Ölüyü yıkayacak, kefenleyecek, namazını kılacak ve benzeri hususları hakkıyla yerine getirecek kimseler bulunmadığı takdirde ölümü ilan etmek vacib olur. Bu hususta bazı hadisler vardır.
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Necaşi’nin ölüm haberini verdi. Namazgâha çıktı, sahabeleri saf halinde dizdi ve dört tekbir getirip cenaze namazını kıldı.”
Buhari, Müslim
Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
“Sancağı Zeyd aldı, o da isabet aldı. Sonra Cafer aldı, o da isabet aldı. Sonra Abdullah bin Revaha aldı, o da isabet aldı.’ Bu arada Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in gözlerinden yaş akıyordu.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle devam etti:
‘Sonra sancağı Halid bin Velid onların başına geçmesi hususunda tarafımdan emirliği tayin edilmeksizin aldı ve ona zafer nasib oldu’ dedi.”
Buhari
İmam Buhari (Rahmetullahi Aleyh) bu hadise şöyle bap açmıştır:
“Kişinin ölenin akrabalarına bizzat kendisinin ölümü haber vermesi.”
Hafız ibni Hacer (Rahmetullahi Aleyh)’de şöyle demektedir:
“Bu başlığın faydası ölümü haber vermenin büsbütün menedilmediğine, ancak cahiliye halkının yaptıklarının yasaklandığına işaret etmektedir. Çünkü onlar evlerin kapılarına ve çarşı pazara ölenin ölüm haberini ilan edecek kimseler gönderirlerdi...”
Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“Haram olan haber verme, yüksek sesle ilan karşılığında ücret alması ve ölenin olmadığı şekilde methedilmesidir!”
Çünkü Ebu Katade (Radiyallahu Anh) rivayet ettiği hadiste:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir orduyu hazırlayıp şöyle dedi:
−‘Kumandanınız Zeyd bin Harise’dir. Eğer Zeyd şehid düşerse, Cafer bin Ebi Talib olsun. Eğer Cafer şehid düşerse, ensardan Abdullah bin Revaha olsun.’
Cafer ileri atılarak dedi ki:
−Anam babam sana feda olsun. Ey Allah’ın Rasulü! Ben, benim başıma Zeyd’i kumandan tayin edeceğinden korkmadım.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:
−‘Git sen bunlardan hangisinin daha hayırlı olduğunu bilmezsin!’
Ayrılıp gittiler, Allah’ın dilediği kadar bir süre kaldılar. Daha sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) minbere çıktı ve:
−‘Es-salâtu camiatun hep birlikte namaza’ diye nida edilmesini emir buyurdu.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−‘Bir hayır gerçekleşti. Ben şimdi size savaşa giden ordunuza dair haber vereceğim. Onlar yollarına koyuldular, düşmanla karşılaştılar. Zeyd isabet alarak şehid oldu. Ona mağfiret dileyiniz!’
Hazır bulunanlar da ona mağfiret diledi.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle devam etti:
−‘Daha sonra sancağı Cafer bin Ebi Talib aldı. O kâfirler üzerine şehid olarak öldürülünceye kadar sıkı hücum yaptı. Ben onun şehid olduğuna şahidlik ederim. Onun için mağfiret dileyin! Daha sonra sancağı Abdullah bin Revaha aldı. Şehid olarak öldürülünceye kadar ayaklarını sağlam tuttu. Onun için Allah’tan mağfiret dileyin! Sonra Halid bin Velid ki benim tayin ettiğim emirlerden bir emir değildi kendi kendisini emir yapmıştı sancağı aldı.’
Daha sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iki parmağını kaldırarak şöyle buyurdu:
−‘Ey Allah’ım o Senin kılıçlarından bir kılıçtır! Sen ona zafer nasib et!’
O günden bu yana Halid bin Velid’e Allah’ın Kılıcı adı verildi. Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−‘Haydi, sefere hazırlanın! Kardeşlerinizin yardımına koşun! Hiç kimse geri kalmasın!’
İnsanlar oldukça sıcak bir zamanda binekli, bineksiz savaşa hazırlanıp çıktılar.”
Ahmed bin Hanbel Müsned 5/299, 300, 301, Albânî Ahkâmu’l-Cenâiz
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Necaşi’nin ölümünü insanlara bildirdiği vakit şöyle dedi:
“Kardeşiniz için mağfiret dileyiniz!”
Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“Günümüzde bazı yerlerde insanların:
Filanın ruhuna Fatiha demelerinin sözü geçen sünnete muhalif olduğu açıkça görülmektedir bu şüphesiz ki; bir bid’attır! Özellikle sahih olan görüşe göre, kıraat (Kur’an’ı Kerim) ölülere ulaşmaz! Allah’ın izniyle ileride açıklaması gelecektir.”