Allah-u Teâlâ her ümmete onları Allah’a ibadet etmeye ve O’nun gayrına ibadet etmeyi terk etmeye çağıran bir rasul göndermiştir şeklinde iman etmektir. Rasuller sadık ve Allah tarafından da sadakatleri tasdik edilmiş seçkin kişilerdir.
Onlar insanların en şereflileri, ahlaken en güzelleri emanet bakımından en eminleridir. Allah’ın açık delil ve muhkem ayetlerle teyit ettiği hidayet kandili kimselerdir. Rasuller Allah’ın insanlara gönderdiği vahyini gizlemeden ve değiştirmeden toplumlarına tebliğ etmiştir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Size Rabb’imin gönderdiği risaleti tebliğ ediyorum.”
A’raf Suresi 62
“Rasullerin, Rablerinin kendilerine verdiği risalet görevini herkese tebliğ ettiğini bilsin.”
Cin Suresi 28
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey Rasul! Rabb’inden sana indirilen vahyi tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan Rabb’inin risaletini tebliğ etmemiş olursun.”
Mâide Suresi 67
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rasullerin görevi, yalnız açıkça tebliğ etmek değil mi?”
Nahl Suresi 35
Rasuller ibadetin aslı ve esası olan tevhid meselesinde ittifak etmişlerdir. Rasullerin tevhidte ki ittifakını iki şekilde gösterebiliriz:
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُوا اللهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ
“Andolsun ki, biz her millet içinde; Allah’a kulluk edin tağuta tapmaktan da kaçının diye bir Rasul gönderdik…”
Nahl Suresi 36
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Senden önce hiçbir rasul göndermedik ki ona: Benden başka ilah yoktur sadece Bana kulluk edin diye vahy etmiş olmayalım.”
Enbiyâ Suresi 25
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ
“Andolsun ki, biz Nuh’u kavmine gönderdik. Nuh kavmine şöyle dedi: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, O’ndan başka sizin bir ilahınız yoktur, sakınmaz mısınız?”
Mu’minûn Suresi 23
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Semud (kavmin)e de kardeşleri Salih’i gönderdik dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, O’ndan başka sizin için hiçbir ilah yoktur.”
Hûd Suresi 61
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ad (kavmin)e de kardeşleri Hûd’u gönderdik, dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin O’ndan başka sizin için hiçbir ilah yoktur.”
Hûd Suresi 50
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Medyene de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik, dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin O’ndan başka sizin için bir ilah yoktur.”
Hûd Suresi 84
Yukarda ki ayetlerde olduğu gibi İbrahim, Musa, İsa ve emsali rasuller de kendi kavimlerine aynı ifadeleri kullanmışlardır. Onlardan en faziletlisi ve sonuncusu ise, şöyle demiştir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve kahredici Allah’tan başka ilah yoktur.”
Sa’d Suresi 65
Rasullerin şeriatları birbirinden farklıdır. Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik. Allah isteseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı, fakat size verdiği (hükümler) ile sizi sınamak istedi. Öyleyse hayır işlerinde yarışın!”
Mâide Suresi 48
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Daha önce sana anlattığımız rasullere ve sana anlatmadığımız rasullere de vahiy etmiştik.”
Nisâ Suresi 164
Âdem, Nuh, İdris, Hûd, Salih, İbrahim, İsmail, İshak, Ya’kub, Yusuf, Lut, Şuayb, Yûnus, Musa, Harun, İlyas, Zekeriyya, Yahya, el-Yesaa, Zelkifl, Davud, Süleyman, Eyyub, İsa ve Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’dir. Allah’ın salât ve selamı onların üzerine olsun.
Ulu’l-Azm rasulleri beş tanedir. Allah-u Teâlâ Kitabında iki yerde bunu zikretmiştir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Biz Nebilerden (tebliğ görevini yapmak ve hak dine davet hususunda) misak almıştık. Senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan kuvvetli misak almıştır.”
Ahzab Suresi 7
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“O Allah dinden Nuh’a emrettiğini, sana vahiy ettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğimizi size şeriat yaptı. Şöyle ki, dinin gereğini yapın ve onda ayrılığa düşmeyin!..”
Sa’d Suresi 65
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Biz Nuh’a ve Ondan sonra gelen Nebilere vahiy ettiğimiz gibi sana da vahiy ettik.”
Nisâ Suresi 163
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Muhammed sizin adamlarınızdan birinin babası değil, fakat Allah’ın Rasulü ve Nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.”
Ahzab Suresi 40
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Benden sonra otuz tane yalancı kimse olacak, onların hepsi de kendisinin Nebi olduğunu iddia edecektir! Fakat Nebilerin sonuncusu benim, benden sonra Nebi gelmeyecektir!”
Tirmizi 2219, Ebu Davud 4252, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/278
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ali (Radiyallahu Anh)’a şöyle buyurmuştur:
“Ancak benden sonra Nebi gelmeyecektir!”
Buhari 3472, Müslim 2404/30
Mucize: Sözlükte kişiyi aciz bırakan olay ve hadisedir.
Onun Şer’î manası ise: Devenin kayadan çıkması, ağaç parçasının yılan oluşu gibi görülerek ve işitilerek müşahede olunan harikulade olaydır.
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Size Rabb’inizden açık bir delil getirdi. İşte bu Allah’ın devesi; size bir mucizedir. Onu bırakın Allah’ın arzından yesin, içsin, sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa sizi acı bir azap yakalar.”
A’raf Suresi 73
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Bunun üzerine Musa asasını attı, birden o, açıkça ejderha oluverdi. Ve elini (kolunun altından) çıkardı, birden eli bakanlar için bembeyaz parlayan bir şey oldu.”
Şuara Suresi 31, 32
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ben size Rabb’inizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şekli yapar ona üflerim, Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir, körü ve alacayı iyileştiririm, Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim, evlerinizde ne yiyip, ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Mü’minler iseniz bunda sizin için kuşkusuz ki, ibret vardır.
Âl-i İmran Suresi 49
Bu ayetler; Nebilerin mucizeleri için Salih, Musa ve İsa (Aleyhisselam) gibi Nebilerden birkaç örnektir. Onların sonuncusu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in en önemli mucizesiyse Kur’an mucizesidir. Bu mucize geçmişte ve şimdi düşmanlarının ona saldırmalarına ve onun mesajını örtbas etmek istemelerine rağmen ona en ufak bir zarar veremedikleri insanlığın kurtuluş kaynağı gerçek mucizedir. O öyle bir mucize ki batıl onun ne önünden ne de ardından yaklaşamaz! İnsanlar ve cinler toplansalar onun bir ayetini bile getiremezler! Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Kur’an’a ne önünden ne de arkasından (onu boşa çıkarıcı) batıl bir söz yaklaşamaz! O, hüküm ve hikmet sahibi çok övülen Allah’tan indirilmiştir.”
Fussilet Suresi 42
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Eğer doğru iseniz haydi Onun gibi bir sure getirin ve Allah’tan başka bütün şahidlerinizi de çağırın!”
Bakara Suresi 23
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: And olsun eğer insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar yine onun benzerinin getiremezler! Birbirlerine arka çıksalar da bunu yapamazlar!”
İsra Suresi 88
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bazı özelliklerle diğer Nebilerden ayrılmaktadır. Buhari ve Müslim’in rivayet ettiği Cabir (Radiyallahu Anh)’ın hadisinde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:
“Benden evvel hiç kimseye verilmeyen beş şey bana verilmiştir:
1) Bir aylık yola kadar korku (salmak) ile yardım olundum.
2) Yeryüzü bana mescid ve temizlik sebebi kılındı. Onun için ümmetimden kime namaz vakti erişirse hemen namazını kılıversin.
3) Ganimetler bana helal edildi. Hâlbuki benden evvel hiç kimseye helal edilmemişti.
4) Bana şefaat verildi.
5) Benden evvel her Nebi hassaten kendi kavmine gönderiliyordu, bense bütün insanlığa gönderildim.”
Buhari 428, Müslim 521/3
Bundan dolayı bütün insanların Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e itaat edip ona uyması gerekir. Aynı zamanda insanların hepsi davet yönünden onun ümmeti içerisine girer. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik...”
Sebe Suresi 28
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: Ey insanlar! Ben sizin hepinize gönderilen göklerin ve yerin sahibi, kendisinden başka ilah olmayan, yaşatan, öldüren Allah’ın Rasulüyüm.”
A’raf Suresi 158
Bu ve benzeri naslar Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bütün insanlara risaleti tebliğ göreviyle vazifeli olduğunu isbat etmektedir. Bununla beraber bütün insanların da Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e uymakla mükellef olduğunu göstermektedir.
Burada şu açıklamayı yapmakta yarar vardır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sadece insanlara rasul olarak gönderilmediği, aynı zamanda cinlere de rasul olarak gönderildiği bilinen bir gerçektir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Bir zaman cinlerden bir topluluğu Kur’an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde (birbirlerine): Susun, dinleyin! dediler. (okuma) bitince uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler. Ey kavmimiz! ‘Biz Musa’dan sonra indirilen kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola götüren bir kitap dinledik’ dediler.
Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun ve ona inanın ki Allah günahlarınızı bağışlasın ve sizi elim azaptan korusun. Kim Allah’ın davetçisine uymazsa yeryüzünde başına inecek belaya engel olamaz. Kendisinin Ondan başka velileri de olamaz! Onlar apaçık bir sapıklık içindedir.”
Ahkâf Suresi 29, 30, 31, 32
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: Cinlerden bir topluluğun Kur’an dinleyip sonra şöyle dedikleri bana vahy olundu. Biz çok güzel bir Kur’an dinledik. Doğru yola iletiyor, ona iman ettik. Artık Rabb’imize hiç kimseyi ortak koşmayacağız...”
Cin Suresi 12
Müslümanlar Rasul ve Nebilerin masum olduğuna ittifak etmişlerdir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Kuşkusuz ki, Allah rasullerin önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar.”
Cin Suresi 27
Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den işittiğim herşeyi yazıyor ve onu ezberlemek istiyordum. Kureyşliler beni bundan nehyettiler ve dediler ki:
−Her şeyi yazıyor musun? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir beşerdir, kızgınlık halinde bir şeyler konuşur, rıza halinde de. Bunun üzerine yazmaktan el çektim ve durumu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e zikrettim.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) parmağıyla ağzına işaret ederek şöyle buyurdu:
−“Yaz! Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki oradan haktan başka bir şey çıkmaz!”
Ebu Davud 3646, Ahmed bin Hanbel Müsned 6520, 6816, İbni Ebi Şeybe 6/229, Albânî Sahihu’l-Cami’ 1196
Allah-u Teâlâ onları insanlar içerisinde itaat edilecek tek örnek ve numune kişiler yapmıştır. Allah’ın sevmediği fiilleri toplumlarına yasakladıkları halde kendilerinin yapmaları risalet için ihanet sayılır. Bununla beraber onların içtihatları neticesi zelle dediğimiz yanılgılar olabilir. Bu yanılgıları onların risaletine etki etmediği gibi onların ilah olmadığına, birer beşer olduğuna en güzel bir örnektir.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in, dini tebliğ ederken sadık oluşunu, risaletinin sıhhatini ve onu tasdik etmenin vucubiyetini bildiğimizde ki, bu Muhammede’r-Rasulullah’ın anlamıdır. Bu bilgi Onu tasdik etmemizi, Ona itaat ederek Allah’a kulluk etmemizi haber verdiği her şeye iman etmemizi gerektirir. Bu mevzuda bize düşen görev; yukarda ki hususların gerçekleşmesi için onları hayatımızda tatbik etmektir. Onları Örneklendirecek olursak:
Allah, kendisine, meleklerine, kitaplarına iman etmemizi emrettiği gibi, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e iman etmemizi de emretmiştir. İman edenlere sevap, iman etmeyenlere de azap va’d etmiştir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah’a ve Rasulüne iman edin...”
Nisâ Suresi 136
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun, O’nun Rasulüne iman edin ki size rahmetinden iki kat ecir versin...”
Hadid Suresi 28
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah’a ve ümmi Rasulüne iman edin ki O da Allah’a ve O’nun ayetlerine iman etmektedir. Ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”
A’raf Suresi 158
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Kim Allah’a ve Rasulüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için alevli bir ateş hazırladık.”
Fetih Suresi 13
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e imanın gerekliliğini ifade eden bir hadisi, Müslim Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’den şöyle rivayet ediyor:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Allah’tan başka (gerçek) bir ilah olmadığına şahadet getirip bana ve benim getirdiğim şeylere iman edinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum.”
Buhari, Müslim
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e iman, kuşkusuz Onun getirdiği şeylerin tasdik edilmesini gerektirir. Kuşkusuz ki, imanın aslı: Kalbin yakini ve bir şeyin sahihliğine mutmain olmasıdır. Sonra bilerek ve inanarak dille söylemek, sonra onun gereği fiilleri amelle tatbik etmektir. İşte bunların birleşmesiyle de iman kemale erer ve tamam olur. Bu üç unsurdan birinin olmaması şahadetin tesirini iptal edip faydasız hale getirir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Münafıklar sana geldikleri zaman: Şahidlik ederiz ki sen muhakkak Allah’ın rasulüsün derler. Senin muhakkak Allah’ın rasulü olduğunu Allah bilir. Ve Allah münafıkların yalancı olduklarına şahadet eder.”
Münafikun Suresi 1
Şüphesiz ki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e itaat ona iman etmenin en önemli alametlerindendir. Kuşkusuz ki, kişi Onun doğruluğunu tasdik ederse, Allah’tandır diye haber verdiği şeylerle amel etmesi kesinleşir. Kim bu hususlarda inat ederek veya küçümseyerek Ona muhalefet ederse, Onun risaletine şahadet getirmesi doğru olmamış olur. Birçok ayette Allah-u Teâlâ, Rasulüne itaat etmemizi emrediyor! Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin! Rasule itaat edin! Sizden olan emir sahiplerine de! Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onu Allah’a ve Rasulüne götürün! Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından daha güzeldir.”
Nisâ Suresi 59
“Allah’a itaat edin! Rasule itaat edin! (Ona itaatsizlikten) sakının! Eğer (itaatten) dönerseniz, bilin ki elçimize düşen açıkça tebliğdir.”
Mâide Suresi 92
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: Allah’a itaat edin! Rasule itaat edin! Eğer (Ona itaatten) dönerseniz ona gereken kendisine yükletilen (duyurma görevini yapmak) size gereken de itaat görevini yapmaktır. Eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Rasule düşen sadece açık bir şekilde uyarmaktır.”
Nur Suresi 54
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rasul size neyi verdiyse onu alın! Size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah’tan korkun! Kuşkusuz ki, Allah’ın azabı şiddetlidir.”
Haşr Suresi 7
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rasule itaat edin ki rahmet olunasınız.”
Nur Suresi 56
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse, büyük bir kazanç elde etmiştir.”
Ahzab Suresi 71
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse Allah onu, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur. Kim de Allah’a ve O’nun Rasulüne karşı gelir, O’nun sınırlarını aşarsa Allah onu ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.”
Nisâ Suresi 13, 14
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Yüzleri ateşin içinde çevrildiği gün: Eyvah keşke biz Allah’a itaat etseydik, Rasule itaat etseydik derler.”
Ahzab Suresi 66
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Bana itaat eden kimse, Allah’a itaat etmiş olur. Bana isyan eden kimse de, Allah’a isyan etmiş olur!”
Buhari 6986
Bu hadisin manası: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize Allah’ın vahy ettiği şeyleri emrettiğine göre ona itaat Allah’a itaat olmaktadır. Bundan dolayı Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Kim Rasule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.”
Nisâ Suresi 80
Bu mevzu ile ilgili Buhari Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’den şu hadisi rivayet etmektedir:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Yüz çeviren kimsenin dışında bütün insanlar cennete girecektir!”
Sahabeler dediler ki:
−Ya Rasulallah! Kimler yüz çevirir? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Bana itaat eden kişi cennete girer. Bana isyan eden kişi de yüz çevirmiş olur!”
Buhari 7143
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e itaat emirlerini yapmak, yasaklarını terk etmek, her meselede sünnetine teslim olup hükmüne razı olmak ve şeriatına itiraz etmemektir.
Allah-u Teâlâ Rasulüne itaat etmeyi emretmiş; hidayet ve günahlardan bağışlanmayı ona uymaya bağlamış; Rasulüne itaat etmeyi ve Onun sünnetine göre yaşamayı da kendisini sevmeye alamet kılmıştır. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“...O rasule uyun ki hidayete eresiniz.”
A’raf Suresi 158
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır ve acıyandır.”
Âl-i İmran Suresi 31
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki Allah’a ve Rasulüne itaat edin! Eğer (itaatten) dönerseniz muhakkak ki Allah kâfirleri sevmez.”
Âl-i İmran Suresi 31, 32
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“And olsun Allah’ın Rasulünde sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok anan kimseler için en güzel örnekler. (Allah yolunda cihad, onda sebat, güçlüklere dayanma, azim ve irade, üstün huy, tabiat ve mekarimi ahlak ve benzeri üstün meziyetler) vardır.”
Ahzab Suresi 21
Kulların görevlerinden biri de kendilerini yaratan ve nimet veren Allah’ı sevmektir. Ancak bu sevginin gerçekleşmesi ve kabul görmesi âlemlere rahmet olan Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e itaate bağlıdır. Allah-u Teâlâ, Rasulüne itaat etmenin ecrini, itaat edeni sevme ve günahlarını bağışlama ile ödüllendirmiştir.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e itaat etmenin alameti, O’na ittiba etmek, Onun yoluna girmek, başkalarının yollarını terk etmektir. Yasakladığı şeyleri terk ederek O’na muhalefet etmekten sakınmaktır. Burada O’na muhalefet derken sünnetine muhalefet etmeyi kast ettiğimiz göz ardı edilmemeli.
Kuşkusuz ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir!”
Buhari 5158
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, kazandığınız mallar, kesatından korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız meskenler, size Allah’tan, Rasulünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, o halde Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin.”
Tevbe Suresi 24
Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Üç haslet kimde bulunursa imanın tadını bulur. Allah ve Rasulü kendisine başkalarından daha sevgili olmak, sevdiklerini yalnız Allah için sevmek, Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra yine küfre dönmekten ateşe atılmaktan hoşlanmadığı gibi hoşlanmamak.”
Buhari 175, Müslim 43/67
Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Hiç biriniz ben kendisine çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz!”
Buhari 170, Müslim 44/70
Abdullah bin Hişam (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:
Biz, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber bulunuyorduk. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh)’ın elinden tutmuş bir haldeydi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:
−Ya Rasulallah! Sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevimlisin! dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de ona şöyle buyurdu:
−“Hayır! Nefsim elinde olan Zata yemin ederim ki, ben sana nefsinden daha sevgili olmadıkça (mü’min olamazsın!)”
Bunun üzerine Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh):
−Allah’a yemin ederim ki şu anda sen bana nefsimden daha sevgilisin, dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de şöyle buyurdu:
−“İşte şimdi oldu ya Ömer!”
Buhari 6518
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Bir adam, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e geldi ve:
−Ya Rasulallah! Kıyamet ne zaman kopacaktır? dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Sen o saat için ne hazırladın!?”
O kimse:
−Allah ve Rasulünü sevmeyi, dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Muhakkak ki, sen sevdiğinle berabersin!”
Buhari 7153, Müslim 2639/163
Bu hadis, Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh)’ın rivayetinde daha şümullü olarak şu ifadelerle gelmiştir:
“Kişi sevdiği kimse ile beraberdir.”
Buhari 6129, Müslim 2640/165
Hadislerde işaret edilen iltifat, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i sevenlere müjde ve ecir olarak yeter. Ancak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e olan gerçek sevgi, Ona uymayı ahlakıyla ahlak sahibi olmayı, sünnetini herkesin sözüne takdim etmeyi gerektirir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i sevmek aynı zamanda Onun sevdiklerini sevmeyi, dostlarını dost edinerek arka çıkmayı, sevmediklerini sevmemeyi, düşmanlarına düşmanlık edip kin duymayı gerektirir.
Bu hal üzere olan kimseler Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sevgi iddialarında sadıktırlar ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e olan sevgileri tamdır. Kişinin Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sevgisi bu hususlarla orantılıdır. Bir kişinin Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetine itaati ne kadar fazlaysa Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sevgisi o kadar fazladır. Bir kişinin Onun sünnetine itaati ne kadar azsa Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sevgisi de o kadar azdır.
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah’a ve Rasulüne iman ediniz! Rasulü destekleyiniz! Ona saygı gösteriniz!”
Fetih Suresi 9
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah’ın ve Rasulünün önüne geçmeyin! Allah’tan korkun! Şüphesiz ki Allah, işitendir, bilendir. Ey iman edenler! Seslerinizi Nebinin sesinin üstüne çıkarmayın, birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi onunla da öyle yüksek sesle konuşmayınız; yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider. Allah Rasulünün huzurunda seslerini kısanlar, öyle kimselerdir ki Allah onların kalplerini imtihan etmiştir. Onlar için mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.”
Hucurat Suresi 1, 2, 3
Görüldüğü gibi bu ayetlerde Allah-u Teâlâ Nebisinin önüne geçmeyi yasaklamış ve bunu kendi önüne geçme olarak kabul etmiştir. Hatta Onun huzurunda yüksek sesle konuşulmasına izin vermeyerek bu fiili yapanları “Amelleriniz boşa gider...” diye tehdit etmiştir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rasulün çağırmasını, aranızda birinizin diğerini çağırmasıyla bir tutmayın!..”
Nur Suresi 63
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i hakem yapıp emri altında muhakeme olunmak, hükmüne rıza göstermek ve itirazı terk etmek de Ona karşı ödevlerimizdendir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onu Allah’a ve Rasulüne çevirin! Bu daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.”
Nisâ Suresi 59
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Şu kimseleri görmedin mi? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene iman ettiklerini iddia ediyorlar da hakem olarak tağuta başvurmak istiyorlar. Oysa kendilerine onu inkâr etmeleri emredilmişti. Şeytan da onları iyice saptırmak istiyor.”
Nisâ Suresi 60
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Hayır, Rabb’ine and olsun ki, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar!”
Nisâ Suresi 65
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah ve Rasulü, bir işte hüküm verdiği zaman artık mü’min bir erkek ve kadın için o işte muhayyerlikleri yoktur! Kim Allah’a ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.”
Ahzab Suresi 36
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Aralarında hüküm verilmesi için Allah’a ve Rasulüne çağırıldıkları zaman mü’minlerin sözü ancak; ‘İşittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte felaha eren kimseler bunlardır.”
Nur Suresi 51
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Kim Allah’a ve Rasulüne itaat eder, Allah’tan korkar ve O’na karşı takvalı olursa, işte kazançlı kimseler onlardır.”
Nur Suresi 52
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rasulün emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir belanın çarpmasından yahut onlara acı bir azabın uğramasından sakınsınlar.”
Nur Suresi 63
Ümmet, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından sonra ihtilafın halli için muhakemeleşmesinin Onun Sahih Sünneti altında olacağında icma etmiştir. Yukarda zikredilen ayetlerde bu muhakemeleşme neticesinde verilen hükme tam teslimiyetin gerekliliği Ona muhalefetin ise haram oluşu kesindir. Şeyh Albânî (Rahmetullahi Aleyh) bu hususta şunları söylemektedir:
1) İhtilaf ve çekişmeden kurtulmak için:
Sünneti hakem edinmeyi terk etmek, ihtilaflara rıza göstermek, Müslümanların çabalarını boşa çıkarmak, güçlerini kuvvetlerini heba etmektir.
2) İnsanları Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e muhalefet etmekten sakındırmak, o muhalefetin dünya ve ahirette kötü akıbete sebebiyet vereceği içindir.
3) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emrine muhalefet etmek, dünyada fitneye ahirette de şiddetli azaba müstahak olma anlamına gelir.
4) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emrine itaat etmek vaciptir ve güzel bir hayat yaşamaya vesiledir. Aynı zamanda dünya ve ahiret saadetini elde etmeye vesiledir.
5) Muhakeme olmak üzere Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve Sünnetine davet olunduklarında, emre icabet etmemek ve yüz çevirmek, zahiren Müslüman gözüküp küfürlerini gizleyen münafıkların sıfatlarındandır.
6) Mü’minler ise münafıkların aksine muhakemeleşmek üzere Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e çağırıldıkları vakit koşarak icabet ederler. Lisanı halleriyle “İşittik ve itaat ettik” derler. Onlar bu amelleriyle kurtuluşa ererler ve naim cennetleriyle ödüllendirilirler.
7) Allah’ı ve ahiret gününü umuyorsak, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizim her türlü işlerimizde tek örneğimiz, tabi olacağımız numunemiz olmalıdır.
Şeyh Albânî (Rahmetullahi Aleyh) bu hususta birçok misaller daha veriyor. Mevzu ile ilgili doyurucu bilgi için Şeyh’in “Hadis Üzerine Selefi Bir Yaklaşım” isimli kitabına bakılmasında yarar vardır.
Yaklaşık her konuda insanlar arasında ifrat ve tefritin meydana geldiği bir gerçektir. Çoğunlukla her ümmette haddi aşma ve mükellefiyeti ihmal edip tam yapmama meselesi bilinmektedir. Bundan dolayı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendi hakkında ümmetini guluv (haddi aşma)’dan sakındırmış ve şu hakikatleri onlara hep hatırlatmıştır:
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: Ben de sizin gibi bir insanım. Ancak bana vahy olunuyor...”
Kehf Suresi 110
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: Rabb’imin şanı yücedir. Ben Rasul olarak gönderilen bir insan değil miyim?”
İsra Suresi 93
Bu ayetlerin iniş sebeplerine baktığımızda müşriklerin Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den yeryüzünde pınarlar fışkırtması ve gökyüzünü üzerlerine düşürmesi gibi şeyler istediklerini görürüz. Ayetlerde işlenen tema: Gökleri düşürme, yeryüzünde pınarlar fışkırtma ve emsali fiilleri yapanın Allah olduğudur.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ise risalet görevi ve Allah’ın Ona has kıldığı bazı özelliklerin dışında Onun da kendileri gibi bir beşer olduğu fikridir. Allah-u Teâlâ, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) başta bütün rasullerin risalet ve bazı hususiyetlerin dışında beşer olduklarını, diğer insanlar gibi beşeri ihtiyaçları olduğunu ve ihtiyaçlarını meşru yollardan diğer insanlar gibi karşıladıklarını haber vermektedir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Bu da sizin gibi bir insandır. Sizin yediğinizden yiyor, sizin içtiğinizden içiyor.”
Mu’minûn Suresi 33
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Bu rasule ne oluyor ki yemek yiyor, çarşılarda geziyor dediler.”
Furkan Suresi 7
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Senden önce gönderdiğimiz bütün rasuller de yemek yerler, çarşılarda gezerlerdi.”
Furkan Suresi 20
Burada Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bir hadisini hatırlatmakta yarar vardır:
“Ben de sizin gibi bir beşerim. Sizin unuttuğunuz gibi ben de unutabilirim. Unuttuğum vakit bana hatırlatın!”
Buhari 488, Müslim 572/89
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem, size ben meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahiy olunana uyuyorum...”
En’âm Suresi 50
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: Ben kendime, Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim! Eğer gaybı bilseydim, elbette çok hayırlar elde ederdim. Bana hiçbir kötülük de dokunmazdı.”
A’raf Suresi 188
Gaybın anahtarları Allah’ın elindedir, gaybın tamamını Allah-u Teâlâ bilir. Bununla beraber Allah-u Teâlâ rasullerine bazı gaybî bilgiler izhar eder. Bununla Onun rasullüğünü tasdik eder. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Gaybı bilen O’dur. Gaybını kimseye göstermez. Ancak razı olduğu rasullere gösterir. Kuşkusuz ki, O, Rasulünün önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar.”
Cin Suresi 26, 27
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: Göklerde ve yerde Allah’tan başka gaybı hiç kimse bilemez ne zaman dirileceklerini de bilemezler.”
Neml Suresi 65
Gelecekte vuku bulacak işlerle ilgili hadisler Allah’ın Rasulünü haberdar ettiği vahiydir. Bu haberler ister melek vasıtasıyla olsun, ister rüya şeklinde olsun aynıdır. Allah’ın Rasulüne bildirmesidir. Bununla beraber mutlak gaybı Allah’tan gayrı kimse bilemez! Bu mevzuda iki misalde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den zikredelim.
Muavvizin kızı er-Rubeyyi (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zifaf gecemin ertesi günü gelip yanıma girdi ve yatağımın üstüne senin benimle oturduğun gibi oturdu. Küçük kızlarımız deflerini çalıyor ve Bedir’de öldürülen babalarımızı övüyorlardı. İçlerinden biri:
−Aramızda yarını bilen bir Nebi var, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Sus! Bunu söyleme! Önceki söylediğin şeyleri söyle!”
Buhari 5237, Tirmizi 1090, Beyhaki 7/ 288, Ahmed bin Hanbel Müsned 6/359, 360, Albânî Adabu’z-Zifaf 94
Mesruk şöyle demiştir:
“Ben, Aişe (Radiyallahu Anha)’ya:
Ey anacığım! Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Rabb’ini gördü mü? diye sordum. Aişe (Radiyallahu Anha):
−Bu söylediğin sözden tüylerim diken diken oldu! Sen şu üç şeyden neredesin ki, herkim onları sana söylerse muhakkak ki, yalan söylemiştir! Herkim Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Rabb’ini gördü derse yalan söylemişti, dedi. Sonra Aişe (Radiyallahu Anha) şu ayetleri okudu:
“Gözler onu idrak edemez! Fakat O, gözleri idrak eder. O Latifdir, Habirdir.”
En’âm Suresi 103
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah bir insanla konuşmaz! Ancak vahiyle yahut perde arkasından konuşur yahut bir elçi (melek) gönderip izniyle dilediğine vahiy eder.”
Şura Suresi 51
Aişe (Radiyallahu Anha) devamla:
−Herkim sana yarın ne olacağını bilir derse muhakkak yalan söylemiştir dedi, sonra şu ayeti okudu:
“...Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez!..”
Lokman Suresi 34, Buhari 4801
Cebrail (Aleyhisselam) hadisiyle ilgili rivayette Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Adam, ya Rasulallah! Kıyamet ne zamandır? dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Bu meselede sorulan sorandan daha bilgili değildir! Lakin onun alametlerini sana anlatayım. Cariye efendisini doğurduğu zaman işte o bunun alametlerindendir. Çıplaklar, yalın ayaklılar, insanların reisleri oldukları zaman, işte bu olay onun alametlerindendir. Deve çobanları yüksek bina kurmakta birbirleriyle yarışa çıktıkları zaman işte bu da onun alametlerindendir. Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği beş şey vardır.”
Sonra şu ayetleri tilavet etti:
“Kıyamet saatinin ilmi şüphesiz ki Allah’ın katındadır. Bereketli yağmuru O indirir. Rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez! Hiç kimse nerede öleceğini bilemez! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla bilendir, her şeyden haberi olandır.”
Lokman Suresi 34, Buhari 203, Müslim 9/5, İbni Mace 64
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Gaybın anahtarları O’nun yanındadır. Onları Allah’tan başkası bilemez.”
En’âm Suresi 59
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: Ben kendime Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda ne de bir zarar gücüne malik değilim...”
A’raf Suresi 188
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: Ben size ne zarar, ne de akıl verme gücüne sahip değilim.”
Cin Suresi 21
Şüphesiz ki mülk Allah’ındır, her şeyin sahibi O’dur. Fayda ve zarar vermek, zengin ve fakir etmek, öldürmek ve yaşatmak O’nun elindedir. Kazasını geri çevirecek, hükmüne itiraz edip, tenkit edecek yoktur! Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“...Onlar ne göklerde ne de yerde zerre ağırlığınca bir şeye sahip değildirler! Bu ikisinde bir ortaklıkları da yoktur! Allah’ın onlardan yardımcıları da yoktur.”
Sebe Suresi 22
Görüldüğü gibi Allah bu ayetlerde müşriklerin:
“Biz bunlara, sırf bizi Allah’a yaklaştırsın diye tapıyoruz...” Zümer 3 şeklindeki dayanaklarını kırmıştır. Başka bir ayeti kerimede Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şahsında ümmetine şu gerçekler hatırlatılmıştır:
“O konuda senin yapacağın bir şey yoktur! Allah ya tevbelerini kabul edip onları affeder, ya da zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.” Âl-i İmran 128 Bu ayetin iniş sebebiyle ilgili şunlar anlatılmaktadır: Uhud savaşında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in başı yaralanmış ve dişleri kırılmıştı. Bunun akabinde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Nebilerinin başını yaralayan bir topluluk nasıl felaha erer!?”
Allah-u Teâlâ, Rasulünün bu ifadesini kabul etmemiş, onların felaha erip ermeme işlerinde senin yapacağın bir şey yok mealinde ki ayeti indirmiştir.
Bütün işlerin sadece Allah’ın elinde olduğunu bildirmiştir. Allah: “Aşiretini ve yakın akrabanı inzar et!” ayetini indirince, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) akrabalarını şu ifadelerle inzar edip uyarıyordu ve şöyle buyurdu:
“Ey Kureyş topluluğu! (Müslüman olup) canlarınızı Allah’tan satın alınız! Ben Allah’ın azabından hiçbir şeyi men edemem! Ey Abde Menaf oğulları! Sizden de ben Allah’ın azabından hiçbir şeyi geri çeviremem! Ey Abbas bin Abdulmuttalib! Senden de Allah’ın azabını uzaklaştıramam! Ey Allah Rasulünün halası Safiye! Ben senden de Allah’ın azabından hiçbir şey uzaklaştıramam! Ey Muhammed’in kızı Fatıma! Malımdan dilediğini iste (veririm fakat) Allah’ın azabından hiçbir şeyi senden gideremem!”
Buhari 10/4634
Görüldüğü gibi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu ifadesini en yakınlarına, kızı Fatıma (Radiyallahu Anha) amcası Abbas (Radiyallahu Anh) ve benzeri kişilere söylemiştir. O’nun bu sözlerinde, nesebin ve hasebin kişiyi ateşten kurtarmak için yetmeyeceğine çok açık bir delil vardır. Hal böyle iken, bazı kimseler, Onun sünnetine ittiba etmeden hatta Ona aleni muhalefet ederek uydurma veya hakikati bilinmeyen seyitlik iddialarıyla kendilerinin ateşten kurtulacaklarını zannediyorlar.
Bazı kimseler de mevlit kandili ihdas edip kutlama törenleri yaparak, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i sevdiklerini iddia ediyorlar ve bu fiilleriyle ahirette kurtulacaklarını sanıyorlar. Buna karşılık Allah-u Teâlâ’nın, Rasulüne indirdiği şu ayeti görmezlikten geliyorlar:
“De ki: Allah bana bir kötülük dokundurmak istese beni Allah’tan başka hiç kimse kurtaramaz ve O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam.”
Cin Suresi 22
Yukarıda zikredildiği gibi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sevdiği yakınlarına Allah dilemedikçe fayda ve zarar veremezse, getirdiği dine muhalefet eden sünnetini imha eden bid’at ehline yardımı nasıl mümkündür? Kişiyi ateşten kurtaran ve Allah’ın şefaat için izin verdiği kişilerin cümlesinden yapan husus, onun imanı ve salih amelleridir. Kişinin nesebi, hasebi hatta Nebilere yakınlığı onun Allah katında kurtulanlardan olduğuna delil değildir.
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Nuh bir kenarda duran oğluna:
–Yavrum bizimle beraber (gemiye) bin, kâfirlerle beraber olma diye seslendi.
(Oğlu):
–Beni koruyacak bir dağa sığınacağım dedi.
Nuh:
–Bu gün Allah’ın emrinden kurtulacak hiçbir şey yoktur, ancak O’nun acıdığı kurtulur dedi.
Aralarına bir dalga girdi ve o boğulanlardan oldu.
Nuh:
–Rabb’im, oğlum benim ehlimdendir. Senin sözün elbette haktır ve Sen hâkimlerin hakimisin diye seslendi.
Rabb’i:
–Ey Nuh! O senin ehlinden değildir. Onun yaptığı kötü ameldir. Bilmediğin bir şeyi benden isteme! Sana cahillerden olmamanı öğütlerim, dedi.”
Hud Suresi 42, 43, 45, 46
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“(İbrahim babasına): Selam sana senin için Rabb’imden mağfiret dileyeceğim. Kuşkusuz ki, O bana çok lütufkârdır, dedi.”
Meryem Suresi 47
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İbrahim’in babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi. Fakat onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca, ondan teberri etti. Gerçekten İbrahim çok içli ve yumuşak huylu idi.”
Tevbe Suresi 114
Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“(Melekler) dediler ki: Ey Lut, biz senin Rabb’inin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Gecenin bir kısmında aileni yürüt; sizden karından başka kimse geri kalmasın. Kuşkusuz ki, ötekilerine dokunacak azap karına da isabet edecektir. Onlara va’dedilen azap zamanı sabahleyindir. Sabah da yakın değil midir?”
Hûd Suresi 81
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Amcası Ebu Talib’in iman etmesini ısrarla istemesine rağmen onun hidayete ermesi hususunda hiçbir şey yapamamış ve imanî yönde ona fayda sağlayamamıştır. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“(Ey Rasul), sen sevdiklerini hidayete erdiremezsin, fakat Allah dilediğini hidayete erdirir.”
Kasas Suresi 56
Bu ayetin inişiyle ilgili şunlar anlatılmaktadır.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcası Ebu Talib’in hidayete gelip iman etmesine çok uğraşıyordu. Ebu Talib’in eceli gelip yatağa düşünce yanına geldi ve şöyle buyurdu:
“Ey amca! La ilahe illallah de, Rabbime o kelimeyle senin lehine ricada bulunayım!”
Başucunda oturan müşrikler ise Ebu Talib’e atalarının dininden vazgeçmemesi için telkinde bulunuyorlardı. Neticede Ebu Talib kendini kast ederek:
−Ebu Talib babalarının milleti (dini) üzeredir, dedi ve öldü.
Müslim 24/34
Allah-u Teâlâ’da kişileri hidayete erdirmenin kendi elinde olduğunu, başka hiç kimsenin bunda bir tesiri olmadığını bildirmek için yukarıdaki ayeti indirdi. Ayetin inişiyle ilgili bu kıssa iyice düşünüldüğü vakit, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den istenen dertlere derman, hastalara şifa olma, gam ve kederlerin giderilmesi ve benzeri Allah’a ait fiillerin Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den istemenin yanlışlığı ortaya çıkar.
Bir de bu fiillerin tapınak haline getirilen mezar ve türbelerde yatanlardan talep edildiğinde işin vahameti daha açık ortaya çıkmaktadır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcası Ebu Talib’in hidayetini sağlayamadığı gibi öldükten sonra ona bir kez istiğfar bile edememiştir. Allah-u Teâlâ bu hususta şöyle buyuruyor:
“Yakın akraba bile olsalar cehennem ahalisi oldukları belli olduktan sonra müşrikler için (Allah’tan) mağfiret dilemek; ne Nebinin ne de mü’minlerin yapacağı bir iş değildir.”
Tevbe Suresi 113
Yaratılmışların en şerefli makamı Allah’a kulluk makamıdır. Bundan dolayı Rasu-lü Ekrem risalet görevini ifaya başladığında Allah Onu bu sıfatla yad etmiştir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah’ın kulu kalkıp Rabb’ine dua (ibadet) edince onun üzerine üşüşüp neredeyse birbirlerine gireceklerdi. De ki: Ben ancak Rabbime ibadet ederim ve hiç kimseyi ona ortak koşmam.”
Cin Suresi 19, 20
Allah-u Teâlâ efendimizi Mescidi Haramdan Mescidi Aksaya oradan da semalara yükseltip ayetlerini göstererek ikram ederken de yine aynı kulluk sıfatıyla ona iltifatta bulunmuştur. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Geceleyin kulunu Mescidi Haramdan çevresini bereketli kıldığımız Mescidi Aksaya götüren O zat bütün noksanlıklardan uzaktır. Ona, ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (böyle yaptık). Gerçekten O işiten ve görendir.”
İsra Suresi 1
Konuyu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bir mübarek hadisi ile noktalayalım. Ömer (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Hristiyanların Meryem’in oğlu İsa’yı övmede haddi aştığı gibi siz de beni övmede haddi aşmayın! Ben ancak Allah’ın bir kuluyum. Benim için Allah’ın Kulu ve Rasulü deyiniz...”
Buhari 3261, Darimi 2/320, Ahmed bin Hanbel Müsned 1/23, 24