Bir varmış bir yokmuş;
Anlatılana göre çölün ortasında, çadırda yaşayan bir bedevi vardı. Çok fakirdi, öyle ki kendisi, hanımı ve çocukları yiyecek bir lokma dahi bulamadığı zamanlar oluyordu! Fakat buna rağmen hiçbir zaman şikayet etmiyor, Allah (Azze ve Celle)’nin takdirine razı oluyordu.
Bir gece bu bedevi ailesiyle beraber ısınabilmek için bir ateş yaktı. Çok soğuk bir geceydi. Birden yaklaşan bir at sesi işitti. Ardından iki adam gördü hemen onları davet etti. Hanımına gidip misafirlere yemek hazırlamasını söyledi. Hanımı da;
Sütünü içtiğimiz koyundan başka bir şeyimiz yok! dedi. Bedevi hanımına;
Bizim bu iki misafire ikram etmemiz gerekiyor. Kalk, koyunu kes ve yemek hazırla! dedi.
O iki adam da bu bedevi ile hanımının diyaloğunu duydular. Anladılar ki, bu bedevinin o koyundan başka hiçbir şeyi yoktu! Hemen engel olmaya çalıştılar. Fakat o cömert bedevi onlara kulak asmadı ve ikram etmek için ısrar etti.
Hanımı hızlı bir şekilde kalktı, koyunu kesti ve yemek hazırladı. Misafirler yiyip içtiler ve sabaha kadar orada uyudular. Sonra onları çok iyi karşılayıp cömertçe ikram ettiği için bedeviye teşekkür edip ayrıldılar.
Adamlar en kısa zamanda kendilerini ziyaret etmesini istedikten sonra sabah erkenden ayrılmışlardı. Fakat bedevi ve o iki adamdan birinin, şehrin kadısı diğerinin de onun veziri olduğunu bilmiyordu! Bir zaman sonra bedevi şehre gitti, onları aramaya koyuldu ve nihayet buldu. Fakat onlarla konuşmadan önce kendi kendisine şöyle dedi;
Rızkı veren yaratıcı varken, nasıl olurda zayıf yaratılmışlardan yardım isterim?
Sonra bedevi çöldeki çadırına geri döndü. Olanları hanımına anlattı. Hanımı da kocasının samimiyet ve ihlasından dolayı çok sevindi.
O gece şiddetli bir rüzgâr çıktı ve çadırı yerle bir etti! O bedevi ailesini alıp sabah erkenden barınacak başka bir yer bulmak üzere yola çıktılar.
Nihayet bir yer bulup çadırı kurmak için yeri kazarken birden içi altın dolu büyük bir sandık buldu! Bedevi ve ailesi bu sandığı görünce çok sevindiler. Bedevi bu hazineyi satıp şehirde büyük bir saray yapmaya karar verdi. Sabırlı hanımını ve çocuklarını büyük bir saraya kavuşturdu.
Bunu duyan kadı askerlerinden birini sarayın sahibini araştırması için oraya gönderdi. Asker gitti ve durumu haber vermek üzere geri döndü. Sarayın sahibinin çadırda yaşayan bir bedevi olduğunu ve bir hazine bulup onu satarak bu sarayı yaptığını anlattı.
Kadı ve veziri sarayı görmek için şehre gittiler. Bedevi onları görür görmez tanıdı. Bu karşılaşmaya çok sevinmişti. Kadı;
Neden bize gelmedin, diye sordu. Bedevi de şöyle dedi;
Ben geldim, senin buraların kadısı olduğunu bilmiyordum! Fakat bir kulun Allah’tan başkasına tevekkül etmemesi gerektiğini düşündüğümden dolayı sadece Allah (Azze ve Celle)’ye tevekkül ettim. Allah (Azze ve Celle)’de beni böylesi bir servetle rızıklandırdı.
Bedevinin bu sözü Kadı’nın çok hoşuna gitti. Artık o andan itibaren kendisinin en yakın arkadaşlarından biri olduğunu bildirdi ve ona şöyle dedi;
Bil ki, ben senden ebediyen unutamayacağım bir ders aldım.
Her Güne Bir Ders 370