Süleyman Aleyhisselam’ın Kıssası

(1) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاطِينُ عَلَى مُلْكِ سُلَيْمَانَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ وَلَـكِنَّ الشَّيَاطِينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَآ أُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولَآ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُمْ بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنْفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرَاهُ مَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا بِهِ أَنْفُسَهُمْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

“Süleyman’ın hükümdarlığı hakkında onlar, şeytanların uydurdukları sözlere uydular/tabi oldular! (Yani Süleyman’ın, büyü yaparak saltanatını kazandığını söyleyenlere uyup, Süleyman’ın büyücü olduğuna inandılar.) Oysa Süleyman (büyü yaparak) kafir olmadı! Fakat o şeytanlar, kafir oldular! İnsanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe, Harut ve Marut’a indirilen şeyleri öğretiyorlardı! Hâlbuki onlar; Biz ancak bir imtihanız/fitneyiz, sakın küfre gitmeyin, demedikçe kimseye bir şey öğretmiyorlardı! Fakat bunlar, onlardan, erkekle karısının arasını ayıracak şeyleri öğreniyorlardı! Ama onlar, Allah’ın izni olmadan onunla hiç kimseye zarar veremezler! Onlar, kendilerine faydası olmayıp, zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı! Andolsun ki, onu (sihri) satın alanın, ahirette hiçbir nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı! Nefislerini sattıkları şey ne kötüdür, keşke bilselerdi!”

Bakara Suresi 102

(2) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَلِسُلَيْمَانَ الرِّيحَ عَاصِفَةً تَجْرِي بِاَمْرِهِ إِلَى الْاَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا وَكُنَّا بِكُلِّ شَيْءٍ عَالِمِينَ

“Şiddetli esen rüzgârı da Süleyman’ın emrine verdik. O şiddetli esen rüzgâr, Bizim bereketli kıldığımız toprağa Süleyman’ın emri ile eserdi. Çünkü Biz her şeyi hakkıyla biliriz.

Enbiya Suresi 81

(3) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَمِنَ الشَّيَاطِينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلاً دُونَ ذَالِكَ وَكُنَّا لَهُمْ حَافِظِينَ

“Süleyman için şeytanlardan denize dalan (yani dalgıçlık yapan) ve bunun dışında başka işleri de yapanlar vardı! (Şeytanları Süleyman’ın hizmetine verdik.) Biz o şeytanları da gözetim altında tutuyorduk!”

Enbiya Suresi 82

(4) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُدَ وَسُلَيْمَانَ عِلْمًا وَقَالاَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي فَضَّلَنَا عَلٰى كَثِيرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِنِينَ

Andolsun ki, Biz Davud’a ve Süleyman’a ilim vermiştik ve o ikisi şöyle demişlerdi; Bizi mü’min kullarından çoğuna üstün kılan Allah’a hamd olsun.”

Neml Suresi 15

(5) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَوَرِثَ سُلَيْمانُ دَاوُدَ وَقَالَ يَٓا أَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُوتِينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُبِينُ

“Süleyman, Davud’a varis/mirascı oldu. Süleyman şöyle dedi; Ey insanlar! Bize kuşların konuşma dili öğretildi ve bize her şeyden de (bolca) verildi. Kuşkusuz ki, bu elbette apaçık bir lütuftur!”

Neml Suresi 16

(6) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَحُشِرَ لِسُلَيْمَانَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ

“Süleyman için cinlerden, insanlardan ve kuşlardan bir ordu toplanmıştı! Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı!

Neml Suresi 17

(7) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

حَتّٰى إِذَا أَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٓا أَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لاَ يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَانُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ

Nihayet (Süleyman ve orduları) karınca vadisine geldikleri zaman, dişi bir (kraliçe) karınca şöyle demişti; Ey Karıncalar! Yuvalarınıza girin! Süleyman ve askerleri, farkına varmadan sizi ezmesin!”

Neml Suresi 18

(8) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ وَأَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ

Süleyman, dişi karıncanın sözüne tebessüm ederek güldü ve şöyle dedi; Ey Rabbim! Bana, babama ve anne verdiğin nimete şükretmemi ve senin hoşnut olacağın salih amel işlememi bana ilham et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına girdir.

Neml Suresi 19

(9) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لآ أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ الْغَآئِبِينَ لَأُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَدِيدًا أَوْ لاَ أَذْبَحَنَّهُٓ أَوْ لَيَأْتِيَنِّي بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

Süleyman kuşları teftiş etti ve şöyle dedi; Neden Hüdhüd’ü göremiyorum? Yoksa kaybolanlarda mı oldu? Ya bana apaçık bir delil/belge getirecek, ya da onu şiddetli bir cezaya çarptıracağım veya onu keseceğim!”

Neml Suresi 20, 21

(10) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقَالَ أَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَاٍ بِنَبَاٍ يَقِينٍ إِنِّي وَجَدْتُ إِمْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُوتِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ

“Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman’a şöyle dedi; Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim! Sana Sebe diyarından doğru bir haber getirdim! Kuşkusuz ki, ben Sebe halkına hükümdarlık eden bir kadın buldum ve kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı var!”

Neml Suresi 22, 23

(11) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ سَنَنْظُرُ أَصَدَقْتَ أَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِبِينَ إِذْهَبْ بِكِتَابِي هٰذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ

Süleyman Hüdhüd kuşuna şöyle dedi; Doğru mu söylüyorsun yoksa yalancılardan mısın? Göreceğiz! Bu mektubu götür ve onlara at! Sonra onlardan biraz ayrıl da bak, neye başvuracaklar?”

Neml Suresi 27, 28

(12) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

Nitekim kadın (Sebe kraliçesi) şöyle demişti; Ey ileri gelenler! Kuşkusuz ki, bana çok önemli bir mektup atıldı! Muhakkak ki, bu mektup Süleyman’dan gelme ve şüphesiz ki, o Rahman Rahim Allah’ın adıyla başlayıp, bana karşı büyüklenmeyin ve bana teslim olarak gelin, diye yazmaktadır! Yine (Sebe kraliçesi) şöyle demişti; Ey ileri gelenler! Bu işimde bana fikir verin! Siz yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin karar vermem!

Neml Suresi 29, 32

(13) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

İleri gelenler de şöyle demişlerdi; Biz kuvvetli kimseler ve doğru savaşçılarız, fakat emir senindir! Bu itibarla sen neyi emredeceğine bak! Kadın hükümdarda şöyle demişti; Kuşkusuz ki, hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orayı ifsad eder, bozarlar ve oranın ahalisinin şereflerini alçaltırlar! İşte böyle yaparlar! Kuşkusuz ki, ben oraya bir hediye göndereceğim, sonra da bakalım elçiler ne ile geri dönecekler!”

Neml Suresi 33-35

(14) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

Nitekim elçi, Süleyman’a geldiği zaman, Süleyman ona şöyle demişti; Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah’ın bana verdikleri, sizin verdiklerinizden daha hayırlıdır! Hediyenizle siz sevinirsiniz! Süleyman elçiye şöyle dedi; Onlara geri dön! Onlara karşı koyamayacakları bir ordu ile geliriz ve onları hor ve hakir oldukları halde oradan sürer çıkarırız!”

Neml Suresi 36, 37

(15) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

Süleyman demişti ki; Ey ileri gelenler! Onlar teslim olmuş halde bana gelmeden önce hanginiz o kadın hükümdarın tahtını bana getirir? Cinlerden bir ifrit şöyle demişti; Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim! Kuşkusuz ki, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim! Kendisinde kitaptan bir ilim bulunan kimse ise şöyle demişti; Ben o tahtı sana gözünü açıp kapamadan getiririm!”

Neml Suresi 38-40

(16) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

Nitekim Süleyman tahtı yanına yerleşmiş halde görünce şöyle dedi; Bu Rabbimin lütfundandır! Şükredecek miyim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni imtihan etmek için! Kim şükrederse kendi için şükretmiş olur! Kim de nankörlük ederse, şüphesiz ki, Rabbim bir şeye ihtiyacı olmayan, kerem sahibidir!

Neml Suresi 40

(17) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

Süleyman (askerlerine) şöyle demişti; kadın hükümdarın tahtını tanınmaz hale getiriniz! Bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanıyamayacak mı? Nitekim kadın hükümdar geldiği zaman, ona denilmişti ki, senin tahtında böyle mi? O da şöyle demişti; Tıpkı o! Bize daha önce bilgi verilmiş ve biz Müslüman olmuştuk!”

Neml Suresi 41, 42

(18) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kadın hükümdarı Allahtan başka tapmakta olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu! Kuşkusuz ki, o kafir bir kavme mensuptu! Ona saraya git denmişti. Kadın sarayın zeminini görünce onu su zannetmiş ve paçasını sıvamıştı! Süleyman’da demişti ki; O camdan yapılmış bir yerdir! Kadın ise şöyle demişti; Ey Rabbim! Kuşkusuz ki, ben kendime zulmetmişim! Süleyman ile beraber alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum!

Neml Suresi 43, 44

(19) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Süleymana da sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü de bir aylık mesafe olan rüzgârı boyun eğdirdik. Süleyman için erimiş bakır madenini sel gibi akıttık! Cinlerden de Rabbinin izniyle Süleyman’ın emrinde çalışanlar vardı. Cinlerden kim, bizim emrimizden sapacak olsa ona, alevli ateşin azabını tattırırdık!

Sebe Suresi 12

(20) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Cinler, Süleyman için dilediği biçimde kaleler, heykeller, havuz gibi çanaklar ve sabit kazanlar yapıyorlardı! Ey Davud’un ailesi! Şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır!

Sebe Suresi 13

(21) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Süleymanın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü, bastonunu yiyen ağaç kurdundan başka cinlere gösteren olmadı! (Yani ağaç kurdunun bastonu yemesiyle baston çürüyünce ona dayalı duran Süleyman yere yıkıldı!) Böylece o yere yıkılınca anlaşıldı ki, cinler eğer gaybı biliyor olsalardı, o alçaltıcı azap içinde bekleyip durmazlardı!”

Sebe Suresi 14

(22) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Biz, Davud’a (oğlu) Süleyman’ı verdik/armağan ettik. Süleyman ne güzel bir kuldu! Kuşkusuz ki, Süleyman daima Allah’a yönelirdi/sığınırdı!”

Sad Suresi 30

(23) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Andolsun ki, biz Süleyman’ı imtihan ettik ve bu sebeple tahtının üzerine bir ceset bırakmıştık! Sonra Süleyman Allaha yöneldi!(Yani Süleyman Rabbine yönelip yalvardı ve eski durumuna döndü.)

Sad Suresi 34

(24) Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Süleyman demişti ki; Rabbim beni bağışla ve bana benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir hükümranlık ihsan et! Şüphesiz ki, sen daima bağışta bulunan sensin. Bunun üzerine biz rüzgârı Süleyman’ın emrine verdik. Süleyman’ın emri ile dilediği yere yumuşak bir esinti ile akıp gidiyordu. Şeytanları, her tür bina ustalarını ve dalgıçlarını onun hizmetine verdik. Diğer şeytanları da ve birbirine kelepçeli olarak Süleyman’ın hizmetine verdik. Bu, bizim sana ihsanımızdır/ikramımızdır. Başkasına ister ver, ister verme, hesabı sorulmayacaktır! Şüphesiz ki, Süleyman’ın bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri (makamı) vardır.”

Sad Suresi 35-40