Savaşa Başlama Vakti

(41) Savaşa Başlama Vakti

(65) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in fecir tulu ettiğinde baskın yapardı...”

Müslim 382/9

(66) Usame bin Zeyd (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizi Cuheyne kabilesinden el-Huraka boyu üzerine cihada gönderdi. Bizler sabah vakti o kavme baskın yaptık ve onları bozguna uğrattık...”

Buhari 6720, Müslim 96/158, 159

(67) Abdullah bin Ebi Evfa (Radiyallahu Anh), Ömer bin Ubeydullah’a bir mektup yazdı. O mektubu ben okudum şöyle idi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) düşmanla karşılaştığı bazı savaşlarında güneş semanın ortasından meyil edene kadar bekledi sonra insanların arasında ayağa kalkıp şöyle buyurdu:

−“Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz! Allah’tan afiyet isteyiniz! Ancak düşmanla karşılaştığınız vakit sabrediniz! Bilin ki, cennet kılıçların gölgesi altındadır! Ey bulutları yürüten, ey toplanmış orduları bozguna uğratan Allah’ım! Düşmanları bozguna uğrat, düşmanlara karşı bize yardım et.”

Buhari 2772, Müslim 1742/20

(42) Savaş İşlerini İstişare Yapmak

(68) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine Ebu Sufyan’ın gelmekte olduğu haberi ulaşınca ashabıyla istişare etti. Önce Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) görüşlerini söyledi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona bir şey söylemedi. Sonra Ömer (Radiyallahu Anh) görüşlerini söyledi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona da bir şey söylemedi. Müteakiben Sa’d bin Ubâde (Radiyallahu Anh) ayağa kalktı ve:

−Her halde bizi kast ediyorsunuz ya Rasulallah! Nefsimi elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, sen bize atlarımızı denize girdirmemizi emretseydin, hiç şüphesiz ki, biz onları denize girdirirdik. Eğer sen bize atlarımıza binip Berku’l-Gimad’a gitmek için onları mahmuzlamamızı emretseydin biz bunu da elbette yapardık, dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) insanları Kureyş ordusu üzerine yürümeye çağırdı. Müteakiben hareket ettiler, nihayet Bedre indiler. O arada Kureyş’in su taşıyan develeri geldi. Bunların arasında Benu’l-Haccacın siyah bir kölesi bulunuyordu. Sahabeler onu yakaladılar. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in arkadaşları ondan Ebu Sufyan ve arkadaşları hakkında haber soruyorlardı. O:

−Benim Ebu Sufyan hakkında bir bilgim yok, ancak şu Ebu Cehil, Utbe, Şeybe ve Umeyye bin Halef’tir, dediğinde sahabeler onu yalan söylüyor zannederek dövüyorlardı. Bunun üzerine köle çaresizlikle:

−Evet, Ebu Sufyan hakkında bilgi vereceğim diyor, serbest kaldığında yine:

−Benim Ebu Sufyan hakkında bir bilgim yok, ancak şu Ebu Cehil, Utbe, Şeybe ve Umeyye bin Haleftir, dediğinde sahabeler yine onu dövüyorlardı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), o ara namaz kılıyordu. Kölenin bu şekilde sorgulanmasını görünce namazdan çıktı ve şöyle buyurdu:

−“Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bu adam doğru söylediği zaman onu dövüyorsunuz, yalan söylediğinde ise onu bırakıyorsunuz!”

Ravi dedi ki:

−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) savaş alanında bazı yerlerden için elini o yerin üzerine koyup şöyle buyurdu:

−“İşte burası falanın ölüp düşeceği yerdir, burası da falanın ve burası da falanındır.”

Gerçekten Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği kimseler, eliyle işaret ettiği yerin ötesine geçememiştir orada ölmüştür!

Müslim 1779/83

(69) Urve bin Zübeyr, el-Misver bin Mahreme ile Mervan İbnu’l-Hakem bu iki ravi birbirini tasdik ederek şöyle dediler:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hudeybiye zamanında bin dört yüz kişi ile yola çıktı. Yolun bir kısmına vardıklarında Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), sahabelere şöyle buyurdu:

−“Halid bin Velid, Kureyş süvarileri ile gözcü olarak Ganim mevkiindedir. Şimdi siz yolun sağ tarafını tutunuz!”

Vallahi Halid bin Velid, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i ve arkadaşlarını hissedemedi de nihayet Halid bin Velid, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ordusunun kaldırdığı kara tozu gördü ve binitine ayağı ile vurarak koşturup Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i ve ordusunun geldiğini Kureyş’e bildirmek üzere süratle gitti.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sahabeleriyle yürüdü. Nihayet Seniyye mevkiine gelmişti ki, oradan Kureyş üzerine inilirdi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in devesi burada çöktü! İnsanlar kalk yürü, kalk yürü! dediler. Deve çökmekte ısrar etti! Bu sefer insanlar Kasva çöküp kaldı! Kasva çöküp kaldı! dediler.

Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Kasva çöküp kalmaz! Onun çökme huyu da yoktur! Fakat vaktiyle fili men eden Allah, şimdi de Kasvayı men etti!”

Bundan sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Kureyş Allah’ın haramlarını tazimi kastederek benden ne kadar zor istekte bulunsa, ben onların hepsini de Kureyş’e vereceğim!”

Sonra Kasvayı sürdü. Hayvan sıçrayıp kalktı. Ravi dedi ki:

−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Kureyş tarafından saptı, nihayet suyu az olan Semed kuyusu yolu üzerindeki Hudeybiye’nin en sonuna indi. Bu az suyu insanlar azar azar alırken nihayet orada ikamet etmek için su bırakmadılar, sonunda onun hepsini çektiler. Neticede Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e susuzluktan şikâyet edildi. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ok çantasından bir ok çıkardı ve bu oku Semed kuyusuna koymalarını emretti.

Vallahi o anda kuyunun suyu coşmaya başladı! Suyun bu fışkırması, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in arkadaşları oradan dönünceye kadar devam etti. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve sahabeler bu halde iken, Budeyl bin Verkâe el-Huzâii, kendi kabilesi Huzâa’dan bir kaç kişi ile çıka geldi. Tihame kabileleri arasında Huzaalılar, öteden beri Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sırdaşı idiler.

Budeyl bin Verkâe, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:

–Ka’b bin Luey ile Âmir bin Luey kabileleri Hudeybiye’nin suyu en fazla olan yerlerine konakladılar. Sütlü ve yavrulu develeri de yanlarındadır. Şüphesiz ki onlar seninle savaşacak ve seni Beyte gitmekten alıkoyacaklar! dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Biz hiç kimseyle savaşmak için gelmedik! Biz sadece umre yapmak için geldik! Harp Kureyş’i zayıflatmış, onlarda mecal bırakmamıştır ve onlara büyük zarar vermiştir! Eğer Kureyş dilerse ben onlarla aramızda bir müddet tayin ederim. Onlar da benimle diğer müşriklerin arasını serbest bıraksınlar! Eğer ben Araplara galip gelirsem Kureyşliler de insanların girdiği bu itaat yoluna girmek isterse girebilirler.

Şayet ben Araplara galip gelemezsem, buna göre de Kureyşliler rahat eder. Eğer onlar bu teklifi kabul etmekten imtina ederlerse, nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bu İslam davam uğruna başım vücudumdan ayrılıncaya kadar Kureyşlilerle savaşacağım! Ve Allah elbette nusrat emrini yerine getirecektir.”

Budeyl bin Verkâe:

−Söylediğin şeyleri onlara tebliğ edeceğim, dedi. Ravi dedi ki:

−Budeyl bin Verkâe gidip Kureyşin konaklama yerine vardı ve:

−Biz size şu adamın yanından geliyoruz şöyle şöyle söylerken işittik. Onu sizlere sunmamızı dilerseniz bunu yaparız, dedi. Onların sefihleri:

−Ondan hiçbir şeyi bize haber vermene bizim ihtiyacımız yoktur! dediler. Onlardan görüş sahibi kimseler ise:

−Haydi, ondan söylerken işittiğin şeyi getir, dediler. Budeyl bin Verkâe:

−Ben ondan şöyle şöyle derken işittim dedi ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sözlerini onlara nakletti.

Bunun üzerine Urve bin Mes’ud ayağa kalktı ve Kureyş’e şunları söyledi:

−Ey kavmim! Siz benim babam yerinde değil misiniz? dedi. Kureyşliler:

−Evet, dediler. Urve bin Mes’ud:

−Ben de sizin oğlunuz yerinde değil miyim? dedi. Kureyşliler:

−Evet, dediler. Urve bin Mes’ud:

−Herhangi bir şeyle beni itham eder misiniz? dedi. Kureyşliler:

−Hayır, dediler. Urve bin Mes’ud:

−Ukaz halkını size yardıma çağırdığımı ve onların bu yardımdan aciz kalınca, kendim, ailem çocuklarım ve bana itaat eden kimselerle size yardıma geldiğimi iyi bilirsiniz değil mi? dedi. Onlar da:

−Evet, dediler. Bunun üzerine Urve bin Mes’ud şöyle dedi:

−Bu adam size hayırlı bir yol sunuyor onu kabul edin ve beni bırakın ona gideyim. Kureyşliler:

−Haydi git, dediler. Urve bin Mes’ud, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına geldi ve onunla konuşmaya başladı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de Budeyl bin Verkâe’ye söylediği sözlere benzer şeyler söyledi. Urve bin Mes’ud’da o vakit:

−Ey Muhammed! Sen kavminin kökünü kazıdığını farz etsek, senden önce Arap’tan kendi kavmini toptan helak eden bir kişi duydun mu, görüşün nedir? Yahut bunun diğeri ve tam zıddı olursa! Vallahi ben aranızda seçkin kişileri görüyorum bu kesin. Bununla beraber savaş anında firar edip seni terk edecek ahlakta insanlar arasından toplanmış karışık kimseleri de görüyorum, dedi.

Ebu Bekir (Radiyallahu Anh), Urve bin Mes’ud’a:

−Haydi, sen, Lat putunun fercini (cinsel organını) yala! Biz mi savaştan kaçıp Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i yalnız bırakacağız? dedi. Urve bin Mes’ud:

−Bu kimdir? dedi. Sahabeler:

Ebu Bekir dediler. Urve bin Mes’ud:

−Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, üzerimde ödeyemediğim bir iyiliğin olmasaydı ben de sana cevap verirdim! dedi. Ravi dedi ki:

−Urve bin Mes’ud konuşmaya devam etti. Her sözü söyledikçe eliyle Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sakalını tutuyordu. Mugire bin Şu’be başında miğfer elinde kılıç Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hemen başucunda ayakta duruyor onu koruyordu. Urve bin Mes’ud ne zaman Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sakalına elini uzatsa, Mugire bin Şu’be kılıcının kınıyla onun eline vuruyor ve:

−Elini Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sakalından uzaklaştır! diyordu. Buna müteakiben Urve bin Mes’ud başını kaldırdı ve:

−Bu kimdir? dedi. Sahabeler:

Mugire bin Şu’be’dir dediler. Bunun üzerine Urve bin Mes’ud:

−Ey gaddar! Ben hala senin ihanetinin bedelini ödemeye gayret etmiyor muyum? dedi. Mugire cahiliye zamanında Malik oğullarından bazı kimselerle yol arkadaşlığı etmiş, yolda onları öldürmüş ve mallarını almış, sonra Medine’ye gelip Müslüman olmuştu. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Mugire bin Şu’be’ye şöyle buyurmuştur:

−“Müslüman olmana gelince onu kabul ediyorum. Ama mallara gelince ben bunlardan hiçbir şeyde değilim!”

Sonra Urve bin Mes’ud, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabını gözleriyle izlemeye başladı. Vallahi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ağzından bir şey atarsa bu mutlaka sahabelerden birinin eline düşüyor ve o kişi bunu yüzüne ve bedenine sürüyordu. Bir şey emredilince, sahabeler derhal onu yerine getirmeye koşuyorlar. Abdest aldığı zaman abdest suyunu almak için birbirini öldürecek gibi yapıyorlardı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) konuştuğu zaman sahabeler seslerini kısıyorlardı. Onu tazim ettikleri için yüzüne dikkatle bakmıyorlardı! Müteakiben Urve bin Mes’ud, Kureyşlilerin yanına geldi ve gördüklerini şöyle anlattı:

−Ey kavmim! Allah’a yemin olsun ki ben, birçok krallara, Kayser’e, Kisra’ya, Necaşi’ye elçi olarak gittim. Vallahi bunlardan hiçbirinin adamlarını, Muhammed’in ashabının Muhammed’i tazim ettiği gibi tazim eder olarak görmedim! Vallahi Muhammed’in ashabı o, ağzından bir şey attığı vakit bu mutlaka sahabelerden birinin eline düşüyor ve o kişi bunu yüzüne ve bedenine sürüyordu. Bir şey emredilince, sahabeler derhal onu yerine getirmeye koşuyorlardı.

Abdest aldığı zaman abdest suyunu almak için birbirini öldürecek gibi yapıyorlardı. Muhammed konuştuğu zaman seslerini kısıyorlardı. Onu tazim ettikleri için yüzüne bile dikkatle bakmıyorlardı! Bu adam size hayırlı bir yol sunuyor onu kabul edin! dedi. Kinane oğullarından bir adam:

–Bırakın bir kere de ben Muhammed’e gideyim dedi. Onlar da:

−Hadi git, dediler. Kinaneli adam, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve sahabelere gözükünce Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Bu gelen falan kişidir. Bu adam, hac kurbanlarını tazim eden kabiledendir. Kurbanlık kılâdeli develeri onun önüne sürün!”

Sahabeler kılâdeli develeri onun geleceği yola salıverdiler ve yüksek sesle telbiye edip (Lebbeyk Allahumme Lebbeyk... diyerek) onu karşıladılar. Kinaneli bu durumu görünce hayretle:

–Subhanallah! Bunların Beyt’i ziyaret etmelerinin engellenmesi bu kimselere yaraşmaz! dedi. Arkadaşlarının yanına döndü ve:

−Ben bunların keseceği kurbanlık develerin kıladelenmiş ve işaretlenmiş olduğunu gördüm. Ben bunların Beyt’i ziyaretten engellenmelerini doğru bulmuyorum! dedi. Sonra onlardan Mikrez bin Hafs denilen bir adam ayağa kalktı ve:

−Bana izin verin de bir de ben Muhammed’e gideyim dedi. Onlar da:

−Haydi git, dediler. Mikrez bin Hafs sahabelere doğru gelirken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Bu gelen Mikrez’dir, o facir bir adamdır!”

Mikrez bin Hafs, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile konuşmaya başladı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile konuştuğu esnada, Suheyl bin Amr çıkageldi. Ravi Mamer dedi ki:

−Bana Eyyub, İkrime’den haber verdi ki:

−Suheyl bin Amr gelince, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Artık işiniz size kolaylaştı.”

Ravi Ma’mer dedi ki:

−Zuhri kendi hadisini tahdis ederek şöyle dedi:

−Suheyl bin Amr gelince, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:

−Hadi gel bizimle senin aranda bir barış mektubu yaz, dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kâtibi çağırdı ve şöyle buyurdu:

−“Bismillahirrahmanirrahîm, yaz!”

Suheyl bin Amr:

−‘Rahman’a gelince vallahi onun ne olduğunu bilmiyorum! Ancak eskiden yazdığın gibi ‘Bismike Allahumme’ olarak yaz dedi. Müslümanlar:

−Vallahi biz onu yazmaz ve sadece ‘Bismillahirrahmanirrahîm’ yazabiliriz! dediler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kâtibe şöyle buyurdu:

−“Bismike Allahumme olarak, yaz!”

Sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Bu, Muhammed Rasulullah’ın üzerinde anlaşma yaptığı hükümlerdir, şeklinde yaz.”

Suheyl bin Amr:

−Vallahi biz senin Allah’ın Rasulü olduğunu bilseydik, biz seni Beyti ziyaretten men etmez ve seninle savaşa kalkışmazdık! Dolayısıyla sen Muhammed bin Abdullah yaz! dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Vallahi siz beni yalanlasanız da şüphesiz ki ben, Allah’ın Rasulüyüm.”

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kâtibe şöyle buyurdu:

−“Haydi, Muhammed bin Abdullah, yaz!”

Zuhrî dedi ki:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in besmele ve Muhammed Rasulullah ifadelerinin değişmesinde Suheyl bin Amr’ın isteklerine uyması Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu sözünden dolayıdır:

−“Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Kureyş Allah’ın haramlarını tazimi kastederek benden ne kadar zor istekte bulunsa, ben onların hepsini de Kureyş’e vereceğim.”

Bundan sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Suheyl bin Amr’a şöyle buyurdu:

−“Siz bizimle Beyt arasından çekileceksiniz, biz de beyti ziyaret edeceğiz!”

Suheyl bin Amr:

−Vallahi sizinle Beyt arasından çekilmeyiz! Çünkü Araplar, cebren istila olunduk diye hakkımızda dedi kodu çıkarırlar. Ancak sizinle Beyt arasından çekilmemiz gelecek seneden itibaren başlasın dedi ve kâtip de bu şekilde yazdı. Suheyl bin Amr:

−Sana bizden bir erkek gelirse, o gelen kişi senin dininde olsa da onu bize geri vereceksin! dedi. Buna Müslümanlar hayret içerisinde, Subhanallah! Müslüman olarak bize gelen kimse nasıl olur da müşriklere geri iade edilir? dediler. Onlara bu halde iken, Suheyl bin Amr’ın oğlu Ebu Cendel elleri bağlı olduğu halde çıka geldi. Ebu Cendel Müslüman olmuş, bu sebeple Mekke’de hapsedilmiş ve işkenceye maruz kalmıştı! Mekke’nin aşağı tarafından çıkıp kendini Müslümanların önüne attı! Bunun üzerine Suheyl bin Amr:

−İşte ya Muhammed! Sana karşı imza edeceğim anlaşmanın birinci maddesi uyarınca bu adamı bana geri vermelisin! dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Biz henüz anlaşma yazısını bitirmedik!”

Suheyl bin Amr:

−O halde vallahi ben de seninle hiçbir madde üzerinde barış anlaşması yapmam! dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Onu bana bağışla!”

Suheyl bin Amr:

−Ben onu sana asla bağışlamam! dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Hayır, bunu benim hatırım için yap!”

Suheyl bin Amr da ısrar edip:

−Asla yapmam! dedi. Mikrez bin Hafs ise:

−Bilakis bunu sana bağışladık ancak Suheyl bin Amr yetkili olduğu için o bunu imzalamadı! dedi. Ebu Cendel, babası Suheyl bin Amr’ın bu ısrarından üzüntülü bir halde şöyle dedi:

−Ey Müslümanlar! Topluluğu, Müslüman olarak geldiğim halde şimdi ben müşriklere geri mi veriliyorum? Benim karşılaştığım şu kötü hali görmüyor musunuz?!

Şübhesiz ki, Ebu Cendel, Allah yolunda Kureyş’in şiddetli işkencesiyle azap olunmuştu. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ebu Cendel (Radiyallahu Anh)’a şöyle dedi:

−“Ey Ebu Cendel! Sabırlı ol ve Allah’tan mükâfat bekle! Biz seni terk etmiyoruz! Şüphesiz ki Allah-u Teâlâ sana bir kurtuluş yolu yaratacaktır!”

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ebu Cendel (Radiyallahu Anh)’ı kafirlere iade ettiği zaman sahabeler bunun nedenini Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sordular. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara şöyle dedi:

−“Kim, bizi terkedip kafirlerin tarafına geçerse, Allah-u Teâlâ onu bizden uzaklaştırmış demektir. Müşriklerden kim, Müslüman olup bize gelmek isterse ve biz de onu kafirlere teslim etmişsek, elbette ki Allah-u Teâlâ ona bir kurtuluş ve çıkış yolu yaratacaktır!”

Bunun üzerine Ömer bin el-Hattab (Radiyallahu Anh) Ebu Cendel (Radiyallahu Anh)’ın yanına fırlayıp onunla birlikte yürüyüp ona şöyle dedi:

−Sabırlı ol! Onlar müşriktirler! Onların kanı bir köpeğin kanı gibi değersizdir! Ömer bin el-Hattab (Radiyallahu Anh) Ebu Cendel (Radiyallahu Anh)’a bu sözleri söylerken çaktırmadan da kılıcının kınını ona yaklaştırıyordu!

Ömer bin el-Hattab (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

−Kılıcı benden alıp babasının boynunu vuracağını ummuştum! Ama babasına kıyamadı ve olan oldu! Ömer bin el-Hattab (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Bunun üzerine ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e geldim ve:

−Sen Allah’ın gerçek Nebisi değil misin? dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Evet, ben Allah’ın gerçek Nebisiyim.”

Ömer bin el-Hattab (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

−Biz hak üzere, düşmanlarımız batıl üzere değil mi? dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Evet, biz hak üzere, düşmanlarımız batıl üzeredir.”

Ömer bin el-Hattab (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

−O halde dinimiz hakkında bu aşağılık durumu niçin kabul ediyoruz? dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Şüphesiz ki, ben Allah’ın Rasulüyüm ve ben bu fiille Allah’a isyan ediyor değilim! Allah benim yardımcımdır.”

Ömer bin el-Hattab (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

−Vaktiyle sen bize: ‘Kâbe’ye varıp orayı tavaf edeceğiz’ diye söylüyor değil miydin? dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Ben sana bu sene varıp tavaf edeceğimizi haber verdim mi?”

Ben de:

−Hayır, dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Şüphesiz ki sen Beyte varıp onu tavaf edeceksin!”

Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh) dedi ki, Ebu Bekir’e geldim ve:

−Ya Ebu Bekir! Bu şahıs Allah’ın gerçek Nebisi değil mi? dedim. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh):

−Evet, O Allah’ın gerçek Nebisidir, dedi. Ben:

−Biz Müslümanlar hak üzere, düşmanlarımız ise batıl üzere bulunmuyor mu? dedim. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh):

−Evet, biz hak üzere, düşmanlarımız ise batıl üzeredir, dedi. Ben yine:

−O halde dinimiz hakkında bu aşağılık durumu niçin kabul ediyoruz? dedim. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh):

−Ey adam! O, şüphesiz ki Allah’ın Rasulüdür. O, Rabb’ine asi değildir! Allah Onun yardımcısıdır. Sen Onun emrine sımsıkı sarıl! Vallahi O, hak üzeredir! dedi. Ben de:

−O bize Medine’de: ‘Beyte varacağız, orayı tavaf edeceğiz’ demedi mi? dedim. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh):

−Evet, öyledir. Ancak sana bu sene varıp tavaf edeceğini haber verdi mi? dedi. Ben de:

−Hayır, dedim. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh):

−Şüphesiz ki sen Beyte varıp onu tavaf edeceksin, dedi. Zuhri dedi ki:

−Ömer (Radiyallahu Anh) bu itirazlarımdan dolayı kefaret olarak sonra birçok salih işler yapmışımdır, dedi.

Ravi dedi ki:

−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) barış anlaşmasının yazımını bitirdiği zaman sahabelere şöyle buyurdu:

−“Haydi, kalkın! Kurbanlarınızı kesip başlarınızı tıraş edin!”

Ravi dedi ki:

−Allah’a yemin olsun ki sahabelerden hiç kimse kalkmadı! Nihayet Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu emri üç kere tekrarladı. Sahabelerden hiç kimse kalkmayınca Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) eşlerinden Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha)’nın yanına girdi ve sahabelerden gördüğü kayıtsızlığı ona söyledi. Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha):

−Ey Allah’ın Nebisi! Sen bu işi yerine getirmek istiyor musun? O halde dışarı çık, sonra kurbanlık develerini kesinceye ve berberini çağırıp, o seni tıraş edene kadar sahabelerinden hiçbirine bir şey söyleme! dedi. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha)’nın yanından çıktı, sahabelerden hiç kimseyle konuşmadı ve umre ibadetlerini yerine getirdi. Kurbanlık develerini kesti ve berberi çağırıp tıraş oldu. Sahabeler Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i bu halde görünce, onlar da hemen kalkarak kurbanlarını kestiler ve birbirlerini tıraş etmeye başladılar. Hatta sıkışıklık sebebiyle neredeyse birbirlerini öldüreceklerdi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tıraş olduktan sonra huzuruna bir takım mü’min kadınlar geldi. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ Mümtehine Suresi 10. ayetini indirdi:

“Ey iman edenler! Mü’min kadınlar muhacir olarak size geldiği zaman, onları imtihan edin! Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onların gerçekten iman ettiklerini anlarsanız, onları kâfirlere geri döndürmeyin! Ne bu kadınlar onlara helaldir; ne de onlar bunlara helal olurlar! Müşriklerin bu kadınlara sarf ettikleri mihirlerini kendilerine verdiğiniz takdirde bu kadınlarla evlenmenizde sizin için bir günah yoktur!

Kafir kadınları nikâhınızda tutmayın! Onlara verdiğiniz mehiri geri isteyin. Kafir erkekler de hicret eden mü’min kadınlara verdikleri mehirleri geri istesinler! Allah’ın hükmü budur. Aranızda O hükmeder. Allah bilendir, hükmünde hikmet sahibidir.”

Bu ayetin inmesiyle Ömer bin el-Hattab (Radiyallahu Anh), müşrik halde bulunan iki karısını boşadı. Bunlardan birisini Ebu Sufyan’ın oğlu Muaviye, diğerini de Safvan bin Umeyye nikahladı. Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine’ye döndü. Kureyş’ten Ebu Basir Müslüman olarak Medine’ye geldi. Mekkeliler onu almak üzere arkasından iki adam gönderdiler. Bu iki adam Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:

−(Anlaşmada) bize karşı imza ettiğin ahdi hatırlatırız! dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ebu Basir (Radiyallahu Anh)’a şöyle dedi:

−“Ey Ebu Basir! Bildiğin gibi bu insanlar bizimle barış anlaşması yaptılar. Biz de bu anlaşmayı bozmayız! Kavminle birlilte gidiver.”

Ebu Basir (Radiyallahu Anh):

−Sen beni dinimden dönderecek ve bana işkence yapacak olan müşriklere iade mi edeceksin? dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ebu Basir (Radiyallahu Anh)’a şöyle buyurdu:

−“Ey Ebu Basir! Sabırlı ol ve Allah’tan mükâfat bekle! Şüphesiz ki Allah-u Teâlâ sana bir kurtuluş yolu yaratacaktır!”

Ömer bin el-Hattab (Radiyallahu Anh), Ebu Basir (Radiyallahu Anh)’ın yanına giderek ona şöyle dedi:

−Sen bir kişisin oda bir kişi. Senin yanında kılıç da var! Ömer bin el-Hattab (Radiyallahu Anh) bu sözüyle açıkça onu öldürmesini ima etmiştir.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de Ebu Basir (Radiyallahu Anh)’ı onlara teslim etti. Bu iki kişi Ebu Basir (Radiyallahu Anh)’la beraber yola çıktılar. Zulhuleyfe mevkine gelince, (azıkları olan) hurmalardan yemek üzere konakladılar. Ebu Basir (Radiyallahu Anh) onlardan birine:

−Ya fulan! Vallahi ben senin şu kılıcını emin ol çok güzel görüyorum! dedi. Kılıcın sahibi kılıcı kınından çekip:

−Evet, vallahi bu kılıç çok iyidir! Onu ben çok kere tecrübe ettim! dedi. Ebu Basir (Radiyallahu Anh):

−Müsaade et de bakayım! dedi. Ve bir fırsat bulup elinden aldı. Adama vurup öldürdü. Diğer adam kaçıp Medine’ye geldi, koşarak Mescid’e girdi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu görünce (yanindakilere) şöyle buyurdu:

−“Muhakkak ki, bu adam, bir korku görüp geçirmiştir!”

Adam Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelince:

−Vallahi arkadaşım öldürüldü! Kuşkusuz ki ben de öldürüleceğim! dedi. Bu sırada Ebu Basir (Radiyallahu Anh)’da geldi ve:

−Ey Allah’ın Nebisi! Vallahi Allah sana zimmetini îfâ ettirdi, beni onlara iade ettin. Sonra Allah beni onlardan kurtardı! dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Harbi kızıştıranın anası ağlar! Eğer ona bir kişi daha olsa idi!”

Ebu Basir (Radiyallahu Anh) bu sözü işitince, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in onu yine iade edeceğini anladı ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanından çıktı ve Seyfu’l-Bahr denilen deniz sahilinde bir yere yerleşti. Ravi dedi ki:

Suheyl bin Amr’in oğlu Ebu Cendel (Radiyallahu Anh)’da, Mekkeli müşrikleden kaçıp, Ebu Basir (Radiyallahu Anh)’a katıldı. Buna müteakiben (Mekkede müşriklerin arasında bulunup da) Müslüman olan herkes Kureyş’ten ayrılıp Ebu Basir (Radiyallahu Anh)’a katılmaya başladı. Böylelikle onlar büyük bir cemaat oldular. Allah’a yemin olsun ki, Kureys’ten Şam’a gitmek üzere bir kervanın haberini aldılar mı, ona saldırıp adamları öldürüyor ve mallarını alıyorlardı. İşte bundan dolayı Kureyş, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e elçi gönderip, Allah’ın adını ve aralarındaki akrabalık bağlarını hatırlatarak artık, Mekke’den Medine’ye kim gelirse o, emniyette olacaktır, yeter ki Ebu Basir ve arkadaşlarının yaptığı baskınların önlenmesini rica ettiler. Buna müteakiben Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara birini gönderdi ve Allah-u Teâlâ Feth Suresindeki şu ayetleri indirdi:

“Allah sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke’nin içinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı görendir. Onlar, inkâr eden ve sizin Mescid-i Haram’ı ziyaretinizi ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasını menedenlerdir. Eğer (Mekke’de) kendilerini henüz tanımadığınız mü’min erkeklerle mü’min kadınları bilmeyerek çiğnemeniz sebebiyle üzüntüye kapılmanız ihtimali olmasaydı (Allah savaşı önlemezdi).

Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkâr edenleri elemli bir azaba çarptırırdık. O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve mü’minlere sükûnet ve güvenini indirdi, onların takvâ sözünü tutmalarını sağladı. Zaten onlar buna lâyık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilendir.”

Feth Suresi 24-26, Buhari 6/2559, Fethu’l-Bari 6/2731, 2732, Ebu Davud 2765

(43) Korku Namazı

(70) Ebu Ayyaş Zurakî (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Usfan’da beraber idik. Halid bin Velid müşriklerin başında bulunuyordu. Biz öğle namazını kıldık. Müşrikler:

−Gerçekten aldatıldık, gerçekten gaflete düştük, Müslümanlar namazdayken keşke onlara hücum etseydik dediler. Bunun üzerine öğle ile ikindi arasında savaşta namazları kasr etme ayeti indi. İkindi vakti gelince Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kalktı kıbleye yöneldi, müşrikler tam önünde idiler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in arkasında bir saf oluştu, ondan sonra başka bir saf daha oluştu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) rükû etti, arkasındaki safların hepsi de rükû ettiler.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) secde etti hemen arkasında oluşan saf da secde etti, bunların arkasında oluşan saf ise secde etmedi ayakta durup önceki safa bekçilik ettiler. Önceki saf iki secdeyi tamamlayınca ayağa kalktılar. Sonra onların arkasında oluşan saf secde ettiler onlar da secdeleri tamamlayınca ayağa kalktılar. Sonra önceki saf arkadaki safın yerine arkadaki saf da önceki safın yerine geçtiler.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) rükû etti, arkasındaki safların hepsi de rükû ettiler. Sonra secde etti ve hemen arkasındaki saf da secde etti. Bunların arkasında oluşan arka saf ise secde etmedi ayakta durup önlerindeki safa bekçilik ettiler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve arkasındaki saf secdeden kalkınca bunları bekleyenler secde ettiler.

Sonra hepsi birlikte teşehhüt için oturdular. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hepsine birlikte selam verdirdi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) korku namazını Usfan’da ve Beni Süleym günü iki kez işte bu şekilde kıldırmıştır.”

Ebu Davud 1236, Nesei 1548, Ahmed bin Hanbel Müsned 4/59, 60, Tayalisi 1347, Darekutni 2/59, Hâkim 1/337, Begavi 3/289, 290, İbnu’l-Carud 233, İbni Hibban 2875, 2876, İbni Ebi Şeybe 2/351/22

(69) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) kendisine korku namazı sorulduğu zaman şöyle derdi:

“İmam öne geçer, insanlardan bir taife de onun arkasında saf durur. İmam onlara bir rekât namaz kıldırır. Onlardan bir taife de namaz kılanlarla düşman arasında bulunur, namaz kılmayıp onları korurlar. İmamla beraber olanlar bir rekât kıldıkları vakit selam vermezler ve namaz kılmayanların yerine çekilirler.

Namaz kılmayanlar, kılanların yerine geçer ve imamın arkasında imamla birlikte bir rekât namaz kılarlar. Sonra imam iki rekât kılmış olarak selam verip namazdan çıkar. İmam namazdan çıktıktan sonra o iki taifeden her biri kendileri için birer rekât daha namaz kılarlar. Böylece iki gruptan her biri iki rekât namaz kılmış olur. Korku bundan daha çok olursa, ister yaya olup ayakların üzerinde durarak, ister binili olarak, ister kıbleye yönelebilmiş, ister ona yönelememiş olarak kılar.”

Malik 1/184/4, Buhari 4230, Müslim 839/306, İbni Ebi Şeybe 1/350/14, İbni Mace 1258, İbni Huzeyme 980, 1366, 1367, İbni Hibban 2887, Ahmed bin Hanbel Müsned 2/132, Begavi 1093, Albânî İrvau’l-Ğalil Fi Tahrici Ehadisi Menari’s-Sebil 588

(70) Sehl bin Ebi Hasme (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

“Korku namazında imam yönü kıbleye çevrili olarak namaza durur. İnsanlardan bir grup imamla beraber namaza durur. Bir grup da düşman tarafında olup yüzleri düşmana doğru dururlar. İmam beraberindekilerle bir rekât namaz kılar. Sonra bunlar ayağa kalkar, kendi başlarına bir rekât kılar ve oldukları yerde iki secde yaparlar.

Sonra bunlar düşman tarafında bulunan kimselerin yerine gider, düşman tarafında bulunanlar da imamın yanına gelirler. İmam onlara da bir rekât namaz kıldırır. Böylece imamın iki rekât namazı olmuştur. Sonra bu yeni gelenler kendileri rükû ve iki kere secde ederler.”

Sehl bin Ebi Hasme (Radiyallahu Anh), bu hadisin benzerini Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e isnat ederek rivayet etti.

Buhari 3862, Müslim 841/309, Ebu Davud 1239, Nesei 1535, 1552, Tirmizi 566, Darimi 1/357, Malik 1/183, İbni Ebi Şeybe 2/352/23, İbni Hibban 2886, İbni Huzeyme 1360

(71) Salih bin Havvat (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Zatu’r-Rıka günü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanında hazır bulunup koru namazı kılan kimselerden şöyle nakletti:

–Bir taife Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber saf yaptı. Bir taife de düşman cihetinde saf yaptılar. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisiyle beraber olanlara bir rekât namaz kıldırdı. Sonra kendisi ayakta sabit durdu. Kendisi ile beraber namaz kılanlar bir rekât daha kılarak namazlarını tamamladılar.

Sonra gidip düşmanın karşısında saf yaptılar. Düşmanın karşısında önceden saf yapan diğer taife gelerek Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in arkasında saf yaptılar. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazından baki kalan ikinci rekâtı onlara kıldırdı.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) teşehhüt için oturdu ve namazda kalıp oturmakta devam etti. Bunlar da bir rekât daha kılıp namazlarını tamamladılar. Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunlarla beraber selam verdi.”

Buhari 3861, 3862, Müslim 842/310, Ebu Davud 1238, Tirmizi 565, İbni Mace 1259