Kıyametin Saatinin Alametleri

Kıyametin kopuş saatini Allah’tan başka kimse bilemez. Bu hususta Allah şöyle buyurmaktadır:

“Kıyamet saati hakkındaki bilgi Allah’ın indindedir.”

Lokman Suresi 34

Meşhur Cebrail Hadisinde de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

“...Bu hususta kendisine soru sorulan sorandan daha bilgili değildir...” buyurmuştur.

Ancak onun yaklaştığını bildiren alametleri vardır. Bu alametleri hem Kur’an hem de sünnet bize bildirmiştir. Yukarıdaki Cebrail hadisinin sonunda onlardan birkaç tanesini zikretmiştir. Kıyametin yaklaştığını bildiren alametler, büyük ve küçük alametler olmak üzere iki kısma ayrılır.

1) Kıyamet saatinin yaklaştığını haber veren küçük alametlerdir. Bunların geneli ahir zamanda insanların fesat içerisinde olup aralarındaki fitnenin çoğalıp Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yolundan uzaklaşmaları Sebebiyledir.

Bunlardan bir kaçını zikredelim. Cebrail:

...O halde bana onun alametleri hakkında haber ver dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Cariyenin efendisini doğurması, çıplak ayaklı elbisesiz fakir koyun çobanlarının yüksek bina yapmakta birbirleriyle yarıştıklarını görmen.”

Müslim 8/1, Buhari

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘İki büyük Müslüman gurup birbirleriyle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır! Bu iki gurubun davaları bir olduğu halde aralarında büyük bir savaş olacaktır!’ buyurdu.”

Buhari 6974, Müslim 2888/17

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bir adam Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e Kıyamet saati ne zaman gerçekleşecek? dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Emanet zâyi edildiği vakit kıyamet saatini bekle!’ buyurdu.

Adam:

−Emaneti zâyi etmek nasıldır? dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘İşler ehlinin gayrına tevdi edildiği zaman kıyamet saatini bekle!’ buyurdu.”

Buhari 6418

Küçük alametlerle ilgili başka hadisler de var ancak mevzuu çok uzatmamak için bu kadarla yetiniyoruz. Dileyen sahih hadis kitaplarına bakabilir.

1) Güneşin Batıdan Doğup Doğudan Batması

Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den hiç unutmadığım bir hadis ezberledim. Ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den işittim:

‘Çıkacak kıyamet alametlerinin ilki, güneşin batı tarafından doğmasıdır!’ buyuruyordu.”

Müslim 2941/118, İbni Ebi Asım 62, Tabarani 32

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Güneş battığı yerden doğmadan kıyamet kopmaz!”

İbni Mace 4068

2) Dâbbetu’l-Arz’ın Çıkışı

Allah-u Teâlâ Kitabında bu alamete şöyle işaret etmektedir:

“O söz (kıyametin kopuş vadi) başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir dâbbe (canlı) çıkarırız. O onlara insanların ayetlerimize içtenlikle iman etmediklerini söyler.”

Neml Suresi 82

Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den hiç unutmadığım bir hadis ezberledim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den işittim şöyle buyuruyordu:

“Bir kuşluk vakti insanlara karşı bir dâbbenin zuhurudur...”

Müslim 2941/118, İbni Ebi Asım 62, Tabarani 32

3) Deccal’ın Ortaya Çıkışı

Kıyamet saatinin büyük alametlerinden biri de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Deccal ismini verdiği bir şahsın ortaya çıkışıdır. Deccal’e bu ismi, hakkı örttüğü ve çok yalan söylediği için verilmiştir.

Deccal kendisinin ilahlığını ilan edip, Allah’ın izni ve imtihan gereği harikuladelikler göstererek insanları dinlerinde fitneye düşürecektir. Bazı insanlar onun fitnesine kanıp yolunu saptırırken, Allah iman edenleri iman üzere sabit kılacaktır. Bu sebeple de mü’minler onun yalan ve fitnesine aldanmayacaklardır.

Daha sonra Allah-u Teâlâ, İsa (Aleyhisselam)’ı indirerek onu ve fitnesini ortadan kaldıracaktır! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den Deccal’la ilgili rivayet edilen hadislerden bir kaçını burada zikredersek onu tanımamıza yardımcı olur.

Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) insanlar içerisinde ayağa kalktı, Allah’ı layık olduğu sıfatlarla övdü. Sonra Deccal’ı zikredip şöyle dedi:

‘Ben sizi onun şerrinden inzar ediyorum! Nebilerin hepsi kavmini Deccal’in şerrinden korkutup sakındırmıştır. Yemin olsun Nuh da kendi kavmini Deccal’den sakındırmıştır. Ancak ben size hiçbir Nebinin söylemediği bir şey söyleyeceğim. İyi bilin ki Deccal şaşıdır; Allah ise şaşı değildir!’ buyurdu.”

Başka bir hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘...Muhakkak ki onun iki gözünün arasında Kâfir yazılıdır. Onun amelini kerih görüp sevmeyen herkes o yazıyı okur. Yahut her mü’min o yazıyı okur’ dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle devam etti:

‘Bundan sonra şunu kesin olarak bilin ki, sizden hiç kimse ölünceye kadar Aziz ve Celil olan Rabb’ini göremeyecektir!’ buyurdu.”

Buhari 2850, Müslim 2931/169

Huzeyfe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Şüphesiz ki, ben Deccal’ın yanında bulunan şeyleri ondan daha iyi bilmekteyim. Onun yanında akmakta olan iki nehir vardır. Onlardan biri göze görünüşte beyaz bir sudur. Diğeri de göze görünüşte alev alev yanan bir ateştir! Eğer herhangi bir kimse ona erişirse ateş olarak gördüğü nehre gelsin. Sonra başını daldırsın. Sonra başını aşağı indirip ondan içsin. Kuşkusuz ki, o soğuk bir sudur. Deccal de gözü silik bir kimsedir, gözü üzerinde kalın bir perde vardır. Onun iki gözü üzerinde kalın bir perde vardır. Onun iki gözü arasında Kâfir yazılıdır. Onu yazı yazan ve yazı yazmayan her mü’min okur

Müslim 2934/105

Nevvas bin Sem’an (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün Deccal’ı zikretti onun hakkında o derece alçaltma ve yükseltme yaptı ki artık bizler onu bir hurmalık içerisinde zannettik. Biz kendisine doğru yürüdüğümüzde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizdeki bu hali anladı ve:

‘Bu haliniz nedir?’ dedi.

Biz:

−Ya Rasulallah! Sabahleyin Deccal’ı zikrettin ve onun hakkında o derece alçaltma ve yükseltme yaptın ki nihayet bizler onu bir hurmalık içinde zannettik.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Beni sizin üzerinizde en çok korku ve endişeye düşüren deccal, bu sizin düşündüğünüz deccal den başkadır. Eğer o ben henüz sizin içinizde bulunurken meydana çıkarsa ben sizin önünüzde ona karşı durup sizleri müdafaa eder ve hiçbir yardıma muhtaç olmadan ona tek başıma burhanla galip olurum.

Eğer ben içinizde yokken çıkarsa, o zaman herkes bizzat kendi nefsinin savunucusudur. Allah her Müslüman üzerinde benim halefimdir. Şüphesiz ki Deccal son derece sevimsiz, gayet kıvırcık saçlı bir gençtir. Onun bir gözü sönmüştür (içi boşaltılmış üzüm tanesi gibidir).

Sanki ben onu Abdu’l-Uzza bin Kafan’a benzetiyorum. Sizlerden herkim ona erişirse, ona Kehf suresinin baş taraflarını okusun! Muhakkak o Şam ile Irak arasında kayalık bir mevkide çıkacaktır. Sağda ve solda süratle fesatlar çıkaracaktır. Ey Allah’ın kulları! Sizler dininiz üzere sebat ediniz!’ buyurdu.

Biz:

−Ya Rasulallah! Onun yeryüzünde kalma süresi ne kadardır dedik.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Kırk gündür. Bir gün bir sene gibi; bir gün bir ay gibi; bir gün de bir Cuma (yani bir hafta) gibidir. Onun geri kalan günleri sizin (normal) günleriniz gibidir. (Yani toplam 439 gündür)’ buyurdu.

Biz:

−Ya Rasulallah! Bir sene gibi uzun olan o gün içinde bizlere bir günün namazı kafi gelir mi? dedik.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Hayır, (kafi gelmez). Sizler o uzun günde, normal günlerinizden her namaz vakti kadar bir zaman takdir ediniz (ve namazlarınızı kılınız)’ buyurdu.

Biz:

−Ya Rasulallah! Onun yeryüzündeki hızı ne kadardır? dedik.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

Rüzgârın yöneltip sevk ettiği yağmur gibidir. Deccal bir kavmin üzerine gelir ve onları kendisine iman etmeye davet eder. Onlar da ona iman edip kendisine tabi olurlar. Müteakiben deccal semaya emreder, sema yağmur yağdırır. Yere emreder, o da her türlü bitkiyi bitirir. O kavmin otlamaya çıkarılmış olan hayvanları akşam üzeri kendilerine en iri en güzel halde, memeleri sütün çokluğundan dolgun vaziyette, yanları iyice doyduklarından son derece şişkin halde dönerler.

Sonra diğer bir kavme gelip onları da davet eder. Fakat o kavim, onun sözünü kabul etmeyip reddeder. Bunun üzerine Deccal o kavimden geri döner gider. Müteakiben o kavim az yağmurlu bir kıtlık musibetine çatarlar. Ellerinde mallarından hiçbir şey kalmaz.

Deccal bir harabeliğe uğrar, ona hitaben:

−Hazinelerini meydana çıkar der. Akabinde o harabeliğin hazineleri, bal arılarının kendi arı beylerinin arkasına tabi olup gitmeleri gibi onun arkasına tabi olurlar. Sonra yetişkin geçlik dolu bir delikanlı çağırır, ona kılıçla vurup iki parça halinde keser. Parçaları bir ok atımı mesafesi kadar birbirinden ayırır. Sonra iki parça ettiği genci çağırır, o da yüzü parlar ve güler halde gelir.

Deccal bu işlerle meşgul olduğu sırada Allah, Meryem oğlu Mesih’i gönderir. O, Dimeşk’in doğu tarafındaki beyaz minare yanına herd boyası ile boyanmış iki parça elbise içinde, ellerini iki meleğin kanatlarının üzerine koymuş halde iner. Başını aşağı eğince (teri) su (gibi) damlar, yukarı kaldırınca da onda iri inci tanesi gibi durur ve güzel bir su iner. Artık hiçbir kâfir için onun nefesinin rüzgârını diri olduğu halde alması mümkün değildir! Onun nefesi de gözünün göreceği her yere ulaşır. Müteakiben İsa aleyhisselam Deccal’ı arar, nihayet onu Beytu’l-Makdise yakın bir yer olan ‘Babu Ludd’ denilen mevkide yetişerek öldürür!..’ buyurdu.”

Müslim 2937/110

4) İsa Aleyhisselam’ın İnişi

İsa (Aleyhisselam)’ın ahir zamanda, kıyamet saatinin yaklaştığı ve Deccal’ın ortaya çıktığı esnada ineceğine Kitap ve sünnet delalet ederken, ümmet de icma etmiştir. İsa (Aleyhisselam) İslam’ın hükümleriyle hükmedecektir. Sonra yeryüzünde Allah’ın dilediği kadar kalacak ve kendisi için takdir edilen bir günde vefat edecektir. Müslümanlar Onun cenaze namazını kılacaklar ve defnedecekler. Bu hususta birçok hadis varit olmuştur. Müslümana yaraşan, yahudilerin İsa (Aleyhisselam) hakkında öldürme ve çarmıha germe iddialarını reddedip Allah’ın onu kendisine yükselttiğiyle ilgili ayetlerine itikat etmesidir. Bu hususu Allah-u Teâlâ Nisâ suresinde şöyle beyan etmiştir:

“Biz Allah’ın Rasulü Meryem oğlu Mesih’i öldürdük demelerinden dolayı (kendilerini yıldırım çarptı). Oysa onu öldürmediler ve asmadılar! Fakat öldürdükleri kendilerine İsa ya benzer gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, ondan yana tam kuşku içindedirler. O hususta bir bilgileri yoktur! Sadece zanna uyuyorlar! Onu yakînen öldürmediler! Hayır, Allah onu kendisine yükseltti. Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Nisâ Suresi 157, 158

Allah’ın bu ve bundan sonraki:

“Andolsun ki, Kitap ehlinden hiç kimse yok ki ölmeden önce ona iman edecek olmasın...” ayetlerinin tefsirinde İbni Kesir, İbni Cerir’den nakille şöyle demiştir:

‘Bu sözlerden en sahih olanı, İsa (Aleyhisselam)’ın yeryüzüne inişinden sonra Ehli kitaptan ona iman etmeyen hiç kimse kalamayacak; İsa (Aleyhisselam)’a ölümünden önce onların hepsi iman edecektir.’ Şüphesiz İbni Cerir’in bu görüşü sahih olan görüştür. Zira ayetin siyakında kastedilen mana; Yahudilerin İsa (Aleyhisselam)’ın öldürülüp çarmıha gerilme iddiasını ve bilgisiz Hristiyanların da buna inanmalarının batıl olduğu anlatılmaktadır.

Allah İsa (Aleyhisselam)’ın öldürülmediğini ve çarmıha da gerilmediğini; ona başka birinin benzetildiğini; benzetilen kişiyi İsa zannederek onu öldürdüklerini; sonra Allah-u Teâlâ onu kendisine yükselttiğini; onun baki ve diri olduğunu; kıyametin yaklaştığı bir zamanda ineceğini haber vermektedir. İsa (Aleyhisselam) Deccal’ı öldürecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek ve cizyeyi ortadan kaldıracak, diğer din sahiplerinden hiç kimsenin dinini kabul etmeyecek, sadece İslam’ı veya kılıcı kabullenecektir.’

İbni Kesir 5/1989

5) Yecuc ve Mecucun Ortaya Çıkışı

Yecuc ve Mecucun ortaya çıkışı da kıyamet alametleri olarak zikredilmektedir. Kur’an bu olayı bize şöyle haber veriyor:

“Dediler ki: ‘Ey Zülkarneyn! Yecuc ve Mecuc bu yerde fesat çıkarıyorlar! Bizimle onlar arasına bir set yapman için sana bir vergi verelim mi?’ Dedi ki: Rabb’imin beni içinde bulundurduğu imkânlar daha hayırlıdır. Siz bana (insan) gücüyle yardım edin de sizinle onlar arasına sağlam bir set yapayım. Bana demir kütlesi getirin.

İki dağın arası eşit düzeye gelince, körükleyin dedi. Nihayet onu ateş haline getirince: Getirin bana üzerine eritilmiş bakır dökeyim dedi. Artık (Yecuc ve Mecuc) onu ne aşabildiler, ne de delebildiler. (Zülkarneyn) dedi ki: Bu Rabb’imin bir rahmetidir. Rabb’imin vadi gel (ip Yecuc ve Mecucun çıkması gerek)diği zaman onu yerle bir eder, şüphesiz Rabb’imin vadi gerçektir.”

Kehf Suresi 94, 98

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Nihayet Yecuc ve Mecucun önü açıldı ve onlar her tepeden akın etmeye başladıkları zaman, gerçek (kıyamet) va’di yaklaşmış olur. İnkâr edenlerin gözleri birden donup kalır. Vay bize, biz bundan gaflet içinde idik. Meğer biz kendimize zulmetmişiz diyecekler.”

Enbiyâ Suresi 96, 97

Zeyneb bin Cahş (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün telaşla dışarı çıktı ve:

La ilahe İllallah, meydana gelmesi yaklaşan şerden dolayı vay Arap’ın haline! Bu gün Yecuc ve Mecucun setinden şunun gibi bir delik açıldı! buyurdu. Bunu söylerken başparmağı ile onu takip eden şahadet parmağını halka yaptı.

Zeyneb (Radiyallahu Anha):

−Ya Rasulallah! İçimizde salihler varken biz helak olur muyuz? dedim.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−Evet, (fasıklık, facirlik, ahlaksızlık ve benzeri) pislikler çoğaldığı zaman helak olursunuz! buyurdu.”

Buhari 3139, Müslim 2880/2

Nevvas bin Seman (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

…Derken Allah Yecuc ve Mecucu gönderir. Onlar her tepeden akın etmeye başlarlar. Onların ilk kafilesi, Tabariyye gölüne uğrarlar ve ondaki suyun hepsini içerler. Onların son kafilesi, o göle uğradığında: Yemin olsun ki burada bir seferinde su bulunuyordu derler!..’ buyurdu.”

Müslim 2937/110

Yecuc ve Mecuc ile ilgili başka sahih hadisler de vardır. Yecuc ve Mecuc hakkında varit olan nasların ifade ettiği mana, dünyanın sonunda yeryüzünü ifsat edecek mezkur topluluğun kesin zuhur edeceğidir. Mü’min bu alameti de diğerleri gibi şüphe etmeden tasdik eder. Ancak Yecuc ve Mecucun çıkış zamanı, nerede oldukları ve şekilleriyle alakalı tafsili bilgiler gaybî işlerdir. Onu da sadece Allah bilir! Kıyametin kopuşuyla alakalı bu ve benzeri alametlerin gerçekleşmesinden sonra yaşadığımız bu âlem yerini başka bir âleme devredecektir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“O gün yer başka bir yere, gökler de (başka göklere) değiştirilir. Bütün insanlar tek ve kahhar olan Allah’ın huzurunda durur.”

İbrahim Suresi 48

Bu değişim, Allah’ın İsrafil’e birinci sûra üfleme emrinden sonra gerçekleşir. Sûra üflendiğinde Allah’ın dilediği hariç göklerde ve yerdeki herkes ölür. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sûra üflendi, göklerde ve yerde olanlar düşüp öldüler. Ancak Allah’ın dilediği kaldı.”

Zümer Suresi 68

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sûra bir kez üflendiği arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman işte o gün, o va’d gerçekleşmiş sema yarılmıştır...”

Hakka Suresi 13-16

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyl dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Allah-u Teâlâ Kıyamet gününde yeryüzünü kabzalar (avucunun içine alır) sağ eliyle de semayı dürer sonra Melik benim, yeryüzünün melikleri nerededir?’ buyurur.”

Buhari 4712, 7382, Müslim 2787/23

6) Bağs (Öldükten Sonra Tekrar Dirilme)

Birinci sûra üflenişten sonra ikinci kez sûra üflenir, bu üflenişle beraber ölülere tekrar hayat verilir. İşte bağs dediğimiz tekrar dirilme olayı budur. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sûra üflendi. Şimdi onlar kabirlerinden kalkıp Rab’lerine koşuyorlar. Vay bize! bizi yattığımız yerden kim kaldırdı! İşte Rahmânın va’d ettiği şey budur. Demek Rasuller doğru söylüyormuş dediler.”

Yâsîn Suresi 51

7) Haşr (Toplanmak)

Haşr, mahlûkatın tekrar dirilip kabirlerinden çıkışından sonra meydana gelecektir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Muttakileri binek üzerinde ikram ile Rahmâna götürdüğümüz suçluları da yaya ve susuz olarak cehenneme sevk ettiğimiz gün...”

Meryem Suresi 85, 86

Haşr, halkın kendi aralarındaki hakların alınıp verilmesi için mahkemenin kurulacağı yerde toplanmalarıdır. İnsanlar dirildikten sonra Allah, meleklere emreder, onlar insanları mahşer yerine getirirler. Onların mahşere getirilirken halleri ilk yaratıldıkları günde olduğu gibi sünnetsiz, çırılçıplak ve yalın ayaktır!

Aişe (Radiyallahu Anha)’nın rivayet ettiği hadiste:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

Sizler yalın ayak, çırılçıplak ve sünnetsiz olarak haşr olunacaksınız!

Aişe (Radiyallahu Anha):

−Ya Rasulallah! İnsanlar birbirlerine bakarlar, dedim.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−Ya Aişe! Durum insanların birbirlerine bakmalarından daha şedit ve çetindir! buyurdu.”

Buhari 6441, Müslim 2859/56

Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle demiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizim aramızda ayağa kalkarak bir hutbe irat etti ve:

Şüphesiz ki, sizler yalın ayak, çırılçıplak sünnetsiz olarak haşr olunacaksınız! buyurdu.

Sonra Enbiyâ Suresi 104 ayetini okudu. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İlk yaratmaya başladığımız gibi onu iade ederiz. Bu üzerimize bir va’ddir, biz bunu mutlaka yapacağız.”

Buhari 3142, Müslim 2860/58

a) Amellerin Karşılığının Alınması

Ahiret gününde herkes işlediği amellerin karşılığını alacak ve hiç kimseye zerre kadar zulmedilmeyecektir. İman edip salih amel işleyenler Allah’ın mağfiret ve cennetini elde edecekler iman etmeyip kötülük işleyenler de Allah’ın gazabı ve cehennemine duçar olacaklardır. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“O gün Allah onlara hak ettikleri cezayı (karşılığı) tam verir ve onlar da bilirler ki Allah apaçık haktır.”

Nur Suresi 25

Ebu Zer (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah-u Teâlâ’dan rivayet ettiği kutsi bir hadiste Allah şöyle buyuruyor:

Ey kullarım! Bunlar sadece sizin amellerinizdir ki ben onları sizin için sayıyor ve muhafaza ediyorum. Sonra onların karşılığını size noksansız olarak veririm. Bundan dolayı herkim hayır bulursa hemen Allah’a hamd etsin. Herkim de onun gayrı bir şey bulursa sadece kendini levm etsin, ayıplasın! dedi.”

Müslim 2577/55

b) Kulların Hesaba Çekilmesi

İnsanlar Rab’lerine arz olunup adil bir şekilde muhakeme ve hesaba çekileceklerdir. Onların lehine ve aleyhine hüccetler ikame edilecektir. Bundan sonra herkes işlediği amellerinin salih veya fasit olduğunu gözüyle görecektir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“O gün (hesap için Allah’a) arz olunursunuz! Sizden hiç kimse gizli kalmaz!”

Hakka Suresi 18

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Hepsi saf saf Rabb’ine arz olunmuşlardır...”

Kehf Suresi 48

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Rabb’ine andolsun ki, onların hepsine yaptıklarından soracağız!”

Hicr Suresi 92

Adiy bin Hatim (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

Sizden her biriyle Allah konuşacaktır. Allah ile kendi arasında tercüman da olmayacaktır. Sonra o kimse bakar fakat önünde hiçbir şey göremez. Sonra önüne bakar, kendisini ateş karşılar. Sizden herkim bir hurma yarısıyla da ateşten korunmaya gücü yeterse bunu yapsın! buyurdu.”

Buhari 6451, Müslim 1016/66, 67, Nesei 2551, 2552, Ahmed bin Hanbel Müsned 18274

Kulların Allah’a arz olmasının ardında, amellerin salih ve fasit olması yönünden ortaya çıkması söz konusudur. Yani herkes dünyada yaptığı amellerini yazılı olarak bulacaktır. Biz buna amel defteri diyoruz. Kullar amellerinden dolayı hesaba çekilirken bu defterler beraberlerinde olacaktır. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Her insanın (amel) kuşunu boynuna doladık, kıyamet günü kendisi için açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız. Kitabını oku, bu gün nefsin hesaba çekici olarak sana yeter.”

İsra Suresi 13, 14

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kitap (amel defteri) ortaya konmuştur. Onun içindekilerden korkarak suçluların: Vay bize, bu kitaba da ne oluyor ki, ne küçük ne büyük hiç bir şey bırakmıyor; her şeyi sayıp döküyor, dediklerini görürsün. (Onlar) yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Rabb’in kimseye zulmetmez!”

Kehf Suresi 49

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kimin kitabı sağından verilirse o kolay bir hesaba çekilecektir ve sevinçli olarak ehline dönecektir. Kimin kitabı da arka tarafından verilirse o ölümü çağıracaktır ve alevli bir ateşe girecektir. Kuşkusuz ki, o (dünyada iken) ailesi arasında çok sevinçli idi. O hiç Rabb’ine dönmeyeceğini zannediyordu. Hayır, (asla zannettiği gibi değildir; bir gün Rabb’ine elbette dönecektir ve) Rabb’i onu görmektedir.”

İnşikak Suresi 7-15

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kitabı sağından verilen: Alın kitabımı okuyun, ben zaten kitabımla karşılaşacağımı umuyordum der. Artık o hoşnut edici bir hayatın içindedir.”

Hakka 19-21

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kitabı sol tarafından verilen: Keşke bana kitabım verilmeseydi, şu hesabımı hiç bilmemiş olsaydım, keşke ölüm işimi bitirmiş olsaydı der.”

Hakka Suresi 25-27

Kulların okuyacağı amel defterleri meleklerin yazdığı kulların dünyada iken işlediği amellerin bulunduğu divandır. Kulların dünyada iken işlediği amelleri yazan meleklere iman etmek de itikada taalluk eden meselelerdendir. Kiramen Kâtibin dediğimiz melekler bizim amellerimizi yazıp muhafaza etmekle görevlidir. Bunun zikri meleklere iman kısmında geçti.

c) Bundan Sonra Amellerin Tartılması Başlar

Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez. (İnsanın yaptığı) bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da onu getiririz. Hesap gören olarak biz yeteriz.”

Enbiyâ Suresi 47

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“O gün tartı tam doğrudur. Kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtulanlardır. Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da ayetlerimize zulmetmesinden dolayı kendilerini zarara sokanlardır.”

A’raf Suresi 89

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Herkim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür. Herkim de zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür.”

Zilzal Suresi 7, 8

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Nihayet oraya vardıklarında kulakları, gözleri, derileri yaptıkları ameller hakkında onların aleyhine şahidlik ederler. Derilerine derler ki: ‘Niçin aleyhimize şahidlik ettiniz?’ (Derileri): Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu...”

Fussilet Suresi 21

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“O gün ağızlarını mühürleriz, elleri bize söyler, ayakları yaptıklarına şahidlik eder.”

Yâsîn Suresi 65

8) Havz

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği mesafesi Eyle ile Aden arası mesafeden daha geniş, suyu kardan beyaz, tadı bal karışmış sütten daha tatlı, bardakları ise yıldızların sayısınca olan havuzuna da itikat etmek gerekir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in havuzu ile ilgili hadisler mütevatir derecesindedir. Onları rivayet eden sahabelerin sayısı otuz kadar vardır. Havuzla ilgili hadislerin hepsini buraya almak mümkün değildir. Ancak bir kaçını burada zikredelim.

Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği bir hadiste:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Benim havuzumun genişliği bir aylık mesafedir. Onun suyu sütten daha beyaz, kokusu miskten daha hoştur. Bardakları da semanın yıldızları kadar çoktur. Kim ondan içerse o kimse bir daha susamaz!’ buyurdu.”

Buhari 6477, Müslim 2292/27

Ukbe bin Amir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Ben sizin içinizde havuza ilk ulaşan olacağım ve sizin için şahidlik edeceğim. Vallahi ben şu anda havuzuma bakıp görüyorum. Şüphesiz bana yeryüzünün anahtarları verilmiştir. Vallahi ben, benden sonra sizin şirke dönmenizden korkmam; fakat ben sizin bu hazineler hakkında birbirinizle yarışa girip didişmenizden korkarım!’ buyurdu.”

Buhari 6483, Müslim 2296/30, 31

Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Ashabımdan bir takım insanlar havuz başında benim yanıma geleceklerdir. Ben onları görüp tanıdığım zaman, onlar benim önümden çekilip götürülürler! Ben:

−Onlar benim ashabımdır derim.

(Vazifeli melekler) bana:

−Sen onların senden sonra neler ihdas ettiklerini (ve bidatler çıkardıklarını) bilmemektesin! derler’ buyurdu.”

Buhari 6478

Sehl bin Sa’d (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Ben sizin havuz başında öncünüzüm. Benim yanıma gelen ondan içer, ondan içen kimse de bir daha susamaz! Şüphesiz yanıma benim kendilerini tanıdığım, onların da beni tanıdığı bir takım kimseler gelecek. Sonra benimle onların arasına bir engel konur.

Ben:

−’Onlar bendendir’ derim.

Bana:

−’Sen onların senden sonra ne bidatler ihdas ettiklerini bilmemektesin!’ denilir.

Ben de:

−’Benden sonra dinde değiştirme yapanlar uzak olsunlar, uzak olsunlar derim’ buyurdu.”

Buhari 6479, 6480 Müslim 2295/29

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Kıyamet günü benim yanıma ashabımdan bir zümre kimseler gelecek, onlar benim havuzumdan geri döndürülüp kovulacaklardır.

Ben de:

−’Ya Rab! Onlar benim ashabımdır! derim.’

(Allah):

−’Senden sonra onların nasıl bidatler çıkardıklarından bilgin yoktur! Kuşkusuz onlar arkaları üzere dönüp gerisin geri dinden çıkmışlardır!, buyurur’ dedi.”

Buhari 6480, Müslim 2290/27

9) Sırat

Sırat hesap ve mizandan sonra insanların üzerinden geçmesi için cehennem üzerine kurulan bir köprüdür. Rasuller de dâhil bütün insanlar o köprüden geçecektir. Kişinin mü’min, kâfir, salih, fasık ve benzeri olması sıratı geçme hususunda eşittir. Ancak dünyada iken hak dinin gereği amelleri yapıp sıratı müstakim üzere olan kimseler, ahirette de sırat üzerinde ayakları kaymayıp onu geçeceklerdir. Bu dünyada sıratı müstakimden ayrılıp dinin gereklerini yapmayanlar ise ahirette ki sırat üzerinden geçemeyecek ayakları kayıp cehenneme yuvarlanacaklardır! Hadislerde herkesin amellerine göre bir hızla sırattan geçeceği bildirilmiştir.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Cehennemin tam ortasına sırat kurulur. Ümmetimle beraber onun üzerinden ilk geçen ben olacağım. O gün Rasullerden başka hiç kimse konuşmaz! Rasullerin o günkü konuşacağı söz: Ey Allah’ım! Selamet ver, ey Allah’ım! Selamet ver, demek olacaktır. Cehennemin üzerinde sadan dikenleri gibi çengeller vardır. Sadan dikenlerini gördünüz mü?’

Sahabeler:

−Evet, Ya Rasulallah! dediler.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−’İşte o çengeller sadan dikenleri gibidir. Ancak onların ne kadar büyük olduğunu Allah bilir. O çengeller insanları kötü amellerinden dolayı kapıp alırlar. İnsanlardan kimi ameli sayesinde düşmeden kalabilen mü’min, kimi de cezalanmış olan, sonra kurtuluşa ulaşacak kimselerdir’ buyurdu.”

Müslim 182/299

Bu hadiste zikredilen sırat üzerindeki geçiş Kur’an’da uğrama şeklinde ifade edilmiştir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sizden herkes şüphesiz ki, oraya uğrayacaktır! Bu, Rabb’inin üzerine aldığı kesin bir hükümdür. Sonra muttakileri kurtarırız ve zalimleri diz üstü çökmüş olarak bırakırız.”

Meryem Suresi 71, 72

Burada bir noktanın izahı gerekmektedir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bedir ve beyatı rıdvanda bulunan ashabı hakkında:

“Bedir ve Hûdeybiye’ye iştirak edenlerden hiç birisi ateşe girmeyecektir!” buyurunca, Hafsa (Radiyallahu Anha):

−Ya Rasulallah! Allah-u Teâlâ:

“Sizden herkes şüphesiz ki, oraya uğrayacaktır! Bu, Rabb’inin üzerine aldığı kesin bir hükümdür.” buyurmuyor mu? dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

“Fakat ondan sonra Allah-u Teâlâ:

“Sonra muttakileri kurtarırız ve zalimleri diz üstü çökmüş olarak bırakırız.” buyurmuştur diye karşılık verdi.”

Ahmed bin Hanbel Müsned 27110, 14784, Ebu Davud 4653, Tirmizi 3860, İbni Hibban 4802

Ayetteki “Sizden herkes şüphesiz oraya uğrayacaktır!..” ifadesinde herkesin cehenneme gireceği anlaşılmaz. Mezkur hadislerde açıklandığı gibi sırat cehennemin üzerinde olup herkesin oradan geçmesi onların cehenneme uğraması manasına gelir, oraya girmesi manasına gelmez! Bu mana hadisler bir arada düşünüldüğü zaman çok açıktır.

Sıratı geçip oradan kurtulan mü’minlerin cennet ve cehennem arasında hak sahiplerine haklarının iadesi için bekletilmeleri vardır.

Bu hususta Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“Kıyamet günü mü’minler (sıratı geçip) ateşten kurtulurlar ve cennetle cehennem arasında bir köprü üzerinde bekletilirler. Orada dünyada iken aralarında meydana gelmiş haksızlıklar için kısas yapılır. Haksızlıklardan arınıp tertemiz oldukları zaman onlara cennete girmelerine izin verilir! Muhammed’in nefsi elinde olan Allah’a yemin ederim ki o mü’minlerden her biri cennetteki makamına dünyadaki meskeninden daha doğru yolu bulur.”

Buhari 6448

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Kimin yanında kardeşinden haksız alınmış bir şey varsa bundan dolayı hak sahibiyle helalleşsin! Ahirette hiç bir dinar ve dirhem yoktur! Kardeşinin hakkı için kendi hasenelerinden alınmadan önce dünyada iken onunla helalleşsin! Ahirette zalimin (haksız yere aldığı) hakkı karşılayacak hasenatı bulunmazsa kardeşinin kötülükleri alınır ve o zalimin üzerine atılır!’ buyurdu.”

Buhari 6447, Ahmed bin Hanbel Müsned 9621, 10578, Begavi 3978

10) Cennet ve Cehennem

Cennet ve cehenneme iman: Onların yaratılmış mahlûkattan birer mahlûkat ve şu anda mevcut olduğuna; insan ve cinlerin ebedi dönüş yerleri olup cennet Allah’ın velilerinin, cehennemin de İblis ve velilerinin yurdu olduğuna itikat etmektir. Aynı zamanda cennet ve cehennemin ebedi olup yok olmayacağına itikat etmektir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun!..”

Tahrim Suresi 6

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“...Yakacağı insanlar ve taş olan ve kâfirler için hazırlanan ateşten korunun!”

Bakara Suresi 24

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Sizin şu (dünyadaki) ateşiniz cehennem ateşinin yetmiş parçasından bir parçadır!’

Sahabelerden:

−Ya Rasulallah! Azap için dünya ateşi dahi yeterli idi denildi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−’Cehennem ateşi, dünya ateşine altmış dokuz derece daha fazla hararetli kılındı. Bunlardan her birinin sıcaklığı dünya ateşinin sıcaklığı gibidir!’ buyurdu.”

Buhari 3064

Numan bin Beşir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittiğimde:

‘Kıyamet gününde cehennem ehlinin azapça en hafif ceza göreni şu kimsedir ki onun iki ayağının çukuruna iki ateş parçası konulacak bunların tesiriyle onun beyni kaynayacaktır!’ buyuruyordu.”

Buhari 6462

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İman edip salih amel işleyenleri, altından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele...”

Bakara Suresi 25

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Muttakiler güvenli bir makamdadır. Bahçelerde ve çeşme başlarında. İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı otururlar. Ayrıca onları iri gözlü hurilerle de evlendirmişizdir. Orada güven içinde her meyveden isterler. Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar! Onları (Allah) cehennem azabından korumuştur. Rabb’inden bir lütuf olarak. İşte büyük kazanç budur.”

Duhân Suresi 51-57

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Cennet de muttakilere yaklaştırılmış, uzak değildir. İşte size va’d edilen budur. Daima tevbe ile Allah’a dönen (hukukunu) muhafaza eden. Gaybî olarak Rahmândan huşu eden ve (Ona) yönelmiş bir kalp getiren herkesin (mükafatı budur). Onlara cennete salimen girin, bu ebedi yaşama günüdür. Orada onlara istedikleri her şey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır.”

Kâf Suresi 31

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Muttakiler cennetlerde nimet içindedirler. Rab’lerinin kendilerine verdikleriyle safa sürerler. Rab’leri onları cehennem azabından korumuştur.”

Tur Suresi 17, 18

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Rabb’inden rivayet ederek şöyle buyurdu:

“Allah-u Teâlâ: Ben salih kullarım için göz görmedik, kulak işitmedik ve insan kalbine gelmedik bir takım nimetler hazırladım!” buyurdu.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh):

İsterseniz: “Yaptıklarına karşılık olarak onlar için ne gözler aydınlatıcı nimetlerin saklandığını hiç kimse bilemez!” Secde Suresi 17. ayetini okuyun dedi.

Buhari 4659

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Cennet halkı ateş halkına nida etti: Rabb’imizin bize va’d ettiğini biz gerçek olarak bulduk. Siz de Rabb’inizin size va’d ettiğini gerçek olarak buldunuz mu? (Onlar): Evet, derler...”

A’raf Suresi 44

Cennet ve cehennem her ikisi de yaratılmış olup sahiplerini beklemektedir. Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Rabb’inizin bağışlamasına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan muttakiler için hazırlanmış cennete koşun.”

Âl-i İmran Suresi 133

İmran bin Husayn (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Cennete muttali oldum, ahalisinin çoğunu fakirler olduğunu gördüm! Cehenneme muttali oldum ahalisinin çoğunu kadınlar olarak gördüm!’ buyurdu.”

Buhari 6456, Müslim (2737/94

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Sıcak şiddetlendiği zaman namazı serinliğe bırakın! Kuşkusuz ki, sıcağın şiddeti cehennemin kaynamasındandır!’ buyurdu.”

Buhari 533, Müslim 615/180

Cennet ve cehennem ebedi olup onlar için yok olma veya bitip nihayet diye bir şey yoktur. Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuştur. Allah onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır.”

Tevbe Suresi 100

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“O inkârcı kâfirler ve zalimler var ya, Allah onları bağışlamayacak ve bir yola da iletmeyecek. Onları sadece cehennemin yoluna iletecek ve orada ebedi kalacaklardır. Bu da Allah’a çok kolaydır...”

Nisâ Suresi 168, 169

Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme doğru ayrılıp gidince, ölüm getirilir. Cennet ve cehennem arasında kılınır sonra o boğazlanır.

Sonra bir nidacı:

−’Ey cennet ehli! Artık ölüm yoktur! Ey cehennem ehli! Artık ölüm yoktur! diye nida eder. Cennet ehlinin sevincine bir sevinç daha eklenir. Cehennem ehlinin gam ve kederine bir gam ve keder daha eklenir.’

Müslim’deki rivayette Hadis şu ziyade ile rivayet edilmiştir:

‘...Her kes nerenin ehli ise o orada ebedi kalacaktır!..’ buyurdu.”

Buhari 6457, Müslim 2850/42, 43

Bilindiği gibi cennet ikram yurdudur. Allah-u Teâlâ orada iman edip salih amel işleyen kimselere ikram edecektir. Allah-u Teâlâ’nın salih kimselere yapacağı en büyük ikram ise kendisini onlara göstermesidir. Allah’ın ahirette görüleceğine hem Kur’an hem de sünnet delalet etmektedir.

Kur’an’daki deliller:

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“O gün öyle yüzler var ki parıl parıl, parlar Rabbine bakar.”

Kıyamet Suresi 22, 23

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İyilik yapanlara daha iyi ve güzel, bir de ziyade vardır...”

Yûnus Suresi 26

Müfessirlerden çoğu bu ayette ki: “...bir de ziyade vardır...” ayetinden murat cennette Allah-u Teâlâ’yı görmektir demişler sonra da Müslim’deki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadisi ile delil getirmişlerdir:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Cennet ehli cennete girdiği zaman, Allah-u Teâlâ:

−’Bir şey istiyor musunuz?’ buyurur. Cennet ehli:

−Yüzlerimizi ağartmadın mı, bizleri ateşten kurtarıp cennete girdirmedin mi? derler. Müteakiben Allah hicabı kaldırır, artık onlar için Rab’lerine bakmaktan daha sevimli bir şey verilmemiştir, buyurdu sonra:

“İyilik yapanlara daha iyi ve güzeli, bir de ziyade vardır...” ayetini okudu.”

Müslim 181/297, 298, Fethu’l-Bari 8/198

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Hayır, doğrusu o gün onlar Rab’lerinden perdelenmişlerdir.”

Mutaffifîn Suresi 15

Bu ayetten istifade edilen hüküm, Kâfirler Rab’lerinden perdeli ise mü’minler perdeli değildir. İmam Şafii, Allah’ın ahirette görüleceğini iddia etmiş ve şöyle demiştir: “Allah bu ayette kendisine, iman edenlerin perdelenmeyeceğini görüşleri engellenmeden kendisini göreceklerini işaret etmektedir.”

El, İntifa Sayfa 79, El-Lâlekâî 3/560

Allah-u Teâlâ’nın ahirette görülmesiyle ilgili hadisler, İbni Kayyım ve benzeri âlimlerin dediği gibi mütevatir hadislerdendir. Onların bir kaçını zikretmekte yarar vardır.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Bazı insanlar:

−Ya Rasulallah! Kıyamet gününde biz Rabb’imizi görecek miyiz? dediler.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−“Ayın on dördüncü gecesi görmeye mani bir bulut yokken ayı görmede şüphe ve ihtilaf eder misiniz?” buyurdu.

Sahabeler:

−Hayır, ya Rasulallah! dediler.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−“Görmeye mani bir bulut yokken güneşi görmekte şüphe eder misiniz?” buyurdu.

Sahabeler:

−Hayır, ya Rasulallah! dediler.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−“İşte ay ve güneşi gördüğünüz gibi Allah’ı da göreceksiniz...” buyurdu.

Buhari 799, Müslim 182/299

Cerir bin Abdullah el-Beceli (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bir gece, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanında oturuyorduk. O gece ayın on dördüncü gecesi idi.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aya baktı ve şöyle buyurdu:

“Şu ayı görmekte nasıl birbirinize sıkışıklık sebebiyle engel olmuyor, hepiniz zahmetsiz olarak onu görüyorsanız, Rabbinizi de öylece göreceksiniz...”

Buhari 7300, Müslim 633/211

Mü’minlerin kıyamette Allah’ı görmesi Kitap ve sünnetle sabit bir akide olup ümmetin geneli bunu kabul etmiştir. Ancak Harici, Mutezile, Râfizî ve Mürcieden bazı kimseler Allah’ın ahirette görüleceğini inkâr etmişlerdir. Bu hususta varit olan ayetleri tevil ederek hadisleri reddetmişler ve sahabenin icmasının dışına çıkmışlardır.

Sahabe arasındaki ihtilaf Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in miraçta Allah’ı görüp görmediği hususundadır. Mü’minlerin Allah’ı ahirette görme hususunda ihtilaf eden bir tek sahabe bilinmemektedir.

Allah’ın Dünyada Görülmesi

Ehli sünnet itikadına göre, Allah’ı dünyada görmek mümkün değildir! Onların bu husustaki delilleri Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den rivayet edilen şu hadistir:

“Şunu kesin bilin ki, sizden hiç kimse ölünceye kadar, Aziz ve Celil olan Rabb’ini asla göremeyecektir!”

Müslim 2931/169, Albani Sahihu’l-Cami’ 2963