Ancak kabir ziyareti yaparken şanı yüce Allah’ı gazablandıracak bir söz söylenmemelidir! Kabirde bulunana dua edip, yalvarmak yüce Allah’ı bırakarak, ondan yardım dilemek yahut onu temize çıkarıp, kesinlikle cennete gireceğini söylemek ve benzeri hususlar buna örnektir.
Bu hususta bazı hadisler vardır.
Bureyde bin Husayn (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Ben size daha önce kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım. Artık onları ziyaret edebilirsiniz. Çünkü o size ahireti hatırlatır ve kabirleri ziyaret sizin hayrınızı arttırsın, artık kim kabirleri ziyaret etmek istiyor ise ziyaret etsin fakat batıl bir söz söylemesin!’ buyurdu.”
Müslim 3/65, 6/82, Ebu Davud 2/72, 131, Beyhaki 4/77, Nesei 1/285, 286, 2/329, 330, Ahmed 5/350, 355, 356, 361
Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Ben sizlere kabirleri ziyareti yasaklamıştım. Artık onları ziyaret edebilirsiniz. Şüphesiz onda bir ibret vardır. Bununla birlikte Rabbi gazablandıran bir söz söylemeyiniz!’ buyurdu.”
Ahmed 3/38, 63, 66, Hâkim 1/374, 375, Beyhaki 4/77, Bezzar 861, Heysemi Mecma 3/58, Taberani Mucemu’s-Sağir 183
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Ben size kabirleri ziyareti yasaklamışdım. Artık kabirleri ziyaret edebilirsiniz. Çünkü o kalbi inceltir, gözden yaş akıtır, ahireti hatırlatır. Bununla birlikte batıl bir söz söylemeyin!’ buyurdu.”
Hâkim 1/376, Ahmed 3/237, 250
Bunun birkaç sebebi vardır.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:
“Artık kabirleri ziyaret edebilirsiniz” sözünün genel ifadesinin kapsamına kadınlar da girer. Bunu şöyle açıklayabiliriz:
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) İslamın ilk yıllarında kabirleri ziyaret etmeyi yasakladığında şüphesiz bu yasak erkekleri de, kadınları da birlikte kapsıyordu. Buna göre:
“Ben sizlere kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım” sözünden onun her iki cinsi kastettiği anlaşılmakta idi. Bu böyle anlaşıldığına göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara İslamın ilk yıllarında her iki cinse neyi yasakladığını bildirmektedir. Durum böyle olduğuna göre hadisin ikinci cümlesinde yer alan hitab ki o:
“Artık ziyaret edebilirsiniz” sözü ile zorunlu olarak hem kadınları, hem erkekleri kastetmiş olmaktadır.
Kadınların da kabir ziyaretinin meşru kılınmasına sebeb teşkil eden illette erkeklerle ortak özellikleri paylaşmalarıdır. O özellik de şudur:
“Kabirleri ziyaret etmek kalbi inceltir, gözü yaşartır ve ahreti hatırlatır.”
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), mü’minlerin annesi Aişe (Radiyallahu Anha)’nın naklettiği hadiste kadınlara kabir ziyaretinde bulunmaları için ruhsat vermiştir.
Abdullah bin Ebi Müleyke şöyle dedi:
“Aişe (Radiyallahu Anha) bir gün kabristandan geldi.
Ben ona:
−Ey mü’minlerin annesi! Nereden geliyorsun? dedim.
Aişe (Radiyallahu Anha):
−Kardeşim Abdurrahman’ın kabrinden geliyorum dedi.
Ben ona:
−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamamış mıydı? dedim.
Aişe (Radiyallahu Anha):
−Evet, dedi. Sonra onları ziyaret etmeyi de emretti.”
Başka rivayette:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabirleri ziyaret etme ruhsatı verdi” dedi.
Hâkim 1/376, Beyhaki 4/78, İbni Abdilberr Temhid 3/233, İbni Mace 1/475
Ahmed bin Hanbel’e kabirleri ziyaret eden kadına dair soru soruldu.
O şöyle cevap verdi:
“Kadının kabir ziyaretinde bir sakınca yoktur. Çünkü Aişe (Radiyallahu Anha) kardeşinin kabrini ziyaret etmiştir.”
Abdulcebbar bin Vebb şöyle demiştir:
“İbni Ebi Muleyke’yi şöyle derken dinledim:
Aişe (Radiyallahu Anha) bineğine bindi, onun kölesi yanımıza geldi.
Ben:
−Mü’minlerin annesi nereye gitti? diye sordum.
O:
−Kardeşi Abdurrahman’ın kabrine ona selam vermek üzere gitti dedi.
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
Size kendimden ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sözedeyim mi? diye sordu.
Biz:
−Evet, dedik.
O şöyle dedi:
−Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanımda kaldığı gece geldi ridasını ve ayakkabılarını çıkardı ve onları yere bıraktı. İzarının bir ucunu yatağa serdi ve yanı üzere yattı. Fazla zaman geçmeden o benim uyuduğumu sandı, yavaşça ridasını aldı, yavaşça ayakkabılarını giydi, yavaşça kapıyı açtı ve çıktı. Sonra kapıyı yavaşça kapattı. Ben de çarımı başımın üzerine saldım, başımı da örttüm. Sonra izarım ile de kapandım. Sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in izinden yola koyuldum.
Nihayet Baki’e geldi. Uzunca ayakta durdu. Sonra üç defa ellerini kaldırdı, sonra dönü ben de döndüm. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hızlandı, ben de hızlandım. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) koşmaya başladı, ben de koştum. Daha da hızlı koşmaya başladı, ben de daha da hızlandım. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i geçtim, içeri girdim. Daha henüz uzanmıştım ki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de içeri girdi.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Ne oluyor ey Aişe! Göğsün inip kalkıyor, karnın da şişmiş’ dedi.
Bende:
−Annem ve babam sana feda olsun ey Allah’ın Rasulü! dedim ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e durumu bildirdim.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Benim önümde gördüğüm karartı sen miydin?’ dedi.
Ben:
−Evet, dedim.
Göğsüme parmağı ile itti, göğsüm acıdı.
Sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:
−‘Allah’ın ve Rasulünün sana haksızlık edeceğini mi zannettin?’
İnsanlar her neyi gizlese, Allah onu bilir dedim.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Evet’ dedi.
Sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:
−‘Cebrail bana geldi ve seslendi. Sesini senden gizledi. Ben de ona karşılık verdim. O’na verdiğim karşılığı da senden gizledim. Sen burdayken yanına girmezdi. Çünkü elbiselerini çıkarmıştın. Ben senin uyuduğunu sanmıştım. Seni uyandırmak hoşuma gitmedi ve yalnızlıktan korkacağından çekindim.
Cebrail bana dedi ki:
−Rabbin sana Baki’dekilere gitmeni onlar için mağfiret dilemeni emrediyor!’ dedi.
Ben:
−Ey Allah’ın Rasulü! Bir kabre gittiğimde ne söyleyeyim? diye sordum.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ أَهْلَ الدِّيَارِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ، وَالْمُسْلِمِينَ، وَيَرْحَمُ اللهُ الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنَّا، وَالْمُسْتَأْخِرِينَ، وَإِنَّا إِنْ شَآءَ اللهُ بِكُمْ لاَحِقُونَ
‘Selam size ey mü’minlerin ve Müslümanların diyarında bulunanlar. Allah bizden önden gidenlere de, geriye kalanlara da rahmet etsin. Şüphesiz ki, bizler de inşallah size kavuşacağız, de’ buyurdu.”
Müslim 3/14, Nesei 1/286, 2/160, 161, Abdurrezzak 3/570, 571, Ahmed 6/221
Enes (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği hadiste Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabrin yanında gördüğü kadını kabir ziyaretinden men etmemesidir.
Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir kabrin yanıbaşında ağlayan bir kadının yanından geçti.
Ona:
‘Allah’tan kork! ve sabret!’ dedi.”
Buhari
Çünkü bu kadınların feryad etmesine, kabirleri gezinti için oturulacak yerler edinmesine ve boş sözlerle vakit kaybetmek gibi şeriate uymayan birtakım işleri yapmalarına sebebiyet verebilir. Nitekim bazı İslam ülkelerinde günümüzde görülen de budur.
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Kabirleri çokça ziyaret eden kadınlara, Allah lanet etti!’ buyurdu.”
Tirmizi 2/156, İbni Mace 1/478, İbni Hibban 790, Beyhaki 4/78, Tayalisi 1/171, Ahmed 2/337, İbni Abdilberr 3/234, 235
İlim adamlarından bir topluluk da bizim kabul ettiğimiz bu görüşün benzerini kabul etmişlerdir.
Kurtubi şöyle demektedir:
“Hadiste sözü edilen lanet ancak kabir ziyaretini çokça yapan kadınlar hakkındadır. Çünkü kullanılan mübalağa sigası bunu gerektirmektedir. Bunun da sebebi, çokça ziyaret etmenin belki kocanın hakkını zayi etmek ve açılıp saçılmayı beraberinde getirebilme ihtimali ile yüksek sesle bağırmak ve benzeri ortaya çıkacak hallerdir.
Şöyle de denilebilir:
Bütün bunlardan emin olunması halinde kadınlara kabir ziyareti için izin vermekte bir mani yoktur. Çünkü ölümü hatırlamaya erkeklerin de, kadınların da ihtiyacı vardır.”
Şevkâni de şunları söylemektedir:
“İşte zahiren birbiriyle çatışan tearuz halinde görülen hadisleri birlikte anlamak ve değerlendirmek hususunda kabul edilmesi ve itimad edilmesi gereken görüş budur.”
Şevkâni Neylu’l-Evtar 4/95
Bu hususta iki hadis vardır.
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) dedi ki:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) annesinin kabrini ziyaret etti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de ağladı, etrafında bulunanları da ağlattı.
Sonra:
‘Rabbimden ona (anneme) mağfiret dilemek için izin istedim. Bana izin verilmedi! (Annemin) Kabrini ziyaret etmek için izin istedim, bana izin verdi. Kabirleri ziyaret ediniz çünkü kabirler ölümü hatırlatır’ buyurdu.”
Müslim 3/65, Ebu Davud 2/72, Nesei 1/286, İbni Mace 1/476, Tahavi 3/189, İbni Hibban 3159, Hâkim 1/375, 376, Beyhaki 4/76, Ahmed 2/441
Bureyde (Radiyallahu Anh) dedi ki:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte bir seferde idik. Bizimle birlikte konakladı. Biz de onunla beraber bulunanlar yaklaşık bin kişi idik. İki rekât namaz kıldı. Sonra bize yüzünü çevirdi, gözlerinden yaş akıyordu. Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh) ayağa kalktı anam-babam sana feda olsun ey Allah’ın Rasulü! Sana ne oluyor diye sordu.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Aziz ve Celil olan Rabbimden anneme mağfiret istemek için dilekte bulundum. Bana izin vermedi. Ateşten ötürü ona merhametimden gözlerim yaşardı. Rabbimden onun kabrini ziyaret etmek için izin istedim. O izni bana verdi. Ben de sizlere kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım. Artık onları ziyaret edebilirsiniz. Onları ziyaret etmek sizin hayrınızı arttırsın’ buyurdu.”
Ahmed 5/355, 357, 359, İbni Ebi Şeybe 4/139, Hâkim 1/376, İbni Hibban 791, Beyhaki 4/76
İmam Nevevi, Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği ilk hadisi açıklarken şunları söylemektedir:
“Bu hadisten hayatta iken müşriklerin, ölümden sonra da kabirlerin ziyaretinin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü ölümden sonra ziyaretleri caiz olduğuna göre, hayattayken ziyaretleri öncelikle caiz olur. Hadis, kâfirlere mağfiret dilemeyi yasaklamaktadır.
Kadı Iyad şöyle demiştir:
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in annesinin kabrini ziyaret etmesinin sebebi onun kabrini görmek suretiyle öğüt ve ibretin daha güçlü bir halde olmasını kastetmiş olmasıydı.
Bunu:
‘Kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü kabirleri ziyaret etmek size ölümü hatırlatır’ sözü desteklemektedir.”
Kabirleri ziyaretin iki maksadı vardır:
1) Ziyaret edenin ölümü hatırlaması.
2) Ölüye selam vermek, ona dua edip onun için mağfiret dilemekle, ölünün faydalanmasını sağlamaktır.
Bu ise Müslümana hastır. Bu hususta bazı hadisler vardır:
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Baki mezarlığına gider oradaki Müslümanlara dua ederdi. Aişe (Radiyallahu Anha)’ya bu durum hakkında sorulunca onlara dua etmekle emrolundu diye cevap verdi.”
Ahmed 6/252
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanımda gecelediği her gecenin sonunda:
السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ، وَأَتَاكُمْ مَا تُوعَدُونَ غَدًا مُؤَجَّلُونَ، وَإِنَّا إِنْ شَآءَ اللهُ بِكُمْ لاَحِقُونَ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِأَهْلِ بَقِيعِ الْغَرْقَدِ
‘Selam sizlere ey mü’min topluluklar yurdunun sakinleri! Bizler ve siz yarın vaadolunduklarınız da belli bir zamana kadar ertelenmişizdir. Şüphesiz ki, bizler de inşallah size kavuşacağız. Allah’ım Baki’de bulunanlara mağfiret et’ derdi.”
Müslim 3/63, Nesei 1/287, İbnu’s-Sünni 585, Beyhaki 4/79, Ahmed 6/180
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Ey Allah’ın Rasulü! Mezarlığa gittiğimde nasıl diyeyim.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ أَهْلَ الدِّيَارِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ، وَالْمُسْلِمِينَ، وَيَرْحَمُ اللهُ الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنَّا، وَالْمُسْتَأْخِرِينَ، وَإِنَّا إِنْ شَآءَ اللهُ بِكُمْ لاَحِقُونَ
‘Selam sizlere ey mü’minlerin ve Müslümanların diyarında bulunanlar. Allah bizden önden gidenlere de, geriye kalanlara da rahmet etsin. Şüphesiz ki, bizler de inşallah size kavuşacağız, de’ buyurdu.”
Müslim 3/14, Nesei 1/286, 2/160, 161, Abdurrezzak 3/570, 571, Ahmed 6/221
Bureyde (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabına kabristana çıktıklarında onlara neler söyleyeceklerini öğretiyordu. O bakımdan onlardan birisi kabir ziyaretine gittiğinde:
السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ أَهْلَ الدِّيَارِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ، وَالْمُسْلِمِينَ، وَإِنَّا إِنْ شَآءَ اللهُ بِكُمْ لاَحِقُونَ، وَيَرْحَمُ اللهُ الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنَّا، وَالْمُسْتَأْخِرِينَ أَسْأَلُ اللهَ لَنَا، وَلَكُمُ الْعَافِيَةَ
‘Selam sizlere ey mü’minlerin ve Müslümanların diyarında bulunanlar. Şüphesiz ki, bizler de inşallah size kavuşacağız. Allah, bizden önce gidenlere ve sonraya kalanlara rahmet etsin. Allah’tan bizim ve sizin için afiyet dilerim.’ derdi.”
Müslim 3/65, Nesei, İbni Mace 1/469, İbni Ebi Şeybe 4/138, İbnu’s-Sünni 582, Beyhaki, Ahmed 5/353, 359, 360
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir mezarlığa gitti ve şöyle buyurdu:
السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ، وَإِنَّا إِنْ شَآءَ اللهُ بِكُمْ لاَحِقُونَ
“Selam sizlere ey mü’min topluluklar yurdunun sakinleri! Şüphesiz ki, bizler de inşallah size kavuşacağız. Keşke biz kardeşlerimizi görseydik diye arzu ettim.”
Sahabeler:
−Ey Allah’ın Rasulü! Biz senin kardeşlerin değil miyiz? diye sordular! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Hayır, siz benim ashabımsınız! Kardeşlerimiz ise, daha sonra gelecek olanlardır. Ben, onlardan önce havuzun başına varmış olacağım.”
Sahabeler:
−Ey Allah’ın Rasulü! Henüz senin ümmetinden gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksın? diye sordular! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Sizden herhangi bir adamın, alnında ve ayaklarında beyazlıkları bulunan atları olsa ve bu adamın atları siyah atlar arasında bulunsa, adam kendi atlarını tanımaz mı?”
Sahabeler:
−Elbette tanır, ey Allah’ın Rasulü! dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Onlar kıyamet gününde abdest almalarından dolayı alınları, kolları ve ayakları parlak geleceklerdir.”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu sözlerini üç defa tekrarladı ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle devam etti:
−“Ben onlardan önce havuzun başına varmış olacağım. Dikkat edin aranızdan birtakım kimseler havzumdan kaçkın devenin uzaklaştırıldığı gibi uzaklaştırılacaklar! Ben onlara buraya geliniz, buraya geliniz diye sesleneceğim ve bana şöyle denilecek:
−Onlar senden sonra bid’atlar yaptılar ve hep ökçeleri üzerine gerisin geri dönüp durdular! Bunun üzerine ben de:
−O halde benden uzak dursunlar! Benden uzak dursunlar! diyeceğim.”
Müslim 1/150, 151, Malik 1/49, 50, Nesei 1/35, İbni Mace 2/580, Beyhaki 4/78, Ahmed 2/300, 408
Bundan önceki meselede zikredilen hadisler kabirde, Kur’an’ı Kerim okumanın meşru olmadığını göstermektedir. Çünkü kabirde, Kur’an’ı Kerim okumak meşru olsaydı, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu yapardı ve ashabına da öğretirdi.
Özellikle Aişe (Radiyallahu Anha) insanlar arasında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in en çok sevdiği kimselerdendir. Aişe (Radiyallahu Anha) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kabirleri ziyaret ettiğinde ne söyleyeceğini sormuş, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de kabirlere nasıl selam verip ve nasıl dua edeceğini öğretmiş, Fatiha’yı ya da Kur’an’ı Kerim’den herhangi bir bölümü okumasını öğretmemiştir. Eğer Kur’an’ı Kerim okumak meşru bir iş olsaydı, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu Aişe (Radiyallahu Anha)’dan gizlemezdi.
Üstelik ihtiyaç anında Nebinin gerekli beyanı yapmayıp, ertelemesi usûl ilminde tesbit edildiği üzere caiz değildir. Bu bile caiz değilken gizlemek nasıl söz konusu olabilir. Eğer Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sahabelere kabirde Kur’an’ı Kerim okumayı öğretmiş olsaydı, elbette ki bize bu ulaşırdı. Bu hususun sabit bir senetle bize nakledilmemiş olması böyle bir işin meydana gelmemiş olduğunun delilidir. Kabir ziyareti sırasında Kur’an’ı Kerim okumanın meşru olmadığını güçlendiren delillerden birisi de Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu sözüdür:
“Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz. Şüphesiz şeytan içinde Bakara suresinin okunduğu evden kaçar.”
Müslim 2/188, Tirmizi 4/42, Nesei Fedailu’l-Kur’an 76, Beyhaki Şuabu’l-İman 2/2381, Ahmed 2/284, 337, 378, 388
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), kabirlerin Kur’an’ı Kerim okunacak yer olmadıklarına işaret etmektedir. Bundan dolayı evlerde Kur’an’ı Kerim okunmasını teşvik etmiş ve evlerin Kur’an’ı Kerim okunmadığı kabirlere dönüştürülmelerini yasaklamıştır. Nitekim diğer bir hadis, kabirlerin aynı şekilde namaz kılınacak yer olmadığına da işaret etmiştir.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Evlerinizde namaz kılınız, evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz!”
Müslim 2/187, Buhari
Bu hadisler, kabirler arasında Kur’an’ı Kerim okumanın mekruh olduğunu ifade etmektedir. İşte bundan dolayı Ebu Hanife, imam Malik ve benzeri âlimlerin cumhurunun benimsediği görüş, kabirlerin yanında Kur’an’ı Kerim okunmasının mekruh olduğu şeklindedir. Aynı zamanda bu imam Ahmed’in de görüşüdür. İmam Ahmed bin Hanbel’e kabir yanında Kur’an’ Kerim okun mu? diye soruldu.
İmam Ahmed bin Hanbel:
–“Hayır, kabirde Kur’an’ı Kerim okunmaz diye cevap verdi.”
Ebu Davud Mesail 158
Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“Şeyhu’l-İslam ibni Teymiye (Rahmetullahi Aleyh) şunları söylemektedir:
İmam Şafiye göre kabirler arasında Kur’an’ı Kerim okumak bid’attır.
İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh) ise şöyle demiştir:
Ben, kabirlerde Kur’an’ı Kerim okuyan bir kimseyi bilmiyorum. Böylelikle sahabelerin ve tabiînin kabirlerde Kur’an’ı Kerim okumadığını anlıyoruz.”
İktidau’s-Sırati’l-Mustakim Muhalefete Ashabi’l-Cahiym 182
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
“Bir gece Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dışarı çıktı. Ben de nereye gittiğini görsün diye arkasından Berire’yi gönderdim.
Berire dedi ki:
–Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Baki mezarlığına gitti ve ellerini kaldırdı. Sonra döndü.
Berire de gelip bana olanları haber verdi.
Sabah olunca ben:
−Ey Allah’ın Rasulü! Dün gece nereye çıktın dedim?
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
–‘Dua etmem için Baki’dekilerin yanına gitmem söylendi’ dedi.”
Ahmed 6/92, Muvatta 1/239, 240, Nesei 1/287
Kabirdeki ölüye dua ederken, kıbleye yönelinir. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabirlere doğru namaz kılmayı yasaklamıştır. Dua da bilindiği üzere namazın özüdür. Dolayısıyla duanın hükmü de namazın hükmü gibidir.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Dua ibadetin ta kendisidir’ buyurdu ve:
‘Rabbiniz buyurdu ki; Bana dua edin, Ben de duanızı kabul edeyim!’ ayetini okudu.”
İbnu’l-Mubarek Zühd 1/151, Buhari Edebu’l-Müfred 714, Ebu Davud 1/551, Tirmizi 4/178, 223, İbni Mace 2/428, 429, İbni Hibban 2396, Hâkim 1/491, İbni Mende, Tevhid 69/1, Ahmed 4/267, 271, 276, 277
Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“Dua ibadetlerin en büyüklerinden olduğuna göre kişi dua ettiği vakit nasıl olur da namazda dönmemiz emrolunan cihetten başka bir tarafa dönebiliriz. İşte bundan dolayı muhakkik ilim adamlarının kabul ettikleri şu olmuştur:
Dua edileceği vakit namazda dönülen taraftan başkasına dönülemez!
İbni Teymiye (Rahmetullahi Aleyh) şunları söylemektedir:
Bu her zaman geçerli bir esas ilkedir. Dua eden kimsenin dönmesi müstehab olan cihet namaz kıldığı vakit dönmesi istenen cihettir. Çünkü kişiye doğu ya da başka bir tarafa namaz kılması yasaklandığına göre dua ettiği vakit de bu gibi yerlere dönmeye kalkışması yasaktır!
Bazı insanlar dua edeceği vakit salih bir zatın bulunduğu bir tarafa yönelmeye çalışırlar. Bu kimse doğu tarafında ya da bir başka yerde olsun onlar için farketmez. Ancak bu apaçık bir sapıklık ve apaçık bir şerdir! Nitekim bazı kimseler de salih birtakım kimselerin bulunduğu taraflara arkalarını dönmek istemezler.
Hâlbuki o aynı zamanda Allah’ın evinin bulunduğu tarafa Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabrinin bulunduğu cihete arkasını dönebilmektedir. Bütün bu hususlar Hristiyanların dini ile yarışmaya kalkışan birtakım bid’atlerdendir!”
İktidau’s-Sırati’l-Mustakim Muhalefete Ashabi’l-Cahiym 175
Bilakis ona cehennem ateşini haber verir.
Sad bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Bir bedevi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına gelerek dedi ki:
−Benim babam akrabalık bağını gözetirdi. Şunu yapar, şunu ederdi. Şimdi babam nerdedir? (Cennette midir? Yoksa Cehennem’de midir?) diye sordu.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Senin baban ateştedir!’ diye cevap verdi.
Bedevi bundan rahatsız olur gibi oldu ve ey Allah’ın Rasulü! Peki, senin baban nerededir! diye sordu.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Her nerede bir kâfirin kabrinin yanından geçersen, sen ona cehennem ateşinde olacağını bildir!’ dedi.
Sad bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh) dedi ki:
Daha sonra bu bedevi Müslüman oldu ve şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beni yorucu bir işle yükümlü kıldı. Ne kadar kâfir kimsenin kabrinin yanından geçiyorsam mutlaka ona cehennemlik olduğunu bildiriyorum!”
Taberani Mucemu’l-Kebir 1/191/1, İbnu’s-Sünni Ameli’l-Yevmi ve’l-Leyl 588, Makdisi Ahadiysu’l-Muhtare 1/333, Bezzar Zevaid 93, Heysemi 1/117, 118
Çünkü Beşir bin Hasasiye (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte mezarlığa gittik. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabirler arasında ayakkabılarıyla yürüyen bir adam gördü:
−‘Ey ayakkabı giyen adam böyle yapma, ayakkabılarını çıkart!’ dedi.
Adam baktı ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i tanıyınca, ayakkabılarını çıkartıp onları bir kenara attı.”
Ebu Davud 2/72, Nesei 1/288, İbni Mace 1/474, İbni Ebi Şeybe 4/170, Hâkim 1/373, Beyhaki 4/80, Tayalisi 1123, Ahmed 5/83, 84, 224, Tahavi 1/293
Hafız ibni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) Fethu’l-Bari’de şunları söylemektedir:
“Bu hadis kabirler arasında ayakkabı ile yürümenin mekruh olduğuna delildir.
İbni Hazm (Rahmetullahi Aleyh) oldukça garib bir iddiada bulunarak:
Kabirler arasında sadece tabaklanmış deriden yapılmış ayakkabılarla yürümenin haram olduğunu, başkalarıyla yürümenin haram olmadığını söylemiştir. Bu ise ileri derecede bir donukluktur.
Hattabi’nin:
Bu tür ayakkabıların yasaklanış sebebi onlarda bir parça kibirlilik hissedildiğinden dolayı olabilir şeklindeki sözüne şöyle cevap verilir. Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) bu şekilde tabaklanmış deriden yapılmış ayakkabıları giyerdi ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de bunları giyerdi demiştir. Bu da sahih bir hadistir.
Tahavi şöyle demiştir:
Adı geçen adama bu işin yasaklanması ayakkabılarında pislik olmasına hamledilebilir. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ayakkabılarda herhangi bir necaset/pislik görmedikçe ayakkabılarıyla namaz kılardı.”
Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“Bu uzak bir ihtimaldir. Hatta ibni Hazm (Rahmetullahi Aleyh) bunun büsbütün batıl olduğunu kesin olarak söylemiş ve Allah’a karşı olmadık bir söz söylemek olduğunu iddia etmiştir. Daha yakın bir ihtimal burdaki yasağın ölülere saygı göstermek kabilinden olduğudur. Dolayısıyla bu ileride geleceği üzere kabir üzerine oturmanın yasaklanışına benzemektedir.
Buna göre ayakkabıların tabaklanmış deri olması ile başka türlü üzerlerinde tüy bulunan kabilden olması arasında bir fark yoktur. Çünkü bunların hepsi de kabirler arasında yürümek bakımından ve kabre saygıya aykırılık bakımından aynı seviyededir. Bu hususu ibni Kayyim (Rahmetullahi Aleyh) şöyle açıklamıştır:
İmam Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi Aleyh)’in bu hadis ile amel ettiği de sabit olmuştur. İmam Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi Aleyh) bir cenazenin arkasından gitti mi kabirlere yaklaşdığında ayakkabılarını çıkarttığını gördüm. Allah ona rahmet eylesin, sünnete ne kadar da uyan birisi idi.”
Ebu Davud Mesail 158
Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bir hurma fidanının birer yarısını iki kabir üzerine koyup:
‘Bu fidan parçaları kurumadıkça onların azablarını hafifletir’ dedi.”
Buhari ve Müslim
Bu olay, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in eseri ve azablarının hafifletilmesine dair duası ile teberrük kabilindendir. Sanki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu dalların canlı kalmasını, azablarının hafifletilmesi ile ilgili ortaya çıkan durumun bir sınırı olarak tesbit etmiş gibidir. Bu kurumamış hurma dalında bulunup da kurumuş dalda olmayan bir özellikten ötürü değildir. İnsanlar birçok yerlerde ölülerin kabirlerine hurma ağacı yaprağı diktikleri görülmektedir. Onların bu hadisten dolayı bu kanaate sahib olduklarını zannediyorum. Fakat onların yaptıkları bu uygulamanın bu açıdan izah edilir bir tarafı yoktur.
Ahmed Şakir’de bundan sonra bu hususla ilgili olarak şunları eklemektedir:
“Hattabi doğru söylemiştir. İnsanlar aslı olmayan bu uygulamaya daha çok ısrar etmeye ve aşırı gitmeye başlamış bulunmaktadır. Özellikle Mısır’da Hristiyanları taklid ederek bunu yapmaktadırlar. Artık kabirlere çiçek bırakmaya, kendi aralarında çiçek hediye etmeye başladılar. İnsanlar çiçekleri yakınlarının ve bildiklerinin kabirlerine onları selamlamak, hayatta olanlara da güzel bir davranış gösterisinde bulunmak için koyuyorlar. Hatta bu adeta devletlerarası güzel ilişkilerde bir çeşit resmi gelenek haline geldi.
Müslümanların ileri gelenlerinin avrupa ülkelerinden birisine gittikleri takdirde onların büyüklerinin yahutta meçhul asker adını verdikleri kimsenin kabrine giderler, oraya çiçek bırakırlar. Bazıları ise yine batılıları taklid ederek cansız yapay çiçekler koymakta ve bu yolda kendilerinden öncekilerin izlerinden gitmektedirler.
Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Ben azab gören iki kabrin yanından geçtim. Şefaatim sayesinde o iki dalın yaş kaldıkları sürece azablarının üzerlerinden kaldırılmasını arzu ettim’ buyurdu.”
Müslim 8/231, 236
Bu ifade üzerlerinden azabın kaldırılmasının Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şefaati ve duası sebebiyle olduğu, dalların canlılığı sebebiyle olmadığı hususunda gayet açıktır.
Çünkü bu selefin yaptığı işlerden değildir. Eğer bu bir hayır olsaydı mutlaka bu işi bizden önce onlar yaparlardı.
Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle demiştir:
“Her bir bid’at bir sapıklıktır! İsterse insanlar onu güzel görsünler.”
İbni Battam el-İbane an Usûli’d-Diyane 2/112/2