Taifetu’l-Mensura
Fırkatu’n-Naciye

Taifetu’l-Mensura

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sebeplerini izah edip ilacını gösterdiği hevaya tabi olma fitnesi, ümmeti gruplara bölen büyük bir bela olmuştur. Bu fitne, ümmeti her grubun kendi yanındakiyle sevindiği fırkalara ayırdı. Hizipçiliği teşvik edip gruplaşmaları oluşturdu ve Müslümanlar arasında düşmanlığı başlattı. Bundan sonra türeyen sapık fırkalar, ümmetin zaaflarını faş ederek düşmanlara kapı açtı. Onlara Müslümanların noksanlarını göstererek ümmetin güç kaynağı birliğinin parçalanmasına zemin hazırladı.

Bu olumsuzluklara rağmen Allah dinini kıyamete kadar korumayı dilemiştir.

Tarihi süreci içerisinde Taifetu’l-Mensura’nın siretine baktığımızda onların sahih ilimle meşgul olduğunu, taşkınların tahrifine karşı durduğunu, batıl ve ehlini; Kitap ve sünnetle bertaraf ettiğini görmekteyiz.

Bu taifenin böyle adlandırılmasının sebebi, Allah’ın dinine yardımı birinci vazife edindikleri içindir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

يَآ أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da sizlere yardım eder ve ayaklarınızı (hak üzerinde) sabit kılar.”

Muhammed Suresi 7

Taifetu’l-Mensura’nın akide, ibadet, ahlak, cihad, siret, davet vb. hususlarda Kitap ve Sahih Sünnetin dışında dayandıkları bir merci ve istifade ettikleri bir kaynak yoktur! Her meselede Kitap ve Sahih Sünnete müracaat etmek, anlaşmazlık meselelerini Kitap ve Sahih Sünnete göre halledip çözmek ve her olay ve ferde Kitap ve Sahih Sünnet çerçevesinde yaklaşmak onların tek düsturudur.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hadislerinde Taifetu’l-Mensura’yı sıfatlarıyla bildirmiştir. O hadisler şöyledir.

(1) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı. Hristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır!”

İbni Hibban 6247, Ebu Davud 4596, Tirmizi 2642, İbni Mace 3991, Hâkim 1/128 Ahmed bin Hanbel Müsned 2/332, Ebu Ya’la 5910 Acurri Eş-Şeria 18, 19, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 203

(2) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Şüphesiz ki, israil oğulları yetmiş bir gruba ayrıldılar. Ümmetim de yetmiş iki fırkaya ayrılacaktır. Bir dışında onların hepsi ateştedir! Onlar da cemaattir.”

İbni Mace 3993, İbni Ebi Asım Es-Sünneh 64, Ebu Ya’la 3668, Acurri Eş-Şeria 22, 23, 24, Taberani Mucemu’l-Kebir 4883, 7836,Taberani Mucemu’s-Sagir 1/256, Ahmed bin Hanbel Müsned 3/120, 145

(3) Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı, onlardan bir fırka cennettedir, yetmiş fırka ateştedir! Hristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldı, onlardan bir fırka cennettedir, yetmiş bir fırka ateştedir. Muhammed’in canı elinde olan Zata yemin ederim ki, ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, onlardan bir fırka hariç yetmiş ikisi de ateştedir!”

−Ya Rasulallah! Onlar kimlerdi? denildiğinde. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Onlar, cemaattir.”

İbni Mace 3992, İbni Ebi Asım Es-Sünneh 63, El-Lalekaî 149, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1492

(4) Ebu Umame el-Bahili (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İsrail oğulları yetmiş bir ve yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Bu ümmet ise bir fırka artacaktır! Sevad-ı azamın (büyük çoğunluğun) dışında onların hepsi ateştedir!”

Ebu Umame (Radiyallahu Anh)’a bir kimse:

−Bu söylediğin kendi görüşün mü, yoksa onu, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den işittin mi? dedi.

Ebu Umeme (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

−“O halde ben çok cüretkârım! Aksine bunu, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den birçok kere işitmişimdir.”

İbni Ebi Asım Es-Sünneh 68, El-Lalekaî 151

(5) Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İsrail oğulları yetmiş bir millete ayrıldılar. Ümmetimde yetmiş üç millet olmadan geceler ve gündüzler gitmeyecektir!” (Yani kıyamet kopmayacaktır.)

Acurri Eş-Şeria 25, Bezzar Keşf 3284, Heysemi El-Mecma 7/259

(6) Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İsrail oğullarının başına gelen şeyler aynısıyla adım adım bu ümmetin de başına gelecektir! Onlar içerisinde aleni olarak annesine gelen (zina eden) olduğu gibi, ümmetimden de aynı fiili yapan kimseler bulunacaktır! İsrail oğulları yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır! Onlardan bir fırka müstesna diğerleri ateştedir!”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kurtulan fırka kimdir? denildiğinde.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Onlar, bu gün benim ve ashabımın üzerinde olduğu hal üzere olan kimselerdir.”

Acurri Eş-Şeria 25, Tirmizi 2643, Hâkim 444

(7) Muaviye şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün bizim içimizde iken ayağa kalktı ve şöyle buyurdu:

“Sizden önceki Ehl-i Kitap yetmiş iki gruba ayrıldı, bu ümmet de yetmiş üç gruba ayrılacaktır! Onlardan yetmiş ikisi ateşte bir grup kurtulacaktır. O da cemaattir! Ümmetimden bir topluluk türeyecek, kuduz hastalığının sahibinin bütün kas ve damarlarına sirayet ettiği gibi Yahudilerin ahlakı olan heva ve hevese tabi olma onlara sirayet edecektir!”

Darimi 2/241, Ebu Davud 4597, Hâkim 443, İbni Ebi Asım Es-Sünneh 69, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 204

Not: Bu hadislerin işaretiyle asıl üzere sebat edip, Sahih Sünnete sımsıkı tutunup kurtulan fırkanın tarifi ve onların sıfatları açıklanmıştır. Onlar sünnete sımsıkı tutundukları için ihtilaflardan kurtulmuşlardır. İnşallah ahirette de ateşten kurtulacaklardır.

Fırkatu’n-Naciye

(8) Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ümmetimden bir taife kıyamet saatine kadar hak üzere zahir olmaya devam edecektir.”

Hâkim 8389, Tayalisi 38, Darimi 2/213, Heysemi El-Mecma 7/259, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1956

(9) Sevban (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ümmetinden bir taife hak üzere galip olarak devam edecektir! Allah’ın emri gelene kadar onlar hak üzerinde hep öyle sebat edeceklerdir. Muhalif olanlar onlara zarar veremeyecektir!”

Müslim 1920/170, Ebu Davud 4252, Tirmizi 2230, İbni Mace 10, Hâkim 4/449, 450, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/278, 279, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1957

(10) İmran bin Husayn (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ümmetinden bir taife, sonuncuları Mesih-i Deccal ile savaşana kadar kendileriyle savaşan kimselere galip gelerek hak için cihad edecektir!”

Ebu Davud 2484, Hâkim 4/480, Ahmed bin Hanbel Müsned 4/429, 437, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1959

(11) Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittiğimde şöyle buyuruyordu:

“Ümmetimden bir taife kıyamet gününe kadar hak üzere savaşarak (Allah’ın yolunda cihad ederek) muzaffer olmakta devam edecektir. Nihayet Meryem’in oğlu İsa aleyhisselam (yeryüzüne) iner ve Müslümanların emiri (Mehdi aleyhisselam) ona:

−Gel bize namaz kıldır, der.

Bunun üzerine İsa aleyhisselam:

−Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğerleriniz üzerine emirlersiniz, buyurur.”

Ahmed bin Hanbel Müsned 14726, 15129, Buhari Tarih-i Kebir 5/451, Müslim 1923/173, Ebu Davud 2484, Hâkim 4/480, Albânî Silsiletu’l-Ehadîsi’s-Sahiha 1959, 1960

(12) Seleme bin Nufeyl (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Savaş vakti şimdi geldi. Ümmetimden bir taife insanlar üzerinde muzaffer olmaya devam edecektir. Allah-u Teâlâ bu taifeyle birçok toplulukların gönüllerini yüceltecek de onlar bu sebeple Allah’ın düşmanlarıyla savaşacaklardır. Allah da onları bu hal üzere rızıklandıracaktır. Mü’minlerin diyarı Şam’dır.”

Nesei 3563, İbni Hibban 7307, Taberani Mucemu’l-Kebir 6357, 6358, 6359, Ahmed bin Hanbel Müsned 4/104, İbnu Sa’d Tabakat 7/427, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1961

(13) Abdullah bin Amr ve Ukbe bin Amir (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ümmetimden bir topluluk Allah’ın emri üzere muzaffer olarak savaşmaya devam edecektir. Onlar bu hal üzere oldukları sürece muhalifleri kıyamete kadar onlara zarar veremeyecektir!”

Müslim 1924/176

(14) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ümmetimden Allah’ın emrini hakkıyla yerine getirecek bir taife devam edecektir. Onlara muhalefet edenler, bu taifeye zarar veremeyecektir!”

İbni Mace 7, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1962

(15) Kurre bin İyas (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Şam halkı bozulunca sizde hayır yoktur! Ümmetimden bir taife Allah’ın yardımıyla muzaffer olmaya devam edecektir. Onlara arka çıkmayanlar kıyamet saatine kadar onlara asla zarar veremeyeceklerdir!”

Tirmizi 2287, İbni Mace 6, İbni Hibban 7302, Tayalisi 1076, Ahmed bin Hanbel Müsned 3/436, 5/35, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 403

(16) Cabir bin Semure (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Bu din daima dimdik ayakta duracaktır! Kıyamete kadar Müslümanlardan bir taife Allah’ın Yolunda (Cihad ederek) savaşmaya devam edecektir!”

Müslim 1922/172

(17) Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ümmetimden bir taife aziz olarak kıyamet gününe kadar dinle muzaffer olmakta devam edecektir.”

Lalekaî 171

(18) Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Garb ahalisi kıyamet kopuncaya kadar hak üzerinde galip ve muzaffer olmakta devam edecektir.”

Not: Hadiste gelen garb kelimesi, batı demektir. Onunla kast edilen ise, Şam diyarıdır.

Müslim 1925/177

(19) Ebu İnebetu’l-Havlani (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Allah-u Teâlâ ağaç yetiştirir gibi bu din için insanlar yetiştirir! O kimseleri kıyamet gününe kadar kendi taatında kullanır.”

İbni Mace 8, Buhari Tarih-i ve Kebir El-Küna 61, İbni Hibban 326, Ahmed bin Hanbel Müsned 17802, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 2442

(20) Muaviye şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ümmetimden bir taife, Allah’ın emrini yerine getirmeye devam edecektir. Onları yardımsız bırakanlar ve onlara muhalefet edenler bu taifeye asla zarar veremeyeceklerdir! Allah’ın kıyamet emri gelinceye kadar bu taife insanlara galip ve muzaffer halde kalacaktır!”

Müslim 1923/174

Hadisi rivayet eden ravilerden Umeyr dedi ki:

“Bu taifenin hak üzerinde zahir, onun üzerinde sabit ve hak tarafından yardıma mazhar diye sıfatlanması mezkûr hadislerden dolayıdır. Çünkü Allah bu taifeyi kıyamete kadar korumayı kendi üzerine almıştır.”

Taifetu’l-Mensura İle Fırkatu’n-Naciye Arasında Farklılık Var Mıdır?

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den Taifetu’l-Mensura ile Fırkatu’n-Naciye’nin sıfatlarını, takip ettiği metotlarını açıklar hadisler gelmiştir. Burada onların takip ettikleri metotlardan bahsedeceğiz. Taifetu’l-Mensura ile Fırkatu’n-Naciye’nin takip ettiği metotlarıyla ilgili olarak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den üç alamet zikredilmiştir. Onlar:

(1) Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh)’ın rivayetinde zikredilen:

−“…Onlar, bu gün benim ve ashabımın üzerinde olduğu hal üzere olan kimselerdir.”

Acurri Eş-Şeria 25, Tirmizi 2643, Hâkim 444

İfadesiyle bildiren alamettir.

(2) Enes bin Malik ve Avf bin Malik (Radiyallahu Anhuma)’nın rivayetinde zikredilen:

“…Onlar da cemaattir.”

İbni Mace 3992, İbni Ebi Asım Es-Sünneh 63, El-Lalekaî 149, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1492

Bildirilen alamettir.

(3) Ebu Umame (Radiyallahu Anh)’ın rivayetinde zikredilen:

“…Sevad-ı azam (büyük çoğunluk.)”

İbni Ebi Asım Es-Sünneh 68, El-Lalekaî 151

İfadesiyle bildirilen alamettir.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu sahih sözleri birbiriyle ittifak eder, ihtilaf etmez! İmam Acurri bu hadisleri izah ederken şöyle demiştir:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e Fırkatu’n-Naciye kimdir? diye sorulduğunda şöyle buyurmuştur:

“…Onlar, bu gün benim ve ashabımın üzerinde olduğu hal üzere olan kimselerdir.”

Diğer bir hadiste:

“…Sevad-ı azam (büyük çoğunluk.)”

Diğerinde de:

“…Onlar cemaattir.”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu sözlerinin arasında fark yoktur! Taifetu’l-Mensura cemaattir. Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh)’ın da tarif ettiği gibi;

“Cemaat hakka uyan kimsedir, isterse tek bir fert olsun.”

Amr bin Meymun El-Eydî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in zamanında Muaz bin Cebel (Radiyallahu Anh) bize geldiğinde, onu görür görmez sevgisi gönlüme düşmüştü. Şam’da onu toprağa verene kadar ondan ayrılmadım! Muaz bin Cebel (Radiyallahu Anh)’den sonra insanların en fakihi Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) ile arkadaşlık edip ondan ayrılmamaya başladım.

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh)’a namaz vakitlerinin geciktirilmesi hakkında sorulduğunda o şöyle dedi:

−“Evlerinizde dahi olsa namazlarınızı vaktinde kılınız! Onlarla kıldığınız namazları nafile sayınız.”

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh)’a cemaate karşı sorumluluğumuz ne olacak diye soruldu?

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

−“Bu gün cemaatin geneli cemaatten ayrılmaktadır! Cemaat tek başına olsa da Allah’a itaat olan O’nun emrine uygun olarak hareket etmendir.”

Büyük alim Ebu Şâme (Rahmetullahi Aleyh), Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh)’ın sözünü delil getirerek şöyle demektedir:

“Cemaate bağlılıkla ilgili Allah ve Rasulünün emri gelmiştir. Onunla kastedilen mana hakka tabi olmaktır, ondan ayrılmamaktır. İster hakka tabi olanlar sayı bakımından az, muhalefet edenler de çok olsun. Çünkü hak, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve Onun ashabının oluşturduğu ilk cemaattir. Onlardan sonra meydana gelen ehli batıl ne kadar çok olursa olsun onların çokluğuna iltifat edilmez!”

Ebu Şame El-Bais Ala İnkari’l-Bidah 22

İmam İbni Kayyım (Rahmetullahi Aleyh), Ebu Şâme (Rahmetullahi Aleyh)’in bu sözlerini yerinde bularak şöyle demektedir:

“Ebu Şâme (Rahmetullahi Aleyh)’in bu ifadeleri ne kadar da güzeldir. Akıl sahibi için cemaatle kastedilen, tek başına olsa da hakka uygun hareket eden kimsedir. Bu taife, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadislerinde “Hak üzere zahir olmaya devam edecek,” şeklinde bildirdiği kimselerdir. Taife lafzı cemaat için kullanıldığı gibi, bir tek fert için de kullanılır.”

İbni Kayyım İgasutu’l-Lahfân 1/69

İbni Kuteybe (Rahmetullahi Aleyh) taifeyle ilgili şöyle demektedir:

“Taife, en az üç kişiden oluşur dediler, bu sözün sahipleri hata etmişlerdir! Zira taife, bir kişi, üç kişi ve daha fazla kişiler için kullanılmıştır. Çünkü taife, bir parça ve tek manasına gelmektedir. Bazen parça, topluluktan meydana gelebilir. Allah-u Teâlâ Kitabında şöyle buyurmuştur:

وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَائِفَةٌ مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ

“…Mü’minlerden bir topluluk da onlara yapılan azaba şahid olsun.”

Nur Suresi 2

Bununla en az bir veya iki kişinin onların azabına şahid olmasını kastetmiştir.”

İbni Kuteybe Te’vili Muhtelifu’l-Hadis 61

Netice olarak Taifetu’l-Mensura’nın hadislerde geçen cemaat olduğunda şüphe yoktur. O büyük çoğunluktur, çünkü cemaattir. İbni Hibban (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Cemaatle ilgili emir umum lafızlı olarak gelmiştir. Onunla kastedilen mana ise hastır. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabının icma ettiği ve üzerinde sebat ettiği topluluktur. Onlardan sonra tek başına muhalefet eden, onların cemaatini parçalayıcı değildir!

Sahabelerden biri tek başına diğerlerine muhalefet eder, sahabeden sonrakiler de onlara tabi olurlarsa, bu hareket cemaati parçalar. Sahabeden sonraki cemaat, din, akıl ve ilim kendilerinde toplanan, içerisinde bulundukları durumlarda heva ve heveslerini terk eden topluluklardır. Sayıları az olsa da cemaat onlardır sayıları çok olsa da, insanların ayak takımı akılsızlar cemaat değildir!

İshak bin Rahuvey (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Cahil kimselere: Sevad-ı azam nedir? desen, onlar:

−O insanların cemaatidir derler ama gerçek cemaatin Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetine sımsıkı sarılan bir âlim ve onunla beraber olan kimselerin cemaat olduğu bilmezler.”

İbni Hibban 8/44