Ye’cuc ve Me’cuc Kavmi

(1) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿قَالُوا يَاذَا الْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلَى أَن تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا قَالَ مَا مَكَّنِّي فِيهِ رَبِّي خَيْرٌ فَأَعِينُونِي بِقُوَّةٍ أَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا آتُونِي زُبَرَ الْحَدِيدِ حَتَّى إِذَا سَاوَى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُوا حَتَّى إِذَا جَعَلَهُ نَارًا قَالَ آتُونِي أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا فَمَا اسْطَاعُوا أَن يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا قَالَ هَذَا رَحْمَةٌ مِّن رَّبِّي فَإِذَا جَاء وَعْدُ رَبِّي جَعَلَهُ دَكَّاء وَكَانَ وَعْدُ رَبِّي حَقًّا﴾

“Dediler ki: Ey Zulkarneyn! Bu memlekette Ye’cuc ve Me’cuc bozgunculuk yapmaktadırlar! Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi? Dedi ki:

−Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle destek olun da, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım. Bana demir kütleleri getirin. Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince (vadiyi doldurunca) Üfleyin (körükleyin)! dedi. Artık onu kor haline sokunca, getirin bana üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim dedi. Bu sebeple onu ne aşmaya muktedir oldular ne de onu delebildiler. Zulkarneyn:

Bu, Rabbimden bir rahmettir. Fakat Rabbimin vâdi gelince Rabbim bunu yerle bir eder. Rabbimin vâdi haktır, dedi.”

Kehf Suresi 95-98

(2) Allah-u Teâlâ, Ye’cuc ve Me’cuc’un settin arkasından çıkışını haber vererek şöyle buyuruyor:

﴿حَتَّى إِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُمْ مِّنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ﴾

“Nihayet Ye’cuc ve Me’cuc (sedleri) açıldığı zaman her tepeden koşarak saldırırlar. Hak olan vaat yaklaşmıştır…”

Enbiya Suresi 96, 97

(3) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“Ye’cuc ve Me’cuc, setti her gün kazarlar. Nihayet güneşin ışığını görmeye yaklaştıkları vakit başlarında bulunan kişi:

−Haydi geri dönün, onu yarın kazacağız, der. Allah-u Teâlâ da setti eskisinden daha sağlam bir hale getirir. Nihayet süreleri dolup da Allah-u Teâlâ onları insanların üzerine göndermeyi dileyince yine setti kazarlar. Güneşin ışığını görmeye yaklaştıkları vakit başlarında bulunan kişi:

−Haydi dönünüz, inşallah yarın kazacağız, der. Onlar da:

−İnşallah, derler. Sonra ertesi gün yine settin yanına gelirler ve bıraktıkları vaziyette bulurlar. Yani açtıkları gedikler olduğu gibi kalır, onlar setti kazarak insanların üzerine çıkarlar. Ulaştıkları suyu içip bitirirler. İnsanlar onlardan korunmak için kalelerine sığınırlar. Bunun üzerine onlar oklarını göğe atarlar. Okları üzeri kanlı olarak geri döner. Bunun üzerine onlar:

−Yeryüzü halkını katlettik, gök ehline de galip geldik, derler. Sonra Allah onların boyunlarına musallat olacak deve kurtları gönderir ve onları bununla öldürür. Nefsimi elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, yerdeki hayvanlar, onların etleriyle semizlenecek ve memeleri sütle dolacaktır

İbni Mace 4080

Nevvas bin Sem’an (Radiyallahu Anh) hadisinde geldiği gibi, onlar Taberiye gölüne uğrarlar ve o gölü tamamen içip bitirirler. Allah-u Teâlâ, İsa (Aleyhisselam)’a, Müslümanları Tur dağında korumasını vahyeder; çünkü Ye’cuc ve Me’cuc’le savaşmaya kimsenin kudreti yoktur! Sonra boyunlarında çıkan bir kurtla Allah (Azze ve Celle) onları helak eder. Onlar tek bir canın ölmesi gibi toptan ölürler.

(4) Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ye’cuc ve Me’cuc setti açılacak. Onlar Allah-u Teâlâ’nın: ‘Onlar her tepeden saldırırlar,’ buyurduğu gibi yeryüzünü istila edecekler. Müslümanlar onlardan dolayı yerlerini bırakıp geri çekileceklerdir. Kalan Müslümanlar, şehirlerine ve kalelerine sığınmış olacak ve küçükbaş/büyükbaş hayvanlarını yanlarında barındıracaklardır. Ye’cuc ve Me’cuc bir nehre uğrayıp hiçbir şey kalmayacak şekilde içip bitirecek. Onların son kısmı o göle uğrayacak, içlerinden birisi:

−Burada bir defasında su vardı, diyecek. Onlar yeryüzüne hâkim olacaklardır. Onlardan birisi:

−Şu yeryüzü ahalisinin işini bitirdik, şimdi gök ahalisi ile savaşacağız, diyecek. Birisi mızrağını göğe fırlatacak ve mızrağı kana bulanmış olarak geri dönecektir. Bunun üzerine onlar:

−Biz gök halkını da öldürdük, diyecekler. Onlar bu durumdayken Allah Azze ve Celle, deve kurdu sürüsüne benzer hayvanlar gönderecektir. Bu hayvanlar onların boyunlarını yakalayacak ve onlar, çekirge sürüsünün ölümü gibi ölüp birbirlerinin üzerine düşeceklerdir. Sabah olunca Müslümanlar onların sesini sedasını işitmeyecekler. Bunun üzerine Müslümanlar:

−Kim canını feda edip onların ne yaptıklarına bakacak derler. Bunun üzerine Müslümanlardan nefsini Ye’cuc ve Me’cuc’a öldürtmeye hazırlamış olan bir adam inecek ve Ye’cuc ve Me’cuc kavmini ölmüş olarak bulacaktır. Bunun üzerine Müslümanlara şöyle seslenecek:

−Dikkat! Düşmanlarınızın ölmüş olduğunu size müjdelerim! Bunun üzerine Müslümanlar dışarı çıkarlar ve hayvanlarını salıverirler. Fakat Ye’cuc ve Me’cuc’un etleri dışında hayvanların yiyeceği ot bulunmayacaktır! Hayvanlar yedikleri otla en güzel semizlendikleri gibi onların etleriyle semizleneceklerdir.”

İbni Mace 4079

Geçen Nevvas bin Sem’an (Radiyallahu Anh) hadisinde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle anlatmıştı.

(5) Ebu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Sonra Allah’ın Nebisi İsa aleyhisselam ve ashabı, yeryüzüne inerler. Yeryüzünde Ye’cuc ve Me’cuc’un leşleri ve pis kokularıyla kaplanmamış bir karış dahi yer bulamazlar! Sonra İsa aleyhisselam ve ashabı Allah’a dua edip yakarırlar. Allah Azze ve Celle de develerin boyunlarına benzer kuşlar gönderir de o kuşlar, leşleri Allah’ın dilediği bir yere taşırlar. Sonra Allah-u Teâlâ bir yağmur gönderir ki, o yağmur dümdüz etmediği ne kıldan yapılmış ne de kilden yapılmış bir ev bırakır. O yağmur, yeryüzünü yıkar, hatta ayna gibi yapar. Sonra yere; meyvelerini bitir, bereketlerini geri getir denir. Mesih’ten sonra ki yaşam ne mutludur. Müslümanlar, Ye’cuc ve Me’cuc’un yayları ve oklarından yedi yıl ateş yakar ve ısınırlar

İbni Mace 4076

(6) Ebu Nevvas bin Sem’an (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Bir sabah Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize Deccal’den bahsetti. Onun hakkında o kadar alçaltma ve yükseltme yaptı ki, biz onu hurmalıkta zannettik. Biz hurmalığa doğru yürüyünce Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu anladı ve şöyle sordu:

−“Size ne oluyor?”

Biz de:

−Ya Rasulallah! Bize sabah Deccal’i zikrettin. Onun hakkında öyle alçaltma, yükseltme yaptın ki biz onu hurmalıkta zannettik, dedik. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Beni sizin aleyhinize korkuya düşüren bu Deccal’den başkadır! Ben sizin aranızdayken eğer Deccal çıkarsa ben sizi müdafaa ederim. Eğer ben sizin aranızda değilken çıkarsa herkes kendi müdafaacısı olur. Allah, her Müslümana benim halefimdir. Deccal, tek gözü içi boşaltılmış üzüm tanesi gibi, saçları oldukça kıvırcık bir gençtir. Ben onu, Katan oğlu Abduluzza’ya benzetirim. Sizden kim ona yetişirse, ona Kehf Suresinin ilk ayetlerini okusun! Deccal, Şam ile Irak arasında bir mevkide çıkar. Sağa gider ifsat eder, sola gider ifsat eder. Ey Allah’ın kulları! Sebat edin!”

Biz:

−Ey Allah’ın Rasulü! Yeryüzünde ne kadar kalır? diye sorduk. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Kırk gün kalır. Birinci günü bir sene gibi, ikinci günü bir ay gibi, üçüncü günü Cuma’dan diğer Cuma’ya kadar, diğer günleri sizin günleriniz gibidir.” (439 gün)

Biz:

−Ya Rasulallah! O bir senelik günde bir günün namazı kâfi gelir mi? diye sorduk. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Hayır, siz o bir senelik gün için namaz vakitlerini ölçerek tayin ediniz!”

Biz:

−Ya Rasulallah! Onun yeryüzündeki hızı ne kadardır? diye sorduk. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Rüzgârın yönlendirdiği yağmur gibidir. Deccal bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar da davetine icabet edip ona iman ederler. Bunun üzerine Deccal semaya emreder onlara yağmur yağdırır, yere emreder onlara nebatat bitirir. O kavmin otlağa çıkmış hayvanları akşam olunca zirveleri en yüksek, böğürleri daha geniş ve memeleri sütten dopdolu olarak dönerler.

Sonra Deccal başka bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar Deccal’i reddedip iman etmezler. Deccal onları bırakıp gider. O kavim kuraklığa ve kıtlığa uğramış olarak sabahlar, malları ellerinden gider. Deccal bir harabeye uğrar ve hazinelerini çıkar, der. Bunun üzerine o harabenin hazineleri, arıların arıbeyinin arkasından takip etmesi gibi onu takip ederler.

Sonra Deccal, gençlik dolu bir adamı çağırır, ona kılıçla vurup iki parçaya ayırır. Her bir parçayı ok atımı mesafesinde uzaklaştırır. Sonra onu çağırır, o genç güler halde yüzü parlayarak gelir. Deccal bu şekilde iken Allah Azze ve Celle Meryem oğlu Mesih’i gönderir. İsa aleyhisselam, Dimeşk’in doğusunda ‘Beyaz Minare’ denilen mevkide herd ile boyanmış iki parça elbise içinde ellerini iki meleğin kanatlarına koymuş bir halde iner. Başını öne eğse su damlatır, yukarı kaldırsa inci tanesi gibi su bulunur. İsa aleyhisselam’ın nefesinin rüzgârını hisseden hiçbir kâfir yaşayamaz! Onun nefesinin rüzgârı göz alabildiğincedir. İsa aleyhisselam, Deccal’i arar, nihayet ona Lüdd kapısında yetişir ve onu öldürür.

Sonra Meryem oğlu İsa aleyhisselam’a Allah’ın Deccal’den koruduğu bir kavim gelir. İsa, onların yüzünü sıvazlar ve cennetteki derecelerini onlara söyler. Onlar bu durumda iken Allah, İsa aleyhisselam’ya:

−Bana ait bir takım kullar çıkardım ki onlarla savaşmaya kimsenin kudreti yoktur! Sen kullarımı Tur dağında muhafaza et,’ diye vahyeder. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ, Ye’cuc ve Me’cuc kavmini gönderir. Onlar her tepeden süratle inerler. Onların ilkleri Taberiye gölüne uğrar ve içmeye başlarlar. Onların sonları göle uğradıklarında:

−Andolsun ki, bir zamanlar burada su vardı, derler. Allah’ın Nebisi İsa aleyhisselam ve ashabı, Tur dağında mahsur kalırlar. O zaman onlardan birinin yiyecek olarak bir sığır başı olması, sizden birinin şu anda yüz dinarı olmasından iyidir. Sonra Allah’ın Nebisi İsa aleyhisselam ve ashabı, Allah’a dua ederler. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle Ye’cuc ve Me’cuc kavminin boyunlarına negaf denilen kurtlardan gönderir. Hepsi de tek bir kişinin ölmesi gibi ölü olarak sabahlarlar.

Sonra İsa aleyhisselam ve ashabı yeryüzüne inerler. Yeryüzünde onların cesetlerinden ve pis kokularından dolmamış bir karış dahi yer bulamazlar. Sonra İsa aleyhisselam ve ashabı yine Allah’a dua ederler. Allah Azze ve Celle develerin boyunlarına benzeyen kuşlar gönderir. Kuşlar onların cesetlerini Allah’ın dilediği bir yere taşırlar. Sonra Allah bir yağmur gönderir, balçıktan yapılan ve de kıldan yapılan hiçbir ev kalmaz, hepsi dümdüz olur. O yağmur yeryüzünü yıkar, hatta ayna gibi yapar. Sonra yeryüzüne:

−Meyvelerini, nebatatını bitir bereketlerini getir, denilir. O vakit, bir topluluk veya cemaat tek bir nar meyvesinden yerler ve onun kabuğunda gölgelenirler. Sütler de bereketlenir. Sağmal bir devenin sütünden büyük bir kalabalık içerler, sağmal bir ineğin sütünden bir kabile içer, sağmal bir koyunun sütünden bir oymak içer. Onlar bu şekilde iken Allah-u Teâlâ tatlı bir rüzgâr gönderir. Bu rüzgâr onların koltuk altlarından girer, her mü’min ve Müslümanın ruhunu kabzeder ve insanların en şerlileri kalır. Onlar eşeklerin ilişkiye girmesi gibi insanların gözü önünde ilişkiye girerler

Müslim 2937/110, Tirmizi 2341