(1) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Herkim sevgilisine ateşten bir yüzük takmaktan hoşlanırsa ona altından bir yüzük taksın! Herkim sevgilisine ateşten bir gerdanlık takmaktan hoşlanırsa ona altından bir gerdanlık taksın! Herkim sevgilisine ateşten bir bilezik takmaktan hoşlanırsa ona altından bir bilezik taksın! Ancak size lazım olan gümüştür, onu takınız!”
Ahmed bin Hanbel Müsned 8919, Ebu Davud 4236, Hatip Tarih 8/459, İbni Münzir 1/273, Albânî Adâbu’z-Zifaf 244
(2) Sevban (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Hubeyre’nin kızı, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına elinde büyük yüzükler olduğu halde girdi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) elindeki çubukla onun eline vurmaya başladı ve şöyle buyurdu:
−“Allah’ın, senin eline ateşten yüzük takması seni sevindirir mi!?”
Hubeyre’nin kızı bu durumu şikâyet için Fatıma (Radiyallahu Anha)’nın yanına girdi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de Fatıma (Radiyallahu Anha)’nın yanına girdi. Sevban (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
−Ben de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdim. Fatıma (Radiyallahu Anha) boynundaki zinciri çıkararak:
−Bunu bana (kocasını kastederek) Hasan’ın babası hediye etti, dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de şöyle buyurdu:
−“Ya Fatıma! İnsanların Muhammed’in kızı Fatıma’nın elinde ateşten bir zincir var demeleri seni sevindirir mi?”
Sonra kızını şiddetle kınadı ve oturmadan çıktı! Fatıma (Radiyallahu Anha) o zinciri sattı, yerine bir köle aldı ve onu da azat etti. Bu haber Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ulaştığında şöyle buyurdu:
−“Fatıma’yı ateşten kurtaran Allah’a hamd olsun.”
Nesei 5155, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/278, Hakim 4725, Tabarani Mucemu’l-Kebir 1448, Albânî Adâbu’z-Zifaf 244
(3) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) benim elimde altından iki bilezik gördü ve bana şöyle buyurdu:
“Onları at! Onun yerine gümüşten iki bilezik edin! Sonra onları zağferanla sarart!”
Albânî Adâbu’z-Zifaf 232, Kasım es-Serkasti Garibu’l-Hadis 2/76, Nesei 5158, Hatib Tarih 8/459, Bezzar 3007, Tabarani 23/ 641
(4) Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
Boynumda arpa taneleri şeklinde altın bir kolye vardı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) içeri girdi. Kolyeyi istemediğini göstererek ondan yüzünü çevirdi! Şunun süsüne bakmayacak mısın? dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
−“Ben onun süsünden yüzümü çeviriyorum!”
Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
−Onu kopardım, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana yüzünü çevirdi ve şöyle buyurdu:
−“Biriniz gümüşten bir takı edinse onu da zağferanla sarartsa ve o şekilde kullansa ne zararı olur!?”
Ahmed bin Hanbel Müsned 26744, Heysemi el-Mecma 5/148, Tabarani Mucemu’l-Kebir 23/968, Abdurrezzak 11/71, Harbi Garibu’l-Hadis 5/30, Albânî Adâbu’z-Zifaf 244
(5) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Kırmızı elbise, altın ve sarı elbiseden dolayı kadınlara yazıklar olsun!”
İbni Hibban, Tergib ve Terhib 4/309
(6) Muhammed bin Sîrîn (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh), kızına şöyle dedi:
“Altın takma! Senin aleyhine alevli ateşin hararetinden korkarım!”
Abdurrezzak 19938, Albânî Adâbu’z-Zifaf 244
(7) Allâme Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’a kızı şöyle dedi:
−Genç kızlar beni ayıplıyorlar ve bana:
−Baban seni altınla süslemiyor! diyorlar. Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’da kızına şöyle dedi:
−“Sen onlara, babam benim aleyhime alevli ateşten korktuğu için beni altınla süslemiyor! diye cevap ver!”
İbni Asâkir Tarih-i Dimeşk 19/124/2, Abdurrezzak 19935, Albânî Adâbu’z-Zifaf 244
(8) İbni Abdilhakem (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
Ömer bin Abdulaziz (Rahmetullahi Aleyh)’in kızı ona bir inci tanesi gönderdi ve:
−Eğer bunun eşini bana gönderirsen kulağıma takacağım, dedi. Ömer bin Abdulaziz (Rahmetullahi Aleyh)’de ona iki tane kor ateş gönderdi ve şöyle dedi:
−“Bu iki koru kulağına takmaya dayanabilirsen sana onun eşini gönderiyorum!”
Albânî Adâbu’z-Zifaf 245, Siretu Ömer bin Abdulaziz 163
Not: Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:
“Delil zannettikleri kendilerinde oluşan şüpheler sebebiyle alimlerden bir çoğu bu hadislerle amel etmekten yüz çevirmiştir! Hali hazırda çoğunluk, mezkur hadislerle amel etmemeyi mubah kılar hüccetler sanarak o şüphelere sımsıkı tutunmaya devam etmektedir! Bu sebeple onların şüphelerini serdedip sonra onlara cevaplar vermeyi gerekli gördüm. Hatta hadislerin arasını cem yollarını bilmeyen kimseler, mezkur şüphelere aldanıp, delil ve hüccetsiz sahih ve muhkem hadislere muhalefet etmesin!”
Onlardan bazısı kadınlara altının mutlak olarak mubah olduğunda icma olduğunu iddia etmiştir! Bu iddia birkaç yönden red olunmuştur!
Bu meselede icmanın sahihliğini ispat etmek mümkün değildir! Beyhaki ve gayrısı onu nakletse de, mesela İbni Hacer onlardandır. Ancak o, zan olunan icmanın olmadığına işaret ederek şöyle dedi:
“Altının kadınlara mubah olduğu üzere icma nakledilmiştir.” Bu icmayı iptal edici delil birazdan gelecek. Çünkü dinden olduğu zorunlu olarak bilinen bir icmanın dışındaki bir şeyi icma diye iddia etmesi kimseye mümkün değildir ve tasavvur da edilemez! İmam Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demektedir:
“İcma iddiasında olan kimse yalancıdır, nereden biliyormuş! Belki insanlar ihtilaf etmiştir!?”
Bu tehlikeli meseleyi yani asılsız icma iddiasını tafsilatlı olarak anlatmanın yeri burası değildir! Bu meseleyi tahkik etmek isteyen kimse, İbni Hazm’ın Usûlu’l-Ahkam ve Şevkani’nin İrşâdu’l-Fuhûl ve benzeri taklitçi olmayan kimselerin telif ettiği fıkıh usulü kitaplarına müracaat etsin.
Cümle olarak icma ispatı mümkün olsa da bu has bir meseledir, burada icmanın iddiası sahih değildir! Çünkü o sahih bir sünneti nakzetmektedir ki, bu tasavvuru mümkün olmayan şeylerdendir! Sebebi ise sahih hadise muhalefet ederek ümmetin dalalette icma etmesi gerekir. Bu da Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu kavlinden dolayı tahakkuk edemez!
(9) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
إِنَّ أُمَّتِي لاَ تَجْتَمِعَ عَلَى ضَلاَلَةٍ
“Muhakkak ki, benim ümmetim sapıklık üzere birleşmez!..”
İbni Mace 3950
(10) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
إِنَّ اللهَ لاَ يَجْمَعُ أُمَّتِى، أَوْ قَالَ أُمَّةَ مُحَمَّدٍ عَلَى ضَلاَلَةٍ، وَيَدُ اللهِ عَلَى الْجَمَاعَةِ
“…Kuşkusuz ki Allah, benim ümmetimi veya Muhammed’in ümmetini dalalet (yani sapıklık) üzere bir araya getirmez! Ve Allah’ın eli cemaatin üzerindedir.”
Tirmizi 2255, Albânî Sahihu’l-Cami’ 1848, Albânî Mişkat 173
Bu tür icmanın, zihinde hayal olmanın dışında bir vücudu olmadığı gibi, onun aslı ve gerçeği de yoktur. İbni Hazm (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“Ashabımızdan bazıları, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sahih bir hadisinin hilafına icmanın olabileceğine cevaz verdiler ve bu durum hadisin mensuh olduğuna delalet eder dediler. Bu görüş bizim yanımızda zorunlu iki vecihten kesin ve fahiş bir hatadır.
Birinci Vecih: Sahih hadise muhalif bir icma dünyada hiç olmamıştır! Herkim onun varlığını iddia ederse bize bir tene zikretsin, vallahi onun varlığına asla yol bulamaz!
İkinci Vecih: Kuşkusuz ki, Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
“Kuşkusuz ki, O zikri biz indirdik biz! Kuşkusuz ki, Onun koruyucusu da elbette biziz!”
Hicr Suresi 9
Allah’a ve ahiret gününe iman eden her kesin yanında bu ayetin içeriği; Allah’ın korunmasını tekeffül ettiği şey zayi olmayacaktır. Müslüman bunda şüphe edemez. Çünkü Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى إِنْ هُوَ إِلاَّ وَحْيٌ يُوحَى
“O hevadan konuşmaz! O’nun konuştuğu kendisine vahiy edilen vahiyden başka bir şey değildi.”
Necm Suresi 3, 4
Ayetinin delaletiyle Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kelamının hepsi vahiydir. Ümmetin hepsinin icmasıyla vahiy zikirdir. Yukarıdaki ayetin nassı ile zikir koruma altındadır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kelamının tamamı zorunlu olarak Allah’ın korumasındadır ve kesin olarak bize öyle nakledilmiştir.
Şayet bu hadis ashabımızdan: “Bu hadisi terk üzere icma olmuştur ve o mensuhtur,” iddiasında olan kimsenin dediği gibi olmuş olsaydı, nesih edicidir diye ittifak ettikleri bu hadisin hükmünü kaldıran delil kaybolmuş ve korunmamış olurdu. Bu ise, zikri koruma vadinde Allah’ı yalanlamadır! Şayet onların iddia ettiği gibi olsaydı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Rabbinden tebliğ ettiği şeylerin birçoğu sakıt olurdu.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu veda haccında şöyle buyurarak iptal etmiştir:
“Ey Allah’ım! Tebliğ ettim mi?”
Sahih bir hadisin veya tilaveti sahih bir ayetin, sahih bir hadisle ve tilaveti sahih bir ayetle mensuh olmasını ve bu nesih üzere ittifak olabileceğini inkâr ediyor değiliz! Bu tür nesih vardır dahası bizim yanımızda böyle nesih vardır.
Ancak biz diyoruz ki; Onları nesih eden hadis ve ayetin yanımızda mutlaka bulunması, bize nakledilmiş, yanımızda korunmuş, lafzı ile bize tebliğ edilmiş katımızda kaim olması gerekir.
Bu mutlaka gerekir. Bizim men edip itiraz ettiğimiz; mensuh hüküm muhafaza edilerek bize nakledilip korunmuş, fakat onu nesheden ise sakıt olmuş onun lafzı bize nakledilmemiş olmasıdır. Bizim yanımızda bu batıldır. Dünyada bunun varlığına asla ve kata yol yoktur. Çünkü bu kesin olmamıştır. Bu hiç olmamış, muhal ve mümteni şeylerin babına girmektedir muvaffakiyet ancak Allah’tandır.”
İbni Hazm Usûlü’l-Ahkam 4/71, 72
Büyük alim muhakkik ibni Kayyım (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“İslam’ın imamları, Kitabı sünete sünneti de icmaya takdim etmeye devam etti. İcmayı üçüncü mertebede yaptı. İmam Şafii (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
Hüccet, Allah’ın Kitabı, Rasulünün sünneti ve imamların ittifakıdır. İmam Malik’le ihtilaf ettiği meseleleri yazdığı kitabında şöyle dedi:
İlim birçok tabakadır. Birincisi; Kitap, ikincisi, sünnettir. Sonra Kitap ve sünnetin bulunmadığı hususlarda icmadır.”
İbni Kayyım (Rahmetullahi Aleyh) Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi Aleyh)’in fetvalarının usulünü beyan ederken de şöyle dedi:
“Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi Aleyh), sahih hadise ameli, reyi, kıyası, sahabe sözünü sahih hadise takdim ettikleri insanların çoğunun icma dediği muhalifi bilmemeyi asla takdim etmezdi. Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi Aleyh) bu nevi icmayı iddia eden kimseleri yalanlamıştır ve onu sahih hadise takdimine cevaz vermemiştir. Şafii (Rahmetullahi Aleyh)’de yine böyle idi.
Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi Aleyh) ve diğer hadis imamlarının yanında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in nasları, içeriği muhalefet edeni bilmemek olan icma vehminin takdiminden çok daha değerli idi. Herhangi bir meselenin hükmünde muhalifi bilmeyen her kese, cehaletini naslar üzerine muhalifle takdim etmek mubah oldu.”
İbni Kayyım 1/32, 33
Ben de derim ki: Bu hadislerde bazılarının yaptığı, İbni Kayyım’ın naklettiği şeylerin aynısıdır. İcma olmadığı halde icma olduğunu zannettikleri şeyi yukarıda rivayet ettiğimiz hadislere takdim ettiler. Bunun beyanı aşağıda gelen vecihtedir.
Zannedilen icmayı yıkan delil sabittir. Abdurrezzak ibni Sâid ve ibni Hazm sahih bir senetle ibni Sirin’den rivayet edilmiştir. İbni Sirin Ebu Hureyre’yi kızına:
“Altın takma! senin aleyhine alevli ateşin hararetinden korkarım, derken işitmiştir.”
Abdurrezzak 11/70/19935, İbni Sâid 35/1, İbni Hazm Muhalla 10/82
İbni Asâkir diğer iki tarikten de şunları tahdis etti:
“Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’ın kızı şöyle dedi:
Genç kızlar beni ayıplıyorlar ve bana:
–Baban seni altınla süslemiyor, diyorlar. Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh):
–Sen onlara, babam benim aleyhime alevli ateşten korktuğu için beni altınla süslemiyor, diye cevap ver, dedi.”
Abdurrezzak bunun benzerini tahriç etti. Begavi onu ta’likan rivayet etti ve bu meseledeki hilafı dile getirip çoğunluğun yanında kadınlara altın yüzüğün ve altınla süslenmenin mubah olduğunu zikrettikten sonra:
‘Bazı alimlerin yanında kadınların altınla süslenmesi kerihtir,’ dedi. Sonra Begavi yukarıda zikrettiğimiz hadislerin bazısını rivayet etti. Begavi’nin alimler adına işaret ettiği kerahiyet haramlığı içeren kerahiyettir! Çünkü birçok ayette zikredilen ve Kur’an’i usluba ittiba eden selefin ıstılahında bilinen budur.
Mesela Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَكَرَّهَ إِلَيْكُمُ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ
“Allah size küfrü, fıskı ve isyanı kerih gösterdi.”
Hucurat Suresi 7
Ben bu önemli meseleyi, “Tahziru’s-Sacid Min İttihazi’l-Guburi Mesâcid” “Namaz Kılanı, Kabirleri Mescid Edinmekten Sakındırmak,” adlı kitabımın 48. sayfasında şerh etmiş ve ona bazı misaller de vermiştim, oraya müracaat edebilirsin.
Önümüzde ulaşımı kolay başka bir misal daha var, o nişan yüzüğü meselesinde geçmişti. İmam Ahmed bin Hanbel ve İmam İshak bin Rahuveyh, erkeklere altın takmayı kerih görmüşlerdir. Bu kerahiyette yine erkeklere altın takmanın haramlığını bildiren hadislerin ifade ettiği mana gereği haramlığa delalet etmektedir. Kadınlara da altın takmak delillerin açık olması nedeniyle haramdır. Kadınlara altın takmanın kerih olduğunu mutlak manada kullanan, onun şerî manasını kast etmiştir, onun da harama delalet ediyor olmasıdır, insaf sahibi olan düşünmelidir.
İbni Abdilhakem “Sireti Ömer bin Abdulaziz” de şöyle zikretti:
“Ömer bin Abdulaziz (Rahmetullahi Aleyh)’in kızı ona bir inci tanesi gönderdi ve:
‘Eğer onun eşini bana gönderirsen kulağıma takacağım’ dedi.
Ömer ona iki tane kor ateş gönderdi sonra:
‘Bu iki koru kulağına takmaya dayanabilirsen sana onun eşini gönderiyorum,’ dedi.”
Ömer bin Abdulaziz (Rahmetullahi Aleyh)’in bu eserinde, incinin altınla takılanmış olduğu açıktır. Çünkü inci kendi başına ona bir şey iliştirilmeden kaim olamaz ve adet olarak o, altın vb. şeylerle birlikte ziynet eşyası olarak kullanılır.
Bu görüşü, Ömer bin Abdulaziz (Rahmetullahi Aleyh)’in;
‘Bu iki koru kulağına takmaya dayanabilirsen…’ ifadesi teyit eder. Çünkü bu ifade yukarıda mezkur altını kadına yasaklayan hadislerin manasından alınmadır. Netice olarak bu meselede icma iddiasının asılsız batıl olduğu sabitleşmiştir.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Ümmetimin kadınlarına altın ve ipek helal kılındı…”
Bu hadisle, altını haram kılıcı mezkur hadislerin mensuh olduğunu iddia etmiştir! Bu batıl bir iddiadır! Çünkü neshin alimler indinde bir çok şartı vardır.
Bu hadis tarikleri cem edilmekle sahihtir. Zeylaî bunu Nasbu’r-Raye 4/22, 225’de zikretmiştir. Sonra ben bu hadisin sahihliğini Kardavi’nin Helal ve Haram kitabının hadislerini tahriç ederken tahkik ettim.
–Nesh edici hüküm, nesh edilmiş hükümden tehir etmiş olması o şartlardandır.
–Nesh edici ve nesh edilmiş hüküm arasında cem imkanının olmaması da yine o şartlardandır. Bu iki şart burada bulunmamaktadır. Birinci şarta gelince, altını mubah kılıcı hadisle onu haram edici hadislerden hangisinin tehir ettiği bilinmemektedir. İkinci şarta gelince, zikredilen hadis ve onun manasındaki hadislerle altını haram eden hadislerin arasını kolaylıkla cem etmek mümkündür.
Çünkü altını mubah kılan hadisler mutlaktır, altını haram kılan hadisler ise ziynet olan yüzük, küpe, bilezik ve kolye olmakla mukayyettir. Kadınlara haram olan bu nevi altındır. Bunun gayrı maksadda altın kadınlara mubahtır. Altının kadınlara helal olmasıyla ilgili hadisten irade olunan da budur. Bu mutlak hadis, işaret olunan hadislerle mukayyet olmuştur.
İki hüküm arasında muhalefet yoktur, dolayısıyla nesh de yoktur. Bu sebeple nasıh ve mensuh mevzuunda kitap telif edenlerden hiç kimseyi mezkur hadisleri onlar mensuh diye kitabına aldığını görmedik. Nasıh ve mensuh mevzuunda kitap telif edenlerden;
Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî “İhbâru Ehli’r-Rusuhi Fi’l-Fikhi Ve’t-Tahdisi Bi Mikdârı’l-Mensûhi Fi’l-Hadis” isimli risalesi,
Hafız Ebu Bekir el-Hazimî “el-İ’tibar Fi’n-Nasıh Ve’l-Mensûh Mine’l-Asâr” adlı kitabı ve bu ikisinin dışındaki kitaplar bunlardandır.
İbnu’l-Cevzî (Rahmetullahi Aleyh) mezkur risalesinin mukaddimesinde, bu hadislerin mensuh olduğu iddiasını ret etmeye işaret ederek şöyle demektedir:
“Bu kitapta mensuh olduğu sahih olan veya mensuh olma ihtimali olan hadisleri zikrettim, onlardan mensuh olma vechi bulunmayan veya mensuh olma ihtimali olmayanlardan yüz çevirdim. Kim bu kitapta olmayan aleyhine mensuhtur iddiası bulunan bir haber işitirse, bilsin ki o iddia asılsızdır. Mensuh hadisleri araştırdım onları yirmi bir hadis olarak buldum.”
Muhakkik İbni Kayyım (Rahmetullahi Aleyh)’de şöyle demiştir:
“Mensuh olduğunda ümmetin üzerinde icma ettiği hadis sayısı on tane ve onun yarısı bir adede ulaşmamıştır.”
Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle devam etti:
Sonra İbni Kayyım (Rahmetullahi Aleyh) mensuh hadisleri zikretti. Bizim sabık hadislerden hiç biri onlardan değildir. Bizim hadislerin kesin mensuh olması bir tarafa, onların mensuh olma ihtimali de böylelikle ortadan kalkmış oldu. Aynı zamanda bu hadislerin mehsuh olma iddiasının zayıflığına İbnu’l-Esir “En-Nihaye”de biraz önce işaret edilen, Esma hadisine “Denildi ki: Bu nesihten önce idi, altının kadınlara mubah olmuştur, sözüyle zayıflığına işaret etmiştir.
Denildi ki lafzı, bilindiği gibi temrid ifadesidir. Alim Sadruddin Ali bin Alâ Hanefî, biraz önce zikredilen İbnu’l-Cevzi’nin sözünün üzerine şöyle demektedir:
“Heva ve hevesten salim olduğunda doğruluğuna aklın şahitlik ettiği görüş işte bu görüştür. Çoğu fakihler birçok hadis hakkında mensuhtur, demiştir. Onun sebebi; mensuh sandığı ile ona muarız olan hadis arasını cem etmekten aciz olduğu için yahut muarız olanın batıl olduğunu bilmemesidir yahut mezhebini doğrulamak ve muhalifi yönünden gelen delili defetmek içindin.
Ancak biz onları doğru olarak beyan edenleri bulabiliriz. Çünkü bu din, korunma altındadır ve bu ümmet dalalet üzere icma etmez!”
Sadruddin Ali bin Alâ Hanefî Allah kendisine rahmet etsin söylediği şeylerin hepsinde doğruya isabet etmiştir. Altın takmayı haram eden hadislerin, kadınlara altını mubah kılan hadislerle çelişmediğini sen de görmektesin. Çünkü bunlar âmmdır diğerleri hâsdır.
Fıkıh usûlünde kararlaştırılan kaideye göre hâs, âmm üzere takdim edilir. İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) bu kaideyi tercih ettiği için, Müslim’in şerhinde ve Mühezzeb’in şerhi el-Mecmu’da mezhebine ve cumhurun mezhebine muhalefet ederek deve etinden abdest almanın vacip olduğu görüşüne gitmiştir.
Hatta bu asrın mutealimlerinden yani ilimle alakası olmadığı halde ilim iddiasında olan, alimmiş gibi davranan kimseye bazısı deve etinden abdest almanın gerekliliğini Müslümanların alimlerinden hiçbir alimin söylemediğini zannetmiştir. Bu haber Dimeşk dergilerinden birinde Hicri 1386 senesinde neşredilmiştir.
Veliyyullahi Dehlevi “Huccetullahi’l-Baliga” isimli kitabında altını haram eden ve onu mubah kılan hadisleri zikrettikten sonra bizim sözümüzü teyit edici olarak şöyle dedi:
“Altını mubah kılıcı hadisler, umum manalı olduğu için onu takmak helal değildir. Bu hadislerin anlamının gerektirdiği şey işte budur. Altını mubah kılıcı hadislere âmm değildir diyeni bulamadım.
Sıddîk Hasan Han da “er-Ravdatu’n-Nediyye”de bu görüşü ikrar etmiştir.
Hulasa olarak kadınlara altın takmayı haram eden hadislerin mensuh olduğunu iddia eden söz, üzerinde delil olmayan bir şeydir. Bilakis o, ilmî usûle muhaliftir. Vacip olan kadınlara altın takmayı haram eden hadislerle, altını kadına mubah kılan hadislerin arasını cem etmektir. Cem ise; izah ettiğimiz gibi, mutlak manalı hadisleri mukayyet manalı hadislere yahut âmm manalı hadisleri hâs manalı hadislere hamletmekle olur.
Bu cem neticesinde altın, genel olarak kadınlara helal, onun ziynet olarak takılan kısmının ise onlara haram olduğu hükmü elde edilir. Bu aynen alimlerin ittifakıyla altın kapları kullanmanın haramlığına benzemektedir. Dolayısıyla kadınlara altın takmayı yasaklayan hadislerde nesh diye bir şey yoktur…”
Albani Adâbu’z-Zifaf 237, 254