Kadere İman Sebeplere Yapışmayı Engellemez!

Kadere imanın Allah’a tevekkülle beraber bizi sebeplere yapışmaya memur ettiğini aklımızdan çıkarmamamız şarttır. Sebeplere yapışmak da Allah’ın izni olmaksızın bizi neticeye ulaştırmayacaktır, bunu da yine aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Sebepleri yaratan varlık neticeyi ve semereyi yaratan varlıktır. Örneğin salih bir nesil isteyen kimse, bunun için mutlaka bir sebebe yapışmak zorundadır. O da şer’i evliliktir. Fakat bu evlilik bazen semeresini verir ki, bu çocuktur. Bazen de Aziz ve Hakim olan Allah’ın irade ve meşietine göre semeresini vermez. Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dilediğine dişiler bahşeder, dilediğine de erkekler bahşeder. Veya onları hem erkek hem de dişi olmak üzere çift verir. Dilediğini de kısır kılar. O her şeyi bilendir her şeye gücü yetendir.”

Şura Suresi 49

Sebeplere yapışmayı terk etmek müslümana haramdır. Rızk Allah’ın elinde olmasına rağmen rızk talebi için sayu gayreti terk etmek günahtır. İbni Teymiyye (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Sebeplere (onların yaratıcılığına itikat edip meşietine inanarak) iltifat etmek tevhitte şirktir. Sebepleri sebep olarak yok addetmekse akılda noksanlıktır. Emrolunan sebeplerden yüz çevirmek de şeriata tan etmektir.”

Mecmuu Fetava 8/528

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) meşru sebeplere yapışmanın kader olduğunu beyan etmiş ve bundan dolayı da tedaviyi emretmiştir. Usame bin Şureyk (Radiyallahu Anh) şöyle dedi: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabı ile beraber iken geldim. Onlar Nebinin yanında başlarının üzerinde kuş varmış (hareket ettiklerinde uçacakmış) gibi idiler. Onlara selam verip oturdum. Civar köylerden bedevi Araplar geldi ve:

−Ya Rasulallah, hasta olduğumuzda tedavi olalım mı? dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Evet, tedavi olunuz! Zira Allah yarattığı her derde deva da yaratmıştır. Ancak ihtiyarlık bundan müstesnadır.”

Ahmed bin Hanbel Müsned 4/278, Ebu Davud 3855, Tirmizi 2039, İbni Mace 3436

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Allah indirdiği her derde mutlaka şifa da indirmiştir.”

Buhari 5720

İbni Ebi’l-İz şöyle dedi: “Bazı insanlar tevekkülün, çalışıp gayret etmeye ve sebeplere yapışmaya mani olduğunu zannetmiş, işler takdir olunmuş ise, sebeplere yapışmaya hiç gerek yoktur demişlerdir! Bu görüş fasittir! Çünkü çalışmanın farz olanı, mendub olanı, müstehap olanı, haram olanı ve mekruh olanı vardır. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tevekkül edenlerin en faziletlisi idi. Buna rağmen savaşa çıktığı zaman zırhını giyer kılıcını kuşanırdı.”

İbni Ebi’l-İz Akidetu’t-Tahaviye Şerhi 270

Sahabelerin kadere imanı ile sebeplere yapışma arasındaki alaka anlayışları da aynen öyle idi. Zira sebeplere yapışmak da kadere imanın içine girer, bu ona munafi değildir, aksine onun gereğidir. Örneğin Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Ömer (Radiyallahu Anh) Şam’a doğru yola çıktı. Nihayet Serg denen yere gelince Ebu Ubeyde bin Cerrah (Radiyallahu Anh) ve arkadaşları kendisini karşıladılar ve Şam arazisinde veba Salgını olduğunu söylediler. Ömer (Radiyallahu Anh) bana:

−İlk hicret edenleri bana çağır, dedi. Onları çağırdım, onlarla istişare edip veba salgınını onlara haber verdi. Onlar Ömer (Radiyallahu Anh)’ın geri dönmesi ve kalması hususunda ihtilaf ettiler. Bazıları:

−Bir iş için çıktın, o işten geri dönmeni doğru bulmuyoruz, dediler. Bazıları da:

−İnsanların geri kalan kısmı ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabı seninle beraberdir. Onları bu vebaya getirme, dediler. Ömer (Radiyallahu Anh)’da onlara:

−Yanımdan çıkın, dedi. Sonra:

−Ensarı bana çağır, dedi. Ben onları da Ömer (Radiyallahu Anh)’ın yanına davet ettim. Ömer (Radiyallahu Anh) onlarla da istişare etti. Onlar da muhacirlerin ihtilaf ettikleri gibi ihtilaf ettiler. Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh) onlara da:

−Yanımdan çıkın, dedi. Sonra:

−Kureyşin ihtiyarlarından ve fetih muhacirlerinden burada bulunanları bana çağır, dedi. Ben onları da çağırdım. Onlardan iki kişi bile Ömer (Radiyallahu Anh)’a karşı ihtilaf etmedi. İnsanları geriye döndürmeni ve halkı vebaya götürmemeni doğru görüyoruz, dediler. Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh) insanların arasında:

−Ben sabahleyin bineğime binip geri döneceğim, siz de buna göre hazırlanıp sabahlayın diye nida ettirdi. Ebu Ubeyde bin Cerrah (Radiyallahu Anh), Ömer (Radiyallahu Anh)’a:

−Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun? dedi. Ömer (Radiyallahu Anh):

−Keşke bunu senden başkası söyleseydi ya ey Eba Ubeyde! Evet, Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz, dedi. Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

−Abdurrahman bin Avf (Radiyallahu Anh) bir ihtiyacı sebebiyle ortalıkta yok iken o esnada çıka geldi ve şöyle dedi:

−Bu hususta bende bir ilim vardır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle diyordu:

“Bu hastalığın bir yerde çıktığını işittiğiniz zaman oraya girmeyiniz! Hastalık sizin bulunduğunuz yerde meydana gelirse, ondan kaçmak için oradan dışarıya çıkmayınız!”

Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh), Allah’a hamd etti ve oradan ayrıldı.

Buhari 5756

Aynı sebeple Yemen’den azıksız olarak hacceden bir grup insanın düşkün hali Ömer (Radiyallahu Anh)’ı ağlatmış sonra da onlara:

−Siz kimsiniz? diye sormuştu. Onlar da:

Biz, Allah’a tevekkül edenleriz dediklerinde, Ömer (Radiyallahu Anh) onlara kızarak:

−Aksine siz başkalarının malını yiyenlersiniz! Tevekkül eden kişi, ihtiyacını yerden almaya gayret eder sonra Allah’a tevekkül eder demiştir.

Camiu’l-Ulum 384

İbni Kayyım el-Cevziyye (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Allah’ın yarattığı sebeplere yapışmadan tevhidin hakikati tamam olmaz! Sebepleri iptal etmek tevhide muhalif bir fiildir! Acizlikten dolayı da olsa sebeplere yapışmayı terk etmek hakikatı kula dininde ve dünyasında kendisine fayda verecek şeylerin meydana gelmesinde yahut kendisine zarar verecek şeyleri def etmesinde kalbin Allah’a itimadı olan tevekküle muhalif bir iştir!”

İbni Kayyım Zadu’l-Meâd 3/420

Sehl bin Abdullah (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Sebeplere yapışmaya dil uzatan sünnete dil uzatmıştır! Tevekküle dil uzatan da îmâna dil uzatmıştır! Tevekkül, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in halidir. Sebeplere yapışmaksa, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetidir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hali üzere amel edip tevekkül eden kişi, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetini terk etmemelidir!”

Camiu’l-Ulum ve’l-Hikem 628