Cennete Giden Yol

Yaradılışın Gayesi

1) Allah’ın Misak Alması.

2) Misakın Rasuller Aracılığı İle Hatırlatılması.

3) Rasullerin Belirli Aralıklarla Gönderilmesi.

4) Rasuller İnsanlığı Zulüm ve Cehalet Karanlığından Kurtaran Hidayet Kandilleridir.

5) Rasullerden Sonra Onların Ümmetleri İçindeki Âlimlerin Görevleri.

Cahiliye ve Alametleri

Cahiliye: Allah’a karşı bilgisizlik ve O’nun yol göstericiliğine uzak olmaktır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Cahiliye hükmünü mü istiyorlar? İyice bilen bir toplum için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?”

Maide Suresi 50

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah’a karşı cahiliye zannı gibi zanda bulunuyorlar.”

Âl-i İmran Suresi 154

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Evlerinizde oturun! İlk cahiliye açılıp süslenmesi gibi açılarak süslenmeyin!”

Ahzab Suresi 33

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“O zaman kâfirler kalplerine öfkeyle hareket etme, cahiliye öfkesiyle hareket etmeyi koymuştu.”

Fetih Suresi 26

Cahiliye Alametleri

1) İçki

İçki Cahiliyenin Önde Gelen Alametidir

İçki, cahiliye döneminde birçok kavga, nizah ve yeryüzünde bozgunculuğun kaynağı olmuştur.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İçki bütün kötülüklerin anasıdır.”

Taberani Mucemu’l-Evsad 3680

Başka bir hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İçki Bütün fuhşuyatın anasıdır.”

Taberani Mucemu’l-Evsad 11372, 11498

İslam içkiyi tedrîci olarak yasaklamıştır.

a) Önce Bir Soru Üzere Gelen Ayet

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sana şarap ve kumarı soruyorlar. De ki: O ikisinde büyük günah vardır. İnsanlara bazı faydaları varsa da günahları faydalarından daha büyüktür...”

Bakara Suresi 219

b) İçkinin Sebep Olduğu Hata Üzere Gelen Ayet

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey mü’minler, ne dediğinizi bilinceye kadar sizler sarhoş olduğunuz halde namaza yaklaşmayın!”

Nisa Suresi 43

c) Müslümanların İçkiyi Yasaklayıcı Kesin Bir Hüküm İnmesini Talep Etmeleri Üzere Gelen Ayet

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey mü’minler! Şarap, kumar, dikili taşlar, şans okları, şeytan işi birer pisliktir! Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz. Şeytan, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak istiyor. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?”

Maide Suresi 90, 91

Bu ayet Müslümanların içkinin kalkması için taleplerine cevap verirken onun zararlarını ve haram ediliş sebeplerini de beyan ediyordu.

2) Kumar

Kumar da cahiliyenin önde gelen alametlerinden bir alametti.

Kur’an bu ikisini birlikte zikretmektedir. Çünkü bunlardan biri diğerinin gereği ve davetçisidir.

Kur’an’da kumarın her nevinin günah ve haram olduğunu bildiren birçok ayet vardır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sana şarap ve kumarı soruyorlar. De ki: O ikisinde büyük günah vardır. İnsanlara bazı faydaları varsa da günahları faydalarından daha büyüktür...”

Bakara Suresi 219

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey mü’minler! Şarap, kumar, dikili taşlar, şans okları, şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.”

Maide Suresi 90, 91

Ayetteki Ezlam kelimesi; kumarda kullanılan oklar demektir. Bazen okları bir büyük bir bardağın içine koyup onu bardaktan çekmek şeklinde şans oyunu olarak kullanıyorlardı.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Fal oklarıyla kısmet aramanız da haram kılındı.”

Maide Suresi 3

Fal oklarını bazen de tereddüt ettikleri hususlarda kullanıyorlardı.

Bu çirkin fiillerine dini bir kılıf da geçirmişlerdi.

İmam Buhari (Rahmetullahi Aleyh)’in rivayet ettiği bir hadiste, kendilerini nisbet ettikleri İbrahim ve İsmail (Aleyhisselam)’ın ellerinde fal okları kısmet arar bir halde resimlerini çizerek, kumarı meşrulaştırmışlar ve normal hale dönüştürmüşlerdi. Bu gün millileştirilen piyango, toto, loto, iddaa ve benzeri kumar şekilleri dünkü cahiliyede bulunan Ezlamın aynısıdır.

Buhari 1539

3) Fakirlik Endişesiyle Çocukları Öldürmek

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“…Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin! Sizi de onları da biz rızıklandırıyoruz...”

Enam Suresi 151

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin! Onları da sizi de biz rızıklandırıyoruz. Onları öldürmek büyük günahtır.”

İsra Suresi 31

Allah çocuğa, kendi babası ve annesinden daha merhamet ve şefkat sahibidir.

Allah’ın yüz tane rahmet sıfatı vardır.

Savaştaki kadının çocuğunu emzirmesi.

Rızkın yaratıcısı Allah’tır insanın kendisi değildir!

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) hadisi.

Buhari 3028, Müslim 2643/1

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yaratılmışların rızkı Allah’ın üzerinedir.”

Hud Suresi 6

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh)’ın hangi günah daha büyüktür hadisi.

Buhari 4623, Nesei 4025

Günümüz Cahiliyesinde Çocukları Katletme Biçimi

Fakirlik ve açlık endişesi.

Dinsiz imansız yetiştirmek.

Uyuşturucu bağımlısı yapmak.

İçki, kumar, fuhuş vb. haramlara müptela ederek katletmek.

4) Kız Çocuklarını Toprağa Gömerek Öldürmek

Kur’an’ı Kerim bu çirkin fiile işaret ederek şöyle demektedir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Hangi günah sebebiyle öldürüldü diye diri olarak toprağa gömülen kıza sorulduğu zaman!”

Tekvir Suresi 8, 9

Günümüz Cahiliyesinin Kız Çocuklarını Katletmesi

Günümüz cahiliyesi belki kız çocuklarını küçükken toprağa gömmüyor ama büyüdükten sonra onu fuhuş malzemesi yaparak yaşayan bir ölü haline getiriyor.

5) Teberrucü’n-Nisâ

Teberrucü’n-Nisâ: Kadınların Süslenip Kırıtarak Gezmesi

Bu fiil kadınlar arasında cahiliyeyi tanımlayan en belirli rumuzlardandır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Evlerinizde oturun! İlk cahiliye kadınlarının süslenip kırıtması gibi, süslenip kırıtmayın!”

Ahzab Suresi 33

Âlimler bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir:

Cahiliyede kadınlar, başörtüsünü başının üzerine alır, ancak gerdanını ve küpesini gösterecek şekilde onu salar bağlamazdı.

Ayağındaki halhalı bildirmek için, yürürken ayağını yere sert basardı.

Buna Nur Suresi 31. ayet işaret etmektedir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar.

İbrahim (Aleyhisselam)’ın Rasul olarak gönderildiği Nemrut zamanında, kadınlar yanları dikişsiz bel kısmı kemerle tutturulmuş, ince ve benzeri değerli taşlarla süslü elbiseler giyer erkeklerin arasında dolaşırlardı.

Maverdi Tefsiri 4/400

Günümüz Cahiliyesi Kadınları

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği gibi, el-Kasiyât el-Ariyattır.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Cehennem ehlinden iki sınıf var ki, onların mislini görmedim! İkinci sınıf; erkekleri (kendilerine) meyil ettiren, elbiseli çıplak, salınarak yürüyen ve başları Horasan devesinin hörgücü gibi (erkeklere) meyil edici kadınlardır! Bu kadınlar, cennete giremez! Onun kokusunu da bulamazlar! Şüphesiz ki, onun kokusu, şöyle ve şöyle mesafeden bulunur.”

Müslim 2128/125

İslam bu ve vb. ahlaksızlığı teşvik eden fiilleri yasaklamıştır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendi baldızı Esma binti Ebi Bekir’den başlayıp çıplaklığın açılıp saçılmanın önüne geçmiştir. Âişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

Ebu Bekir’in kızı Esma Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına girdi. Esma’nın üzerinde şeffaf bir elbise vardı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ondan yüzünü çevirip yüzü ile iki eline işaret etti ve şöyle buyurdu:

−“Ey Esma! Bir kadın hayız görme çağına ulaştığında, ondan şu ve şu müstesna (bir şeyin) gözükmesi doğru olmaz!”

Ebu Davud 4104

6) Zina

Cahiliye döneminde zina alabildiğine yaygın ve her çeşidi ile toplumu kuşatmış bir hastalıktı.

Siyer kitaplarına baktığımızda bu çirkin fiili yapan kadınların evlerine orada bu işin yapıldığını gösteren bayraklar asıldığını okumaktayız.

Babasının karısıyla evlenmek.

Nisa Suresi 22

Doğacak çocuğun asıl zade ve gözü pek olacağını zannederek bir kadının birden çok erkekle birleşmesi.

Ebu Davud 2272

İki Kız kardeşi yahut bir kadını teyzesi veya halası ile beraber nikâh etmek.

Nisa Suresi 23

Kadına zina ettirip onun üzerinden kazanç sağlamak.

Nur Suresi 33

Nikâhsız gizli dost hayatı yaşamak.

Nisa Suresi 25, Maide Suresi 5

Bu anlatılan zina türlerini işlemekten utanç duymamak, bunları normal karşılamak.

Ebu Davud 2274

Günümüz Cahiliyesinde Zina

Sistem tarafından yapılıyor olması.

Medeniyet ve çağdaşlık adına bunun toplumun her kesimine yayılması.

Zinakarların çok şerefli bir iş yapıyormuş gibi TV. Radyo ve basın yayın araçlarıyla övülüp taltif edilmesi. İnsanların bu şekilde onlar gibi olmaya özendirilmesi.

Sanatçı adı altında kadınların soyularak erkeklerin önünde teşhir edilmesi.

Dans adı altında fuhşun aleni hale getirilmesi.

İlk dönem cahiliyesinde bulunan zina ve fuhşun istisnasız hepsinin icra edilmesi. Artı ilk dönem cahiliyede bulunmayan lutîlik ve lezbiyenliğin eklenmesi.

7) Haksız Yere Kan Dökmek

Cahiliyeyi belli eden bir alamet de haksız yere suçsuz insanları öldürüp kan akıtmaktır.

Allah (Azze ve Celle) bu fiili de çirkin addedip yasaklamıştır:

“Haklı olmanın dışında Allah’ın haram ettiği bir canı öldürmeyin.”

Enam Suresi 151, İsra Suresi 33

Haksız yere kan akıtmanın neticesi olarak toplumlarda kan davaları başlamıştır. Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“...Cahiliye kan davaları iptal edilmiştir. İlk iptal ettiğim kan davamız, Haris oğlu İbni Rebia’nın kan davasıdır...”

Müslim 1218/147

Bu bazen uzun zaman süren savaşlara neden oluşmuştur. Evs ve Hazrec kabileleri arasında uzun seneler süren savaşlar buna örnektir.

Allah (Azze ve Celle) bir kişiyi haksız yere öldürmenin bütün insanları öldürme mesabesinde olduğunu bildirmiştir:

“Kim, bir cana kıymamış yahut yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur...”

Maide Suresi 32

8) Kuvvetlinin Zayıfı Ezmesi

Bu alamet insanlık tarihi içerisinde hiç değişmeyen cahili bir alamettir. Ona orman kanunu da denmektedir.

Bunun en çarpıcı örneği Kur’andaki Rasuller ve müminlere karşı çıkan madde ve sayı çokluğuna sahip toplumun ileri gelen azgınları arasında meydana gelen mücadeleleri anlatan ayetlerdi.

Siyer kitaplarında anlatılan ve fıkıh kitaplarına “Hilfu’l-Fudul” mevzuu olarak giren bir olayı bu meseleye örnek verelim.

Olay: Bir adam Yemen’in Zebid beldesinden Mekke’ye satılık emtia getirmiştir. Âs bin Vail Zebidliden emtiayı satın alır ve adama emtianın bedelini ödemez. Adamın bütün ısrarlarına rağmen Âs bin Vail ücreti ödemez. Zebidli adam, Kureyş’in önde gelen, Abduddâr, Mahzum, Cemh, Sehm, Adiy bin Ka’b vb. kabilelerine ricada bulunup hakkının Âs’dan alınarak kendisine verilmesini ister. Bu kabilelerin hiç biri buna yanaşmaz. Çaresi kesilen Zebidli kişi Ebu Kubeys tepesine çıkarak kuşluk vaktinde, Mekkelilerin hepsine hitap edip:

“Ey İsmail’in hanedanı! Mekke’nin ortasında, evlerin ve arasında satılık emtiası sebebiyle zulme uğrayan kişiye yetişin!

O kişi ihramlı olarak saçı, başı dağınık halde henüz umresini ikmal edememiştir.

Ey Hicr ve Hacerü’l-Esved arasında oturan erler!

Haram zade şerefi ölen kimsedir.

Hainlikle elde edilmiş facir (gasp edilen) elbise ile ihrama girilmez!”

Bu şiirleri işiten Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in dededen amcası Zübeyr bin Abdulmuttalib böyle bir kimse yardımsız bırakılmaz der ve Haşim oğulları, Abdulmuttalib oğulları, Zuhre oğulları, Mudar oğullarını adama yardım için davet eder. Bu kabileler Zübeyr’in davetine icabet edince. Abdullah bin Cud’ân’ın evinde toplandılar, yemek yiyip meseleyi müzakere ettiler. Sonra topluca zalimden mazlumun hakkını alıncaya kadar savaşmak için yeminleştiler...

İbni Kesir Tarih 2/270, 272

9) Soygun, Gasp ve benzeri Sebeplerle Devamlı Savaş Yapmak

Harbu’l-Ficâr

Bu savaşın Harbu’l-Ficâr diye isimlendirilmesinin sebebi haram aylarda meydana gelmesindendir. Bu savaş olduğu zaman, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) on beş yaşında idi. Savaş Kureyşli iki büyük kabile arasında olmuştur. Onlar: Kenane ve kays kabileleridir. Savaş sebebi: Urve bin Utbe ticaret mallarını panayırda satmak için çıkartması. Berâd bin Kays’ın ona saldırıp Urveyi öldürerek malları almasıdır...

İbni Kesir Tarih 2/268, 269, 270

Çok Basit Meseleler İçin Savaşmak Üzere Yeminleşmek

Misal: Kâbe’nin tamirinde savaşmak için ellerini kan çanağına batırarak yeminleşmeleri.

10) Dini İnanç ve Amelleri

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Allah’a davetle görevlendirildiği toplumun dini inanç ve amellerinin aslı İbrahim (Aleyhisselam)’ın dinidir. Bu dinin ismi Hanifliktir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Sonra sana İbrahim’in hanif dinine ittiba et; o müşriklerden değildi diye vahy ettik.”

Nahl Suresi 123

Araplar Haniflik dini olan İbrahim (Aleyhisselam)’ın dinine İsmail (Aleyhisselam)’ın vasıtası ile girmişlerdir. Onlar bu dine İsmail (Aleyhisselam)’ın davetiyle girdiklerinde tevhit ehli kimselerdi. İsmail (Aleyhisselam) vefat edip zaman uzayınca yavaş yavaş hak dinden sapmalar ve ondan uzaklaşmalar başladı. Buna rağmen onlar tevhit üzere olup Allah’a şirk koşmuyorlardı.

Arapların tevhidini bozan, onları Allah’a ibadette şirke düşüren Huzâa Kabilesinin başı Amr bin Lühey’dir. Bu şahıs din işlerine hırs gösteren, çok sadaka veren, iyilik etmeyi seven ihsan sahibi bir kimse idi. Bu sebeple insanlar onu çok seviyordu. Onun bu hasletlerinden dolayı insanlar her hususta kendisine itimat ediyor ve itaat ediyorlardı...

Amr bin Lühey, Şam’a gittiğinde orada insanların putlara taptığını gördü onların bu fiilini güzel bulup bunun hak olduğunu zannetti. Çünkü Şam birçok rasul ve nebinin yaşayıp insanları Allah’a davet ettiği yerdir. Dönüşte beraberinde Hubel adını verdiği bir tane bir put getirdi. Onu Kâbe’nin içine koydu ve insanları onu tazim edip ibadet etmeye davet etti. İnsanlar Amr’ı sevip ona güvendikleri için itiraz etmeden bu isteğini yerine getirdiler.

Arapların Hubel’den başka Menat, Lât, Uzzâ gibi putları vardı. Sonra putçuluk alabildiğine Arap yarımadasında yayıldı. Putun olmadığı kabile, ev ve şahıs kalmadı. Böylece şirk ve puta tapıcılık cahiliye dinin en önemli alameti oldu. Buna rağmen kendilerini ataları İbrahim (Aleyhisselam)’ın dini üzere zannediyorlardı.

Putlara tapınmaları şu şekilde idi:

Bu putların yanında itikâfa girip onlara ihtiyaçlarını arz ederek yardım istiyorlardı.

Putların etrafında dolanarak dua ediyor, hastalıklarına şifa talep ediyorlardı.

Onlara kurban kesip putların olduğu yerleri bayram yerlerine dönüştürüyorlardı.

Maide Suresi 3, Enam Suresi 121

Bu putların kendileriyle Allah arasında bir vasıta ve şefaatçi olduğuna inanıyorlardı.

Yunus Suresi 18

Putların kendilerini Allah’a yaklaştırdığını iddia ediyorlardı.

Zümer Suresi 3

Mallarından belirli bir kısmını onlara nezr edip onlara harcıyorlardı.

Enam Suresi 136, Suresi 138

Dini Hüviyet Kazandırıp İbadet Haline Getirdikleri Batıl Adetleri

Bir dişi deve, peş peşe on kere hep dişi yavru doğurursa, ona “Sâibe” adını veriyorlar. Artık onun üzerine binmiyorlar, sütünü sağmıyorlar, onun sütünü sadece misafirlere ikram ediyorlardı.

Bu deve on birinci yavrusunu doğurduğunda yavruya “Bâhire” ismini veriyorlar, kulağını ortadan yarıyorlar, onun da üzerine binmiyorlar, sütünü sağmıyorlar, onun sütünü sadece misafirlere ikram ediyorlardı.

Bir koyun beş karında on tane dişi yavru meydana getirirse, bu “Vasile” oldu diyorlar ve bu koyun bundan sonra yavruladığında, onu sadece erkekler yiyor, kadınlar yemiyordu. Ancak bu yavru ölü olarak doğarsa, erkek ve kadınlar müşterek olarak yiyordu.

Bir erkek devenin, aralarında hiç erkek olmadan peş peşe on tane dişi yavrusu olursa, sırtını korudu diyor ona “Hâmi” ismini veriyorlar, artık onun üzerine binmiyor, üzerine bir şey yüklemiyor ve hiçbir şekilde ondan istifade etmiyorlardı. Allah-u Teâlâ bize, onların bu fiillerini Maide suresinde 103. ayette nakletmektedir.

Kâhin, falcı ve sihirbazların sözlerine inanıyor onların yönlendirmesi doğrultusunda hareket ediyorlardı.

Uğur ve uğursuzluğa inanıyor bir tereddüt ettikleri bir iş yapacaklarında bir kuş veya ceylan yakalıyor sonra onu korkutup kovalıyorlardı. Hayvan korkup sağ tarafa kaçarsa, bunu uğur kabul ediyor tereddüt ettikleri işi yapıyor, hayvan sola kaçarsa onu uğursuzluk sayıyor ve o işten vazgeçiyorlardı. Yolda giderken önlerinden bir hayvan uçarak veya yürüyerek geçtiğinde bunu da uğursuzluk addediyor, yönlerini değiştiriyorlardı.

Batıl inançlarından biri de bazı ayları, bazı günleri bazı hayvanları uğursuz sanmalarıdır.

Kan davalarıyla ilgili inançları: Öldürülen kimsenin ruhu kuş şekline girer ve devamlı çırpınır asla sakinleşmez bir halde ölenin evinin etrafında beni sulayın, beni suya kandırın diye çığlık atar dolaşır. Ölünün intikamı alındığında sakinleşir ve çöle doğru uçar gider.

Rahiku’l-Mahtûm 38

İbrahim (Aleyhisselam)’ın dininden kalma tahrif ettikleri bozulmuş dinlerinden bazı ibadetleri yerine getiriyorlardı.

Mesela: Kâbe’yi tazim edip orayı imar ediyor, dışarıdan gelen hacılara ikram edip yediriyor ve içiriyorlardı, hac ve umre yapıyor, Kâbe’nin etrafında el çırpıp ıslık çalarak namaz kılıyor, Muharrem ayında oruç tutuyor, cünüplükten sonra guslediyorlardı.

Bu Şirk ve Hurafelerden Oluşan Dinin Yaşandığı Ortamda İbrahim Aleyhisselam’ın Dini Üzere Olan Bazı Hanif Kimselerde Bulunuyordu.

Bu kimselerin sayıları çok az olmasına rağmen tevhit dinini savunuyor ve şirke bulaşmıyorlardı.

Mesela: Zeyd bin Amr bin Nufeyl putlar adına kesilen kurbanlardan yemez, diri diri gömülen kız çocuklarını kurtarır, ben İbrahim (Aleyhisselam)’ın dinindenim der putçuluğu reddederdi.

İbni Kesir Tarih 2/221

Yeni Din Aramaya Çıkanlar

Tarih kitaplarının naklettiğine göre o dönemde yeni bir din aramak için beldelerinden çıkan kimselerin olduğu, onların Zeyd bin Amr bin Nufeyl, Veraka bin Nevfel, Osman bin el-Huveyris, Abdullah bin Cahş gibi kimseler olduğu bildirilmektedir.

İbni Kesir Tarih 2/222

Cahiliyede Bulunan Bazı Güzel Hasletler

1) Yalan Söylememek

Ebu Süfyan ve Rum Kayseri Hırakliyüs arasında geçen konuşma.

Buhari 154, 155, 156, Müslim 1773/74, İbni Kesir Tarih 2/291, 292

Abbas bin Abdulmuttalib ile Ebu Süfyan arasından geçen konuşma.

İslam onların bu güzel hasletini teyit etmiş yalan söylemeyi münafıklık alameti olarak nitelemiştir.

Müslim 59/107, 109, Buhari 188

2) Misafir Perverlik

Hatem et-Tâî’nin kıssası...

Mü’min olmadığı halde insanlık tarihine cömertliği ile mal olmuş kişi.

İbni Kesir Tarih 2/344

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in misafirinin misafir edilmesi. Haşır Suresi 9. ayetin iniş sebebi.

İslam bunu ikrar etmiş ve cimriliği her çeşidiyle yermiştir. Kur’an’da bununla ilgili birçok ayet vardır.

3) Ahde Vefa Göstermek

Ahde vefa göstermek. Onların yanında taviz vermedikleri katı kurallarından bir tanesi idi.

Urve bin Mes’ud, yeğeni Mugire bin Şu’beye: Ey guder! demesi bunun için bariz bir örnektir.

Buhari 2560, 2570

İslam bu güzel hasleti de ikrar etti ve bu hususta Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

“Emanete hiyanet eden kişinin imanı yoktur! Ahdine vefa göstermeyenin de dini yoktur!”

Ahmed bin Hanbel Müsned 12567, İbni Hibban 47

4) Himaye Etmek

Ebu Bekir’in hicreti ve İbni Düğünne’nin ona kefil olması.

Hâzâ Habîb 126

5) Şecâat ve Kendine Güven

Hamza (Radiyallahu Anh)’ın İslam’a girişi.

Er-Rahîk 100

Ömer (Radiyallahu Anh)’ın İslam’a girişi.

Er-Rahîk 100

İyiliği Emretmek Kötülüğü Yasaklamak

1-İyiliği Emredip Kötülüğü Yasaklamanın Gerekliliği

İyiliği emredip kötülüğü yasaklamak, vaciplerin en büyüğü, en faydalısı ve faziletlisidir. Buna Kur’an ve sünnetten birçok delil vardır. Kur’an ve sünnetin naslarını dikkatle düşündüğümüz zaman, iyiliği emredip kötülüğü men etmenin, bu ümmetin hayatta kalması için kesin yerine getirmesi gereken büyük bir görevi olduğunu görürüz. Çünkü bu görev ona teneffüs ettiği hava kadar zorunlu ve önemlidir.

Bu büyük görev, bazen emir siygasıyla gelmiştir:

“İçinizden iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk olsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”

Âl-i İmran Suresi 104

Bazen mü’minin bariz sıfatı olarak gelmiştir:

“Onlar, Allah’a ve ahiret gününe iman ederler, iyiliği emredip kötülüğü men eder ve hayır işlerinde yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.”

Âl-i İmran Suresi 114

Bazen İslam’ın emrettiği müslümanların birbirlerini sevmelerinin gereği bir fiil olarak gelmiştir:

“Mümin erkekler, mümin kadınlar, birbirlerinin velisidir. İyiliği emreder kötülüğü men ederler...”

Tevbe Suresi 71

Bazen münafıklara benzememenin alameti olarak gelmiştir:

“Münafık erkekler, münafık kadınlar birbirlerindendir. Kötülüğü emreder, iyiliği yasaklarlar ve cimrilik ederler...”

Tevbe Suresi 67

Bazen insanlar için çıkartılan hayırlı ümmet olmanın gereği olarak gelmiştir:

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredip kötülüğü men eder ve Allah’a iman edersiniz...”

Âl-i İmran Suresi 110

Bazen lanete müstahak ve rahmetten uzak olmamanın gereği olarak gelmiştir:

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ بَنِي إِسْرَآئِيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُودَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَالِكَ بِمَا عَصَوا وَّكَانُوا يَعْتَدُونَ كَانُوا لاَ يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُّنْكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ

“İsrail oğullarından inkar edenler, Davud’un ve Meryem’in oğlu İsa’nın diliyle lanetlendiler! Bu lanet, isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyledir! Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini men etmezdi! (Birbirini kötülükten men etmemekle) ne kötü yapıyorlardı!”

Maide Suresi Suresi 78, 79

Bazen kurtuluş sebebi olarak gelmiştir:

“Sizden önceki nesillerden akıllı kimselerin, insanları yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan men etmeleri gerekmez miydi? fakat onlardan ancak kendilerini kurtardığımız çok az kişi böyle yaptı...”

Hud Suresi 116

Bazen düşmana galip gelerek zafer elde etmenin gereği olarak gelmiştir:

“Allah, kendine yardım edene elbette yardım eder. Şüphesiz ki, Allah kuvvetlidir galiptir. Allah’a yardım edenleri yeryüzünde iktidara getirdiğimiz takdirde namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler, kötülüğü men ederler.”

Hac Suresi 40, 41

Bazen onu terk Allah’ın kınamasına ve yermesine sebep olan fiil olarak gelmiştir:

“Rabbanilerin ve hahamların, onları günah söz söylemekten, haram yemekten yasaklamaları gerekmezmiydi? (Yasaklamayı terk etmekle) ne kötü yapıyorlardı.”

Maide Suresi 63

Nu’man bin Beşir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Allah’ın hududu üzere durup onu aşmayan kimse ile o hududu çiğneyen kimselerin misali; bir gemide kurâ çeken kimselerin misali gibidir. Onlardan bazısına geminin üst kısmı düştü, bazısına da onun alt kısmı düştü. Geminin alt kısmında bulunanlar, su talep ettikleri zaman, geminin üst kısmındakilere uğrarlardı. Alt kısımdakiler:

−Biz su almak için kendi nasibimiz olan alt kısımdan bir delik açsak, yukarıdakilere eziyet vermeyiz dediler. Üst kısımdakiler, alttakileri kendi hallerine terk etseler, hepsi beraberce helak olurlardı, ama onların ellerinden tutup onlara mâni olsalar, hem kendiler hem de onlar topluca kurtulurlar.”

Buhari 2308, 2309

Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Yollar üzerinde oturmaktan sakının!”

Sahabeler:

−Bizler bunu terk edemeyiz! Oralar bizim meclislerimizdir. Biz oralarda işlerimizi konuşuruz, dediler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de şöyle buyurdu:

−“İlle de oturacaksanız, o halde yola hakkını veriniz!”

Sahabeler:

−Yolun hakkı nedir? dediler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Gözü haramdan yummak! Halka eziyet vermekten el çekmek! Selamı almak, iyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamaktır!”

Buhari 2281

2-İyiliği Emredip Kötülüğü Yasaklamanın Fazileti

Birinci Kısım: Fıtratı Selim sahibi salih kimseler.

İkinci Kısım: Fıtratı Selime üzere dünyaya geldikten sonra bu selim fıtratlarını ifsat ederek bozan fasit kimseler.

Üçüncüsü Kısım: Bu iki kısım arasıda olan kimseler.

Kur’an’da birçok ayet, bu üç kısma işaret etmektedir:

“Onlara, deniz kıyısında bulunan belde ahalisinin durumunu sor. Hani onlar, Cumartesi gününün hukukunu çiğniyorlardı! Çünkü (Cumartesi günü, av yapmaları kendilerine yasaklanmıştı!) Cumartesi (çalışmayıp ibadet) yaptıkları gün, balıklar onlara akın akın gelirdi. Cumartesi (ibadet) yapmadıkları gün balıklar gelmezdi. (Allah’ın yasağına uymamalarından rızkları daralmıştı) biz onları yoldan çıkmaları sebebiyle işte böyle imtihan ediyorduk. (Onlara nasihat edenlere) içlerinden bir topluluk da:

‘Allah’ın helak edeceği veya şiddetli bir şekilde azap edeceği bir topluma daha ne diye nasihat ediyorsunuz!?’ dedi. Nasihat edenler; Rabb’inize mazeret beyan edebilmek için, bir de belki sakınırlar (diye nasihat ediyoruz) dediler. Onlar kendilerine verilen nasihati unutunca, Biz de (nasihat ederek) kötülüğü yasaklayanları kurtardık ve zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık. Kibirlerinden dolayı kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara; Aşağılık maymunlar olun! dedik.”

A’raf Suresi 163, 166

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de şu hadisinde bu üç kısma işaret etmiştir:

“Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilim, çok bereketli yağmura benzer. Bu yağmur bazen öyle bir toprağa düşer ki, onun bir kısmı suyu kabul eder ve çayırla ot bitirir. Bir kısmı da kurak olup suyu üzerinde tutar da Allah onunla insanları faydalandırır. Ondan hem kendileri içerler, hem de hayvanlarını suvarır ve ekin ekerler. Bu yağmur diğer bir nevi toprağa daha isabet eder ki düz ve kaypaktır ne suyu üzerinde tutar, ne de çayır çimen bitirir. Allah’ın dinini tefekkuh edip Allah’ın benim vasıtamla gönderdiği hidayet ile ilimden faydalanan ve bunu öğrenip başkasına öğreten kimseyle, bunu duyduğunda kibirlenerek başını dahi kaldırmayan ve Allah’ın benimle gönderdiği hidayetini kabul etmeyen kimse işte böyle örnek verdiğim toprak gibidir.”

Buhari 238, Müslim 2282/15, Begavi Mesabih 111, Albânî Sahihu’l-Cami’ 5855

3-İyiliği Emredip Kötülüğü Yasaklamaya Hırs Göstermek

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Şehrin uzak yerinden bir adam koşarak geldi: Ey kavmim, elçilere uyun, dedi.”

Yasin Suresi 20

“Bir zaman, cinlerden bir topluluğu Kur’an dinlemek üzere sana yöneltmiştir. Kur’an dinlemeye hazır olduklarında (birbirlerine) susun dediler. Okuma bitirilince inzar ediciler olarak kavimlerine dönmüşlerdi. Ey kavmimiz, dediler, biz Musa’dan sonra indirilen kendinden öncekini doğrulayan, Hakka ve doğru yola götüren bir Kitap dinledik. Ey kavmimiz, Allah’ın davetçisine uyun. Ona iman edin ki Allah da sizin günahlarınızdan bazısını bağışlasın ve sizi acı azaptan korusun. Kim Allah’ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde (başına geleceklere) engel olamaz. Kendisinin Allah’tan gayrı dostları da bulunmaz. İşte öyleleri açık bir sapıklık içindedir.”

Ahkaf Suresi 29, 32

“Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan (teşekkül eden) orduları Süleyman için toplandı. Hepsi bir arada düzenli olarak sevk ediliyordu. Karınca vadisine geldikleri zaman bir karınca dedi ki: Ey karıncalar, yuvalarınıza girin ki Süleyman ve orduları farkında olmadan sizi ezmesin.”

Neml Suresi 17, 18

4-İyiliği Emredip Kötülüğü Yasaklayan Bilgili Olması Gerekir

Bir kimse her hangi bir iyiliği emredebilmesi için yahut her hangi bir kötülüğü yasaklayabilmesi için, o iyilik yahut kötülükle ilgili delilleri ve onun mahiyetini iyice bilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bilgi amelden öncedir. Bunun için İmam Buhari: 227-228’de ilim, söz ve amelden öncedir, şeklin bir bap açmış sonra bu sözüne Allah (Azze ve Celle)’nin şu kavlini delil getirmiştir:

“Bil ki, Allah’tan gayrı hiçbir ilah yoktur...”

Muhammed Suresi 19

Mefsedeyi defetmek, maslahatı celp etmekten önce gelir.

Maslahat ve mefsedet yahut Hasenât ve Seyyiât çakıştığında onlardan racih olanı tercih etmek vaciptir.

5-Kimler İyiliği Emredip Kötülüğü Yasaklamakla Mükelleftir

İslam dini, müslüman her ferde bildiği meselelerde iyiliği emretme, kötülüğü yasaklama görevi vermiştir. İyiliği emredenin halktan biri, kendisine iyilik emredilenin devlet başkanı olması bu durumu değiştirmez. İslam tarihinde bunun misalleri sayılmayacak kadar çoktur.

Tarık bin Şihâb şöyle dedi:

Bayram günü namaz kılmadan önce hutbe okumaya ilk başlayan Medine valisi Mervan’dır. Müslümanlardan bir adam ayağa kalktı ve:

−Bayram namazında önce namaz kılınır sonra hutbe okunur, dedi. Mervan:

−O terk olundu dedi. Bunun üzerine Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh):

−Bu adam üzerine düşen iyiliği emir kötülüğü yasaklama görevini yapmıştır. Ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den işittim şöyle buyuruyordu:

“Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin, eğer gücü yetmezse diliyle değiştirsin, eğer gücü yetmezse kalbiyle değiştirsin o ise imanın en zayıfıdır.”

Müslim 49/78

Sahabelerden Ka’b bin Ucre’de mescide girdiğinde, Abdurrahman bin Ümmü’l-Hakem oturur halde Cuma hutbesi irat ediyordu. Ka’b bin Ucre şöyle dedi:

Hele şu hâbîse bakın oturarak hutbe irat ediyor! Oysa Allah-u Teâlâ Cuma Suresinde şöyle buyurmaktadır:

“Onlar bir ticaret ve eğlence görünce dağılıp oraya gittiler ve seni ayakta bıraktılar...”

Müslim 864/39

6-İyiliği Emredip Kötülüğü Yasaklamanın Adâbı

İyiliği emredip kötülüğü yasaklayacak kimselerde bulunması gereken edeple ilgili bazı hasletler:

a) Bilmediğinin ardına düşmemesi.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Kuşkusuz ki, kulak, göz ve gönül bunların hepsi ondan sorumludur!”

İsra Suresi 36

b) Yumuşak huylu olup katı kalpli olmaması.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Allah’ın rahmeti sebebiyle sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onların kusurlarından geç, onlar için istiğfar et.”

Âl-i İmran Suresi 159

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

Firavn’a gidin! Kuşkusuz ki, o azdı. Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya sakınır.

Taha Suresi 43, 44

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Rıfk yumuşak huyluluk, hangi şeyde bulunursa onu süsler, o hangi şeyden çıkartılırsa onu çirkinleştirir!”

Müslim 2594/78

Yine Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ey Aişe! Kuşkusuz ki, Allah refîktir rıfkı sever. Şiddet ve sertliğe vermediğini rıfka verir.”

Müslim 2593/77

c) Çok sabırlı olması.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Sabret, sabrın Ancak Allah içindir. Onlara üzülme, kurdukları tuzaklardan da sıkıntıya düşme!”

Nahl Suresi 127

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Yavrucuğum namazı kıl, iyiliği emredip kötülüğü yasakla ve başına gelen şeylere sabret. Çünkü bunlar yapılması gereken azimet işlerdendir. İnsanlara yüzünü eğme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenip büyüklenen kimseleri sevmez.

Lokman Suresi 17, 18

d) Kolaylaştırıcı olup nefret ettirici olmaması.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Ey insanlara! Kuşkusuz ki, sizden bazıları insanları nefret ettiricidir. Sizden herkim, insanlara namaz kıldırırsa, namazı hafif tutsun! Çünkü sizden hasta olan bulunabilir, zayıf olan bulunabilir ve ihtiyaç sahibi olabilir.”

Müslim 466/182

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir şey yapmış ve onda insanlara ruhsat vermişti. Bir topluluk da o şeyi yapmaktan imtina etmişti. Bu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ulaştığında bir hutbe irat ederek Allah’a hamd etti sonra şöyle buyurdu:

“Bazı insanlara ne oluyor ki yaptığım şeylerden imtina ediyorlar! Allah’a yemin ederim ki ben Allah’ı onlardan dahi iyi bilenim ve Allah’tan onlardan daha fazla korkanımdır.”

Buhari 6074, Müslim 2356/128

e) İyiliği emir kötülüğü yasaklama, hikmetle ve mevizeyi haseneyle olması.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Sen hikmetle ve güzel öğütle Rabb’inin yoluna davet et; onlarla en güzel şekilde mücadele yap...”

Nahl Suresi 125

7-İyiliği Emredip Kötülüğü Yasaklama Yolları

a) Elle olur.

b) Dille olur.

c) Malla olur.

Buna Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu hadisi delalet etmektedir:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin, eğer gücü yetmezse diliyle değiştirsin, eğer gücü yetmezse kalbiyle değiştirsin o ise imanın en zayıfıdır.”

Müslim 49/78

8-İyiliği Emredip Kötülüğü Yasaklama Fiilinin Tehir Edildiği Yerler

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Sen, bir topluluğa akıllarının ermediği bir şey söylediğinde, o söz onlardan bazısı için mutlaka fitne vesilesi olacaktır!”

Müslim 1/11

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e hicr duvarı Kâbe’den midir? diye sordum. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Evet Kabe’dendir.”

Ben:

−Kureyş için ne mani vardı ki hicri Kâbe’ye girdirmediler? dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Kureyşin nafakası noksan olup bunu yapmalarına imkân vermedi.”

Ben yine:

−Kâbe’nin kapısı neden bu kadar yüksektir, dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Kavmin, dilediklerini oraya girdirmek dilediklerini oradan menetmek için böyle yaptılar. Eğer kavmin cahiliye devrine yakın olmamış olsaydı ve gönüllerinde isteksizlik olmamış olsaydı elbette Hicrin duvarını Kâbe’ye katar ve Kâbe’nin kapısını da yer seviyesine indirirdim.”

Buhari 1499, Müslim 1333/405, Albânî İrvau’l-Ğalil Fi Tahrici Ehadisi Menari’s-Sebil 1106

Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anh) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in eşi Aişe (Radiyallahu Anha)’dan şöyle tahdis etmiştir:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Aişe’ye:

−“Kavmin Kureyş Kâbe’yi bina ederlerken, İbrahim’in koyduğu temelleri kısalttıklarını görmez misin?”

Ben:

−Ya Rasulallah! Sen Kabenin duvarlarını İbrahim’in temelleri üzerine döndürmez misin? dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Kavminin zamanı kâfirlik vaktine yakın olmasaydı yeni iman etmiş olmasalardı muhakkak ben Kâbe’nin duvarlarını İbrahim’in temelleri üzerine yapardım.”

Buhari 1498

İlim

İlmin tarifi: İlim, bir şeyi kendi mahiyeti üzere bilmektir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Tevrat’ı biz indirdik onda hidayet ve nur vardır...”

Maide Suresi 44

“...Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona, içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik.”

Maide Suresi 46

İmam Şafii bir şiirinde şöyle demektedir:

“Vekî’e hafızamın kötü oluşunu şikâyet ettim, Bana masiyetleri terk etmeme işaret etti, İlim nurdur, Allah’ın nuru isyankâra verilmez! dedi.”

Divanı Şafii Sayfa 54

İlim Tahsili

İlim tahsili iki kısma ayrılır:

1) Farzı Ayn

Bu kısım ilim her müslümana, müslüman olmasının gereği olarak tahsili farz olan ilimdir. Allah’a, meleklere, kitaplara, Rasullere, ahiret gününe, kadere onun hayrına ve şerrine iman, dinden bilinmesi zorunlu olan hususların hepsine itikat; müslümanlığını izhar edici, namaz, oruç, zekât, hac vb. bedeni mali ibadetler sonra helal ve haram meseleleri örnek verilebilir. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İlim talebi her müslüman erkek ve kadına farzdır.”

Taberani Mucemu’l-Evsad 9, Abânî Sahihu’l-Cami’ 3913

2) Farzı Kifaye

Bu kısım ilim müslümanlardan bazı kimselerin yerine getirmesiyle, diğer müslümanlardan o ilmi tahsil etme mesuliyeti kalkan ilimdir. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Her topluluktan bir grubun toplanıp dini iyice öğrenmeleri ve kavimleri kendilerine dönüp geldikleri zaman Allah’ın yasak kıldığı şeylerden kaçınmaları için onları uyarmaları gerekmez mi?”

Tevbe Suresi 122

İlim Talebinde Mutlaka Güzel Niyet Gereklidir

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dinin temel taşlarından birini oluşturan bir hadisinde şöyle buyurdu:

“Ameller ancak niyetlere göredir, her kese niyetinin karşılığı vardır...”

Buhari 143, Müslim 1907/100

Allah’ın rızasından gayrı bir gaye için ilim öğrenmekten sakınmak.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Herkim, Allah’ın Vechi arzulanan ilimlerden bir ilmi, dünya metaını elde etmek için öğrenirse, o kimse cennetin kokusunu bile alamaz!”

Ebu Davud 3664, İbni Mace 252, Ahmed bin Hanbel Müsned 8465, Hakim 289, Abânî Sahihu’l-Cami’ 6158, 6159

Yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Âlimlere karşı büyüklenerek öğünmek veya cahillerle tartışıp münakaşa etmek yahut halkın teveccühünü kendine çevirmek için ilim öğrenmeyiniz! Herkim böyle yaparsa o ateştedir!”

İbni Mace 259, Tirmizi 2654, İbni Hibban 77, Hakim 1/86

İlim Tahsilinin Fazileti

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İlim tahsil etmek için herkim bir yola suluk ederse, Allah o kimseye cennete gidiş yolunu kolaylaştırır.”

Tirmizi 2648, 2946, Darimi 1/99, Ahmed bin Hanbel Müsned 2/407, Begavi 130, Hakim 1/88, 89, Abânî Sahihu’l-Cami’ 6298

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Şüphesiz ki, Allah ve melekleri, gökler ve yer ehli hatta yuvasındaki karınca ve denizdeki balıklar insanlara hayır öğreten kimselere istiğfar edip dua ederler.”

Tirmizi 2686, Abânî Sahihu’l-Cami’ 1838

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Allah her kimin hayrını isterse, dinde onu fakih eder.”

Buhari 231, Müslim 1037/98, Ahmed bin Hanbel Müsned 16849

Fayda Vermeyen İlimden Allah’a Sığınmak

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Allah’tan faydalı ilim isteyiniz ve fayda vermeyen ilimden de Allah’a sığınınız.”

İbni Mace 3843, İbni Ebi Şeybe 6/266, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1511

İlim Öğrenen Kimsenin Öğrendiği İle Amel Etmesi Vaciptir

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kendi nefsini unutarak insanlara hayır öğreten âlimin örneği, insanları aydınlatmak için kendini yakan kandilin örneğidir.”

Taberani Mucemu’l-Kebir 1681, Abânî Sahihu’l-Cami’ 5837

Yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kıyamet günü bir adam getirilir ve ateşin içine atılır. Ateşin içinde bağırsakları dışarıya dökülür. Bu sebeple o kimse bağırsaklarının etrafında eşeğin değirmen etrafında döndüğü gibi döner. Bunun üzerine ateş ahalisi onun etrafına toplanırlar ve:

−Ey falan, senin bu halin nedir derler, sana ne oldu? Sen bize iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklar değil miydin derler.

O kimse:

−Evet, ben size iyiliği emrederdim ancak kendim onu yapmazdım! Ben size kötülüğü yasaklardım ve onu kendim yapardım diye karşılık verir.”

Ahmed bin Hanbel Müsned 21843, Buhari 3065, Müslim 2989/51, Abânî Sahihu’l-Cami’ 8022

İlim Öğrenen Kimsenin Öğrendiğini Başkasına Öğretmesi

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği buyuran kötülüğü men eden bir topluluk olsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”

Âl-i İmran Suresi 104

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Siz, insanlar için çıkartılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülüğü men edersiniz ve Allah’a iman edersiniz...”

Âl-i İmran Suresi 110

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin! Eğer ona gücü yetmezse diliyle onu değiştirsin! Eğer ona da gücü yetmezse kalbiyle değiştirsin! Bu ise imanın en zayıfıdır.”

Müslim 49/78

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Nefsim elinde olan zata yemin ederim ki, ya iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarsınız. Ya da Allah Kendi indinden bir azap gönderir ki, sonra o azabı kaldırması için dua edersiniz de size icabet olunmaz...”

Ahmed bin Hanbel Müsned 5/388, Tirmizi 2259, Begavi 4154 Albânî Sahihu’l-Cami’ 7070

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Asra andolsun ki, insan hüsrandadır. Ancak iman edip salih amel yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”

Asr Suresi 1, 2, 3

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Yaşayanların amelinden üç tanesi ölülerin lehine ecir olarak devam eder:

1) Arkasından kendisine dua eden salih bir nesil bırakan kimse. Onların duası o kimseye ecir olarak yazılır.

2) Faydası devamlı olan bir sadaka yapan kimse. Bu şahsın sadakası onun faydası devam ettiği müddetçe ölümünden sonra kendisine ecir olarak yazılmaya devam eder.

3) İlim öğreten kimsenin ecri de o ilimle amel edildiği sürece amel edenlerin ecrinden bir şey noksanlaşmaksızın o kimseye yazılmaya devam eder.”

Taberani Mucemu’l-Kebir 6181, Albânî Sahihu’l-Cami’ 888