Allah (Azze ve Celle) Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Bil ki, Allah’tan başka ilah yoktur…”
Muhammed 19
Bundan da anlaşılmaktadır ki, bilmek öğrenmek söylemekten ve onunla amel etmekten önce gelir. İmam Buhari de, değerli kitabı Sahih-i Buhari’de bu hususa dair bir bap açmış ve bu babın adını “İlim öğrenmek, söz söylemekten ve amel etmekten öncedir.” koymuştur.
İlmin semeresi onunla amel etmek, sonra onu öğretmek ve ona çağırmaktır. Öğrenen kişinin bunlara yönelmesi gerekir. Bu, Allah (Azze ve Celle)’nin Kitabı’nda haber verdiği gibi tüm nebi ve rasullerin ortak çağrısıdır:
“Senden önce hiçbir rasul göndermedik ki, ona: Benden başka ilah yoktur. O halde bana ibadet edin diye vahyetmiş olmayalım.”
Enbiya 25
“O halde sen (tevhid dinine) davet et!..”
Şura 15
Ayetinde ve başta iyiliğin emredilmesini, kötülüğün engellenmesini emreden ayetler olmak üzere daha birçok ayette aslı tevhid olan hak dine davet etmek, bir görev olarak bilen Müslümanlara yüklenmektedir.
Nitekim Nebimizin uygulaması ve öğretisi de bu şekildedir. Daha önce geçen Muaz hadisinde bunun açık işaretleri vardır.
a) Her fırsatta devamlı dersler yapmak,
b) Tevhide dair programlar yapmak ve onları yoğunlaştırmak,
c) Konferans ve toplantılar düzenlemek,
d) Aile ve çocukları tevhid ile terbiye etmek,
e) Tevhid kitapları okumak, okutmak ve yayınlamak,
f) Tevhid davetine uzak duranlara bunun gerekliliğini anlatmak.
Muvahhid kimselere yardımcı ve destek olmalı, onların yolunu açmalı, hata ve kusurlarını örtmeli ve güç nisbetinde yanlışlarını düzeltmelidir.
Bu, onlardan ayrılmayı ve uzak durmayı, hilelerini açığa çıkarmayı ve iddialarını çürütmeyi gerektirir. Onlarla dost olmaktan sakınmalı, oturup kalkmaktan uzak durulmalıdır. Çünkü bunun aksi buğzu ve düşmanlığı zayıflatır.
Günümüzde İslam aleminde görülen sorunların temelinde tevhidi eksiklik ve zaaflar yatmaktadır. Bu problemleri şu ana başlıklar altında toplayabiliriz:
a) Geçmiş salih insanlar hakkında aşırıya gitme,
b) Allah’ın indirdiğinin dışında hükümlerle hükmetme ve İslam aleminde bunun süratle yaygınlaşması,
c) Dost ve düşman edinmedeki hatalar,
d) Batılılaşma ve taklitçilik özellikle giyim, düğün ve cenazelerimiz buna en açık örnek,
e) Müslümanları tekfir etme.
Bunlardan yalnızca birisi hakkında Allah ve Rasulü’nün verdiği hüküm ve nasihate bakmaya ne dersiniz?
Bakın dost ve düşman edinme hakkında Allah-u Teâlâ ne buyuruyor:
“Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin… Sizden her kim onları dost edinirse o da onlardandır.”
Maide 51
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa Allah’a ve Rasulü’ne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin!”
Mücadele Suresi 22
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de bu hususta şöyle buyurmaktadır:
“İman bağlarının en kuvvetlisi Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, Allah için dostluk yapmak ve Allah için düşmanlık yapmaktır.”
Taberani Mucemu’l-Kebir 10531, Albânî Sahîhu’l-Cami’ 2539, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1728
Müslümanların bugünkü haline baktığımızda mü’minlere dost ve yakın olma, kafirlerden de uzak durma anlayışının zayıfladığını görürüz. Bunun göstergesi giyimde, adetlerde ve yaşayış tarzlarında kafirlere benzemek, onlarla içli dışlı olarak oturup kalkmak ve onları sevmektir.
Tüm bunların kaçınılmaz neticesi ise Müslümanların birbirleriyle yardımlaşmayı terk etmesi, kafirlerin egemenliğini kabullenme, onların himayesine girme ve daha da ileri giderek Müslümanlara yaptıkları saldırı ve tecavüzlerde onlarla birlikte hareket ederek onlara destek olmaktır. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:
“Kim bir topluluğa benzerse o onlardandır.”
Ebu Davud 4031
Adları Müslüman olan o topluluklar kafirlere özendiler, onlara benzemeye gayret gösterdiler, neticede de emir erleri olarak onların safına geçerek onlardan oldular.
Ehli Sünnet ve’l-Cemaat’in özelliklerinden birisi de parçalanma ve ihtilafı terk etmeye, birlik ve beraberliğe çağırmalarıdır. Zaten bu, dinin talebidir ve yüce bir gayedir. Birlik ve ittifak; iyilik, takva ve itaat üzere olmalıdır. Bu da ancak tevhid temeli üzere olur. Tevhid göz ardı edilerek yapılan birliktelikler zorluk ve sıkıntı zamanlarında parçalanır, dostluklar düşmanlığa dönüşür.
1) Bütün söz ve amellerin kabulü ve sevaba hak kazanması tevhide bağlıdır.
2) Tevhid, kalpte tam olur ve ihlasla gerçekleşirse amellerin ve sözlerin mükafatı kat kat artar.
3) Kulu, yaratılmışlara kul-köle olmaktan, onlara bağlanmaktan, onlardan korkup onlara ümit bağlamaktan kurtarır. Şüphesiz ki, hakiki ve en yüce izzet ve şeref budur.
4) Tevhidi hakkıyla gerçekleştiren kişiler hesapsız ve cezaya uğramaksızın cennete girer.
5) Tevhid, günahların affedilmesine ve örtülmesine sebeptir.
6) Dünya ve ahiret sıkıntılarının giderilmesinin en büyük sebebidir.
7) Tevhid kalpte tam olduğu zaman Allah onun sahibine imanı sevdirir ve onu güzel gösterir, her türlü günahı ve isyanı ise çirkin gösterir.
8) Allah-u Teâlâ tevhid ehline dünya hayatında izzet ve şerefi, hidayeti, iyi hali, kolaylığı, söz ve fiillerinde isabetli olmayı bahşeder.
9) Aynı zamanda Allah-u Teâlâ onları dünya ve ahiretin kötülüklerinden korur ve onlara temiz ve huzurlu bir yaşantıyı ihsan eder.
10) Tevhid, kulun olgunlaşmasını, iyilik yapıp kötülüklerden de uzaklaşmasını kolaylaştırır ve musibetlerden dolayı onu teselli eder.
Bu kısım es-Sa’di’nin Kavlu’s-Sedid’deki uzun bahsinden kısaltılarak ve özetlenerek alınmıştır.