Soru: Akîde ne demektir?

Cevap: Akîde, sözlük olarak; bağlamak, sağlamlaştırmak, iyice bağlamak, güçlü bir şekilde bağlamak, birbirine kenetlemek, birbirine sıkı sıkıya kaynaşmak ve tesbit etmek anlamına gelen “akd” kelimesinden gelmektedir. Yakîn kesin bilgi ve cezm kesin kararlılık da bu anlamdadır.

Akd, çözmenin zıttıdır. Örneğin; Ukdetu’l-Yemin ile Ukdetu’n-Nikâh yemin etmek, nikâh akdi de buradan gelmektedir.

Nitekim Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Allah, sizi bilinçsiz olarak yaptığınız yeminlerden dolayı hesaba çekmez. Ama bilinçli olarak yaptığınız yeminlerden dolayı hesaba çeker! Yemininizi bozma keffâreti, kendi ailenize yedirdiğinizden on yoksulu doyurmaktır! Veya giydirmek ya da bir köleyi hürriyete kavuşturmaktır! Kim bunları bulamazsa üç gün oruç tutması gerekir! Bu, bozduğunuz yeminlerin keffaretidir. Yeminlerinizi yerine getirin/tutun! Şükredesiniz diye Allah, ayetlerini işte böyle açıklıyor.”

Maide Suresi 89

Akîde: İnanan kimse nezdinde, şüphe kabul etmeyen hüküm demektir.

Dindeki akîde ise; Allah-u Teâlâ’nın varlığına ve Nebilerin Allah-u Teâlâ tarafından gönderildiğine inanmak gibi, amelin dışında kalan itikad edilen inanılan şey demektir. Çoğulu, Akâid’dir.

Özetle ister hak olsun, ister bâtıl olsun, insanın kalbinden kesin olarak kabul ettiği şey akîdedir.

Terim olarak ise, hiçbir şüphenin yer almadığı ve hiçbir tereddüdün karışmadığı kesin bir yakîn olabilmesi için, kalbin tasdik etmesi ve nefsin huzurla kabul etmesi gereken hususlardır.

Yani akîde, inanan kimse nezdinde hiçbir şüphe ve tereddüt söz konusu olmayan kesin inanç demektir. Akîdenin, hiçbir şüphe ve zannı kabul etmeyen gerçeğe uygun olması gerekir. Eğer bilgi, kesin bir yakîn derecesine ulaşmazsa, ona akîde denilemez.

Akîde denilmesinin nedeni; insanın o şeyin üzerine adeta kalbini düğümlemiş olmasından dolayıdır.

İslâm akîdesi; Allah’ın rubûbiyet, ulûhiyet, isim ve sıfatlarına, meleklerine, kitaplarına, nebilerine, âhiret gününe, hayrı ve şerri ile kadere, gayba dâir sabit olmuş diğer konulara, dinin esaslarına, Selef-i Sâlih’inin üzerinde icma ettiği konulara kesin olarak inanmak, emir, hüküm ve itaat konusunda Allah-u Teâlâ’ya tam teslim olmak ve elçisi Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e uymaktır.

İslam akîdesi, mutlak anlamda kullanıldığında Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat inancı anlaşılır. Çünkü Allah-u Teâlâ’nın kulları için din olarak beğenip seçtiği İslam, odur. Sahabe, tabiîn ve onlara en güzel bir şekilde uyanların oluşturduğu en faziletli üç neslin kabul ettiği akîde de budur.

İslâm akîdesinin Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat tarafından kabul edilen, onunla eş anlamlı ve ona delâlet eden başka birtakım isimleri daha vardır:

1) Tevhid,

2) Sünnet,

3) Usuluddin,

4) El-Fıkhu’l-Ekber,

5) Şeriat ve

6) Îmân bunların bazılarıdır.

Ehl-i Sünnet’in akîde ilmi hakkında kullandıkları en çok bilinen isimler bunlardır.