Tevhidi Anlamada Farklılıklar

Kur’an’ın kendi dilleriyle üzerlerine inip kendilerini muhatap aldığı, bazılarını kafir, bazılarını müşrik, diğer bazılarını da münafık, fasık vb. isimlerle isimlendirdiği o Arap toplumuyla günümüz Müslümanlarının büyük çoğunluğu arasında buna Arap olan ve olmayan dahil gerçekten büyük bir fark bulunmaktadır. Şöyle ki, o ilk dönem Arapları Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından ‘La ilahe illallah’ demeye davet edildiklerinde büyüklük taslıyorlar ve buna icabet etmiyorlardı.

Buna Allah-u Teâlâ’nın şu buyruğu bir örnektir. Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ يَسْتَكْبِرُونَ وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوا آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍ

“Muhakkak ki, onlar kendilerine ‘La ilahe illallah (Allah’tan başka hakkı ile ibadet olunan hiçbir ilah yoktur)’ denildiğinde büyükleniyorlar ve şöyle diyorlardı; Deli bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz!?”

Saffat Suresi 35, 36

Peki, niçin büyüklük taslıyorlar ve yüz çeviriyorlardı? Çünkü onlar çağrıldıkları bu sözün ehemmiyetinin ve içerdiği mananın bilincindeydiler. Onlar biliyorlardı ki bu söz; Allah’a herhangi bir şeyi eş koşmamaları ve ibadet nevinden herhangi bir şeyi Allah’tan başkalarına yapmamaları gerektiğini ihtiva etmekteydi. Halbuki onlar kendilerini ve tüm alemleri yaratanın, rızıklandıranın ve öldürenin, koruyup kollayanın, yağmuru yağdırıp işleri idare edenin tek olan Allah olduğuna iman ediyorlar, bunu da ikrar ediyorlar ve böylece Allah’ı birliyorlardı.

Örnek olarak Yunus 31, Mü’minun 84-89, Ankebut 61, 63, Zuhruf 87 ve benzeri ayetlere bakılabilir. Bunlar Allah’ın rabliğine rububiyet tevhidine mahsus şeylerdir.

Bununla beraber onlar;

−Allah’tan başkasına tazimde bulunmak,

−Onlara dua edip sığınmak,

−Allah’tan başkası için kurban kesmek,

−Adakta bulunmak,

−Gayri meşru vesileler ile tevessülde bulunmak,

−Anlaşmazlıklarını Allah’tan başkasının hükmüne götürmek gibi, Allah’ın ilahlığına uluhiyet tevhidine mahsus hususlarda Allah-u Teâlâ’ya eş koşuyorlardı. Kelime-i tevhidi söyleyen birisinin bütün bunlardan uzak kalarak bu hususlarda da Allah’ı birlemesi gerektiğini biliyorlardı. Çünkü bunlar La ilahe illallah’ın içerdiği anlama aykırıdır. İşte bundan dolayı o Araplar, manasını bilerek ‘La ilahe illallah’ demiyorlar ve müşrik damgasını hak ediyorlardı.

Hristiyan ve Yahudiler hariç yukarıda kısımlandırılan günümüz Müslümanlarının tamamı farklı mezhepleri, tarikat ve cemaatlerine ve de akidelerine rağmen ‘La ilahe illallah’ demektedirler fakat gerçekte onların bu güzel sözün anlamını bilmeye daha çok ihtiyaçları vardır.

Çünkü Allah’tan başka hak ilah olmadığına şehadet eden Müslümanların çoğunluğu onun anlamını iyice bilememekte ve müşrik damgasıyla damgalanmış o insanların yaptıkları gibi o sözün ispat ettiği bir kısım asılları iptal edici amellerde bulunmaktadırlar.

Peki, sorarım size ey kardeşlerim: Bir kişi ‘La ilahe illallah’ deyip Allah ile beraber başkalarına veya başka şeylere ibadet cinsinden herhangi bir şey yapacak olursa onunla, Kur’an’ın müşrik diye vasfettiği kişiler arasında akide itibarıyla nasıl ve ne gibi bir fark bulunmaktadır? O kişi bu vasıfla vasıflanmaktan nasıl kurtulacak ve kendini neye dayanarak kelime-i tevhidin gereklerini yerine getiren muvahhid bir mü’min diye tanıyacak ve tanıtacaktır? Hâlbuki o, bu yüce sözü söylemekle zahiren Müslüman’dır, ya batınen?

İşte sevgili kardeşlerim, bu sebeple bizlerin birer Müslüman olarak tevhidi iyi öğrenmemiz gerekmekte, İslam davetçisi olarak da öncelikle tevhide davet etmemiz ve bu güzel sözün anlamını bilmeyip ona muhalif işler yapanlara karşı onlara hakkı öğretici delilleri ortaya koymamız gerekmektedir.

İman etmek, ancak ilim yani bilmek ve tasdik etmekten sonra mümkün ve makbuldür. Buna göre Müslüman bir kişi diliyle ‘La ilahe illallah’ diyecek olursa önce bu kelimenin özetle anlamını kavraması, sonra da tafsilatlı bir şekilde anlamını öğrenmesi görevidir. Bu kişi, ancak bu durumda en büyük şirkten beri uzak olabilir ve cehennem ateşinde ebedi kalmaktan kurtulabilir.

Ancak bu sözü diliyle söylemekle beraber anlamını kavramayan veya anlamını kavrasa da bu anlama iman etmeyen bir kimseye ‘La ilahe illallah’ demesi özel durumlar müstesna ahirette bir fayda vermeyecek ve ateşten kurtaramayacaktır. Ateşten Allah’a sığınıyor ve rahmeti olan cennetini istiyoruz!

Bundan dolayı her bir İslami cemaatte tevhidin öğrenilmesi ve ona davet üzerinde odaklaşmak kurtuluş için kaçınılmaz tek yoldur. Bütün bu cemaatlerin gerçekleştirmek üzere ittifak ettikleri yüce amacı gerçekleştirebilmeleri Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in başladığı bu noktadan başlanmadıkça imkânsızdır…