Hamd, Allah’a mahsustur. Kuşkusuz ki Allah, kullarını tevhid üzere yaratmıştır. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Rabbinden rivayet ettiği kutsi hadiste Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle demiştir:
“Ben kullarımı hanifler olarak yarattım. Fakat şeytan onları yoldan çıkardı.”
Hanif: Sözlükte meyil etme, sapma manalarına gelen bir kelimedir.
Onun şerî manası: Allah’a ortak ve eş koşmaktan meylederek sapıp Onu birlemek demektir. Hanif aynı zamanda İbrahim (Aleyhisselam)’in dininin ismidir. Bu sebeple İbrahim (Aleyhisselam) aslı İslam olan hanif dinin kurucusudur. Allah Nebimize babası İbrahim’in şirkten uzak tevhit üzere bina edilmiş hanif dinine tabi olmasını emretmiştir.
Diğer bir hadiste ise Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle demiştir:
“Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra babası ve annesi onu Mecusileştirir, Hristiyanlaştırır veya Yahudileştirir.”
Buhari 6491
Allah’ın kendine yaklaşmak ve rızasını kazanmak için yol gösterip bu hasletleri sevdirdiği akıllı Müslüman, kendini ilgilendiren diniyle alakalı büyük küçük her meseleyi sorarak yahut okuyarak öğrenmeye gayret eder. Her Müslüman erkek ve kadının öğrenip amel etmesi gereken en önemli hususlar, diniyle ilgili olanlarıdır.
Onun dünya ve ahirette felaha ermesi ve fitnelerden kurtulması bu hususlara bağlıdır. Allah’ın, dinini muhafaza için seçtiği selef âlimleri, bu hususlarda bir çok eserler telif etmişlerdir. Burada kastım, Kur’an ve onunla alakalı ilimler, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sahih olarak rivayet edilen hadisler ve onlarla alakalı ilimler üzere duran sahih İslam bilgisidir.
Akıl sahibi her Müslümanın, Allah’tan muvaffakiyet istemesinden sonra umulan faydanın tamamlanması için bu kaynaklardan ilim alması, âlimlerin idare ettiği ilim meclislerine katılıp devam etmesi gerekir. Bununla beraber zaman değişti ve insanların çoğu dini öğrenmekten vazgeçip sadece dünya işlerini öğrenmeye yöneldiler. Bundan daha kötüsü çocuklarını da aynı düşünce üzere terbiye etmeye başladılar.
Öncelikli şerî meseleler ve hükümlerin bilinmesi bir yana, itikadî meselelerin çoğunda bilgisizlik çoğalıp yayıldı. Hatta namaz kılmama işi, basit ve önemsiz olup aleni yapılan işlerden oldu ki bu büyük bir tehlikeyi haber vermektedir. Bu duruma insanlar, âlimlerin azlığı ve onlara ulaşmanın zorluğunu sebep göstererek özür beyan edebilirler.
O insanlar ulaşım vasıtaları geliştikten ve kolaylaştıktan sonra bu cehaletin Allah katında özür olmayacağını bilmezler mi? Bu konuyu daha fazla açıklamaya gerek yoktur. Zira mazeretlerini sayıp dökse de herkes kendi aleyhine şahittir.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Herkes cennete girecektir, ancak imtina edenler müstesnadır.”
Sahabeler:
−Ya Rasulullah! İmtina edenler kimdir? diye sorulduğunda, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Kim bana itaat ederse cennete girer. Kim de bana asi olursa o da imtina etmiş olur.”
Buhari 7143
Ey Müslüman kardeşim, göklerin ve yerin Rabbinin vahyine, Nebinin emirlerine uymadan nasıl cennete gireriz!? Allah, dünya ve onda yaşayanlara varis olana kadar her zamanda ve değişik vasıtalarla hüccetini ikame etmeye devam edecektir.
Bu sebeple de öğrenme vasıtalarını kolaylaştırmıştır. O vasıtalardan biri de, nesilden nesle insanların istifade edeceği sayfaları arasında uzun müddet değerli ilimleri taşıyan kitaplardır. Allah’ın dinini öğrenmek en şerefli uğraşılardandır. İnsan, Allah için samimiyetle bu dini öğrendiğinde şereflenir.
İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:
“İlimlerin en şereflisi iki nevi ilimdir:
1) Din ilmi.
2) Beden ilmi.
“Allah-u Teâlâ, din ilimlerini öğrenmeyi kolaylaştırmış ve Şerefli Kitabında şöyle buyurmuştur:
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ
“Biz Kur’an’ı anlamanız için kolaylaştırdık. Düşünen yok mu?”
Kamer Suresi 22
Buna rağmen insanlık düşünmemeye ve şer’î emirlere uymamaya devam etmektedir.”
Allah kullarından Kitabını koruyan, Nebisinin sünnetinden ayrılmayan kimseleri, bu ikisine yardım etmeleri için hazırlamıştır. Onlar Kitap ve sünneti ilim ve dirayetle ihata ettiler. Bazıları Kur’an bilgilerinde, tefsir usulü ve onunla ilgili kaidelerde, Arap dili ile ilgili konularda, rical ilmi, güvenilir sika raviler tarihi ve hal tercümesi konularında üstünlük sağladılar.
Diğer bazıları ise, nebevi sünnetin ilimlerinde, delil olan hadislerin diğerlerinden ayırt edilip bilinmesi için hadislerin ıstılahî bilgisinde; diğer bazıları da mükelleflerin fiillerine taalluk eden ferî hükümlerin delillerinin anlaşıldığı fıkıh usulü ilminde üstün oldular. Âlimler şerî maksatları anladıkları fıkıh kaidelerini işte buradan istinbat edip çıkarmışlardır. Şeriatın sırları, maslahatların elde edilmesi ve mefsedetlerin ortadan kaldırılmasıyla ortaya çıkar ve bu kaidelerle bilinir.
Mefsedetler: Güzel, doğru, huzur, güven ve benzeri şeylerin zıddı bozgunculuk, kötü ve çirkin işler, huzur ve güveni ortadan kaldırıp karıştırmak ve benzeri şeylere verilen bir isimdir. Maslahatlar ise, mefsedetlerin tam karşıtı bir kelimedir. Bu iki kelime birbirinin zıddı olara kullanılır.
Bu izahtan sonra, şüphesiz Allah’ın samimi niyetle rızıklandırdığı kimseler için Allah’ın dininin elde edilmesi ve anlaşılması kolaydır diyebiliriz. Ancak, sadece dünya ve ahrette kurtuluşa ermek niyetiyle bu dini öğrenmek isteyen kimse ile önder imamlardan biri olup, cehalet karanlığından başkalarını aydınlatmak için nebilerin yolunda gitmek isteyen kimsenin arasının ayırt edilmesi gerekir.
Biz bu kitapta birinci kısım insanları kast ediyoruz. Onları, ibadet ettiği Allah kimdir? Uyulması farz olan din nedir? İnsanlığa gönderilen Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kimdir? Nebinin insanlar üzerindeki hakkı nedir? gibi meseleler ilgilendirmektedir.
Kitaba başlamadan önce burada bir noktaya dikkat çekmemiz gerekiyor. O da, bu soruların cevabını bilmek kulun kurtuluş ve felaha ermesine yetmez. Aksine söz, fiil ve inanç olarak imanın altı şartını yerine getirmek gerekir. Çünkü imanın şartlarında açılan gedikler Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ümmetini yetmiş üç fırkaya böldüğü gibi, İslam’ın beş şartında açılan söz, fiil ve itikadi gedikler de sahibini İslam dairesinden çıkartmaktadır.
Ey Müslüman kardeşim, zekât verip oruç tutan, namaz kılanlardan bazılarını, bilmeden Mutezile, Harici veya Eşari olduklarını öğrendiğin zaman garibine gitmesin. Hatta bazılarının bilmeden İslam dairesinden çıktığını bile görebilirsin.
Bütün bunlar, okumaması, dininin önemli meselelerini sormaması sebebiyledir. Bu durum kişiyi, daha az öneme sahip şeylere çabasını, vaktini ve malını sarf ettirir. Tabi bu kişi, miras olarak elde ettiği Müslümanlıkla Allah’a umut besleyip, çabasını, vaktini ve malını Allah’ın haram kıldığı fuzuli şeylere harcamıyorsa?!
Allah-u Teâlâ’dan bize hakkı hak olarak göstermesini ve ona uymakla bizi rızıklandırmasını, batılı batıl olarak göstermesini ve ondan kaçınmakla bizi rızıklandırmasını istiyoruz. Allah, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e, ailesine ve arkadaşlarına salât ve selam etsin…
1) Dini Bilmek.
2) Dinle Amel Etmek.
3) Dine Davet Etmek.
4) Din İçin Eziyetlere Sabretmek.
3) Allah’ın İsim ve Sıfatları.