Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanından bir cenaze geçirildi ve ondan hayır ile sözedildi. Diller ardı arkasına hayır söyledi, dediler ki, bildiğimiz kadarıyla bu kişi, Allah’ı ve Rasulünü seviyordu.
Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:
‘Vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu.’
Yine bir cenaze geçirildi ve ondan da kötü bir şekilde sözedildi. Diller ardı arkasına ondan kötü bir şekilde sözettiler ve dediler ki, bu kişi, Allah’ın dininde ne kadar kötü birisi idi.
Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:
‘Vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu.’
Ömer (Radiyallahu Anh) şöyle sordu:
−Anam babam sana feda olsun. Bir cenaze geçirildi, ondan iyilikle sözedildi. Sen vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu dedin. Bir başka cenaze daha geçirildi. Ondan kötülükle sözedildi sen yine vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu dedin.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Kendisinden hayırla sözettiğiniz kimseye cennet vacip oldu, kendisinden kötülükle sözettiğiniz kimseye de cehennem vacip oldu. Melekler Allah’ın gökteki şahidleridir. Sizler de Allah’ın yeryüzündeki şahidlerisiniz! Sizler Allah’ın yeryüzündeki şahidlerisiniz! Sizler Allah’ın yeryüzündeki şahidlerisiniz!’ buyurdu.”
Başka rivayette Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Mü’minler Allah’ın yeryüzündeki şahidleridir! Şüphesiz ki Allah’ın Âdemoğullarının dilleri aracılığı ile kişideki hayır ve şerri konuşan melekleri vardır’ buyurdu.”
Buhari 3/177, 178, 5/192, 193, Müslim 3/53, Nesei 1/273, Tirmizi 2/158, İbni Mace 1/454, Hâkim 1/377, Tayalisi 2062, Ahmed 3/179, 186, 197, 211, 245, 281
Ebu Esved Diylî (Rahmetullahi Aleyh)’den şöyle dediği nakledilmiştir:
“Medine’ye vardım. O sırada orada salgın bir hastalık baş göstermişti. Dehşetli bir şekilde ölüyorlardı. Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh)’ın yanına oturdum. Bir cenaze geçti. Ondan hayırla sözedildi. Ömer (Radiyallahu Anh):
−Vacip oldu dedi.
Ben:
−Ey mü’minlerin emiri, vacip oldu ne demektir dedim?
Şöyle dedi:
−Ben de Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in söylediği gibi söyledim.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
‘Herhangi bir Müslümana hayır ile dört kişi şahitlik edecek olursa, Allah onu cennete koyar.’
Bizler:
−Ya üç kişi diye sorduk.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Üç kişide’ buyurdu.
Bizler:
−Ya iki kişi diye sorduk.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘İki kişide’ buyurdu. Sonra bir kişi hakkında ona soru sormadık.”
Buhari, Nesei, Tirmizi, Beyhaki 4/75, Tayalisi 23, Ahmed 129, 204
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Bir Müslüman ölür de ona yakın komşularından dört hane halkı ondan hayırdan başka bir şey bilmediklerine dair lehine şehadet ederlerse mutlaka şanı yüce ve mübarek olan Allah:
‘Sizin söylediğinizi kabul ettim’ der yahutta:
‘Şehadetinizi (kabul ettim) ve sizin bilmediğiniz şeyleri de ona bağışladım’ der.”
Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“Şunu belirtelim ki bu üç hadisin bir arada gösterdiği şudur:
Bu şahidlik sahabeye mahsus değildir. Aksine onlardan sonra gelip iman, ilim ve sıdk hususunda onların yolundan giden mü’minler için de böyledir. Hafız ibni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) Fethu’l-Bari adlı eserinde bunu kesin bir dille ifade etmiştir. Bu konuda geniş açıklama almak isteyenler onun oradaki açıklamalarına başvurabilirler.
Üçüncü hadiste şehadet edenlerin sayısının dört kişi ile sınırlandırılmasına gelince, göründüğü kadarıyla bu hadis ondan önce zikredilen Ömer (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği hadisten önce olmuştur. Çünkü orada iki kişinin şahidliği ile yetinilmektedir. Bu hususta dayanak da o olmalıdır. Hadisler böyle. Günümüzde cenaze namazı akabinde bazı kimselerin kalkıp:
‘Siz onun hakkında nasıl şahidlikte bulunursunuz. Hakkında hayırla şahidlik ediniz!’ denilip, böyle diyene salih bir kimsedir yahutta hayır ehlindendir ve benzeri ifadelerle cevap vermelerine gelince, kesinlikle hadiste kastedilen bu değildir! Aksine bu çirkin bir bid’attır! Çünkü böyle bir uygulama selefi salihinin yaptığı işlerden değildir!
Ayrıca bu şekilde şahidlik edenler çoğunlukla öleni tanıyan kimseler değildir! Hatta bunlar hayırla şehadette bulunmalarını isteyenlerin arzusuna uyarak bildiklerinin aksine dahi şahitlik ederler ve böylesinin ölüye fayda sağlayacağını sanırlar! Fayda verecek şahidliğin ancak lehine şahidlikte bulunan kimsenin gerçek haline uyan şahidlik olduğunu da bilmiyorlar! Hâlbuki birinci hadisteki şu ifadeler bunu açıkça ortaya koymaktadır:
“Şüphesiz ki Allah’ın Âdemoğullarının dilleri aracılığı ile kişideki hayır ve şerri konuşan melekleri vardır.”
Ahmed 3/242, İbni Hibban Mevarid 749, Hâkim 1/378
Güneş ya da ay tutulması esnasında ölüm, ölenin büyüklüğüne delalet ettiğine inanmak, cahiliye hurafelerinden bir hurafedir. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), oğlu İbrahim (Aleyhisselam)’ın öldüğü gün insanlara bir hutbe irad etmiş, Allah’a hamdu senada bulunduktan sonra şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Cahiliye halkı şöyle diyordu: Güneş ve ay ancak büyük bir kimsenin ölümü sebebiyle ile tutulurlar. Hâlbuki onların ikisi Allah’ın âyetlerindendir. Herhangi bir kimsenin ölümü ve hayatı sebebiyle tutulmazlar fakat yüce Allah bununla kullarını korkutmaktadır. Sizler güneş ve ay tutulmasını görecek olursanız, tutulma bitinceye kadar, Allah’ı zikretmeye ve O’na dua etmeye, O’ndan mağfiret dilemeye koşunuz! Sadaka vermeye, köle azad etmeye, mescidlerde namaz kılmaya sığınınız!”
Buhari, Müslim
Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“Bu hadisi benim; “Kusuf Namazı” ile ilgili bir eserde kaydettiğim birtakım hadislerden ortaya çıkardım. O kitabta bu hadislerin rivayet yolları ve lafızları üzerinde açıklamalarda bulundum. Sonra da kitabın sonunda bu rivayetlerin özetini tek bir anlatım halinde kaydettim.