Ulûhiyet Tevhidi

Ulûhiyet Tevhidinin İcmali Manası

Allah’ın gerçek ilah olduğuna, O’ndan gayrı gerçek ilah olmadığına kesin itikat etmek ve ibadetlerle O’nu birlemektir. İlah kelimesi ma’but manasına gelmektedir.

Ulûhiyet Tevhidinin Tafsili Manası:

Ma’bud kelimesi ise dilimizde, kendisine kulluk olunan varlık demektir. İbadet kelimesi ise sözlükte bağlanmak, zelil olmak ve boyun bükmek manalarına gelmektedir. Bazı âlimler ibadeti; kâmil bir sevgiyle tam bir boyun bükmedir, diye tarif etmişlerdir.

Ulûhiyet tevhidi, açık olsun gizli olsun bütün ibadet nevini sadece Allah’a has kılmak üzere bina edilmiştir. Dolayısıyla ibadetlerden hiç bir şey O’nun gayrına sarf edilemez. Allah’a iman eden bir kişi sadece O’na ibadet eder, O’ndan gayrına ibadet etmez.

Bu nevi tevhid aslında diğer bütün tevhid çeşitlerini de içerir. Ulûhiyet tevhidi, Rububiyet tevhidini, isim ve sıfatların tevhidini de kapsamına alır. Bir kulun Rabb’ini Rububiyet tevhidinde birlemesi, onun Allah’ı Ûluhiyet tevhidinde de birlemesi demek değildir. Kişi Rububiyetle alakalı sıfatlarını ikrar ettiği varlığa ibadet etmiyor olabilir. İsim ve sıfatların tevhidi de diğer tevhid çeşitlerini şümulüne almaz.

Fakat Allah’ı Ulûhiyet sıfatında birleyen bir kul, ibadete sadece Allah’ın layık olduğunu, gayrının ibadete layık olmadığını; âlemlerin Rabb’inin Allah olduğunu O’nun güzel isimleri ve yüce sıfatları olduğunu ikrar eder. Bu sebepten La İlahe İllallah bütün tevhid nevilerini içermektedir.

Bilindiği gibi La İlahe İllallah’ın ilk akla gelen manası, Allah’ın Rububiyet, isim ve sıfatlarındaki tevhidini içeren, Ulûhiyet tevhididir. Dolayısıyla Ulûhiyet tevhidi dinin başı ve sonu kabul edilmiş ve mahlûkat bu tevhid için yaratılmıştır. Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلاَّ لِيَعْبُدُونِ

“Ben cinleri ve insanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.”

Zâriyât Suresi 56

Şeyhülislam bu kısım tevhidle alakalı şunları söylemiştir:

“Bu tevhid, muvahhid ve müşriki birbirinden ayıran dünya ve ahirette kişiyi mesud veya bedbaht eden tevhid bu tevhiddir. Ûluhiyet tevhidini yerine getirmeyen muvahhid değil müşriktir.” Rasullerin gönderiliş, kitapların indiriliş sebebi bu tevhiddir. Allah’ın, kullarına gönderdiği her rasulün davetinin esası ve mihveri işte bu tevhid olmuştur. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُوا اللهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ

“Andolsun ki, biz her millet içinde; Allah’a kulluk edin tağuta tapmaktan da kaçının diye bir Rasul gönderdik…”

Nahl Suresi 36

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Senden önce hiçbir rasul yoktur ki, ona: Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin, diye vahy etmiş olmayalım!”

Enbiyâ Suresi 25

Allah-u Teâlâ bize Nuh, Hûd, Salih, Şuayb ve benzeri rasullerin toplumlarını bu tevhide çağırdıklarını birçok ayette bildirmektedir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah’a kulluk ediniz, sizin için O’ndan gayrı hiç bir ilah yoktur!”

Mu’minûn Suresi 23, Hûd 61, A’raf 46

İbrahim (Aleyhisselam) kavmine şöyle demiştir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz ki, ben hanif olarak yüzümü göklerin ve yerin yaratıcısı zata döndürdüm. Ben müşriklerden değilim!..”

En’âm Suresi 79

Bu tevhid İslam dininin hakikati olunca “La İlahe İllallah” Muhammeder Rasulullah bu dinin esaslarından ilk esas olmaktadır.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“İslam beş esas üzere bina edilmiştir. Allah’tan başka (gerçek) ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şahadet etmek; Namazı kılmak; Zekâtı vermek; Ramazan orucunu tutmak; Beytullahı haccetmektir.”

Buhari 8, Müslim 45/2

Ulûhiyette Allah’ın birlenmesi; bütün ibadet çeşit ve şekilleriyle sadece Allah’a yönelmemiz ve ibadetlerde Allah’a karşı ihlâs sahibi olmamız anlamına gelmektedir. Bu ifadeleri tekrar ele alıp başka bir ifadeyle şöylece sıralayabiliriz:

1) Kişi Allah’ı severken ihlâs sahibi olacak, O’na başkalarını eş ve ortak edinmeyecek Allah’ı sever gibi onu sevmeyecek! Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İnsanlardan bazıları Allah’tan başka eşler tutar, Allah’ı sever gibi onları sever...”

Bakara Suresi 165

Tevbenin dışında Allah’ın affetmeyeceği büyük şirk, kulun Allah’tan gayrı eşler edinip onları Allah’ı sever gibi sevmesidir. İnsanın kendi nefsini, babalarını, çocuklarını ve benzeri şeyleri sevme üzere yaratıldığını göz önünde bulundurursak Allah’a ihlâsla kulluk, fıtratı değiştirip sevgileri yok etmeyi değil, onları terbiye etmeyi gerektiriyor.

Ayet ve hadislerde mü’minden istenen, o her şeye sevgiden hakkını verecek ama Allah’ın sevgisi önde ve her şeyin üstünde olacak demektir. Gerekirse her şeyi Allah’ın sevgisi için feda edecek ve tercih Allah’ın sevgisi olacaktır. Allah basit dünyevi kıymetleri kendisinin sevgisinden ve Rasulünün sevgisinden üstün görüp onları tercih eden kimseleri tehdit etmiştir! Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

قُلْ إِنْ كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللهُ بِأَمْرِهِ وَاللهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabalarınız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Rasulünden ve O’nun Yolunda cihad etmekten daha sevgili ise o halde, Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin! Allah fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez!”

Tevbe Suresi 24

2) Allah-u Teâlâ’nın dua, tevekkül, ümit ve sadece Allah’ın yapabileceği başkasının yapamayacağı hususlarda birlenmesi şarttır.

Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah’tan başka sana ne fayda ne de zarar veremeyecek olan şeylere yalvarma! Eğer böyle yaparsan o takdirde sen muhakkak ki, zalimlerden olursun.”

Yûnus Suresi 106

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Eğer mü’minler iseniz Allah’a dayanın!”

Mâide Suresi 23

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللهِ أُوْلَئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ اللهِ وَاللهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

“Şüphesiz ki, iman edenler, hicret edenler ve Allah’ın Yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah’ın rahmetini umarlar. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

Bakara Suresi 218

3) Sadece Allah’tan korkarak, korku ve sakınma ibadetiyle de Allah’ı birlemek. Kim bazı mahlûkatın kendi dilemesi ve gücüyle zarar vereceğine inanır ve ondan korkarak çekinirse korktuğu varlığı Allah’a ortak yapmış olur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“...Sadece benden korkun!”

Nahl Suresi 51, Bakara Suresi 40

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Eğer Allah sana bir zarar dokundursa onu yine O’ndan başka kaldıracak yoktur; eğer sana bir hayır dilerse, O’nun fazlını geri çevirecek yoktur. Hayrını kullarından dilediğine verir. O bağışlayan esirgeyendir.”

Yûnus Suresi 107

4) Namaz, zekât, oruç, tavaf ve benzeri bütün bedeni ve mali ibadetlerle Allah’ı birlemek kula gerekli olduğu gibi adak, istiğfar, dua, tekbir, tahlil ve benzeri kavli ibadetlerle de Allah’ı birlemek kula gereklidir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“De ki: Benim namazım, kurban kesmem, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabb’i Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.”

En’âm Suresi 16, 21, 63

Bu ve benzeri ibadetlerin hepsi Allah’a hastır ve yapılması vaciptir. Bir kimse bu ibadetleri veya onlardan bir ibadeti Allah’tan gayrına yaparsa o ibadette başkasını Allah’a eş ve ortak yapmış olur!

إِنَّ اللهَ لاَ يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَالِكَ لِمَنْ يَشَآءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْمًا عَظِيمًا

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz ki, Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz! Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse andolsun ki, büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.”

Nisa Suresi 48

إِنَّ اللهَ لاَ يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَالِكَ لِمَنْ يَشَآءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا

“Şüphesiz ki, Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz! Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse andolsun ki, uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır.”

Nisa Suresi 116