Kabrin Yanında Yapılması
Haram O
lan Hususlar

125) Aşağıdaki hususların kabirlerin yanında yapılması haramdır!

1) Küçük ve büyük baş hayvan kesmek.

Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

“İslam’da kabir yanında hayvan kesmek yoktur.”

Abdurrezzak bin Hemman (Rahmetullahi Aleyh) dedi ki:

“Cahiliye dönemi insanları kabrin yanında bir inek ya da bir koyun keserlerdi.”

Ebu Davud 2/71, Abdurrezzak Musannef 6690, Beyhaki 4/57, Ahmed 3/197

İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demektedir:

“Kabrin yanında küçük ve büyük baş hayvan kesmek ise, Enes (Radiyallahu Anh)’ın naklettiği hadiste yerilmiş bir şeydir.”

Ebu Davud ve Tirmizi

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

Allah için olduğu takdirde böyledir. Şayet bazı cahillerin yaptığı gibi kabir sahibi için olursa bu apaçık bir şirktir, onu yemek de haram ve fısktır. Nitekim Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin! Çünkü o elbetteki bir fısktır!”

En’am 121

Yine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Allah, Allah’tan başkası için hayvan boğazlayan kimseye lanet etmiştir!”

Bir rivayette Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Allah, Allah’tan başkası için hayvan boğazlayan kimseyi lanetlenmiştir!”

Ahmed 2817, 2915, 2917, Müslim 6/84

2) Mezarın içinden çıkan toprağa başkasını ekleyerek yükseltmek.

3) Kireç vb. şeylerle kabri sıvamak.

4) Üzerine yazı yazmak.

5) Üzerine bina yapmak.

6) Üzerine oturmak.

Bu hususta birtakım hadisler vardır.

Birinci Hadis:

Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabrin alçı ile sıvanmasını, üzerine oturulmasını, üzerine bina yapılmasını yahut üzerine toprak ilave edilmesini yahut üzerine yazı yazılmasını yasaklamıştır.”

Müslim 3/62, Ebu Davud 2/71, Nesei 1/284, 285, 286, Tirmizi 2/155, Hâkim 1/370, Beyhaki 4/4, Ahmed 3/295, 332, 339, 399

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Muhtemelen doğru olan aşağıdaki şekilde konuyu etraflı bir şekilde ele almaktır. Eğer çamurla sıvamaktan maksat kabri korumak ve onu şeriatın hoşgördüğü kadarıyla yüksek bir şekilde kalmasını sağlamak ve rüzgârların onu savurmaması, yağmurun dağıtmaması ise şüphesiz ki bu caizdir. Çünkü bu meşru olan bir gayeyi gerçekleştirmektedir.

Belki de Hanbelilerden çamurla sıvamak müstehabtır diyenlerin görüşlerinin açıklaması budur. Şayet maksad ziynet ve buna benzer faydasız şeyler ise o vakit bu caiz olmaz çünkü bu sonradan ihdas edilmiş bid’at bir işdir! Kabir üzerine yazı yazmaya gelince, hadisin zahirinden anlaşılan haram olduğudur! İmam Muhammed’in sözlerinin zahirinden de bu anlaşılmaktadır. Şafiîlerle, Hambeliler ise sadece mekruhluktan sözetmişlerdir.

İmam Nevevi’de şunları söylemektedir:

“Mezhebimiz âlimleri der ki: Kabrin üzerindeki yazı ister bazı insanların adet edindikleri üzere başı ucunda bir tahtada yazılmış olsun, ister başka bir şeyde yazılmış olsun. Hadisin umumi ifadesi sebebiyle her türlüsü mekruhtur!”

Bazı ilim adamları süslemek maksadıyla olmamak, aksine tanıtmak maksadıyla ölünün adını yazılmasını istisna etmişlerdir. Bunu da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in daha önce işaret ettiğimiz meselede geçtiği üzere Osman bin Maz’um (Radiyallahu Anh)’ın kabri üzerine taş koymasına kıyas ederek söylemişlerdir.

İmam Şevkâni dedi ki:

“Bu kıyas yoluyla başka umumi nassları tahsis etmek kabilindendir. Cumhur böyle demiştir. Yoksa bu Dav’u’n-Nehar adlı eserde denildiği gibi nassa karşıt bir kıyas değildir. Şu kadar var ki durum bu kıyasın sahih olduğudur.”

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

Benim görüşüme göre, doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. Bu kıyasın mutlak olarak sahih olduğunu söylemek uzak bir ihtimaldir. Doğrusu bu kullanılan taş eğer, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kendisi sebebiyle taşı koyduğu gayeyi gerçekleştirmiyor ise ki bu gaye de mezarın kime ait olduğunu tanıtmaktır ve bu tanınmama mesela kabirlerin çokluğu, tanıtıcı taşların çokluğu sebebiyle olabilir o takdirde sözü edilen amacın gerçekleştirileceği kadarıyla ismin yazılması caiz olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

Hâkim’in hadisin akabinde söylediği şu sözlere gelince:

“Uygulama buna göre değildir. Müslümanların doğudan batıya kadar bütün imamlarının kabirleri üzerinde yazı vardır ve bu halefin de, selefin de yaptığı bir uygulamadır.”

İmam Zehebi şu sözleriyle onu reddetmektedir:

“Söylediğimiz fayda sağlayacak bir ifade değildir! Bir sahabinin dahi bu işi yaptığını bilmiyoruz. Bu tabiînden birilerinin ve onlardan sonra gelenlerin nehy kendilerine ulaşmamış olduğu halde ortaya çıkardıkları bir şeydir.”

İkinci Hadis:

Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabrin üzerine bina yapılmasını yasaklamıştır!”

İbni Mace 373, 374

Başka bir hadisite:

“Allah’ın Nebisi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabirlerin üzerine bina yapılmasını yahut üzerlerine oturulmasını ya da üzerlerinde namaz kılınmasını yasakladı!”

Heysemi Mecmau’z-Zevaid

Üçüncü Hadis:

Ebu’l-Heyyac el-Esedi şöyle dedi:

“Ali bin Ebi Talib (Radiyallahu Anh) bana dedi ki:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in beni görevli gönderdiği işe seni göndereyim mi? Nerde bir heykel ve suret görürsen mutlaka onu dümdüz edeceksin! Ve kadar yüksek bir kabir görürsen, mutlaka onu da dümdüz edeceksin!”

Müslim, Ebu Davud, Nesei, Tirmizi, Hâkim, Beyhaki, Tayalisi, Ahmed

İmam Şevkâni yüce Allah’ın rahmeti üzerine olsun bu hadisi şerhederken şunları söylemektedir:

“Bu hadisten çıkartılacak hükümlerden birisi de şudur:

Sünnet gereği kabir yerden fazla yükseltilmez! Bu hususta faziletli kabul edilen ile daha az faziletli olduğu kabul edilen kimse arasında fark yoktur! Açıkça görüldüğü kadarıyla kabirlerin şer’an izin verilen miktardan fazla yükseltilmesi haramdır! Bunu Hambeli mezhebi âlimleri ile bir topluluk ile imam Şafiî ve imam Malik açıkça ifade etmişlerdir.”

Yine imam Şevkâni şöyle demektedir:

“Hadisin kapsamına öncelikle giren kabir yükseltme çeşitlerinden birisi de kabirler üzerinde bina edilmiş kubbeler ve meşhedlerdir. Aynı zamanda bu iş kabirleri mescid edinmek kabilinden de sayılır. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de ileride geleceği üzere bunu yapanlara lanet etmiştir!

Kabirler üzerinde bina yükseltip, bu binaları güzel yapmaktan ötürü nice fesadlar ortaya çıkmıştır ki İslam adına bunlara ağlanılır. Bunlar arasında cahil kimselerin bu gibi yerlere kâfirlerin putlar hakkındaki inançlar gibi bir inanç beslemeleridir. Bu o kadar büyük bir iş haline geldi ki cahiller bu kabirlerin fayda sağlamaya ve zararı önlemeye kadir olduklarını zannedecek hale geldiler!

İhtiyaçlarının görülmesini istemek için gidecekleri yer arzularının gerçekleşmesi için sığınacakları yer olarak bellediler. O kabirlerden kulların, Rablerinden istediklerini istemeye koyuldular. Oralara yolculuk yapmak amacıyla yüklerini bağladılar. Kabirlere ellerini sürdüler ve onlardan yalvararak yakararak dileklerde bulundular.

Özetle söyleyecek olursak, onlar buralarda cahiliyenin putlara yapıp da yapmadıkları hiçbir şey bırakmadılar. ‘İnna lillah ve inna ileyhi raciun.’ Bu korkunç münker ve müthiş küfre rağmen Allah için öfkelenen hanif din için gayrete gelen ne âlim, ne öğrenci, ne emir, ne vezir, ne de bir hükümdar görüyoruz!

Bize bu hususta o kadar çok haber geliyor ki bu verilecek örneğin gerçekliği hususunda şüphe etmeye imkan kalmıyor. Bu kabirperestlerden çok kimseye ya da onların çoğuna hasımları tarafından Allah adına yemin etmeleri söylenecek olursa, yalan yere yemin edebilir. Bundan hemen sonra ona şeyhin adına yahut inandığın filan veli adına yemin et denilecek olursa, hemen dili tutulur ve dolanır.

Böyle bir yemini kabul etmez ve gerçeği itiraf eder. İşte bu onların şirklerinin hâşâ yüce Allah ikinin ikincisi, yahut üçün üçüncüsüdür diyenlerin şirklerinden daha ileri dereceye vardığının en açık delillerinden birisidir.

Ey din âlimleri! Ey Müslümanların hükümdarları! İslam adına küfürden daha büyük bir musibet olabilir mi? Bu din için Allah’tan başkasına ibadetten daha büyük bir zarar hangi musibet olabilir? Müslümanların bu musibete denk musibetleri olabilir mi? Eğer böyle bir şirke karşı çıkmak farz değil ise, karşı çıkılması gereken münker hangisidir?

“Andolsun eğer hayatta ölen birisine seslenirsen duyurursun. Fakat senin seslendiğin kimsenin canı yok Ve eğer bir ateşe üflesen aydınlatır etrafını, Fakat sen bir küle üflüyorsun.”

Merhum Şevkâni’nin bu hususta faydalı ve güzel bir eseri vardır. Buna:

“Şerhu’s-Sudur fi Tahrimi Ref’i’l-Gubur” adını vermiş olup, el-Mecmuatu’l-Muniriyye adlı koleksiyon arasında basılmış bulunmaktadır.

Dördüncü Hadis:

Sümame bin Şufey (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Fedale bin Ubeyd (Radiyallahu Anh) ile birlikte Rum diyarına çıktık. O sırada o Muaviye adına ed-Derb’de vali idi. Bir amcaoğlumuz Rodos’da isabet aldı. Fedale onun namazını kıldırdı ve kabre gömülme işi bitinceye kadar mezarının başında durdu. Bizler üzerine toprağı düzeltirken şunları söyledi:

Üzerini hafif tutunuz.

Bir diğer rivayette, üzerini hafifletiniz dedi. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizlere kabirleri dümdüz etmeyi emrederdi.”

Rodos: Akdeniz’de Türkiye’nin güneybatısında yer alan bilinen bir adadır.

Ahmed, İbni Ebi Şeybe, Müslim, Ebu Davud, Nesei, Beyhaki

Beşinci Hadis:

Muaviye dedi ki:

“Şüphesiz kabirlerin dümdüz edilmesi sünnettendir. Yahudilerle Hristiyanlar kabirlerini yüksek yaptılar. Onlara benzemeyiniz!”

Taberani el-Mucemu’l-Kebir

Altıncı Hadis:

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Sizden herhangi birinizin bir kor ateş üzerine oturup, elbiselerini yakması, sonra onun derisine kadar varması o kimse için bir kabir üzerine oturmasında ya da kabri çiğnemesinden daha hayırlıdır’ buyurdu.”

Müslim, Ebu Davud, Nesei, İbni Mace, Beyhaki, Ahmed

Yedinci Hadis:

Ukbe bin Amir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Ayağımla bir kor ateş yahut bir kılıç üzerine yürümem ya da ayağımla ayakkabımı dikmem benim için Müslüman bir kimsenin kabri üzerinden yürümekten daha sevimlidir. Def-i hacetimi kabirlerin ortasında mı yapmışım? Yoksa çarşı ve pazarın ortasında mı yapmışım? Hiç farketmez!’ buyurdu.”

İbni Ebi Şeybe, İbni Mace

Sekizinci Hadis:

Ebu Mersed el-Ğanevi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Kabirlere doğru namaz kılmayınız, kabirlerin üzerine oturmayınız!’ duyurdu.”

Müslim

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

Bu üç hadisde Müslümanların kabri üzerine oturup, onların üzerinden geçmenin haram olduğuna delil vardır. Şevkâni’nin ve başkalarının naklettiğine göre ilim adamlarının çoğunluğunun kabul ettiği görüş de budur. Fakat Nevevi ve Askalani, ilim adamlarının bunu sadece mekruh gördüklerini nakletmektedirler. İmam Şafiî’nin el-Umm adlı eserdeki açık ifadesi de bu şekildedir. Yine imam Muhammed de el-Asar’da mekruh olduğunu ifade etmiş ve:

“Bu, Ebu Hanife’nin de görüşüdür” demiştir.

Şafiî’de şunları söylemektedir:

“Ben kabrin üzerinden basıp geçilmesini, üzerine oturulmasını ve ona yaslanılmasını mekruh görüyorum. Ancak eğer kişi ölüsünün kabrine gidebilmek için onun üzerinden geçmekten başka bir yol bulamıyorsa bu bir zaruret halidir. O vakit yüce Allah’ın izniyle onu bağışlayacağını ümit ederim. Kimi arkadaşlarımız şöyle demiştir:

Kabir üzerine oturmakta bir sakınca yoktur. Yasaklanan def-i hacet için kabir üzerine oturmaktır. Ancak bize göre durum onun dediği gibi değildir. Her ne kadar def-i hacet için kabrin üzerine oturmak yasak ise de bu ihtiyaç olmadan da mutlak olarak kabrin üzerinde oturmak nehyedilmiştir.”

Şafiî merhum sanki bu ifadeleriyle İmam Malik’e işaret etmektedir. Çünkü o Muvatta adlı eserinde belirtilen tevili açıkça ifade etmiştir. Bu tevilin batıl olduğunda ise Hafız’ın naklettiği ve Nevevi’nin açıkladığı üzere batıl olduğunda bir şüphe yoktur.”

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Her ikisine göre de mekruhluk, mutlak olarak kullanıldığı takdirde haramlık ifade eder. Sadece mekruh olduğunu söylemektense bu görüş doğruya daha yakındır. Gerçek ise bunun haram olduğunu söylemektir. Çünkü Ebu Hureyre ve Ukbe’nin hadislerinin açıkça belirttiği ifadelerindeki ağır tehdit dolayısıyla bu olmalıdır!

Aralarında Nevevi’nin de bulunduğu Şafiî mezhebine mensub bir topluluk bu görüştedir. San’ani, Subulu’s-Selam’da bu görüşü benimsediği gibi, fakih İbni Hacer el-Heytemi, ez-Zevacir adlı eserinde bunun büyük bir günah olduğu görüşüne meyletmiştir. Buna sebeb ise bizim işaret ettiğimiz ağır tehdid ifadeleridir ve bu doğru olma ihtimali uzak bir görüş değildir.”

7) Kabirlere doğru namaz kılmak.

Çünkü az önce geçen:

“Kabirlere doğru namaz kılmayınız!...” hadisi bunu gerektirmektedir.

Bu hadiste nehyin açık olması sebebiyle kabre doğru namaz kılmanın haram olduğuna delil vardır. Nevevi’nin tercih ettiği de budur. el-Munadi, Feydu’l-Kadir adlı eserinde hadisi şerhederken şunları söylemektedir:

“Kabirlere doğru yönelerek namaz kılmayın demektir. Çünkü bu şekilde hareket etmek çok ileri derecede bir tazimi ifade ediyor. Çünkü bu mabudun mertebesidir. Böylelikle hadis tamamıyla birarada hem tazimi hafife almayı, hem aşırı derecede tazimi yasaklamaktadır.”

Daha sonra bir başka yerde şunları söylemektedir:

“Böyle bir iş mekruhtur. Bir insan o yerde namaz kılmak ile bereketlenmek isteyecek olursa, dinde Allah’ın izin vermediği bir hususu bid’at olarak ortaya çıkarmış olur. Burda maksad tenzih-i kerahettir.”

İmam Nevevi şöyle demektedir:

“Mezhebimize mensub ilim adamları böyle demişlerdir. Eğer hadisin zahiri sebebiyle haram olduğu söylenecek olsa dahi, uzak bir ihtimal değildir. Hadisten kabristanda namaz kılmanın yasaklandığı hükmü çıkarılır. Bu da tahrimi bir kerahet ile mekruhtur.”

Şunu bilmek gerekir ki burada sözü edilen tahrim ancak yönelmek ile kabirlerin taziminin kastedilmemesi şartına bağlıdır. Aksi takdirde bu bir şirk olur.

Şeyh Aliyyu’l-Kari, el-Birkad’da bu hadisi şerhederken şunları söylemektedir:

“Eğer bu tazim gerçek manasıyla kabre ve kabrin sahibine yapılacak olursa, kesinlikle böyle bir tazimi yapan kâfir olur. Böyle bir şeye benzemeye kalkışmak mekruhtur. Bu kerahetin tahrimi kerahet olması gerekir. Ona bırakılmış cenaze de bu hükme tabidir. Hatta ondan da öncelikli olarak bu hükmü alır. Bu ise Mekke ahalisinin karşı karşıya bulundukları bir beladır. Çünkü onlar cenazeyi Kâbe’nin yakınında koyuyor, sonra da ona doğru namaz kılıyorlar.”

8) Kabirlere doğru yönelmek sözkonusu olmasa dahi kabirlerin yakınında namaz kılmak.

Bu hususta birkaç hadis vardır.

Birincisi Hadis:

Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Yeryüzü bütünüyle mesciddir, kabristan ve hamam müstesna’ buyurdu.”

Nesei, Ebu Davud, İbni Mace, Tirmizi

İkinci Hadis:

Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cenazeler üzerine, kabirler arasında namaz kılmayı yasaklamıştır.”

Bezzar, Heysemi Mecmau’z-Zevaid, Taberani el-Evsad, Dıya el-Makdisi el-Ahadiysu’l-Muhtare

Üçüncüsü Hadis:

Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Evlerinizde namazınızdan bir pay ayırınız! Evlerinizi kabirlere döndürmeyiniz!’ buyurdu.”

Buhari, Müslim, Ahmed

Dördüncü Hadis:

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Evlerinizi kabirlere döndürmeyiniz! Şüphesiz şeytan içinde Bakara suresinin okunduğu evden kaçar!’ buyurdu.”

Müslim

9) Kabirlerin üzerine mescid bina yapmak.

Bu hususta da bazı hadisler vardır:

Aişe ve Abdullah bin Abbas (Radiyallahu Anhum) şöyle demişlerdir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hastalanınca üzerindeki bir elbiseyi yüzünün üzerine örtmeye koyuldu. Bundan sıkılınca yüzünden açardı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu halde iken:

‘Allah, Yahudilerle ve Hristiyanlara lanet etsin! Çünkü onlar Nebilerinin kabirlerini mescid edindiler!’ dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu sözleriyle onların yaptıklarının benzerinden sakındırıyordu.”

Buhari, Müslim, Nesei, Darimi, Beyhaki, Ahmed

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Allah’ım! Sen benim kabrimi bir put yapma! Allah, Nebilerinin kabirlerini mescid edinen bir kavme lanet etmiştir!’ buyurdu.”

Ahmed, İbni Sad Tabakat, Ebu Ya’la, Humeydi, Ebu Nuaym el-Hilye

Cündeb (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i vefat etmeden beş gün önce işittim şöyle buyuruyordu:

“Aranızda kardeşlerim ve arkadaşlarım vardı ve aranızdan benim için bir halil candan dostun bulunmadığını Allah’ın huzurunda bildiriyorum. Çünkü yüce Allah İbrahim’i halil edindiği gibi, benide halil edinmiş bulunuyor ve eğer ben ümmetimden bir halil edinecek olsaydım, hiç şüphesiz Ebu Bekir’i halil edinirdim. Şunu bilin ki sizden öncekiler Nebilerinin ve aralarındaki salih kimselerin kabirlerini mescid ediniyorlardı. Dikkat edin sakın! Kabirleri mescid edinmeyin! Ben sizlere bu işi yasaklıyorum!”

Müslim

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle diyor:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim:

‘İnsanların en şerlileri kendileri hayatta iken kıyamet üzerlerine kopan ve kabirleri mescidler edinen kimselerdir!’ buyuruyordu.”

İbni Hibban, İbni Huzeyme, Tabarani, Bezzar, Ahmed

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hastalandığında onun hanımlarından birisi Habeşistan’da “Mariye” diye adlandırılan bir kiliseyi sözkonusu etti. Ümmü Seleme ile Ümmü Habibe Habeşistan’a gitmişlerdi. Onlar bu kilisenin güzelliğinden, ordaki suret ve resimlerden sözettiler.

Aişe (Radiyallahu Anha) dedi ki:

Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Şüphesiz onlar aralarından salih bir adam bulunur da bu adam ölürse onun kabri üzerine bir mescid bina ederler, sonra orada bu suretleri yaparlardı. İşte onlar kıyamet gününde Allah nezdinde yaratılmışların en şerlileridirler!’ buyurdu.”

Buhari, Müslim, Nesei, Ebu Avane, Beyhaki, Ahmed, İbni Ebi Şeybe

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

Az önce kaydedilen hadislerde sözkonusu edilen “mescid edinmek” çeşitli hususları kapsar:

−Kabirlere yönelerek, kabirlere doğru namaz kılmak.

−Kabirler üzerinde secde etmek.

−Kabirler üzerinde mescid bina etmek.

İkinci anlam “mescid edinme” lafzından açıkça anlaşılmakta, diğer iki anlam da onun kapsamına girmekle birlikte daha önce kaydettiğimiz bazı hadislerde ayrıca açıkça sözkonusu da edilmiş bulunmaktadır. Ben buna dair geniş açıklamalar ile bu husustaki ilim adamlarının görüşlerini de delil göstererek az önce işaret ettiğim “Tahziru’s-Sacid” adlı eserimde geniş açıklamalar yapmış bulunuyorum.

Orada Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabrinin Mescid-i Nebevi’ye alınışı ile ilgili tarihi bilgiler de verdim. Bu husustaki az önce kaydettiğimiz hadislere muhalif durumları, bununla birlikte ona özel olmak üzere Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in mescidinde namaz kılmanın mekruh olmadığını belirttim. Bütün bu hususlarda geniş açıklama görmek isteyenler oraya başvurabilirler.

10) Belirli vakitlerde ve bilinen mevsimlerde oralarda ibadet etmek maksadı ile yahutta başka bir maksadla giderek kabirleri bayram yeri edinmek.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Benim kabrimi bayram yerine çevirmeyin! Evlerinizi de kabirlere döndürmeyin! Her nerede olursanız bana salat ve selam gönderin. Çünkü sizin salat ve selamınız bana ulaşır’ buyurdu.”

Ebu Davud, Ahmed

Süheyl dedi ki:

“El-Hasen bin el-Hasen bin Ali bin Ebi Talib (Radiyallahu Anhum) kabrin yanında beni gördü. O, Fatıma (Radiyallahu Anha)’nın evinde akşam yemeğini yerken bana seslendi ve:

−Yemeğe gel dedi.

Ben:

−Canım istemiyor dedim.

Bu sefer:

−Seni niye kabrin yanında görüyorum? dedi.

Ben:

−Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e selam verdim, dedim.

O şöyle dedi:

−Sen mescide girdiğin zaman selam ver. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Benim kabrimi bayram yerine çevirmeyin! Evlerinizi de kabre döndürmeyin! Bana salat ve selam gönderin. Çünkü sizin salat ve selamınız nerede olursanız bana ulaşır, Allah Yahudilere lanet etsin! Çünkü onlar Nebilerinin kabirlerini mescid edindiler!’ buyurdu.”

Şeyhu’l-İslam ibni Teymiye (Rahmetullahi Aleyh) İktidau’s-Sırati’l-Mustakim’de şunları söylemektedir:

“Hadisin delalet şekli şudur:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabri yeryüzündeki en faziletli kabirdir. Bununla birlikte onun bayram yeri edinilmesini yasaklamıştır! Kim olursa olsun başkasının kabrinin bu yasağın kapsamına girmesi öncelikle sözkonusudur. Diğer taraftan Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bununla birlikte:

“Evlerinizi de kabirlere döndürmeyiniz!” diye buyurmuştur. Yani evler, namazın kılınmadığı, dua ve Kur’an’ın okunmadığı yerler olmamalıdır. O vakit kabirler seviyesinde olurlar. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) böylelikle evlerde de ibadet edilmesine dikkat edilmesini emretmekte fakat ibadetin kabirlerin yanında yapılmasını yasaklamaktadır. Hristiyan ve onlara benzeyen diğer müşriklerin yaptıklarının aksini buyurmaktadır.

İşte bu, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ehl-i beytinden, tabiînin en faziletlisi olan Ali bin el-Hüseyn (Radiyallahu Anhuma) o adama Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabrinin yanında özellikle dua etmeye kalkışmasını yasaklamakta ve bu hususta kendisinin babası el-Hüseyn’den, onun da dedesi Ali’den işitmiş olduğu hadisi delil olarak göstermektedir.

Bu hadisin ne manaya geldiğini, o başkasından daha iyi bilir. Böylelikle onun maksadının şu olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.

Kişi, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabrine mescide girme maksadı bulunmadan selam vermek ve benzeri maksadlarla girmektir. O bu tür dua ve benzeri amellerin kabri bayram yeri edinmek olduğu görüşünü ortaya koymuştur. Aynı şekilde onun amcasının oğlu ve Ehl-i Beytinin büyük ilim adamı Hasen bin Hasen’de Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabrinin bayram yeri edinilmesini mekruh görmüştür.

Şimdi bu sünnetin Medine ehlinden ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e neseb akrabalığı, şehir akrabalığı bulunan Ehl-i Beytten nasıl bize kadar geldiğine dikkat edelim. Çünkü onlar bu işi bilmeye başkalarına göre daha bir ihtiyaçları vardır. O bakımdan onlar bu sünneti daha iyi bellemişlerdir.

Nitekim Mescid-i Haram, Mina, Müzdelife ve Arafe gibi yerleri Allah (Azze ve Celle) bir bayram yeri, insanların dönüp geldikleri yerler kılmıştır. İnsanlar orada toplanırlar. Dua, zikir ve kurban vs. ibadetler için oralara gider gelirler. Müşriklerin de toplanmak için gidip geldikleri yerleri vardı. İslam gelince Allah bütün bunları sildi. İşte bu gibi yerlere Nebilerin ve salihlerin kabirlerinin bulunduğu yerler de dahildir! Oraları bayram yeri edinilmemelidir!”

Daha sonra Şeyhu’l-İslam ibni Teymiye (Rahmetullahi Aleyh) şunları söylemektedir:

“Bundan dolayı Malik, Allah ondan razı olsun ve ondan başka ilim adamları Medinelilerin herhangi birisinin mescide girdiği her seferinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabrine gelip ve iki arkadaşına selam vermesini mekruh görmüşler ve şöyle demişlerdir:

Bu herhangi bir Medineli için ancak yolculuktan geldiği yahutta bir yolculuğa çıkmak istediği zaman ve benzeri durumlarda olabilir. Bazıları ise namaz ve benzeri maksatla Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in mescidine girdiği vakit selam vermeye müsade olduğunu belirtmiştir. Ama her zaman için salat ve selam maksadı ile oraya girecek olursa, bildiğim kadarıyla buna ruhsat veren kimse yoktur. Çünkü bu da bir çeşit bayram yeri edinmektir! Bununla birlikte bizlere mescide girdiğimiz vakit:

“Es-Selamu Aleyke Eyyuhe’n-Nebiyyu ve Rahmetullahi ve Berekâtuhu.”

“Ey Nebi! Selam olsun sana, Allah’ın rahmeti ve bereketleri de” dememiz namazımızın sonlarında söylediğimiz gibi bizim için meşrudur...

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

Ben bu ifadeyi mescide girmek ve mescidden çıkmak adabına dair varid olmuş herhangi bir hadiste görmedim. Herhalde bunu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

“Sizden herhagi bir kimse mescide girdiği takdirde Nebi’ye selam versin” buyruğunun mutlak ifadesinden almış olmalıdır.

Ebu Avane, Ebu Davud

Malik ve başkaları her zaman kabrin yanında bu işi yapmanın kabri bir çeşit bayram yeri edinmekten korkmuşlardır. Aynı şekilde bu bir bid’attır! Muhacirlerle Ensar, Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali (Radiyallahu Anhum) döneminde her gün mescide gelirlerdi. Onlar mescide girdikleri ve mescidden çıktıkları zaman ona selam verdikleri gibi, teşehhüdde de ona selam veriyorlardı. Tıpkı hayatta iken ona selam verdikleri gibi. Bundan dolayı İmam Malik’in söylediği şu söz ne kadar güzeldir:

“Bu ümmetin sonradan gelenleri ancak ilk gelenlerinin ıslah oldukları hususlarla ıslah olurlar. Fakat ümmetler Nebilerinin bıraktıklarına yapışmaları zayıfladıkça, imanları eksildikçe bunun yerine ortaya çıkardıkları bid’atler, şirk ve başka hususları alırlar. Bundan dolayı İslam Ümmeti Nebinin kabrine el sürerek istilam etmeyi ve onu öpmeyi mekruh görmüş ve insanların kendisine doğru namaz kılmalarını engelleyecek şekilde onu bina etmişlerdir.

Bizler Ahmed ve başkalarının Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ve iki arkadaşına selam verip, dua etmek ve gitmek isteyenlere kıbleye dönmelerini emrettiklerini daha önceden kaydetmiş bulunuyoruz. Aynı şekilde Malik ve benzeri mütekaddimun ilim adamları da bu işi mekruh görmüşlerdir. Müteahhirundan Ebu’l-Vefa bin Akil, Ebu’l-Ferac İbnu’l-Cevzi de bu kanaattedirler.

Ben, ne bir sahabiden, ne de bir tabiîden, ne de önder olarak bilinen bir ilim adamından orada dua etmek maksadı ile kabirlerin yanına gitmeyi müstehab gören bir kimse olduğunu ve bu hususta herhangi bir kimsenin Nebi’den olsun, ashab-ı kiram’dan olsun, bilinen imamlardan herhangi bir kimseden olsun bir şey rivayet ettiğini bilmiyorum!

İnsanlar, dua, duanın zamanları ve mekânları hakkında eserler yazmıştır. Bu hususta ki rivayetleri zikretmişlerdir. Onlardan herhangi bir kimse, herhangi bir kabrin yanında dua etmenin faziletine dair bildiğim kadarıyla tek bir harf dahi yazmamıştır. Durum bu iken kabirlerin yanında yapılacak duanın daha faziletli ve kabule daha şayan olduğu nasıl söylenebilir ve bu nasıl caiz olabilir?

Selef böyle bir şeyi reddediyorken, böyle bir şeyi bilmiyorken aksine bunu yasaklıyor ve emretmiyorken bu nasıl söylenebilir? Kabirlerin yanında duanın kabul edileceğine ve faziletine inanış bu maksatla oralara gidip gelmeyi beraberinde getirmiştir. Hatta kabirlerin yanında belli bir mevsim ve zamanda pek büyük kalabalıklar dahi toplandığı olur.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

“Benim kabrimi bayram yeri edinmeyiniz!” buyruğu ile yasakladığı da bizatihi budur...

Hatta bazı kabirlerin yanında senenin belli günlerinde toplanılır, oraya yolculuklar yapılır. Ya Muharrem, ya Receb yahut Şaban ya da Zilhicce yahut başka bir aya denk getirilir. Kimileri bu kabirlerin yanında Aşure gününde toplanır, kimisi Arafe gününde, kimisi Şaban’ın ortasında, kimisinin yanında da bir başka vakitte toplanılır.

Yani bu kabirlerin herbirisine gelinecek ve yanında toplanılacak belli bir günü vardır. Tıpkı Arafat’a, Müzdelife’ye ve Mina’ya gidilecek senenin belli günlerinin bulunması, bayram günlerinde şehrin namazgahına gidilmesi gibi. Hatta bazan bu gibi toplantılara din ve dünya açısından gösterilen ihtimam bunlardan daha ileri ve daha fazla da olabiliyor.

Kimilerine şehirlerden belli ya da belli olmayan vakitlerde yanlarında dua ve orada ibadet etmek üzere yolculuklar yapılır. Tıpkı bu amaçla gidildiği gibi. Böyle bir yolculuğun yasak oluşu hususunda Müslümanlar arasında bir görüş ayrılığı olduğunu bilmiyorum.

Kimi kabirlerin yanında haftanın belli gününde toplanmak üzere gidilir. Özetle bu kabirlerin yanında yapılan işler Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

“Benim kabrimi bayram yeri edinmeyin!” diyerek yasakladığı işlerin ta kendisidir.

Belli bir yere, belli bir zamanda gitmeyi ihtiyat haline getirmek yıllık, aylık ya da haftalık dönümlerde bunu yapmak bizatihi bayram edinmenin ta kendisidir! Diğer taraftan bu işin küçüğü de, büyüğü de yasaktır.

11) Kabirlere gitmek üzere yolculuk yapmak.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Şu üç mescid dışında ki mescidlere yolculuk yapmak için yükler bağlanmaz:

1) Mescid-i Haram,

2) Mescid-i Nebevi ve

3) Mescid-i Aksa’ buyurdu.”

Bir diğer rivayet Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Ancak üç mescide gitmek için yola çıkılır:

1) Kâbe mescidi,

2) Benim mescidim ve

3) İlya mescidi.”

Buhari, Müslim

12) Kabirlerin yanında kandiller ve mumlar yakmak.

Bunun haram olduğuna çeşitli deliller vardır:

1) Herşeyden önce bu sonradan ortaya çıkarılmış bir bid’at olup, selef-i salih tarafından bilinmeyen bir husustur!

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de şöyle buyurmuştur:

“Her bid’at bir sapıklıktır! Her sapıklıkta ateştedir!”

Nesei, İbni Huzeyme

2) Böyle bir işle boşuboşuna mal kaybedilmiş olur.

3) Bu hareket ile ateşe tapan mecusilere benzeme sözkonusudur.

Fakih İbni Hacer el-Heytemi ez-Zevacir adlı eserinde şunları söylemektedir:

“Mezhebimize mensub ilim adamları az dahi olsa kabir üzerinde kandil ve mum yakmanın haram olduğunu açıkça ifade etmişlerdir. Çünkü bununla ne orada kalan birisinin istifadesi sözkonusudur, ne de ziyaret edenin buna illet olarak da israf ve malı zayi etmeyi mecusilere de benzemeyi göstermişlerdir.”

13) Kabirlerdeki kemikleri kırmak.

Buna delil Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu buyruğudur:

“Mü’minin öldükten sonra kemiğini kırmak hiç şüphesiz hayatta iken onu kırmak gibidir!”

Buhari, Ebu Davud, İbni Mace, Tahavi Müşkilu’l-Asar, İbni Hibban

126) Kâfirlerin kabirlerini açmak caizdir.

Çünkü kâfirlerin kemiklerinin saygınlığı yoktur.

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

Medine’ye geldi. Medine’nin üst taraflarında Avf bin Amr oğulları diye bilinen bir aşiret arasında kaldı. Aralarında onyedi gün ikamet etti. Sonra Neccar oğullarına haber gönderdi. Kılıçlarını kuşanarak geldiler. Sanki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i bineği üzerinde, Ebu Bekir’i de arkasında görüyor gibiyim. Neccar oğullarından gelenler etrafını doldurdular. Nihayet Ebu Eyyub’un evinin önündeki düzlüğüne geldi. O namaz vakti nerede girerse, orada namaz kılmayı severdi. Koyun ağıllarında namaz kılardı. Mescidin bina edilmesini emretmişti. Neccar oğullarından birtakım kimselere haber göndererek şöyle dedi:

−‘Ey Neccar oğulları şu bahçenizi bana değeri neyse ona satınız!’

Onlar:

−Allah’a yemin ederiz hayır! Biz onun bedelini Allah’tan başkasından istemeyiz! dediler.

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) dedi ki:

O bahçede müşriklerin kabirleri, bir takım yıkık yerler ve hurma ağaçları vardı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emri üzerine müşriklerin kabirleri açıldı, harabe yerler düzeltildi, hurma ağaçları da kesildi. Hurma ağaçlarını mescidin kıble tarafına dizdiler. Her iki tarafını da taşla bina ettiler. Kaya parçalarını taşırken recez söylüyorlar, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de onlarla birlikte taşıyor ve bu arada şunları söylüyordu.

Kerpiçleri taşırken diyordu ki:

“Bu taşıdığımız yükler Hayber yükleri değil,

Bununla Rabbimize itaat ediyor ve bu daha temizdir.

Allah’ım! Ahiretteki hayırdan başka hayır yoktur,

Ensar’a ve Muhacirlere mağfiret buyur.”

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Allah’ım! Ecir dediğin ahiret ecridir.

Ensar’a ve Muhacirlere merhamet buyur.”

Buhari, Müslim

Hafız İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) Fethu’l-Bari’de şunları söylemektedir:

“Hadiste hibe ve alış yoluyla mülk edinilen kabristanda tasarrufun caiz olduğu, aynı şekilde eğer saygı duyulması gereken kabirlerden değilse izleri, eserleri kalmamış kabirlerin açılmasının caiz olduğu, açılıp eşildikten ve içlerindekiler çıkartıldıktan sonra müşriklerin kabristanında namaz kılmanın ayrıca onların kabirlerinin yerine mescid bina etmenin caiz olduğu anlaşılmaktadır.”

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Bunlar şanı yüce Allah’ın “Cenazelere Dair Hükümler” ile ilgili olarak derleyip, toplamaya yüce Allah’ın tevfik ihsan ettiği bilgilerdir.

Allah’ım Seni her türlü eksiklikten tenzih eder. Sana hamdederiz. Senden başka hiçbir ilah olmadığına şehadet ederim. Senden mağfiret diler ve Sana tevbe ederim.”

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

Dımaşk 24/01/1964

Muhammed Nâsıruddin el-Albânî Rahmetullahi Aleyh