Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salatu Selam Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in, Ehlinin, Sahabesinin ve de kıyamete kadar onları dost edinen herkesin üzerine olsun.

Ehli Sünnet Ve’l Cemaat âlimlerinin çoğunluğu tevessülün meşruluğunda birleşmişler ve bu konuda ayetleri ve sahih hadisleri delil edinmişlerdir. Ancak tevessül kavramı bazı Müslümanların zihninde kitap, sünnet ve bu ümmetin salih selefinin sunduğu biçimden farklı bir anlayışa bürünmüştür.

Bu kimseler, tevessülü İslamın ruhu ve Allah Rasulu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in medoduyla çelişir bir tarzda algılayarak zayıf ve mevzu hadisleri kendilerine delil edinmişler, dahası tevessül hakkında gelen ayetleri yanlış anlayışlarıyla uyaşacak biçimde tevil etmişlerdir.

Oysa bu kimseler, sahabe ve tabiinin bu kavramı nasıl anladıklarına bir bakmalıydılar. Zira bu ümmetin selefi olarak bilinen ilk dönem Müslümanları, ayetleri ve hadisleri anlamada insanların anlayış olarak en üstün, doğruluk açısından en güvenilir olanlarıdır. Onlar Allah Rasulu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu tanıklığıyla bu ümmetin en hayırlılarıdırlar.

“İnsanların en hayırlısı benim çağımdakilerdir. Sonra onları izleyen çağdakiler, sonra bunların peşinden gelenler...”

Buhari

Allah’a ve ahiret gününe iman eden her Müslüman, şeytanın amelinden olan hevâya ve şüphelere tabi olmayı bırakmalı, selef-i salih’in gittiği yola tabi olmalıdır. Bu noktadan hareketle bid’at ve heva ehlinin diline doladığı bu konuya gücümüz yettiğince ve bu birkaç satırın elverdiği ölçüde açıklama getirmeyi hedefledik. Yardım Allah’tandır.

Tevessülün Tanımı:

Vesile, sözlük anlamıyla, kendisiyle başkasına yaklaşılandır. Talebedilene yakın olmak ve ona arzuyla varmak anlamına da gelir. Diğer bir anlamı da sultanın katındaki mevki, yakınlık derecesidir.

Şer’i istılahta ise, Allah katında yüksek bir derece elde etmek, bir fayda sağlamak veya bir zararı savmak suretiyle ihtiyaç gidermek veya dünya ve ahirette arzulanan bir şeyi elde etmek için Allah’a ve Rasulü’ne iteatte bulunup salih amel işlemek suretiyle Allah’a yakın olmaktır. Allah’a tevessülde bulunmak ancak onun çizdiği sınırlar içerisinde mümkündür.

Vesile, Üç esasa Dayanır:

1) Kendisine tevessülde bulunulan. Bu Lütuf ve Kerem sahibi Allah’dır.

2) Tevessülde bulunan. İhtiyacının giderilmesini arzulayan kuldur.

3) Kendisiyle tevessülde bulunulan. Bu da, kendisiyle Allah’a yaklaşılan salih ameldir.

Tevessülün Fayda Sağlaması, İhtiyacın Giderilmesi İçin Gözetilmesi Gereken Şartlar:

a) Tevessülde bulunan kul, salih bir mü’min olmalı, ameliyle Allah’ın Vechini gözetmelidir.

b) Kendisiyle tevessülde bulunulan amel, Allah’a yakınlığı elde etmeleri için, O’nun kullarına şeriat kıldığı amellerden olmalıdır.

c) Yapılan amel meşru olmalı, Allah Rasulu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetine uygun düşmelidir. Bu amel ona bir şey ekleyerek ya da ondan bir şeyi eksilterek yahut yapılması şeriatle sabit olan zaman ve yerini değiştirerek yapılmamalıdır.

Görüldüğü üzere, nasıl ki mümin olmayanların ameli Allah’a yakınlık vesilesi olmaz ise, bid’at amellerle de O’na tevessülde bulunulmaz.

Tevessül Çeşitleri:

1) Meşru Olan Tevessül

2) Bid’at Olan Tevessül

1) Meşru Tevessül ve Çeşitleri:

Meşru tevessül; söz, fiil veya inanç olarak Allah’ın sevip hoşnut olduğu vacip veya müstehap amellerle Allah’a yakın olmaktır. Çeşitleri şunlardır:

a) Güzel İsimleri ve Yüce Sıfatlarıyla Allah’a Tevessül:

Bunlarla tevessül en hayırlı tevessül çeşitlerinden olup, onların en yücesi ve en faydalısıdır. Bu tevessül türüne delil olarak şu ayeti verebiliriz. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Güzel isimler Allah’ındır. Onlarla Allah’a duada bulunun.”

A’raf Suresi 180

Ayetten de anlaşılacağı gibi Allah’a isimlerinden veya sıfatlarından biriyle tevessülde bulunmak Allah’ın sevip hoşnut olduğu amellerdendir. Bu nedenle Allah Rasulu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu tevessül türü ile tevessülde bulunmuştur.

Bize düşen de Allah Rasulu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabının ve tabiûn’un dua ettiği gibi duada bulunmak, Allah’a yaklaşmaya, yakın olmaya çalışırken onları kendimize örnek almaktır.

b) Salih Amelle Tevessül

Bir Müslümanın “Allah’ım! Sana olan imanım, Rasulü’ne duyduğum sevgi ve inançla beni rahata erdirmeni senden dilerim” demesi bu türdendir. Kulun; namaz, oruç, cihad, Kur’an tilaveti, zikir, istiğfar, hayır işleyip haramdan sakınmak gibi salih amellerle Allah’a yakınlık aramasıdır.

Buna delil olarak Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Derler ki; Rabbimiz! İman ettik. Günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru...”

Âl-i İmrân Suresi 16

Ayetini verebiliriz. Sünnetten getirilecek delil ise mağara ashabının kıssasıdır. Bu kıssada geçmiş ümmetlerden üç kişi kötü hava koşullarında bir mağaraya sığınırlar. Derken bir kaya düşerek mağaranın girişini tıkar. Onlar da yapmış oldukları salih amellerle dua edip tevessülde bulunarak Allah’tan yardım dilerler. Allah’da taşı aralayarak kurtulmalarını sağlar.

Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Sizden önceki kavimlerden üç kişi beraber sefere çıktılar ve yolda yürürlerken onlar yağmura yakalandılar. Geceyi geçirmek için hemen dağdaki bir mağaraya girip sığındılar. Akabinde mağaralarının ağzına dağdan büyük bir kaya parçası düşüp mağaranın girişini kapattı. Bunun üzerine onlardan biri diğerlerine:

−Şu muhakkak ki Allah’a yenin olsun ki ey şu mağara içinde bulunanlar! Sizi buradan doğruluktan başka bir şey kurtaramaz! Onun için sizden her bir kişi doğru söylediğini bilmekte olduğu ve hayatınızda Allah için işlediğiniz en hayırlı ameli söyleyerek Allah’a dua edin! Çünkü Allah’a dua etmekten başka sizi buradan hiçbir şey kurtaramaz! dedi. Onların biri şöyle dedi:

–Ey Allah’ım! Şu muhakkak ki, benim yaşlı ihtiyar babam, annem ve küçük çocuklarım vardı. Ben her gün koyunlarımla meraya çıkar, onları otlatır, sonra gelip koyunların sütü sağardım. Sütü önce babama ve anneme getirirdim onlarda içerdi. Sonra sırasıyla çocuklarım, akrabalarım ve eşim içerdi. Şu da muhakkak ki, bir gün bir işten dolayı geç kaldım da ben tâ akşam oluncaya kadar sürüyü getirememiştim.

Geç vakitte geldiğimde babamı ve annemi uyumuş halde buldum. Her zaman ki gibi yine sütü sağdım ve babamın ve annemin başuçlarında dikildim. Onları uykularından uyandırmayı da istemiyordum. Onlardan önce çocuklarıma süt içirmeyi de istemiyordum. Çocuklar ise ayağımın dibinde açlıktan ağlıyorlardı.

İşte o gece gün doğuncaya kadar benim halim böyle dikilmekle, onların hali de uyumakla devam etti. Ey Allah’ım! Şüphesiz ki Sen bilmektesin ki, ben bunu Senin Vechin (Yüzün) için yaptım. Bizden bu kayayı aç da, biz oradan gökyüzünü görelim! dedi ve onlar için biraz açıldı ama oradan çıkamadılar! Onların diğeri de (ikincisi de) şöyle dedi:

–Ey Allah’ım! Şu muhakkak ki, benim amcamın bir kızı vardı ve ben onu erkeklerin kadınları sevmekte oldukları sevginin en şiddetlisi ile seviyordum. Bir keresinde ondan nefsini (yani cinsel ilişkiye girmek) istedim ama o bunu kabul etmedi. Amcamın kızı bana:

−Yüz yirmi altın getirmedikçe olmaz! dedi.

Ben bu altını kazanmak için çalıştım, nihayet yüz yirmi altın topladım. Bir kıtlık yılı amcamın kızı çıkıp geldi, kendisini bana teslim etmek şartıyla ona yüz yirmi altın verdim. İki bacağı arasına oturduğum zaman amcamın kızı bana:

−Ey Allah’ın kulu! Allah’tan kork! Hakkın olmadan bekâret mührümü (nikâh hakkını yerine getirmeden) bozmanı sana helal etmiyorum! dedi.

Buna müteakiben o bana insanların en sevgilisi olduğu halde onun iki bacağı arasından kalktım ve onu terk ettim! Ve ona verdiğim altınları da geri almadım! Ey Allah’ım! Şüphesiz ki Sen bilmektesin, kuşkusuz ki ben bunu Senin Vechin (Yüzün) için yaptım. Bizden bu kayayı aç! dedi. Buna müteakiben kaya onlardan üçte iki miktarında açıldı fakat oradan çıkamadılar! Onların diğeri de (üçüncüsü de) şöyle dedi:

−Ey Allah’ım! Şüphesiz ki Sen bilmektesin, kuşkusuz ki ben bir ölçek pirinç karşılığında bir işçi tutmuştum. Ben ona iş sonunda ücretini verdim. Fakat o ücretini almaktan çekindi (bıraktı gitti). Ben mevsiminde bu pirinci ektim ve ücretini de çalıştırdım. Öyle ki, ondan birçok mal oluştu. Bir müddet sonra o işçi geldi ve bana:

−Ey Allah’ın! Kulu, Allah’tan kork ve bana zulmetme! Benim hakkımı bana ver! dedi. Ben de ona:

−Bu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar, çoban ve köleler hepsi senindir! dedim. Adam bana:

−Allah’tan kork! Benimle alay etme! dedi. Bende ona:

−Hayır, ben seninle alay etmiyorum! Lakin bunların hepsi senindir, dedim. Ey Allah’ım! Şüphesiz ki Sen bilmektesin ki, ben bunu Senin Vechin (Yüzün) için yaptım. Bizden bu kayayı aç dedi. Buna müteakiben onlar için (mağaranın kapısı) açıldı.”

Buhari 5/2050, 2098, 2163, 7/3280, 13/5977, Müslim 2743/100, Nesei, İbni Hibban, Ahmed bin Hanbel Müsned 2/116, Tergib ve Terhib 1/45, Muhammed Nâsıruddin el-Albânî Tevessül 50

c) Salih Kimselerin Dualarıyla Tevessül

Kul dara düştüğünde kendini Allah’a karşı günahkâr hissederek salih bir kimsenin duasını talep edebilir. Ancak bu kimse itikadı düzgün, ilim ve takva sahibi bir kimse olmalıdır. Bu tevessül türüne delil olarak Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Rabbimiz! Bizi ve imanda bizi geçmiş olan kardeşlerimizi bağışla!”

Haşr Suresi 10

Ayeti verilebilir. Ayrıca Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

“Mü’minin, Müslüman bir kimsenin gıyabında kardeşi için yapmış olduğu dua kabul edilir.”

Müslim

Hadisi de bu tevessül türüne delildir. Yine Enes bin Malik (Radiyallahu Anh)’den rivayet edilen şu olay deliller cümlesindendir.

“Kıtlık zamanı Ömer (Radiyallahu Anh) Abbas bin Abdulmuttalib (Radiyallahu Anh) ile yağmur duasına çıkarak şöyle dua etti:

‘Allah’ım! Sana Nebi’miz ile tevessülde bulunurduk Sen de bize yağmur yağdırırdın. Şimdi Sana Nebi’mizin amcası ile tevessülde bulunuyoruz. Bize yağmur indir.’

Ravi dedi ki: Yağmur inmiştir.”

Buhari

Ömer (Radiyallahu Anh)’ın sözünün anlamı:

Biz Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den bizim için dua etmesini böylece onun duasıyla Allah’a yakın olmayı kastediyorduk. Şimdiyse Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Allah’ın rahmetine kavuştuğundan dolayı bizim için dua edemez. Bu nedenle bizim için dua etmesini amcasından istiyoruz.

Meşru tevessülün çeşitleri bunlardır. Bunların dışındakiler herhangi bir delile dayanmamaktadır. Meşru tevessül çeşitlerinin hükümleri farklıdır. Allah’ın isimleri ve sıfatları, iman ve tevhid ile tevessülde bulunmak vacip, salih ameller ve salih kimselerin dualarıyla tevessül ise müstehaptır.

Her Müslümanın zorluk anında Allah’tan korkarak, O’ndan haya ederek ve sırf O’na itaatte bulunmak gayesiyle meşru tevessül çeşitleriyle Allah’a tevessülde bulunması gerekir.

2) Bid’at Tevessül ve Çeşitleri:

Allah’ın sevmediği ve hoşnut olmadığı söz, fiil ve inançlarla Allah’a yakınlık aramak bid’at tevessülün kapsamına girer. Bu tevessül çeşidi ile meşgul oluşları, bazı insanları Allah’ın göstermiş olduğu meşru tevessül şekillerinden gaflete düşürüp, onların bütün gayretlerinin boşa çıkıp hüsrana uğramalarına sebep olmuştur.

Şimdi Müslümanları uyarmak ve İslam’ın bu konudaki gerçeğini ortaya koymak üzere bid’at tevessülün bazı türlerini açıklamaya çalışalım.

a) Allah’a Bir Kimsenin Hatırı veya Makamı-Mevkii İle Tevessül:

Bid’at tevessül türlerinden birisi Allah’tan bir kimsenin hatırı, makamı-mevkii ile istekte bulunmaktır.

“Allah’ım! Nebi’nin veya kulun filancanın yüzü suyu hürmetine senden isterim” demek böyledir. Böyle bir tevessül anlayışı İslam dininde yoktur. Allah-u Teâlâ’nın:

“Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”

Enâm Suresi 38

Dediği Kur’an’da, veya Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’ın:

“Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize tuvalete girmek dâhil her şeyi öğretti.”

Müslim

Diyerek kapsamını ortaya koyduğu sünnette bu tür tevessüle delil yoktur. Aynı şekilde sahabenin yaşantısında da bu türden örneklere rastlamak mümkün değildir. İslam’ın emrettiği, Allah’a güzel isimleri ve yüce sıfatlarıyla tevessülde bulunmaktır.

Bu bid’at tevessül türünde şayet kişi Allah’ın sultanlar, krallar gibi aracılara ihtiyacı olduğu şeklinde bir inanca sahip olursa bu onu büyük şirk’e sokar. Çünkü bu yaratıcıyı yaratılana benzetmektir. Bu çok kötü bir kıyastır.

Oysa Allah Subhanehu ve Teâlâ yarattıklarına kıyas edilemez. Allah’ın bir kulundan hoşnut olması için aracı gerekmez. Bir kuluna gazap ettiğinde de hiçbir aracı fayda vermez. Melek, Nebiler ya da her ne olursa olsun hiçbir mahluk Allah’a kıyas edilemez. Yaratılan her şey yaratana muhtaçtır. Yaratan ise ne aracıya ne de herhangi bir yaratılmışa muhtaç değildir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlar, Allah’tan başka, kendilerine göklerde ve yerde olan rızıktan hiç bir şey veremeyen ve buna asla güçleri yetmeyen şeylere ibadet ediyorlar. İşte böylece siz de Allah’a birtakım benzerler icat etmeyin. Çünkü Allah her şeyi bilir. Hâlbuki siz bilmezsiniz.”

Nahl Suresi 73, 74

İşte bu nedenle sahabe, vefatından sonra Allah Rasulu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile tevessül etmeyi bırakıp dua etmesi için amcası Abbas (Radiyallahu Anh)’a yönelmiştir. Bu, onların Allah Rasulu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sağlığında:

“Allah’ım! Nebi’nin yüzü suyu hürmetine bize yağmur indir” dediklerini, O vefat ettikten sonra ise:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in amcası Abbas (Radiyallahu Anh)’ın hürmetine” demeye başladıklarını göstermez.

Bu tür bid’at duaların ne Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetinde ne de Allah’ın kitabında bir yeri olmadığını iyi bildikleri için böyle bir şeye başvurmamışlardır. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından sonra, bir kimsenin hatırıyla tevessül caiz olsaydı onun hatırıyla tevessül öncelik kazanırdı. Bu tür tevessül Mekke müşriklerinin şirkiyle benzeşmektedir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Biz onlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz, derler.”

Zümer Suresi 3

Makamı-mevkii ne olursa olsun bir yaratılmış ile herhangi bir fayda sağlamak veya bir zararı başından savmak için güç yetirir olduğuna inanarak tevessülde bulunmak büyük şirktir. Allah korusun insanı dinden çıkarır.

b) Ölmüş Evliya ve Salihlere Seslenmek, Onlardan Yardım Dilemek, Adaklar Adamak:

Salih kimselere seslenerek, onları çağırmak, onlara adak adamak gibi fiiller Allah’ın dininden değildir. Bunlar tevhidi ortadan kaldıran, büyük şirk kapsamına giren fiillerdir. Bir kimsenin:

“Ey Seyyidim filan, ey şeyhim falan!... Elimden tut, şu hacetimi gider” türünden sözler sarfetmesi bu türün kapsamındandır. Ölmüş kimselere adak adamak da meşru bir tevessül türü değildir. Bir kimsenin:

“Ey efendim filan! Allah beni rızıklandırırsa... şu dileğim yerine gelirse... senin için şunları yapacağım, kurban keseceğim” vb. sözleri bu bağlamdadır. Bunların tümü ibadet türü olan dua ve adağı Allah’tan başkasına sarfetmektir ki İslam dini bu gibi şeylerden uzaktır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ekinlerinden, hayvanlarından Allah’a pay ayırıp dediler ki Bu Allah’ın iddialarına göre bu da ortak koştuklarımızındır. Ortak koştukları için olanlardan Allah’a pay düşmez. Allah için ayırdıklarından ise ortak koştuklarına da aktarırlar. Ne kadar kötü hüküm veriyorlar.”

Enâm Suresi 136

Allah’tan başkasına yönelmek, onlara duada bulunmak, onlar için türbeler yapıp içinde mum yakmak ki günümüzde birçok cahil kimse bunları İslâm adına yapmaktadır. Ne Nebi’mizin ne de Selefi Salih’in yapmadığı İslam’a zıt davranış biçimleridir. Çünkü onlar dua’nın sadece Allah’a edilmesi gerektiğine inanan kimselerdi. Şu ayetle emrolundukları gibi Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kullarım sana benden sorarlarsa bilsinler ki ben yakınım. Dua ettiğinde bana dua edene karşılık veririm. Öyleyse çağrıma karşılık versinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulurlar.”

Bakara Suresi 186

Ve Muvahhidlerin İmamı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de onlara şunu öğretmiştir:

“Dua, ibadetin ta kendisidir.”

Tirmizî

Dua ibadet iken nasıl olur da Allah’a mahsus bir ibadet biçimi O’ndan başkasına sarfedilebilir? Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Eğer onları çağırırsanız, sizin çağırmanızı işitmezler. Eğer işitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin (onları Allah’a) ortak koşmanızı reddederler. (Bu gerçeği) sana, her şeyden haberi olan (Allah’tan) başka hiç kimse haber veremez.”

Fatır Suresi 14

Bil ki, bu amellerin bütünü tevhidle, Nebi’lerin gönderiliş amacı ile çelişmektedir. Nebiler, Allah’tan başkasına ibadeti ortadan kaldırıp, ibadeti yalnızca bir olan Allah’a yöneltmek için gönderilmişlerdir. Yine Nebiler, Allah’ın amelleri kabulü için şu iki şartın yerine gelmesi gerektiğini beyan etmişlerdir. Bu şartlar:

1) Amelin salih olması

2) Allah’ın şeriatine uygun olmasıdır.

Allah şirkten başka her şeyi bağışlar. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿إِنَّ اللهَ لاَ يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَالِكَ لِمَنْ يَشَآءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْمًا عَظِيمًا﴾

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz ki, Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz! Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse andolsun ki, büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.”

Nisa Suresi 48

﴿إِنَّ اللهَ لاَ يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَالِكَ لِمَنْ يَشَآءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا﴾

“Şüphesiz ki, Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz! Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse andolsun ki, uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır.”

Nisa Suresi 116

c) Velilerin Ruhlarına Kurban Kesmek ve Kabirleri Etrafında Ta’zimde Bulunmak:

Günümüzde cahillerin yaptığı işlerden bazıları, velilerin türbeleri önünde kurban kesmek, belirli zamanlarda etrafında toplanıp ta’zimde bulunmak, şifa umuduyla hastaları onlara taşımak, oralarda geceleyip ölmüş olan velilerden şefaat istemek, onlara seslenip dua talep etmek, onlardan meded ummak gibi şeylerdir.

Bunların tümü Allah’ın şeriatinde bulunmayan cahiliyye işi sapıkça bid’atlerdir. Allah’a, ibadette başkalarını ortak koşmaktır. Allah, bu tür şirklerden kullarını sakındırmıştır. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah’a ibadet edin. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın!”

Nisa Suresi 36

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Bile bile Allah’a eşler koşmayın!”

Bakara Suresi 22

Bu işleri yapanla, yapılmasına rıza gösteren hüküm açısından aynı konumdadır. Bu hüküm şirktir, iman ettikten sonra küfre sapmaktır. Allah cümlemizi bundan korusun...

Şaşırtıcı bir gerçektir ki, bu tür bid’at tevessüllere başvuran kimseler meşru tevessül çeşitlerini kullanmak yönünden pek zayıftırlar. Kur’an ve sünnet kaynaklı meşru tevessül çeşitlerini bırakıp kendi uydurdukları dualar ve bid’at tevessül çeşitleriyle Allah’a yakın olmayı ummaktadırlar. Oysa Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ve ashabının uygulamaları bu konuda en hayırlı ve en faydalı olanıdır. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Hayırlı olanı daha aşağısıyla mı değişiyorsunuz!”

Bakara Suresi 61

İnkâr edilmeleri dinde asıl olan, iftira yolu ile ona eklenmeye yeltenilen bu gibi bid’atleri ilk defa reddeden biz değiliz. Bilakis bu, sahabe, tabiûn ve dört imam ile kıyamete kadar onlara uyan kimselerin yoludur.

Müslümanların Tevessül Konusunda Yanlışa Düşme Nedenleri

1) En önemli sebep taklittir. Taklit, bir kimsenin herhangi bir delile dayandırmadığı bir görüşünü, kabullenmektir. Bu, şer’i açıdan yanlış bir tutumdur ve yasaktır. Mukallid, delilini bilmeden taklit ettiği kimsenin görüşünü aksi sabit olsa da bağnazca savunan kimsedir. Allah birçok ayette bu tutumdan sakındırmıştır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlara Haydi, Allah’ın indirdiğine ve Rasule gelin, dendiğinde derler ki babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeter. Ya babaları bir şey bilmeyen, doğru yola ermemiş kimseler idiyse?...”

Maide Suresi 104

Selef âlimleri ve müçtehid imamlar aynı şekilde taklitten sakındırmışlardır. Zira taklit, çekişme, zayıflık ve saflarda bölünme sebebidir. Bu nedenle bütün meselelerde tek bir kişiyi taklit eden bir sahabiye rastlamak mümkün değildir.

Dört İmâm da görüşlerinde bağnaz bir tutum içerisine girmeyip kendilerine Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sahih bir hadisi ulaştığında derhal görüşlerini terk etmişlerdir. Ayrıca kullandıkları delilleri bilmeksizin kendilerini taklit etmekten başkalarını sakındırmışlar, şu ayetin manasını hakkıyla anlamış olduklarını ortaya koymuşlardır.

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿اِتَّبِعُوا مَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ مِنْ رَّبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَآءَ قَلِيلاً مَّا تَذَكَّرُونَ﴾

“Rabbinizden size indirilene uyun ve O’ndan başka velilere de uymayın! Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!”

Araf Suresi 3

2) Bir konuyu değerlendirirken ayet ve hadislerin bir kısmını alıp bir kısmını almamak. Bununla beraber, delil edindikleri ayet ve hadisler de, hâlbuki ne onların ispat etmek istediklerine delil olabilir, ne de görüşlerini destekler mahiyettedir. Ancak kesin olan şu ki; onlar nasların delalet ettiği doğru tefsiri bilmiyorlar, ya da onları delalet ettiğinden çok uzak anlamlara tevil ediyorlar. Şu ayette olduğu gibi Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve ona doğru vesile arayın.”

Maide Suresi 35

Bu ayette “vesile” den murad, taat ve hoşnut olduğu amellerle Allah’a yakın olmaktır. Müfessirler arasında bu konuda ihtilaf yoktur. Oysa bazı kimseler bu ayeti Allah’tan başkasından medet ummaya delil getirmektedirler. Bu, Allah’ın kelamını tahrif etmektir. Allah’ın emrettiği vesile, müfessirlerin ittifak ettiği gibi salih ameller vasıtasıyla Allah’a yakın olma talebidir.

Bazı kimselerin bahsi geçen Yağmur Duası hadisinde Ömer (Radiyallahu Anh)’ın Abbas (Radiyallahu Anh)’la yaptığı tevessülü, Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e yakınlığı nedeniyle zatıyla yapmış bir tevessül olarak değerlendirmeleri buna örnektir.

Peki o zaman, Muaviye’nin ve diğer Müslümanların Yezid bin Esved el Cüreşî ile yaptıkları tevessüle ne buyrulur?...

Cureşi dua eder etmez yağmur yağmaya başlamıştır. Bu konuya örnek olarak Âmâ hadisini de verebiliriz. Âmânın biri Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelerek:

−Bana afiyet vermesi için Allah’a dua et der.

Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−“Dilersen dua ederim. Dilersen sabredersin. Bu senin için daha hayırlıdır” der.

Âmâ da:

−Dua et diye ısrarını bildirir. Bunun üzerine Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona güzel bir şekilde abdest alıp şu duayı söylemesini emreder.

“Allah’ım! Sana Rasulün Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile yöneliyorum. Ey Muhammed! Hacetimin giderilmesi için seninle Rabbime yöneliyorum. Allah’ım! Benim hakkımda onu şefaatçi kıl!”

Adam denileni yapar ve gözleri açılır. Hadiste görüldüğü gibi Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den dua talebi vardır. Aynı zamanda Allah’ın Rasulünün duasını kabulü için âmâ da dua etmekte “Allah’ım! Benim hakkımda onu şefaatçi kıl” demektedir.

3) Aslı astarı olmayan hatta bazen dinin asıllarıyla çelişen uydurma hadislerle ve Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e nisbeti kesinlik kazanmamış zayıf hadislerle amel etmek. Örnek olması hasebiyle bunlardan birkaçını zikredelim.

“Makamımla tevessülde bulunun. Şüphesiz Allah katında makamım büyüktür.”

Bu hadis uydurmadır, batıldır.

“Âdem (Aleyhisselam) günah işleyince dedi ki:

−Ya Rab! Muhammed’in hakkı için Senden beni bağışlamanı dilerim.

Bunun üzerine Allah-u Teâlâ:

−“Ey Âdem! Henüz yaratmadığım halde Muhammed’i nasıl biliyorsun?” diye sordu.

Âdem (Aleyhisselam):

−Ya Rab! Beni elinle yaratıp bana ruhundan üfleyince başımı kaldırdım ve arşın direkleri üzerinde şu yazıyı gördüm:

La ilahe İllallah Muhammeden Rasulullah. Bildim ki Sen adının yanına ancak en sevdiğin kimsenin adını yazarsın.

Allah-u Teâlâ’da şöyle buyurdu:

−“Seni bağışladım Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım.”

Bu hadis uydurmadır, batıldır.

İmam Zehebi (Rahmetullahi Aleyh) “Mizan” adlı eserinde der ki:

Bu haber batıldır, uydurmadır.

”Herkim evinden namaza çıkıp Allah’ım! Senden isteyenler hakkı için bu yürüyüşüm hakkı için Senden isterim, derse dileği kabul olur.”

Bu hadis zayıftır.

İbni Teymiyye ve Zehebi (Rahmetullahi Aleyh) bu hadisi zayıf görmüşlerdir.

Son Olarak: Muvahhid bir kula düşen, kişiyi büyük şirke, küçük şirke veya haram olan bir bid’ate düşüren bid’at tevessül türlerinden sakınmaktır. Zira bu, duada haddi aşmaktır ve duanın karşılıksız kalmasını gerektirir.

Çünkü Allah (Azze ve Celle) ancak şer’i ölçüler içerisindeki duaları kabul eder. Ayrıca mü’min kul, dualarını Kur’an ve Sünnet’ten seçmeye özen göstermelidir. Zira bu, kabul edilme açısından daha güvenilirdir ve de kişiye sevap kazandırır.

“Allah’ım! Güzel isimlerin, yüce sıfatların, Sana olan imanımız, Rasulüne duyduğumuz sevgi ve sünnetine olan bağlılığımız, ancak senin vechini gözettiğimiz salih amellerimiz ve içimizden salih kimselerin duasıyla Sana yakınlık umarız. Bizleri yolunda çaba gösteren, yoluna çağıran Nebin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetine bağlı, haktan ayrılmayan muvahhid kimseler kılmanı, bizi düşmanlarımıza galip getirip aziz Dinin İslam’ı yüceltmeyi bizlere nasip etmeni Senden dileriz.”