Cenaze Namazı Kılmak

57) Cenaze namazı kılmak farz-ı kifayedir.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cenaze namazını pekçok hadiste emretmiştir. Ben bunlardan Zeyd bin Halid el-Cüheni’nin rivayet ettiği hadisi zikredeceğim:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabından bir adam Hayber günü vefat etti. Bunu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e söylediler.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

‘Arkadaşımızın namazını kılınız!’

Bundan dolayı insanların yüzleri değişti.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

‘Sizin arkadaşınız Allah yolunda cihada çıkmışken ganimetten çaldı!’

Eşyalarını araştırdık, Yahudilere ait iki dirhem etmeyen bir miktar boncuk bulduk.”

Muvatta 2/14, Ebu Davud 1/425, Nesei 1/278, İbni Mace 2/197, Hâkim 2/127, Ahmed 4/114, 5/192

58) Ergenlik yaşına gelmemiş çocuğun ve şehidin cenaze namazını kılmak vacib değildir.

Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) oğlu İbrahim (Alehisselam)’ın namazını kılmamıştır.

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in oğlu İbrahim onsekiz aylık iken öldü, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun namazını kılmadı.”

Ebu Davud 2/166, İbni Hazm 5/158, Ahmed bin Hanbel 6/167

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Uhud şehidlerinin ve başkalarının cenaze namazlarını kılmamıştır.

59) Cenaze namazı kılınması meşru olan kimseler.

1) Çocuk ve düşüğün cenaze namazının kılması meşrudur.

Bu hususta iki hadis vardır.

Birinci Hadis:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“...Çocuğun cenaze namazı kılınır.”

Bir rivayette ise Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Düşüğün cenaze namazı kılınır. Anne babasına mağfiret ve rahmet ile dua edilir.”

Ebu Davud 2/65, Nesei 1/275, 276, Tirmizi 2/144, İbni Mace 1/451, 458, Tahavi 1/278, İbni Hibban 769, Beyhaki 84, Tayalisi 701, 702, Ahmed 4/247, 248, 249, 252

İkinci Hadis:

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ensar’ın çocuklarından bir çocuk getirildi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocuğun üzerine cenaze namaz kıldı.

Ben de:

−Ne mutlu bu çocuğa cennet kuşlarından bir kuş gibi hiçbir kötülük işlemedi, kötülük işleyecek yaşa da gelmedi dedim.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Daha başka bir şey söyleseydin olmazmıydı!? Ey Aişe! Yüce Allah cenneti yarattı ve oraya girecekleride yarattı. Onlar daha babalarının sulbunde iken onları cennet için yarattı! Cehennemi de yarattı ve oraya girecekleri de yarattı. Onlar henüz babalarının sulbunde iken onları cehennem için yarattı!’ buyurdu.”

Müslim 8/55, Nesei 1/276, Ahmed 6/208

İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demektedir:

“Âlimlerin hepsi Müslümanların çocuklarından ölenlerin cennet ehlinden olduğu üzerinde icma etmişlerdir. Bu hadis ile ilgili verilecek cevap şudur:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Aişe (Radiyallahu Anha)’nın delilsiz bir şekilde kat’î bir kanaat belirtmekte acele etmemesini istemiş olabilir. Yahutta bunu Müslümanların çocuklarının cennette olduğunu öğrenmesinden önce söylemiş olmalıdır.”

İmam Sindi (Rahmetullahi Aleyh)’de şöyle demiştir:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Aişe (Radiyallahu Anha)’ya kesin bir kanaati muayyen bir çocuk hakkında belirtmesini reddetmiştir. Çünkü özel bir kimse hakkında kesin kanaat belirtmek sahih değildir. Zira anne-babasının iman sahibi olduklarını muhakkak olarak söyleyebilmek sözkonusu değildir. Bu gaybi bir olaydırdır.

Zahir olan şu ki cenine eğer ruh üflenmiş ise cenaze namazı kılınır. Bu ise annesinin karnında dört ayı tamamladıktan sonra olur. Bundan önce düşecek olursa, namazı kılınmaz. Çünkü o açıkça görüleceği gibi ölü değildir. Bunun sebebi ise Abdullah bin Mesud (Radiyallahu Anhuma)’nın rivayet ettiği şu hadistir.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Sizden herhangi biri annesinin karnında meni olarak kırk gün kalır. Seksen günlükken kan pıhtısı haline gelir. Yüzyirmi günlükken bir çiğnemlik et olur. Sonra ona bir melek gönderilir... Ona ruh üfler.”

Buhari, Müslim

Bazıları canlı olarak düşmesini şart koşmuşlardır. Buna sebeb ise şu hadistir.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Düşük eğer canlılık alametleri gösterirse namazı kılınır ve ona mirastan pay verilir.”

Fakat ilim adamlarının da açıkladığı üzere delil olarak gösterilemeyecek şekilde zayıf bir hadistir. Ancak hadis namaz sözkonusu edilmeksizin sahih olarak gelmiştir.

Albani İrvau’l-Ğalil 1704

2) Şehidin cenaze namazının kılması meşrudur.

Bu hususta çok hadis vardır.

1) Şeddad bin Hâd (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bedevilerden biri Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelip iman edip tabi oldu. Sonra seninle beraber hicret edeyim dedi. Bir süre sonra savaşa gittiler. Bedeviye bir ok isabet etti ve taşınarak Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e getirildi. Daha sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu kendi cübbesi ile kefenledi, sonra onu önüne koyup, üzerine ceneze namaz kıldı...”

Nesei

2) Abdullah bin Zübeyr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Uhud günü Hamza (Radiyallahu Anh)’ın üzerinin örtülmesini emretti ve bir burde ile örtüldü. Sonra dokuz tekbirli cenaze namazı kıldı. Daha sonra diğer şehidler getirildi. Sıraya diziliyorlar, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de onlarla birlikte Hamza (Radiyallahu Anh)’ın üzerine namaz kılıyordu.”

Tahavi Maani’l-Asar 1/290

3) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Hamza (Radiyallahu Anh)’ın yanından geçti. Onun azalarının kesilmiş olduğunu gördü. Şehidler arasından ondan başkasının namazını kılmadı. Uhud’da şehid düşenleri kastetmektedir.”

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Ondan başkası üzerine bağımsız olarak namaz kılmayı kastetmiş olma ihtimali vardır. Onunla birlikte başkası üzerine namaz kılmasını gerektirmemektedir. Bundan önceki hadiste görüldüğü gibi bu iki hadise karşı daha önce kaydedilen Cabir (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Uhud şehidleri üzerine namaz kılmadı şeklindeki hadis ile karşı çıkılamaz. Çünkü bir şeyi isbat eden onu nefyedene takdim edilir. Etraflı bilgi için Neylu’l-Evtar’a bakınız.

4) Ukbe bin Amir el-Cüheni (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün dışarı çıktı ve Uhud’da şehid düşenler üzerine sekiz sene sonra cenaze namazı kıldı. Sanki hem hayattakilere, hem ölmüşlere veda ediyor gibiydi. Sonra minbere çıktı. Yüce Allah’a hamdu senada bulundu ve şöyle dedi:

“Ben sizden önce gideceğim ben sizin için sevap kazanmaya vesileyim ve ben sizin üzerinize bir şahidim. Sizinle buluşma yerimiz havzın etrafıdır. Allah’a yemin ederim şu anda ben havzıma bakmaktayım. O’nun eni Eyle’den Cuhfe’ye kadar olan mesafe gibidir. Bana yeryüzü hazinelerinin anahtarları ya da yeryüzünün anahtarları verildi. Allah’a yemin ederim ben sizin için benden sonra şirk koşacağınızdan korkmuyorum fakat sizin için dünyadan onda birbirinizle yarışacağınızdan birbirinizle çarpışıp, sizden öncekilerin helak olduğu gibi helak olacağınızdan korkuyorum.”

Ukbe (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Bu benim Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i gördüğüm son defa oldu.”

Buhari 3/164, 7/279, 280, Müslim 7/67, Ahmed 4/149, 153, 154, Beyhaki 4/14, Tahavi 1/290, Nesei 1/277, Darakudni 197

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Bir kimse şöyle diyebilir. Bu hadislerle şehidler üzerine cenaze namazı kılmanın meşruiyeti sabit olmaktadır. Cenaze namazının asıl hükmü ise vacib olmasıdır. Niye şehidler üzerine cenaze namazı kılmanın vacib olduğu söylenmiyor?

Burada buna şunu ekliyoruz, Bedir gazvesinde ve diğerlerinde sahabeden çok kimse şehid düşmüştür. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu şehidlerin cenaze namazını kıldığı nakledilmemiştir. Eğer bu işi yapmış olsaydı, naklederlerdi. Bu durum şehidler üzerine cenaze namazı kılmanın vacib olmadığına delildir. Bundan dolayı İbnu’l-Kayyim (Rahmetullahi Aleyh) şunları söylemektedir:

“Bu meselede doğru olan kişinin üzerlerine namaz kılmak ile kılmayı terk etmek arasında muhayyer bırakıldığıdır. Çünkü her iki hususa dair rivayetler gelmiştir. Bu görüş aynı zamanda İmam Ahmed’den gelen rivayetlerden birisidir. Onun usülüne ve mezhebine daha layık olan da budur.”

İbnu’l-Kayyim Tehzibu’s-Sünen 295

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

Şehidlerin cenaze namazını kılmak mümkün olduğu takdirde hiç şüphesiz terketmekten daha faziletlidir. Çünkü cenaze namazı hem bir dua, hem bir ibadettir.

3) Allah’ın hadlerinden birisi kendisine uygulandığı için ölen kimsenin de cenaze namazını kılmak meşrudur.

Çünkü İmran bin Husayn (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği hadis bunu ifade etmektedir:

Cuheyne’den bir kadın Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e zina yapıp hamile kaldığını şöyledi ve:

−Ey Allah’ın Nebisi! Ben haddi gerektiren bir iş yaptım onu bana uygula dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de o kadının velisini çağırdı ve şöyle buyurdu:

−“Buna güzel davran, doğumunu yaptığı vakit onu yanıma getir.”

Adam denileni yaptı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadın hakkında emir verince elbiseleri üzerine iyice bağlandı. Sonra recm edilmesini emretti. Daha sonra cenaze namazını kıldı. Ömer (Radiyallahu Anh):

−Ey Allah’ın Nebisi! Bu kadın zina etmişken onun namazını mı kılacaksın dedi? Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Andolsun ki, o öyle bir tevbe etti ki, eğer Medine ahalisinden yetmiş kişiye paylaştırılacak olsa hepsine yeterdi. Sen Allah için kendi canını cömertçe feda etmesinden daha faziletli bir tevbe biliyor musun!?

Müslim 5/121, Ebu Davud 2/233, Nesei 1/278, Tirmizi 2/325, Darimi 2/180, Beyhaki 4/18, 19, İbni Mace 2/116, 117

4) Haram işleyen kişinin cenaze namazının kılınması meşrudur.

Haram olan hususları işleyen facir kimse. Farziyetlerini kabul etmekle birlikte namaz kılmayan, zekât vermeyen, zina eden, içki içen ve buna benzer fasıkların namazları kılınır. Ancak ilim ehli ve dinine bağlı kimseler bu kişilere bir ceza olmak üzere cenaze namazlarını kılmamaları gerekir. Nitekim Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de böyle yapmıştır. Bu hususta bazı hadisler vardır.

1) Ebu Katade (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir cenazeye namazını kılmak üzere çağrıldığı vakit onun durumunu sorardı. Eğer ondan hayır ile sözedilirse kalkar namazını kılardı, şâyet ondan başka türlü sözedilirse cenaze sahiblerine:

‘Siz ona yapacağınızı yapınız!’ der, namazını kılmazdı.”

Ahmed 5/299, 300, 301, Hâkim 1/364

2) Cabir bin Semure (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bir adam hastalandı, onun için feryad edildi. Komşusu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelerek dedi ki:

−O öldü.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Nerden biliyorsun?’ diye sordu.

Adam:

−Ben onu gördüm dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Hayır, o ölmedi!’ diye buyurdu.

Adam geri döndü, yine onun için feryad edildi.

Hanımı:

−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e git, ona haber ver dedi.

Adam:

−Allah’ım ona lanet et! dedi.

Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Sonra adam gitti. Okun sivri tarafıyla intihar etmiş olduğunu gördü. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e giderek onun ölmüş olduğu haberini verdi.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Nerden biliyorsun?’ diye sordu.

Adam:

−Ben onu yanındaki okun ucu ile kendisini keserken gördüm dedi.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Sen onu gördün mü?’ diye sordu.

Adam:

−Evet, dedi.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘O halde ben onun namazını kılmam!’ dedi.”

Ebu Davud 2/65, Müslim 3/66, Nesei 1/279, Tirmizi 2/161, İbni Mace 1/465, Hâkim 1/364, Beyhaki 4/19, Tayalisi 779, Ahmed 5/87, 91, 92, 94, 96, 97, 102, 107

İlim ehli bu hususta ihtilaf etmişlerdir. Kimileri, namaz kılan herkesin ve kendisini öldürenin de namazı kılınır demiştir. Bu Süfyan es-Sevri ve İshak (Rahmetullahi Aleyh)’in görüşüdür.

Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi Aleyh) ise:

“Halife, kendisini öldürenin cenaze namazını kılmaz, fakat başka birisi kıldırır demiştir.”

Şeyhu’l-İslam İbni Teymiye (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demektedir:

“Katil, ganimet hırsızı ve borcunu ödeyecek malı bulunmayan borçlunun cenaze namazını bu davranışlardan sakındırmak için cenaze namazını kılmayan kimsenin bu davranışı güzeldir. Şâyet cenaze namazını kılmayıp, ona dua edip böylece her iki maslahatı birarada yapmayak onlardan birisini kaçırmaktan daha uygundur.”

İbni Teymiye el-İhtiyarat 52

3) Zeyd bin Halid (Radiyallahu Anh)’ın, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ganimetten çalan kimsenin cenaze namazını kılmak istememesi ile ilgili hadisi ve ashabına söylediği şu sözleri:

“Arkadaşımızın namazını kılınız!”

Bundan dolayı insanların yüzleri değişti.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Sizin arkadaşınız Allah’ın yolunda cihada çıkmışken ganimetten çaldı!”

Eşyalarını araştırdık, Yahudilere ait iki dirhem etmeyen bir miktar boncuk bulduk.

Muvatta 2/14, Ebu Davud 1/425, Nesei 1/278, İbni Mace 2/197, Hâkim 2/127, Ahmed 4/114, 5/192

5) Borcu karşılığında mal bırakmayan borçlunun da cenaze namazı kılınır.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) önceleri böylelerinin cenaze namazını kılmamıştır. Bu hususta birtakım hadisler vardır.

1) Seleme bin el-Ekva (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanında oturuyorduk, bir cenaze getirildi ve onun namazını kıldır dediler.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Bunun borcu var mı?’ diye sordu.

Sahabeler:

−Hayır, dediler.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Peki, geriye bir şey bıraktı mı?’ diye sordu.

Yine sahabeler:

−Hayır, dediler.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun namazını kıldırdı.

Daha sonra başka bir cenaze getirildi:

−Ey Allah’ın Rasulü! Bunun namazını kıldır dediler.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Borcu var mı?’ diye sordu.

Sahabeler:

−Evet, denilince, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Peki, geriye bir şey bıraktı mı?’ diye sordu.

Onlar:

−Üç dinar bıraktı dediler.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun namazını kıldırdı.

Üçüncü bir cenaze getirildi:

−Ey Allah’ın Rasulü! Bunun namazını kıldır dediler.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Geriye bir şey bıraktı mı?’ diye sordu.

Sahabeler:

−Hayır, dediler.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Peki, borcu var mı?’ diye sordu.

Sahabeler:

−Üç dinar borcu var dediler.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Arkadaşınızın namazını siz kılınız!’ dedi.

Ebu Katade (Radiyallahu Anh) kalkıp dedi ki:

−Ey Allah’ın Rasulü! Sen namazını kıldır, borcunu ben üstleniyorum dedi.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de namazını kıldırdı.”

Başka bir hadiste, Ebu Katade (Radiyallahu Anh):

“Ben onun borcunu ödeyecek olursam, onun cenaze namazını kılar mısın? dedi.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Eğer onun borcunu ödeyecek olursan namazını kılarım’ dedi.

Ebu Katade (Radiyallahu Anh) gidip onun borcunu ödedi.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Üzerindeki borcu ödedin mi?’ diye sordu.

Ebu Katade (Radiyallahu Anh):

−Evet, dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cenaze namazını kıldırdı.”

Buhari 3/368, 369, 374, Ahmed 4/47, 50, 5/297, 300, 302, 304, 311 Nesei 1/278, 378, Tirmizi 2/161, Darimi 2/263, İbni Mace 2/75

2) Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Ben her mü’mine kendi canından daha yakınım. Herkim borç bırakırsa onu ödemek bana aittir. Kim de bir mal bırakırsa mirasçılarına aittir’ buyurdu.”

Ebu Davud 2/85, Nesei 1/278

3) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e önceleri borçlu olan bir ölü getirilince:

‘Borcunu ödeyecek bir şeyler bıraktı mı?’ diye sorardı. Şayet borcunu ödeyecek bir mal bırakmışsa namazını kıldırırdı. Eğer borcunu ödeyecek bir şey bırakmamışsa namazını kıldırmaz ve:

‘Arkadaşınızın namazını siz kılın!’ derdi.

Yüce Allah, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e fetihleri nasib edince:

‘Ben mü’minlere kendi canlarından daha yakınım. Dünyada da, ahirette de dilerseniz, “Nebi mü’minlere kendi canlarından daha yakındır” Ahzab Suresi 6. ayetini okuyunuz! Bundan sonra kim üzerinde borç olduğu halde vefat eder ve borcunu ödeyecek bir şey bırakmazsa onu ödemeyi ben üzerime alıyorum. Kim de geriye bir mal bırakırsa o da mirasçılarına aittir’ buyurdu.”

Buhari 4/376, 9/425, Müslim 5/62, Nesei 1/379, İbni Mace 2/77, Tayalisi 2338, Ahmed 2/290, 399, 453

6) Cenaze namazı kılınmadan defnedilen yahutta bir kısım insanın kılıp, bir kısımının namaz kılmadığı kimsenin kabri üzerinde cenaze namazı kılınabilir.

Ancak ikinci halde imam olacak kimsenin daha önce namazını kılmamış kimselerden olması gerekir. Bu hususta bazı hadisler vardır.

1) Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Bir adam vefat etti. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hasta iken onu ziyarete giderdi, sahabeler geceleyin onu defnettiler. Sabah olunca Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e haber verdiler.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Bana haber vermenizi ne engelledi!?’ diye sordu.

Onlar:

−Gece idi ve karanlık vardı. Seni sıkıntıya sokmak hoşumuza gitmedi dediler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun kabrine gitti, üzerine namaz kıldı.

Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) dedi ki:

Bize imam oldu, bizi de arkasında saf halinde dizdi ve ben de aralarında idim ve dört tekbir getirdi.”

Buhari 3/91, 92, İbni Mace 1/466, Müslim 3/55, 56, Nesei 1/284, Tirmizi 2/148, İbnu’l-Carud Münteka 266, Beyhaki 3/45, 46, Tayalisi 2687, Ahmed 1962, 2554, 3134

2) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Mescidi süpüren, bez parçalarını ve sopaları toplayan siyah bir kadın vardı ve öldü. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu görmeyince birkaç gün sonra kadını sordu.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e, o kadın öldü denilince:

−‘Niye bana haber vermediniz!?’ diye sordu.

Sahabeler:

−Geceleyin öldü ve defnedildi, seni uyandırmak istemedik dediler.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Sanki onlar kadının halini küçümsemiş gibi oldular.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

‘Bana kabrini gösteriniz!’ dedi.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kabrini gösterdiler, kabrine gitti ve üzerine namaz kıldı.”

Başka bir hadiste Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Bu kabirler karanlıkla doludur. Şüphesiz Allah Azze ve Celle benim onlara namaz kılmam sebebiyle o kabirleri onlar için nurlandırmaktadır’ buyurdu.”

Buhari 1/438, 439, 440, 3/159, Müslim 3/56, Ebu Davud 2/68, İbni Mace 1/465, Beyhaki 4/47, Tayalisi 2446, Ahmed 2/353, 388, 406

3) Yezid bin Sabit (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bir gün Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte dışarı çıktık. Baki mezarlığına gelince yeni bir kabir ile karşılaştı. O kabirin kime ait olduğunu sordu. Filan oğullarının azadlı cariyesi filan kadına aittir dediler.

Yezid bin Sabit (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o kadını tanıdı ve şöyle buyurdu:

‘Niçin bana onun öldüğünü haber vermediniz!?’

Sahabeler:

−Öğleyin öldü siz öğle uykusunda ve oruçluydunuz, sizi rahatsız etmek istemedik dediler.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

‘Böyle yapmayınız! Sizden birisi öldü mü mutlaka bana haber veriniz! Çünkü benim ona kıldığım namaz bir rahmettir.’

Sonra kabre gitti, arkasında saf tuttuk ve dört tekbiri cenaze namazı kıldı.”

Nesei 1/284, İbni Mace 1/465, 466, İbni Hibban Mevarid 759, Beyhaki 4/48

4) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabından birisi şöyle rivayet etmiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Müslüman yoksullardan, zayıflardan ve hasta olanların ziyaretine gider, cenazelerinin arkasından yürürdü. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den başkası da onların cenaze namazını kıldırmazdı. Medine ahalisinden yoksul bir kadın hastalandı ve iyleşmedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o kadının komşularına kadını sordu ve onlara şâyet vefat edecek olursa, onu defnetmemelerini ve üzerine namaz kılmak istediğini söyledi.

Bu kadın, geceleyin vefat etti. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), cenaze namazını kılması için getirdiler. Fakat Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yatsı namazından sonra uyumuş olduğunu gördüler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i uykusundan uyandırmak istemedikleri için cenaze namazını kendileri kıldılar, sonra onu kabrine götürdüler.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sabah olunca komşularına kadının durumunu sordu.

Onlar sizi uyandırmak istemediğimiz için biz onu gömdük dediler.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara:

−‘Niye böyle yaptınız!? Haydi gidelim!’ dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte gittiler ve onun kabri başında durdular. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in arkasında cenaze namazı için saf tutar gibi saf oldular. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üzerine namaz kıldı ve cenaze üzerine getirildiği şekilde dört defa tekbir getirdi.”

Beyhaki 4/48, Nesei 1/280, 281

7) Cenaze namazı kılacak kimsenin bulunmadığı bir beldede ölen kimse için Müslümanlardan bir kesim gaib namazı kılarlar.

Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Necaşiye gaib cenaze namazı kıldırmıştır. Bunu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabından bir topluluk biri diğerine göre fazla lafızlar kullanarak rivayet etmişlerdir. Ben ashabın bu husustaki hadislerini topladım, sonra bunları daha faydalı olsun diye tek bir anlatım halinde düzenledim. Burada anlatım Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’ın rivayetine göredir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine’de bulunuyorken insanlara Habeşistan hükümdarı Necaşi’nin vefat ettiğini öldüğü gün insanlara bildirdi ve şöyle dedi:

‘Sizin bir kardeşiniz öldü!’

Başka bir rivayette Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Bugün sizin ülkenizden başka bir yerde Allah’ın Salih bir kulu öldü! Kalkın onun cenaze namazını kılın!’

Sahabeler:

−O kimdir diye sordular?

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Necaşi’ diye buyurdu ve şunları söyledi:

−‘Kardeşiniz için mağfiret dileyiniz!’

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabı ile namazgâha çıktı. Sonra öne geçti sahabeler arkasında saf tuttular. İki saf oldular. Biz de arkasında ölü üzerine cenaze namazı için saf tutulur gibi saf tuttuk ve ölüye namaz kılındığı gibi üzerine namaz kıldık. Cenazenin onun önüne konulmuş olmasından başka bir kanaat düşünülemezdi.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bize imam oldu ve Necaşi’ye gaib cenaze namazı kıldı ve üzerine dört tekbir getirdi.”

Buhari 3/90, 145, 155, 157, Müslim 4/54, Ebu Davud 68, 69, Nesei 1/265, 270, İbni Mace 1/467, Beyhaki 4/49, Tayalisi 2300, Ahmed 2/241, 280, 289, 348, 438, 439, 479, 529

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Bu hadislerde açıkça görüldüğü üzere Necaşi’nin Müslüman olduğuna delil vardır. Bunu şu da desteklemektedir. Necaşi’nin Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in nubuvvetini tasdik ettiğine dair açık ifadeler gelmiş bulunmaktadır.

Ebu Musa el-Eş’ari (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bizlere Necaşi’nin ülkesine gitmemizi emretti. Bu husustaki kıssayı anlattı, onda şu ifadeler de yer almaktadır.

Necaşi dedi ki:

“Şehadet ederim ki o Allah’ın Rasulüdür ve o Meryem oğlu İsa’nın müjdelediği kişidir. Eğer üzerimde şu hükümdarlık görevi olmasaydı, onun yanına gider ve ayakkabılarını taşırdım.”

Ebu Davud, Beyhaki, Tayalisi 346, Ahmed 5/290, 292

Gaib cenaze namazı ile ilgili sözünü ettiğimiz husus hadisin başka bir mana ifade etme ihtimali olmayan bir husustur. Bundan dolayı mezheblerin muhakkik âlimlerinden bir kesim bizden önce bu görüşü tercih etmiş bulunmaktadır. Şimdi bu hususta İbnu’l-Kayyim (Rahmetullahi Aleyh)’in sözlerini size sunmak istiyorum.

İbnu’l-Kayyim (Rahmetullahi Aleyh) şunları söylemektedir:

“Gaib her ölen kişi üzerine namaz kılmak Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uygulaması ve sünnetinden değildi! Gaib olduğu halde ölen pekçok Müslüman olmakla birlikte onların namazlarını kılmamıştır! Fakat Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Necaşi’nin üzerine cenaze namazı kıldığı sahih olarak ondan rivayet edilmiş bulunmaktadır. Bu hususta üç farklı görüş vardır:

1) Her gaib üzerine namaz kılınabileceğine dair ümmet için bir sünnettir. İmam Şafiî ve Ahmed bin Hanbel’in görüşü budur.

2) Ebu Hanife ve İmam Malik bu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e has bir durumdur. Başkasının bunu yapma imkânı yoktur.

3) Şeyhu’l-İslam İbni Teymiye (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demektedir:

“Doğrusu şudur. Gaib bir kimse eğer üzerinde namaz kılınmayan bir beldede ölmüş ise onun gaib cenaze namazı kılınır. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Necaşi’nin namazını kıldığı gibi. Çünkü Necaşi kâfirler arasında ölmüştü ve onun cenaze namazı kılınmamıştı!

Şayet öldüğü yerde cenaze namazı kılınırsa onun üzerine gaib cenaze namazı kılınmaz! Çünkü Müslümanların üzerine namaz kılmaları suretiyle farz kalkmış olmaktadır. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gaibin cenaze namazını kıldığı da olmuştur, terkettiği de olmuştur. Onun yaptığı da, terkettiği de sünnettir. Bunun ele alınacağı yer burası değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. En sahih olanı bu şekildeki açıklama tarzıdır.”

Zadu’l-Mead 205, 206

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Bunu Şafiî mezhebine mensub bazı muhakkikler de tercih etmiştir. El-Hattabi Maalimu’s-Sünen adlı eserinde şunları söylemektedir:

Necaşi, Müslüman bir adamdır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e iman etmiş, O’nun Nebiliğini tasdik etmiştir. Şu kadar var ki o imanını gizliyordu. Müslüman bir kimse öldüğü takdirde diğer Müslümanların onun cenaze namazını kılmaları icab eder. Ancak Necaşi, kâfirlerin arasında idi. Onun yanında üzerine namaz kılmak suretiyle hakkını verecek kimse bulunmuyordu. Bu sebeple Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu işi yapması icab etmiştir.

Çünkü Allah’ın Rasulü, onun velisi ve bütün insanlar arasında o’na en yakın olanıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. İşte bu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in onun üzerinde gıyaben namazını kılmasına sebebtir. Eğer Müslüman, herhangi bir beldede ölür ve onun namazı kılınarak hakkı yerine getirilmiş ise bir başka beldede bulunan kimseler onun üzerinde gıyabi namaz kılmazlar!

Eğer herhangi bir engel ya da bunu önleyen bir mazeret sebebiyle namazının kılınmadığı bilinecek olursa, sünnet, onun namazını kılmaktır. Mesafenin uzaklığı sebebiyle bu terkedilmez! Üzerine namaz kılacak olurlarsa, kıbleye yönelirler. Eğer ölünün bulunduğu belde kıble cihetinde değil ise o şehire doğru yönelmezler!”

60) Kâfirlerin ve münafıkların cenaze namazlarını kılmak, onlar için mağfiret ve rahmet dilemek haramdır!

Münafık: Küfrünü gizleyip, Müslüman olduğunu söyleyendir. Küfürleri ise şeriatın bazı hükümlerini basit görürler ve tenkid ederler. İşte bu gerçeğe Allah (Azze ve Celle) şu ayetiyle işaret etmektedir:

“Yoksa kalblerinde hastalık bulunanlar Allah’ın kinlerini asla meydana çıkarmayacağını mı sandılar!? Eğer dilersek onları elbette sana gösteririz! Sen de onları muhakkak simalarından tanırdın. Yine de sen onları dediklerinden de bilirsin. Allah yaptıklarınızı bilir!”

Muhammed 29, 30

Bu gibi münafıklar çağımızda pek çoktur. Allah yardımcımız olsun! Çünkü Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurmaktadır:

“Onlardan ölen hiçbir kimsenin namazını asla kılma! Kabrinin başında da durma! Çünkü onlar Allah’ı ve Rasulünü inkar ettiler ve fasık olarak öldüler!”

Tevbe 84

Ayetin iniş sebebi şöyledir. Ömer (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Abdullah bin Ubeyy bin Selûl ölünce, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun canaze namazını kılması için çağrıldı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ayağa kalkınca ben ona doğru gittim. Tam karşısında durdum, elbisesinden yakaladım ve şöyle dedim:

−Ey Allah’ın Rasulü! Sen Allah’ın düşmanı Ubeyy bin Selûl’ün namazını mı kıldıracaksın? Hâlbuki o şunları şunları söylemişti! Allah (Azze ve Celle) sana münafıkların cenaze namazını kılmanı yasaklayarak şöyle buyurmadı mı?:

“Onlar için ister mağfiret dile, ister mağfiret dileme sen onlar için yetmiş defa mağfiret dileyecek olsan dahi Allah onlara asla mağfiret etmeyecektir!”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gülümsedi ve:

−‘Önümden çekil! ey Ömer!’ dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ısrarımı arttırınca:

−‘Ben seçim yapmakta serbest bırakıldım, ben de seçim yaptım’ dedi ve şöyle devam etti:

−‘Bana: “Onlar için ister mağfiret dile, ister mağfiret dileme. Onlara yetmiş defa mağfiret dilesen dahi Allah onlara asla mağfiret etmeyecektir!” diye buyuruldu. Şayet eğer yetmiş defadan fazla mağfiret dilediğim takdirde onlara mağfiret edileceğini bilsem yetmişden fazla mağfiret dilerdim.’

Ömer (Radiyallahu Anh):

−O bir münafıktır dedi ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun cenaze namazını kıldırdı. Biz de onunla birlikte kıldık.”

Hafız ibni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle söyledi:

“Ömer (Radiyallahu Anh)’ın onun münafık olduğunu kesin bir ifade ile söylemesi, onun şahid olduğu hallerine binaen idi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in onun sözlerini kabul etmeyip, üzerine cenaze namazı kılması ise zahiren Müslüman olduğu hükmünün gereğini yaptığından ve hükmün zahirini esas kabul ettiğinden dolayı idi.

Ayrıca bu yolla onun oğluna da ikram edilmiş oluyordu. Böylelikle bu uygulamanın uygunluğu ve onun kavmini ısındırmak maslahatı ile ortaya çıkabilecek mefsedetin önlenmesi de gerçekleşmiş oldu. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) işin başında müşriklerin eziyetlerine sabrediyor, affedip geçiyordu. Daha sonra müşriklerle savaşmakla emrolundu. Yine İslamı açığa vuran kimselere karşı affedip bağışlaması devam etti. İsterse içinde gizlediği bundan farklı olsun. Bu da onların kalblerini ısındırmak ve kendisinden uzaklaştırmamak maslahatına binaen idi.

Bundan dolayı Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“İnsanlar, Muhammed ashabını öldürüyor diye konuşmamalı!”

Fetih tahakkuk edip de müşrikler İslama girince kâfirler sayıca azalıp, zelil olunca münafıklara karşı herşeyi açık söylemekle ve onları acı gelen hakkın hükmünü kabul etmeye mecbur etmekle emrolundu. Bilhassa bu durum Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in namazını kılması münafıklar üzerine namaz kılmasını açıkça yasaklayan buyruğun ve bunun dışında onlara karşı yüksek sesle söylemesi emrolunan hususların ayeti inişinden den önce idi. İşte bu açıklamalar ile yüce Allah’a hamdolsun ki bu kıssa ile ilgili olarak görülebilecek müşküller ortadan kalkmaktadır.”

Fethu’l-Bari

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Onun cenaze namazını kabrine gömülmesinden sonra kılmıştır. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emri üzerine kabrinden çıkarıldı ve ona gömleğini giydirdi. İleride 94. meselede geleceği gibi cenazesi ile birlikte yürüdü ve defin işi bitirilinceye kadar kabri başında durdu sonra ayrılıp gitti. Aradan fazla zaman geçmeden Tevbe suresindeki şu iki âyet nazil oldu:

“Onlardan ölen hiçbir kimsenin namazını asla kılma!..” ayetinden itibaren: “Ve fasık olarak öldüler.” ayetine kadar indi.”

Ömer (Radiyallahu Anh) dedi ki:

“Bundan sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah onun ruhunu kabzedinceye kadar hiçbir münafıkın namazını kılmadı, kabri başında durmadı. Daha sonraları o gün Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e karşı cüretkârlığıma şaştım. Doğrusunu en iyi bilen Allah ve Rasuludür.”

Buhari, Nesei, Tirmizi, Ahmed

Müseyyeb bin Hazm (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Ebu Talib’in ölümü yaklaştığı sırada Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanına geldi. Yanında Ebu Cehil ile Abdullah bin Ebi Umeyye’nin de olduğunu gördü.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

‘Amcacığım! Şüphesiz sen insanlar arasında üzerimde hakkı en büyük olansın. Bana en güzel iyiliklerde bulunan sensin. Hatta senin benim üzerimdeki hakkın babamdan da fazladır. O halde ‘La İlahe İllallah’ de. Bu sözü söylediğine dair Allah’ın huzurunda lehine şahitlik edeyim.’

Bu sefer Ebu Cehil ile Abdullah bin Ebi Umeyye şöyle dedi:

−Ey Ebu Talib sen baban Abdulmuttalib’in dininden yüz mü çevireceksin?

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu sözü ona sunmaya devam etti ve o ikisi ona aynı sözleri tekrarlayıp duruyorlardı.

Nihayet Ebu Talib onlara son söz olarak şunu söyledi:

−Abdulmuttalib’in dini üzereyim. La İlahe İllallah demeyi kabul etmedi. Ayrıca şunları söyledi:

−Eğer Kureyş beni bu sözü söylemeye iten ölümün acılarına tahammül edemeyişidir diyerek ayıplamayacak olsalardı, bu sözü söyleyerek senin gönlünü hoş ederdim.

Bu sefer Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−‘Allah’a yemin ederim ki yasaklanmadıkça senin için Allah’tan mağfiret dileyeceğim.’

Bundan sonra Müslümanlar müşrik olarak ölmüş ölülerine mağfiret dilemeye başladılar.

Bu sefer Allah (Azze ve Celle):

“Kendilerinin cehennem ehlinden oldukları iyice belli olduktan sonra akrabaları dahi olsalar müşriklere ne Nebi’nin nede mü’minlerin mağfiret dilemeleri olur şey değildir!” Tevbe 113. ayetini indirdi.

Allah, Ebu Talib hakkında da ayet indirdi:

“Muhakkak ki sen sevdiğini hidayete erdiremezsin! Fakat Allah dilediğine hidayet verir ve O hidayet layık olanları daha iyi bilir.” Kasas 56

Buhari 3/173, 7/154, 8/274, 410, 411, Müslim, Nesei 1/286, Ahmed 5/433, İbni Cerir, Tefsir 1/27

Ali (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bir adamın müşrik olan anne ve babasına mağfiret dilediğini duydum.

Ben:

−Müşrik oldukları halde anne ve babana mağfiret mi diliyorsun? dedim.

Adam:

−İbrahim’de müşrik olduğu halde babası için mağfiret diledi dedi.

Ali (Radiyallahu Anh) dedi ki:

−Bunu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e söyledim.

Bunun üzerine şu ayetler indi:

“Kendilerinin cehennem ehlinden oldukları iyice belli olduktan sonra akrabaları dahi olsalar müşriklere ne Nebi’nin nede mü’minlerin mağfiret dilemeleri olur şey değildir! İbrahim’in babasına mağfiret dilemesi ancak ona verdiği bir sözden dolayı idi. Ama onun Allah’ın düşmanı olduğu açıkça kendisine belli olunca ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim çokça yalvarıp yakaran ve gerçekten yumuşak huylu idi.” Tevbe 113, 114

Nesei 1/286, Tirmizi 4/120, İbni Cerir 11/28, Hâkim 2/335, Ahmed 771, 1085

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Bu şekilde mağfiret dilemeyi Allah (Azze ve Celle) İbrahim Suresinin sonlarında onun duası olarak da bize zikretmiş bulunmaktadır:

“Rabbimiz hesabın görüleceği gün beni ana ve babamı ve bütün iman edenleri bağışla.”

İbrahim 41

Müfessirlerin naklettiklerine göre o bu duayı babasının ölümünden ve Mekke’ye hicret etmesinden sonra yapmıştır. Zaten sözü geçen ayetin son olarak zikredildiği diğer ayetlerin ifadesi de bunu göstermektedir. Buna göre mağfiret dileme ayetinde sözkonusu edilen açıklama yine babasının ölümünden sonra olmuş olmalıdır. Bu da yüce Allah’ın ona hükmü bildirmesi suretiyle olmuştur.”

Suyutî şöyle demektedir:

“İbni Ebi Hatim sahih bir sened ile Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma)’dan şöyle dediğini rivayet etmektedir:

“İbrahim babasına ölene kadar mağfiret dileyip durdu. Babası ölünce artık onun Allah’ın düşmanı olduğunu açıkça gördü ve ona mağfiret dilemez oldu.”

İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şunları söylemektedir:

“Kâfirin cenaze namazını kılmak, onun günahlarının bağışlanması için dua etmek, Kur’an nassı ve icma ile haramdır!”

Nevevi el-Mecmu 258

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Günümüzde bazı Müslümanların kâfirlere rahmet okumalarının Allah’ın onlardan razı olmalarını dilemelerinin ne kadar yanlış olduğu anlaşılmaktadır. Günümüzde gazete ve dergi sahibleri bunu çokça yapmaktadırlar.”

61) Farz namazlarda cemaat vacib olduğu gibi cenaze namazında da cemaat vacibtir.

Bunun iki delili vardır.

Birinci Delil:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu şekilde cemaate devam etmesidir.

İkinci Delil:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

“Beni nasıl namaz kılıyor gördüyseniz, siz de öylece namaz kılınız!” buyruğudur.

Buhari

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in mübarek hayatı boyunca ısrarla devam ettiği bir hususu terketmemiz caiz değildir!

İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şunları söylemektedir:

“Müslümanların icması, cenaze namazının cemaatle kılınmasıdır.”

Nevevi el-Mecmu 314

62) Cenaze namazı için cemaat olabilecek kişi sayısı.

Üç kişidir. Ebu Talha (Radiyallahu Anh), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i Ömer bin Ebi Talha’nın vefat ettiğinde cenaze namazını kılması için çağırdı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanına gitti ve evlerinde onun cenaze namazını kıldı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öne geçti, Ebu Talha onun arkasında idi. Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha)’da Ebu Talha’nın arkasında idi. Beraberlerinde başka kimse de yoktu.

Hâkim 1/365, Beyhaki 4/30, 31

63) Cemaat çoğaldıkça ölü için daha faziletli ve daha faydalı olur.

Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Herhangi bir ölüye Müslümanlardan sayısı yüze ulaşan bir topluluk cenaze namazı kılar ve hepsi de ona şefaat dileyecek olurlarsa mutlaka onun hakkındaki şefaatleri kabul olunur.”

Başka bir hadisde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Ona mağfiret olunur.”

Müslim 3/53, Nesei 1/281, 282, Tirmizi 2/143, 144, Beyhaki 4/30, Tayalisi 1526, Ahmed 6/32, 40, 97, 231

Müslüman olmaları ve tevhidlerine şirkin herhangi bir şekilde bulaşmadığı takdirde namaz kılanların sayısının yüzden aşağı olmaları halinde bile ölüye mağfiret edilebilir. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Bir Müslüman ölür de ona Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmayan kırk kişi cenaze namazı kılarsa, mutlaka Allah, onların onun hakkındaki şefaatini kabul eder.”

Müslim, Ebu Davud 2/64, İbni Mace, Beyhaki, Nesei, Ahmed 6/331, 334, 2509

64) İmamın arkasında üç saf ve daha fazla saf olarak dizilmeleri müstehabtır.

Şevkâni şöyle demektedir:

“Saf denilebilecek asgari sayı iki erkektir. Azamisinin sınırı yoktur.”

Bu hususta iki hadis vardır.

Birincisi Hadis:

Ebu Umame (Radiyallahu Anh)’den gelen şu rivayettir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beraberinde yedi kişi bulunduğu halde bir cenaze namazını kıldı. Bunların üçünü bir saf, ikisini bir saf, diğer ikisini bir saf halinde dizdi.”

Taberani Kebir 7785, Heysemi Mecmau’z-Zevaid 3/432

İkinci Hadis:

Malik bin Zübeyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Bir Müslüman ölür de ona Müslümanlardan üç saf olarak cenaze namazı kılacak olursa, mutlaka ona mağfiret olunur’ buyurdu.”

Mersed bin Abdullah el-Yezeni dedi ki:

“Bundan dolayı Malik cenaze sahiblerinin sayısını az gördüğü takdirde onları bu hadis sebebiyle üç safa ayırırdı.”

Ebu Davud 2/63, Tirmizi 2/143, İbni Mace 1/454, İbni Sad 7/420, Taberani 19/258, 665, Ebu Ya’la 6831, Hâkim 1/362, 363, Beyhaki 4/30, Ahmed 4/79

65) Eğer imam ile birlikte bir kişi olursa, diğer namazlarda sünnet olduğu şekilde onun hizasında durmaz. Aksine imamın arkasında durur!

Ebu Talha (Radiyallahu Anh), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i Ömer bin Ebi Talha’nın vefat ettiğinde cenaze namazını kılması için çağırdı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanına gitti ve evlerinde onun cenaze namazını kıldı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öne geçti, Ebu Talha onun arkasında idi. Ümmü Süleym (Radiyallahu Anha)’da Ebu Talha’nın arkasında idi. Beraberlerinde başka kimse de yoktu.

Hâkim 1/365, Beyhaki 4/30, 31

66) Vali ya da onun vekili ölenin velisinden daha çok cenaze namazına imam olma hakkına sahibtir.

Çünkü Ebu Hazım (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği hadiste şöyle demektedir:

“Ben, Ali (Radiyallahu Anh)’ın oğlu Hasan’ın öldüğü gün ordaydım. Kardeşi Hüseyn (Radiyallahu Anh) Said bin As’a:

Haydi, öne geçde cenaze namazını kıldır! Eğer bu sünnet olmasaydı, seni öne geçirmezdim! dedi.”

Not: Said bin As (Radiyallahu Anh), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i görmüştür. Dokuz yaşında iken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat etti. Halim ve vakur sahibi birisi idi. Kureyş’in eşrafındandı. Osman (Radiyallahu Anh)’a mushafı yazanlardan birisi idi.

Hâkim 3/171, Bezzar Keşfu’l-Estar 814, Taberani Mucemu’l-Kebir 3/148/2912, 2913, Beyhaki 4/28

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in oğlu (torunu) için onu gömeceğiniz toprak hususunda lafı gereksiz yere uzatıyorsunuz. Ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i şöyle derken işittim:

“O ikisini seven beni de sever! O ikisine buğzeden bana da buğzeder!”

Ahmed 2/531

68) Erkek ve kadınlardan oluşan birkaç cenaze birarada bulunacak olursa, hepsi için bir cenaze namazı kılınır.

Erkeklerin yaşları küçük olsalar dahi imama yakın koyulur. Kadınların cenazeleri ise kıble tarafında bırakılır. Bu hususta bazı hadisler vardır.

Birinci Hadis:

Nafi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma), dokuz cenaze üzerine bir defa cenaze namazı kıldırdı. Erkekleri imama yakın, kadınları da kıble tarafına yakın yerleştirdi. Kadınların cenazelerini tek bir saf yaptı. Ali (Radiyallahu Anh)’ın kızı ve Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh)’ın hanımı olan Ümmü Külsum’un cenazesi ile Zeyd adındaki bir oğlu ile birlikte konuldular.

İmam o gün Said bin As idi. İnsanlar arasında da Abdullah ibni Abbas, Ebu Hureyre, Ebu Said ve Ebu Katade (Radiyallahu Anhum) vardı. Çocuğu imama yakın yerde koydu.

Bir adam:

−Ben bunu uygun görmedim. Bunun için Abdullah ibni Abbas, Ebu Hureyre, Ebu Said ve Ebu Katade (Radiyallahu Anhum)’a baktım ve:

−Bu da ne diye sordum?

Onlar:

−Bu sünnettir, dediler.”

Abdurrezzak 3/465/6337, Nesei 1/280, İbnu’l-Carud Münteka 267, 268, Darakudni 194, Beyhaki 4/33

İkinci Hadis:

Haris bin Nevfel’in sahibi Ammar’dan şöyle rivayet edilmiştir:

“Ben, Ümmü Külsum ile oğlunun cenazesinde bulundu. Ümmü Külsum’ün oğlu imama yakın yerleştirildi. Kadın ise onun arkasına yerleştirildi ve Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) ikisinin üzerine bir cenaze namazı kıldı. Ben buna karşı çıktım. Cemaatin arasında Abdullah ibni Abbas, Ebu Said el-Hudri, Ebu Katade ve Ebu Hureyre (Radiyallahu Anhum)’da vardı. Onlara bu hususu sordum. Onlar bu sünnettir, dediler.”

Ebu Davud 2/66, Beyhaki 4/33, Nesei 1/280

69) Her bir cenazeye ayrı ayrı cenaze namazı kılmak da caizdir.

Çünkü aslolan budur. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de Uhud şehidlerine böyle namaz kıldırmıştır.

Bu hususta iki hadis vardır:

Birinci Hadis:

Abdullah bin Zübeyr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Uhud günü Hamza (Radiyallahu Anh)’ın üzerinin örtülmesini emretti ve bir burde ile örtüldü. Sonra dokuz tekbirli cenaze namazı kıldı. Daha sonra diğer şehidler getirildi. Sıraya diziliyorlar, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de onlarla birlikte Hamza (Radiyallahu Anh)’ın üzerine namaz kılıyordu.”

Tahavi Maani’l-Asar 1/290

İkinci Hadis:

Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Hamza (Radiyallahu Anh)’ın cenazesi başında durdu kıbleye doğru yerleştirilmesini emretti. Sonra dokuz tekbir getirerek cenaze namazı kıldı. Sonra diğer şehidler Hamza (Radiyallahu Anh)’ın yanına getirildi. Önüne bir şehid getirildikçe Hamza’nın yanına konuldu. Üzerine ve diğer şehidler üzerine onunla birlikte namaz kıldı. Nihayet hem onun üzerine, hem diğer şehidler üzerine yetmişiki defa namaz kıldı.”

Taberani Mucemu’l-Kebir 3/107, 108, Hafız İbni Hacer Telhis 5/153, 154

İmam Nevevi şöyle dedi:

“Âlimler herkes için ayrı bir namaz kılmanın daha faziletli olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Ancak et-Tetimme adlı eserin sahibi efdal olanın hepsi üzerine bir defada namaz kılınması olduğunu ifade etmiştir. Çünkü bu şekilde defin işi çabuklaştırılmış olur ve bu emrolunmuş bir husustur. Ancak genelin görüşü birincisidir çünkü daha çok uygulanan odur. Kabul edilme ihtimali daha yüksek olan da o uygulamadır. Ayrıca bu fazla bir gecikme sayılmaz doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.”

Nevevi el-Mecmu 225

71) Cenaze namazını mescidde kılmak caizdir.

Çünkü Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

“Sad bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh) vefat ettiğinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hanımları onun cenazesini mescide getirilmesini ve cenaze namazının mescidde kılınacağını bir haberciyle bildirdiler. Sad bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh)’ın yakınları bu şekilde yaptılar. Sad bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh)’ın cenazesini Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hanımlarının hücreleri önüne bıraktılar, onlar da üzerine namaz kıldılar. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hanımlarına insanların bu davranışı ayıpladıkları ve bu bir bid’attır! Cenazeler hiçbir şekilde mescide sokulmuyordu dediklerini haber aldılar.

Bu durum Aişe (Radiyallahu Anha)’ya ulaşınca şöyle dedi:

İnsanlar hakkında bilgileri olmadık hususlarda ayıplamaya kalkışmakta ne kadar da çabuk davranıyorlar. Onlar mescide bir cenaze getirilmesinden dolayı bizi ayıpladılar. Allah’a yemin olsun ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Süheyl bin Beyda ve kardeşi üzerine mescidin içinden başka bir yerde cenaze namazı kılmadı!”

Müslim 3/63, Beyhaki 4/51

72) Efdal olan cenaze namazının cenazeler için hazırlanmış bir yerde kılınmasıdır.

Nitekim Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) döneminde durum böyle idi. Bu hususta bazı hadisler vardır.

Birinci Hadis:

Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Yahudiler, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kendilerinden olan ve zina etmiş bir erkek ve bir kadın getirdiler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in verdiği emir üzerine mescidin yanındaki cenaze namazı kılınan yere yakın bir yerde recm edildiler.”

İbni Hace Fethu’l-Bari’de şunları söylemektedir:

“Cenazelerin namaz kılındığı yer Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in mescidinin doğu tarafına bitişik idi.”

Bir başka yerde ise şunları söylemiştir:

“Musalla yani cenaze namazlarının kılındığı yer, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bayram namazlarını kıldırdığı yer idi. Buda Baki tarafında bulunuyordu.”

Buhari 3/155

İkinci Hadis:

Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bizden bir adam öldü. Onu yıkadık ve Makam-ı Cibril yakınındaki yere koyduk. Daha sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e cenaze namazını kıldırması için haber verdik. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de bizimle birlikte geldi ve cenaze namazı kıldırdı...”

Hâkim

Üçüncü Hadis:

Muhammed bin Abdullah bin Cahş (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bizler mescidin avlusunda cenazelerin konulduğu yerde oturuyorduk…”

Ahmed 5/289, Hâkim 2/24, Münziri Terğib 3/34, İbni Ebi Hatim 4/2/429, 430, Heysemi Mecmau’z-Zevaid 4/127, İbni Hibban es-Sikat 5/570

Dördüncü Hadis:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kim bir cenaze üzerine mescidde namaz kılacak olursa, onun için ecir olarak hiçbir şey yoktur!”

Albânî Es-Silsiletu’l-Ahadiysi’s-Sahiha 2352

Bununla birlikte cenaze namazının mescidde kılınmasının caiz olduğunu da söylüyoruz. Çünkü Aişe (Radiyallahu Anha)’nın rivayet ettiği hadis bunu ifade etmektedir. Bu hadisteki olayı istisnai bir durum sebebiyle yorumlamak uzak bir ihtimaldir! Çünkü durum böyle olsaydı, Aişe (Radiyallahu Anha) ve beraberindeki diğer mü’minlerin anneleri için bu durum gizli kalmazdı!

72) Cenaze namazının kabirler arasında kılınması caiz değildir.

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiğine göre:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabirlerin arasında cenaze namazı kılınmasını yasakladı!”

İbnu’l-Arabi Mucem 235/1, Taberani Mucemu’l-Evsad 1/80/2, Makdisi Ahadiysu’l-Muhtare, Heysemi Mecmau’z-Zevaid 3/36

73) İmam, erkeğin baştarafına, kadının da orta tarafına durur.

Bu hususta iki hadis vardır.

Birincisi Hadis:

Ebu Galib Hayyat şöyle dedi:

“Enes bin Malik (Radiyallahu Anh)’ı bir kimsenin cenaze namazını kılarken gördüm. Cenazenin başı hizasında durdu. Cenazeyi kaldırıp götürdüklerinde, Kureyş veya Ensar’dan bir kadının cenazesi getirildi.

Enes (Radiyallahu Anh)’a:

−Ya Eba Hamza! Bu falancanın kızı falandır; onun cenaze namazını kılsan, denildi.

Enes (Radiyallahu Anh)’da onun orta tarafında durdu ve cenaze namazını kıldırdı. O anda aramızda Âlâ bin Ziyâd Adevi bulunuyordu.

Enes (Radiyallahu Anh)’ı erkek ve kadının cenaze namazını kıldırırken değişik yerlerde duruşunu gördü ve:

−Ya Eba Hamza! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i cenaze namazını bu şekilde mi kıldırdığını gördün dedi? Enes (Radiyallahu Anh):

−Evet, dedi.

Âlâ bize dönerek bu ameli ezberleyin, dedi.”

Ebu Davud 2/66, 67, Tirmizi 2/146, İbni Mace, Tahavi 1/283, Beyhaki 4/32, Tayalisi 2149, Ahmed 3/118, 204

İkinci Hadis

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) lohusa iken ölen Ümmü Kâb’ın cenaze namazını kıldı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadının orta hizasında durdu.”

Abdurrezzak 3/468, Buhari 3/156, 157, Müslim 3/60, Ebu Davud 2/67, Nesei 1/280, Tirmizi 27147, İbni Mace 1/455, İbnu’l-Carud 267, Tahavi 1/283, Beyhaki 4/34, Tayalisi 902, Ahmed 5/14, 19

74) Cenaze namazında dört, beş, altı, yedi, dokuz tekbir alır.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunların hepsini yapmıştır. Hangisi yapılırsa yeterli olur. Fakat sünnete uygun olan, bazen dört, bazen beş, bazen altı, bazen yedi ve bazen de dokuz tekbir almaktır. Eğer mutlaka bunlardan birine bağlı kalmak isteniyorsa dört tekbire bağlı kalır. Çünkü bu husustaki hadisler daha fazladır.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize imam oldu ve Necaşi’ye dört tekbirli gaib cenaze namazı kıldı.”

Buhari 3/90, 145, 155, 157, Müslim 3/54, Ebu Davud 2/68, 69, Nesei 1/265, 270, İbni Mace 1/467, Beyhaki 4/49, Tayalisi 2300, Ahmed 2/241, 280, 289, 348, 438, 439, 479, 529

Abdurrahman bin Ebi Leyla (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

“Zeyd bin Erkam (Radiyallahu Anh) bizim cenazelerimiz üzerine dört tekbir alırdı. Başka bir cenaze namazında ise beş tekbir getirdi.

Ben ona sordum da şöyle dedi:

−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu şekilde tekbir getirirdi…”

Müslim 3/56, Ebu Davud 2/67, 68, Nesei 1/281, Tirmizi 2/140, İbni Mace 1/458, Tahavi 1/285, Beyhaki 4/36, Tayalisi 674, Ahmed 4/367, 368, 372, Darakudni 191, 192

Abdullah bin Muğaffel (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

“Ali bin Ebi Talib (Radiyallahu Anh) Sehl bin Huneyf (Radiyallahu Anh)’ın cenaze namazını kıldırdı. Üzerine altı tekbir getirdi.

Sonra bize dönerek:

O Bedir’e katılmış birisi idi dedi.”

Şabi dedi ki:

“Alkame Şam’dan geldi. Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh)’a şöyle dedi:

Şam’da bulunan kardeşlerin kıldırdıkları cenaze namazları üzerine beş tekbir getiriyorlar. Sen bize belli bir sayı tesbit etsende bu hususta biz de sana uysak.

Abdullah (Radiyallahu Anh) bir süre başını önüne eğdi, bir şey söylemedi.

Sonra dedi ki:

Siz onların namazlarını kıldıran imamlarınızın getirdikleri tekbir sayısınca siz de tekbir getiriniz…”

Abdulhayr şöyle demiştir:

“Ali (Radiyallahu Anh) Bedir’e katılanlar üzerine altı tekbir, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabı üzerine beş tekbir, diğer insanlar üzerine ise dört tekbir getirirdi.”

Tahavi, Darakudni 191, Beyhaki 4/37

Musa bin Abdullah bin Yezid şöyle dedi:

“Ali (Radiyallahu Anh), Ebu Katade (Radiyallahu Anh) üzerine namaz kıldı ve yedi tekbir getirdi.

Ebu Katade, Bedir’e katılmışlardandı.”

Tahavi, Beyhaki 4/36

Abdullah bin Zübeyr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Uhud günü Hamza (Radiyallahu Anh)’nın üzerinin örtülmesini emretti ve bir burde ile örtüldü. Sonra dokuz tekbirli cenaze namazı kıldı. Daha sonra diğer şehidler getirildi. Sıraya diziliyorlar, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de onlarla birlikte Hamza (Radiyallahu Anh)’ın üzerine namaz kılıyordu.”

Tahavi Maani’l-Asar 1/290

75) Birinci tekbirde ellerin kaldırması meşrudur.

Bu hususta iki hadis vardır.

Birincisi Hadis:

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir cenazeye (namaz kılmak için) tekbir aldı ve ilk tekbirde ellerini kaldırdı. Sonra sağ elini sol elinin üzerine koydu.”

Tirmizi 2/165, Darakudni 192, Beyhaki 284

İkinci Hadis:

Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cenaze namazda ellerini ilk tekbirde kaldırır, sonra tekrar etmezdi.”

Darakudni

İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şunları söylemektedir:

“İbnu’l-Münzir el-İşraf ve el-İcma adlı kitablarında şöyle diyor:

İlk tekbirde ellerini kaldıracağı hususunda icma etmişlerdir, fakat diğerlerinde ihtilaf etmişlerdir!”

Nevevi el-Mecmu 232

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Birinci tekbirin dışında elleri kaldırmanın meşruiyetine delalet eden herhangi bir şey sünnette bulamadım! Bundan dolayı bunun meşru olmadığı görüşündeyiz! Hanefilerle başkalarının benimsediği görüş de budur.

Şevkâni ve diğer âlimler de bunu tercih etmişlerdir. İbni Hazm da bunu benimseyerek şunları söylemektedir:

“Elleri kaldırmaya gelince yalnızca birinci tekbir dışında Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in cenaze namazı tekbirlerinin herhangi birisinde ellerini kaldırdığına dair hiçbir rivayet gelmemiştir! O halde bunu yapmak caiz olamaz! Çünkü bu hakkında nass gelmedik bir işi namazda yapmaktır. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den gelen rivayet sadece onun her eğilip kalkmada tekbir getirip ellerini kaldırdığıdır. Cenaze namazında ise eğilip kalkmak yoktur!

76) Daha sonra sağ elini sol elinin üzerine koyar ve göğsü üzerinde bağlar.

Bu hususta birtakım hadisler vardır.

Birinci Hadis:

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir cenazeye (namaz kılmak için) tekbir aldı ve ilk tekbirde ellerini kaldırdı. Sonra sağ elini sol elinin üzerine koydu.”

Tirmizi 2/165, Darakudni 192, Beyhaki 284

İkinci Hadis:

Sehr bin Sad (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“İnsanlar namaz kıldıklarında sağ ellerini, sol elinin üzerine koymakla emrolunurlardı.”

İmam Malik Muvatta 1/174 Buhari 2/178, Ahmed 5/336, Beyhaki 2/28

Üçüncü Hadis:

Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Biz Nebiler topluluğu oruç açmakta elimizi çabuk tutmak, sahuru geciktirmek ve namazda sağ ellerimizi, sol ellerimizin üzerine koymakla emrolunmuşuzdur!’ buyurdu.”

İbni Hibban 885, Taberani Kebir 10851, Makdisi el-Muhtare 63/10/2

Dördüncü Hadis:

Taus şöyle demiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazda iken sağ elini sol eli üzerine koyar, sonra onları göğsü üzerinde bağlardı.”

Ebu Davud 1/121

Vail bin Hucur (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i sağ elini, sol elinin üzerine koyduğunu sonra da her ikisini göğsü üzerine koyduğunu görmüştür.”

İbni Huzeyme, Beyhaki Sünen 2/30

Kabisa bin Ğulb’un babasından şöyle demiştir:

“Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i …Elini göğsü üzerine koyduğunu gördüm...”

Ahmed 5/226

77) Daha sonra birinci tekbirin akabinde Fatiha ve bir sure okur.

Direkt Fatiha’ya başlamak subhaneke ve benzeri duaları okumanın meşru olmadığına delalet eder! Şafîlerin ve başkalarının görüşüdür. Ebu Davud Mesail 153’de şunları söylemektedir:

“Ben, İmam Ahmed’e cenaze namazına subhaneke ile başlayan kişi hakkında soru sorulurken dinledim.

O:

−Ben böyle bir şey duymadım! diye cevap verdi.”

Talha bin Abdullah bin Avf şöyle dedi:

“Ben, Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma)’nın arkasında cenaze namazı kıldım. Fatiha ve bir sure okudu. Bize işittirmek için sesini yükseltti. Namazını bitirince elini tuttum ve ona sordum.

Dedi ki:

−Sesimi yükseltmemin sebebi bunun bir sünnettir, bir rivayettede:

−Bir hak olduğunu bilmeniz içindir.”

Buhari 3/158, Ebu Davud 2/68, Nesei 1/281, Tirmizi 2/142, İbnu’l-Carud Münteka 264, Darakudni 191, Hâkim 1/358, 386

78) Okumayı gizli yapar.

Çünkü Ebu Umame bin Sehb (Radiyallahu Anh) rivayet ettiği hadiste şöyle demiştir:

“Cenaze namazında sünnet olan birinci tekbirden sonra Fatiha’yı gizlice okuması, sonra üç tekbir getirmesi, sonuncusundan az sonra da selam vermesidir.”

Nesei

79) Daha sonra ikinci tekbiri alır, Salli ve Barik dualarını okur.

Ebu Umeyye’nin rivayet ettiği ve az önce zikredilen hadise göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabından bir adam kendisine şunu haber vermiştir:

“Cenaze namazı kılmakta sünnet, imamın tekbir getirmesi, sonra birinci tekbirin akabinde gizlice Fatiha suresini okuması, sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e salâvat getirmesi, sonra üçüncü tekbirde cenazeye ihlâs ve samimiyetle dua etmesidir. Bunların hiçbirisinde Kur’an okumaz! Sonra bitirince sağına ve sünnete uygun olan arkasında bulunanların da imamlarının yaptığı gibi yapmasıdır. Kendi kendisine gizlice selam verir.”

İmam Şafiî (Rahmetullahi Aleyh) dedi ki:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabı, Allah’ın izniyle Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünneti dışında hiçbir şey için sünnet ve hak tabirini kullanmazlar!”

Şafiî el-Um 1/239, 240, Beyhaki 4/39, İbnu’l-Carud 265, Hâkim 1/360

Cenaze namazında Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e getirilecek salâvat ifadelerine gelince, bu husustaki sahih hadisler arasında herhangi bir şey tesbit edemedim! Açıkça görüldüğü kadarıyla cenaze de salâvat için özel bir şekil bulunmamaktadır! Bunun yerine farz namazdaki teşehhüd hakkında sabit olan şekillerden birisi okunur.

80) Daha sonra diğer tekbirleri alır ve bunlardan sonra ölüye samimi olarak dua eder.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle demiştir:

“Ölü üzerine namaz kıldığınız vakit ona ihlâsla dua ediniz!”

Ebu Davud 2/68, İbni Mace 1/456, İbni Hibban Mevarid 745, Beyhaki 4/40

81) Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olmuş duaların birini okur.

Ben bu dualardan dört tanesini tesbit edebildim.

Birinci Dua:

Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir cenaze üzerine namaz kıldırdı. O’nun duasından şunları ezberledim:

اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ، وَارْحَمْهُ، وَعاَفِهِ، وَاعْفُ عَنْهُ، وَأَكْرِمْ نُزُلَهُ، وَوَسِّعْ مُدْخَلَهُ، وَاغْسِلْهُ بِالْماَءِ وَالثَّلْجِ وَالْبَرَدِ، وَنَقِّهِ مِنَ الْخَطاَياَ كَماَ نَقَّيْتَ الثَّوْبَ الْاَبْيَضَ مِنَ الدَّنَسِ، وَابْدِلْهُ داَراً خَيْراً مِنْ داَرِهِ، وَاَهْلاً خَيْراً مِنْ اَهْلِهِ، وَزَوْجاً خَيْراً مِنْ زَوْجِهِ، وَاَدْخِلْهُ الْجَنَّةَ وَاَعِذْهُ مِنْ عَذاَبِ الناَّرِ

‘Allahummağfir Lehu Verhamhu Ve Âfihî Vağfu Anhu Ve Ekrim Nuzulehû Ve Vessiğ Mudhalehu Vağsilhu Bilmâi Vesselci Velberedi Ve Nakkihî Minel Hatâyâ Kemâ Nakkayte’s-Sevbe’l-Ebyada Mineddenesi Ve Ebdilhu Daren Hayran Min Dârihi Ve Ehlen Hayran Min Ehlihi Ve Zevcen Hayran Min Zevcihi Ve Edhilhu Cennete Ve Eizhu Min Azâbinnâri.”

Duanın Manası:

“Allah’ım! Ona mağfiret et, ona merhamet eyle, ona afiyet ver, onu affet, ona konaklayacağı yerde ikram et, gireceği yeri genişlet, su, kar ve dolu ile onu yıka, onu günahlardan beyaz elbiseyi kirden arındırdığın ğibi arındır. Ona şimdiki yurdundan daha hayırlı bir yurt, ailesinden daha hayırlı bir aile, eşinden daha hayırlı bir eş ver. Onu cennete girdir ve onu cehennem ateşininden koru.”

Ravi, Avf bin Malik (Radiyallahu Anh):

Bu duayı işitince keşke bu ölünün yerinde ben olsaydım diye temenni ettim dedi.

Müslim 3/59, 60, Nesei 1/271, İbni Mace 1/481, İbnu’l-Carud 264, 265, Beyhaki 4/40, Tayalisi 999, Ahmed 6/23, 28

İkinci Dua:

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir cenaze üzerine cenaze namazı kılduğı zaman, ona:

اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِحَيِّناَ وَمَيِّتِناَ وَشاَهِدِناَ وَغاَئِبِناَ وَصَغِيرِناَ وَكَبِيرِناَ وَذَكَرِناَ وَأُنْثاَناَ. اَللَّهُمَّ مَنْ أَحْيَيْتَهُ مِناَّ فَأَحْيِهِ عَلَى اْلإِسْلاَمِ، وَمَنْ تَوَفَّيْتَهُ مِناَّ فَتَوَفَّهُ عَلَى اْلإِيماَنْ. اَللَّهُمَّ لاَ تَحْرِمْناَ أَجْرَهُ وَلاَ تُضِلَّناَ بَعْدَهْ

‘Allahummeğfir Li Hayyınâ Ve Meyyitinâ Ve Şâhidinâ Ve Gâibinâ Ve Sagîrinâ Ve Kebîrinâ Ve Zekerinâ Ve Unsânâ. Allahumme! Men Ehyeytehu Minna Fe Ehyihi Ale’l-İslam Ve Men Teveffeytehu Minna Fe Teveffehu Ale’l-İman. Allahumme! Lâ Tahrimnâ Ecrehu Ve Lâ Tudillenâ Bağdehu’ şeklinde dua ediyordu.”

Duanın Manası:

“Allah’ım! Yaşayanımıza da, ölmüşümüze de, hazır bulunanımıza da, bulunmayanımıza da, küçüğümüze de, büyüğümüze de, erkeğimize de, kadınımıza de mağfiret et. Allah’ım! Bizden kimi hayatta bırakırsan İslam üzere yaşat. Bizden kimin de canını alırsan iman üzere canını al. Allah’ım! Bunun ecrinden bizi mahrum bırakmak, ondan sonra da bizi saptırma.”

İbni Mace 1/456, Beyhaki 4/41

Üçüncü Dua:

Vâsile bin Esaka (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cenaze namazı kıldırdı ve şöyle dua etti:

اللَّهُمَّ اِنَّ فِي ذِمَّتِكَ، وَحَبْلِ جِواَرِكَ، فَقِهْ مِنْ فِتْنَةِ الْقَبْرِ وَعَذاَبِ الناَّرِ، وَاَنْتَ اَهْلُ الْوَفاَءِ وَالْحَقُّ، فَاغْفِرْ لَهُ وَارْحَمْهُ، اِنَّكَ اَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيمْ

‘Allah’ım! Şüphesiz filan oğlu filan senin zimmetinde, senin himayende bulunuyor. Sen onu kabir azabından, ateş azabından koru, sen vefa ve hak ehli olansın. Ona mağfiret et, ona rahmet ihsan eyle. Şüphesiz ki sen çok mağfiret edensin, çok merhametlisin’ buyurdu.”

Ebu Davud 2/68, İbni Mace 1/456, İbni Hibban Sahih 758, Ahmed 3/471

Dördüncü Dua:

Yezid bin Rukane bin Muttalib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cenaze namazı kılmak üzere cenazenin başında durduğunda şöyle derdi:

‘Allah’ım! Kulun senin rahmetine muhtaçtır. Senin onu azablandırmaya ihtiyacın yok. Eğer iyilik yapan birisi ise sen onun iyiliğini arttır eğer kötülük yapan birisi ise sen onu affet.’

Sonra yüce Allah’ın dua etmesini dilediği kadar dua ederdi.”

Taberani Mucemu’l-Kebir 22/249, 647, Hâkim 1/359

Said el-Makburi Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’a sen cenaze namazını nasıl kılarsın? diye sordu.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

−Allah’a yemin ederim ki, cenazeye ailesinin yanından katılırım. Musalla taşına konulduğu vakit tekbir alırım, Allah’a hamdederim, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e salât ve selam getiririm sonra şöyle derim:

“Allah’ım! Bu senin kulundur, senin erkek ve kadın kulunun oğludur. O senden başka hiçbir ilah olmadığına, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in senin kulun ve Rasulün olduğuna şehadet ediyordu. Onu en iyi bilen sensin. Allah’ım eğer ihsan eden birisi ise sen onun hasenatını arttır eğer kötülük işlemiş birisi ise sen onun kötülüklerini bağışla. Allah’ım! Onun ecrinden bizi mahrum bırakma, ondan sonra bizi fitneye maruz kılma.”

Malik 1/227, Muhammed Bin el-Hasen 164, 165, İsmail el-Kadi, Fadlu’s-Salat

83) Son tekbir ile selam vermek arasında dua meşrudur.

Abdullah bin Ebi Evfa (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Ben onun bir cenaze üzerine dört defa tekbir getirdiğini gördüm.

Sonra bir süre durdu ve dedi ki:

Benim beş defa tekbir getireceğimi mi zannettiniz.

Onlar:

−Hayır, dediler.

Şöyle dedi:

−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dört defa tekbir alırdı, sonra bir süre durur ve Allah’ın söylemesini dilediği şeyleri söylerdi, sonra da selam verirdi.”

Beyhaki 4/35, Beyhaki 4/42, 43, İbni Mace 1/457, Hâkim 1/360, Ahmed 3/383

Şevkâni (Rahmetullahi Aleyh) şunları söylemektedir:

“Şâyet cenaze namazı kılınan çocuk ise namaz kılanın:

Allah’ım! Sen bunu bize bir geçmiş, bizden önce gidip ecre vesile olan birisi kıl, demesi müstehabtır.”

Beyhaki

83) Daha sonra farz namazda olduğu ğibi sağına ve soluna selam verir.

Abdullah bin Mesud (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yaptığı fakat insanların terkettiği üç haslet vardır.

Birisi cenaze namazında tıpkı namazda selam gibi selam vermektir.”

Müslim’in sahih’inde ve başka eserlerde Abdullah bin Mesud (Radiyallahu Anhuma)’dan sabit olduğuna göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazda iki defa selam verirdi. İşte bu onun birinci hadiste söylediği:

“Namazdaki selam vermek gibi” ifadesinden maksadın ne olduğunu açıklamaktadır ki bu da bilinen iki selamdır. Bununla birlikte onun selamı namaza izafe etmesi ile yine tek bir defa selam veriyordu demek istemiş olma ihtimali de vardır.

Çünkü bu da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in namazdaki sünnetinden idi. Yani Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kimi zaman iki defa selam verir, kimi zaman bir defa selam verirdi.

Fakat iki defa selam vermesi daha çok oluyordu. Böyle bir ihtimal uzak bir ihtimaldir. Çünkü tek bir selam vermek her ne kadar Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sabit ise de bunu Abdullah bin Mesud (Radiyallahu Anhuma) rivayet etmemiştir. Dolayısıyla tek bir selam vermenin sözü geçen:

“Namazdaki selam gibi” ifadesinin kapsamına girebilme ihtimali açık değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

Beyhaki 4/43

Abdullah bin Ebi Evfa (Radiyallahu Anh) kızının cenaze namazını kılmak üzere bize imam oldu. Bir süre durdu. O kadar ki biz onun beş defa tekbir getireceğini zannettik. Daha sonra sağına ve soluna selam verdi. Namazı bitirince ona bu neydi diye sorduk o şöyle dedi:

−“Ben size Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yaptığını gördüğümden fazlasını göstermiyorum Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) böyle yaptı dedi.”

Beyhaki 4/43

84) Bir defa selam vermek de caizdir.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir cenaze üzerine namaz kıldırdı ve dört tekbir aldı sonra bir defa selam verdi.”

İmam Hâkim şöyle demektedir:

“Bu hususta Ali bin Ebi Talib, Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Abbas, Cabir bin Abdullah, Abdullah bin Ebi Evfa ve Ebu Hureyre (Radiyallahu Anhum)’dan rivayet sahih olarak gelmiştir. Onlar cenaze namazında tek bir defa selam verirlerdi.”

Darakudni 191, Hâkim 1/360, Beyhaki 4/43

85) Cenaze namazında selamı gizli vermek sünnettir.

İmam ve onun arkasında ona uyanlar bu hususta eşittirler. Ebu Umame (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği hadisin lafzı şöyledir:

“Sonra namazdan ayrılacağı vakit kendi kendine gizlice selam verir. Sünnet olan da onun arkasında bulunanların imamının yaptığının benzerini yapmaktır.”

Beyhaki 4/43

Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“O cenaze namazında gizlice bir selam verirdi.”

Beyhaki 4/43

Abdullah bin Ömer (Radiyallahu Anhuma)’dan şunu rivayet etmektedir:

“O bir cenaze namazını kıldı mı yanında bulunanlara sesini işittirecek şekilde selam verirdi.”

Senedi Sahihtir

86) Üç vakitte cenaze namazı kılmak caiz değildir!

Zaruret olması müstesna. Çünkü Ukbe bin Amir (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

“Üç vakit vardır ki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizlere o vakitlerde namaz kılmayı ya da o vakitlerde ölülerimizi gömmeyi nehyederdi.

1) Güneş parlak olarak doğup yükselinceye kadar,

2) Öğle vakti dik duran güneş batıya meyledinceye kadar ve

3) Güneş batmaya yaklaşırken büsbütün batıncaya kadar.”

Müslim 2/208, Ebu Avane Sahih 1/386, Ebu Davud 2/66, Nesei 1/277, Tirmizi 2/144, İbni Mace 1/463, Beyhaki 4/32, Tayalisi 1001, Ahmed 4/152

Beyhaki (Rahmetullahi Aleyh) şunu eklemektedir:

“Uleyy bin Rebah dedi ki:

Ukbe (Radiyallahu Anh)’a cenaze gece defnedilir mi? diye sordum.

O:

−Evet, Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) geceleyin defnedildi, dedi.”

Ebu Seleme’nin kızı Zeynep vefat etti. O sırada Tarık Medine’nin emiri idi. Sabah namazından sonra cenazesi getirildi ve baki mezarlığına bırakıldı.

Muvatta 1/228

İbni Ebi Harmele (Rahmetullahi Aleyh) dedi ki:

“Ben Abdullah bin Ömer (Radiyallahu Anhuma)’yı cenaze sahiblerine şöyle dediğini işittim:

−Ya şu anda cenazenizin namazını kılarsınız yahutta güneş yükselinceye kadar bırakırsınız!”

Muvatta 1/228

Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Sabah namazı ve ikindi namazından sonra bu iki namaz vakitlerinde kılındığı takdirde cenaze namazı kılınabilir.”

Malik Muvatta

İbni Cüreyc dedi ki bana Ziyad’ın haber verdiğine göre Ali (Radiyallahu Anh) ona şunu haber vermiştir:

“Güneşin (ışığının) sarardığı bir zamanda Basralıların kabristanına bir cenaze konuldu. Güneş batana kadar üzerine namaz kılmadı.

Ebu Berze (Radiyallahu Anh), bir münadiye namaz kılınacağını ilan etmesini emretti. Sonra cenazeyi önüne yerleştirdi. Ebu Berze (Radiyallahu Anh) öne geçti ve onlara akşam namazını kıldırdı. Cemaat arasında Enes bin Malik (Radiyallahu Anh)’da vardı. Ebu Berze (Radiyallahu Anh), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabından ve ensardan birisi idi. Ondan sonra cenaze namazını kıldılar.

Beyhaki

“İnsanlar bu üç vakitte cenaze namazının kılınması ve defninin cevazı hususunda farklı görüşlere sahibtirler. İlim ehlinin çoğunluğu bu vakitlerde cenaze namazı kılmanın mekruh olduğu görüşündedir. Ata, Nehai, Evzai, Sevri, Re'y ashabı, Ahmed ve İshak bu görüştedir. Şafiî ise gece ya da gündüz hangi vakit olursa olsun namazın kılınabileceği, defnin yapılabileceği görüşündedir. Ancak hadise uygun olması dolayısıyla cemaatin kabul ettiği görüş daha uygundur.”

Hattabi Mealimu’s-Sünen 4/327

Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“İşte bu ifadeden Nevevi (Rahmetullahi Aleyh)’in böyle bir namazın icma ile caiz olduğu iddiasının bir yanılma olduğu anlaşılmaktadır. Yüce Allah’ın rahmeti üzerine olsun.”