Dine Davet Etmek

Dini öğrenip, onunla amel ettiğin ve kalbinde Allah için ihlas oluştuğu vakit, sen kesin olarak insanları bu hayra davet edeceksindir. Bil ki, bu Allah’ın sana verdiği tevfiktendir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah’a davet eden, Salih amel işleyen ve ben Müslümanlardanım diyen insandan daha güzel sözlü kim vardır.”

Fussilet 35

Dine davet, nebilerin ve rasullerin en önemli işidir. Dine davet, amellerin en şereflileri ve güzellerindendir. Allah dinini tebliğ edecek kimseleri, mahlukatı arasından seçtiğini görmez misin!.

1) İnsanları davet: Önce sana en yakın olana, sonra daha uzak olana, sonra daha uzak olana davet etmek şeklinde olur. İnsanları ilk davet edeceğin, La İlahe İllallah Muhammed’en Rasulullah şahadet kelimesine, onu anlamaya, şartları, onu bozan şeyleri öğrenmeye olmalıdır. Davet ederken Kelime-i Şahadeti anlamada güvenilir kitaplara itimat etmen gerekmektedir.

2) Allah hakkında iman kaidelerini ve Ona nasıl ibadet edeceğini bilmen için, tevhit meselelerinin tamamını iyi anlaman gerekmektedir.

3) İslam dininin beş rüknüyle imanın altı rüknünü ve ihsanın anlamını öğrenmek.

4) İttiba etmemiz vacip olan Nebimiz Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i, sireti ve şemaili nasıldı; ibadetleri nasıl eda ediyordu ve vasiyeti nelerdi bunları tanıtarak bildirmek.

5) Kur’an, sünnet ve selef-i salihin Kur’an ve sünneti anlayışı, ibadetin nasıl yapılacağı hususunda yegâne yol ve din için esasi kaidedir.

6) İnsanları hikmet ve güzel nasihatle davet etmek. Herkese karakterine göre davranmak. Hakkı güzel bir üslupla yumuşak huylu ise yumuşak, vasatsa vasat, sert mizaçlı ise biraz sertlikle davet anlatmak. Bid’at ehlinden alay edenler, müşrikler ve sapıklardan da yüz çevirmek.

7) İyiliği emrederek ve kötülüğü yasaklamak suretiyle davet etmek. Bu da güç yetirme ve maslahat gözetmekle olur.

8) Allah için, Kitabı, Rasulü, Müslümanların imamları ve geneli için nasihat etmek.

9) Müslümanların işlerine özen göstermek, onlara yardım etmek, haklarını ödemek ve eziyet etmemek.

10) İlim talep etmeye özen göstermek, çünkü cennete gitmenin tek yolu budur.

Davet Vesileleri ve Şekli

Kuşkusuz davet vesileleri çoktur; fertlere, zaman ve mekanlara göre değişir. Hulasa olarak şöyle diyebiliriz. Davet vesileleri tevfikidir. Dolayısıyla Kur’an ayetleri ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in tavsiyeleri ışığı altına olması gerekir. Örneğin:

1) Din işleri ve dünyada sana fayda verecek şeylerde çok okumak ve araştırma yapmakla kendini yetiştir.

2) Ev dersleriyle eşini, çocuklarını ve aileni eğit.

3) Faydanın genel olması için uygun kitabı seç diğerlerine de uygun kitaplar tavsiye et.

4) Uygun kasetler dinle.

5) Şer’i sakıncası olmayan kasetler kullan.

6) İslam’ın her yere ulaşması için radyo ve televizyondan istifade et.

7) Allah ve Rasulünün, razı olduğu meşru yollarla İslam’ın öğretilerini herkese ulaştırmak için gazete, dergi ve iletişim vasıtalarını kullan.

8) Eğitim vasıtalarını geliştirmek ve teknolojiyi kullanmak. Dünya ve ahiretinde Müslümanın kendi için zaruri olan şeyleri bollaştırmak için bilgisayar âlemine girmek.

9) Müslümanın vaktini hayırda geçirmesi için, onları ilim meclislerine, sohbetlere, vaaz ve nasihatlere katılmaya teşvik etmek.

10) Sahabe ve selef-i salihinin yaptığı gibi, mubah davet vasıtalarını kullanmaya teşvik, davet vesilelerindendir.

11) Müslümana, Allah’a iman ve dininde sebatı artıran değişik ilimlere şamil kitaplardan oluşan bir kütüphaneyi evinde yapması gereklidir.

12) Allah yolunda Cihad etmek. Allah yolunda Cihad, dinin korunmasını yerine getiren vesiledir.

Müracaat Edilmesi Tavsiye Edilen Kitaplar

Dinde fıkıh ve şeriat işlerini öğrenmek farzların en öncelikli ve evla olanlarındandır. Şüphesiz Allah-u Teâlâ bu dinde âlimlerin yerini yükseltmiştir:

“Allah sizden iman edenleri ve ilim sahiplerini derece derece yükseltir.” Mücadele 11 “Bil ki, Allah’tan başka ilah yoktur.”

Mücadele 19

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“…Kim bir yola süluk eder ve orda ilim öğrenmek isterse, Allah ona cennetin yolunu kolaylaştırır…”

Müslim 2699/38, Ebu Davud 3641, Tirmizi 2822, İbni Mace 223

Müslüman kardeşim, din işlerini öğrenmen gerekir. Çünkü bu, güç yetirebildiğinde Kelime-i Şahadetin şartlarındandır. Eğer bu dini öğrenmekten yüz çevirirsen ki felahın ve kıyamet gününde kurtuluşun onu öğrenmendedir masiyetlere düşersin ve kendinden başka kınayacak kimseyi bulamazsın.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“Bu Kur’an’ı öğrenin! Çünkü o, kıyamet günü sahipleri için şefaatçi olarak gelecektir.”

Bir alimin nasihati: Allah’a basiret üzere ibadet etmen için, ilim talebinde düşünmen ve bununla şereflenmen gerekir. Bu da ilimle şöhret bulmuş âlimlerin halkalarına oturmak ve ilim talebinde ilerlemekle olur.

-Kur’an-ı Kerim’i ezberlersin.

-Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadislerinden ezberlersin.

-Arapça dil kurallarını ve onunla alakalı şeyleri öğrenirsin.

-Sonra başlangıç olarak mezheplerden biri üzere fıkıh usulü ilmini öğrenirsin.

-Sonra hadis usulü ilmini öğrenirsin.

İmam Abdurrahman bin Sa’d’i’nin ilim öğrenme usulü hakkında söylediği şu sözler ne güzeldir: “İlim talebesinin meşgul olacağı kitaplar, haller ve beldelere göre değişik olur. Görüşümüze yakın olan hal, öğrenci ilgilendiği ilim dalında yazılan muhtasar kitapları ezberlemeye çalışır. Muhtasar kitapları metin olarak ezberleyemezse, onların manaları hafızasına yerleşene kadar tekrar ederek okur.

Sonra öğrencinin seçtiği ilmin geri kalan kitapları ezberlediği yahut çok okuyarak manalarını kavradığı muhtasar kitapların açıklama ve tefsiri olur. Öğrenci Akidede, Şeyhülislam’ın Akidetu’l-Vasıtiyye, Muhammed bin Abdulvahhab’ın Üç Asıl ve Kitabu’t-Tevhidini, Fıkıhta: Delilu’t-Talib, Zadu’l-Müstaknıu, hadiste, Buluğu’l-Meramı, Nahivde: Acurrumiyyeyi ezberlese ve bu metinleri şerhlerinden kolayına gelene müracaat ederek anlamaya çalışsa, bunlar o ezberlediği metinler için bir açıklama olur. Çünkü öğrenci, usulleri ezberlediğinde kendi için o usulleri bilmede tam bir meleke oluşur.

Dolayısıyla kendi branşında küçük-büyük her kitap onun için kolaylaşır. Bu anlamda, usulü olmayan kimseye vusul haram olur denmiştir. Herkim bu faydalı ilimleri öğrenmeye gayret eder ve Allah’tan yardım isterse, Allah ona yardım eder, ilmi ve süluk ettiği yolu ona bereketli kılar. Herkim de ilim talep ederken faydasız yollara süluk ederse, vaktini boşa harcamış tecrübeyle görüldüğü gibi meşakkatten başka bir şey elde edememiş olur.”

Vusul: Herhangi bir şeye ulaşmak, onu elde etmek demektir.

Bil ki kardeşim, Müslümanların yanında şeriat usulleri dörttür:

1) Kur’an.

2) Sahih sünnet.

3) Âlimlerin icması.

4) Kıyas.

Müslümanların hepsinin dinlerini anlama ve uygulamada bu usuller üzere itimat etmesi gerekir. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) faydalı ilme, salih amele ve bunlar üzere sabretmeye davet ederdi. Bu yol üzere değerli sahabeler ve bu ümmetin salih selefi devam etmiştir.

İmam İbni Kayyım (Rahmetullahi Aleyh)’de bu hususta şöyle demiştir: Kabul edilmesi için salih amelin bazı şartlar vardır, onlar:

1) Allah’ın rızası için samimiyetle yapılmış olması gerekir.

2) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın sünnetine uygun, doğru bir amel olması gerekir.

İnsanlar Allah’ın dininde onu tatbik ederken dört kısımdır:

1) Kendilerinde ihlas ve ittiba hasletleri bulunan kimseler, bu kimselerin amelleri makbuldür.

2) Kendilerinde ihlas ve ittiba hasletleri olmayan kimseler, bu kimseler Allah’ın haklarında “…Onların azaptan kurtulacaklarını sanma.” buyurduğu kimselerdir.

3) Harici ve Hristiyanlar örneği, kendilerinde ihlas bulunup, ittiba bulunmayan kimselerdir.

4) İki yüzlü riyakarlar örneği, kendilerinde ittiba olup ihlas olmayan kimselerdir.

Müslüman kardeşim! Amellerinin makbul ve kurtulanlardan olman için sahabelerin, ateşte helak olmaktan kurtulan taifeyi sorduğunda Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara şöyle cevap vermiştir:

“Onlar benim ve ashabımın yolunda olanlardır.”

Ebu Davud 4596

Din İçin Eziyetlere Sabretmek

Sabretmenin Keyfiyeti.

Akidenin Önemi.

Bu Din İle Amel Etmenin Meyveleri.

Eziyetlere Sabretmenin Keyfiyeti

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Rasullerden azim sahibi kimselerin sabrettiği gibi sen de sabret.” Ahzab 35

“Ancak sabredenlere ecirleri hesapsız olarak ödenecektir.” Zümer 10

Ey kardeş! Bil ki sabır, büyük makamlardandır. Onun cennetteki derecesi çok yücedir. Allah sabredenleri sever ve onlarla beraberdir.

Bil ki, sen bu dini tatbik ederek, kerim veçhini görmek, cennete girmek ve ateşten kurtulmak için Allah’ın rızasına giden yolda gitmektesin. Netice ve dönüş yerinin bu olduğunu bildiğin vakit, sabretmen daha uygun olmaz mı?!

Allah’a basiret üzere davet eden kimseye bu dinin düşmanları muhalefet edecektir. Onların ilki Allah ona lanet etsin İblis, müşrikler, münafıklar, asilerden yardımcıları ve kötülüğü emreden her nefistir. Daha önce Nebilere, Rasullere ve Allah’a davet edenlere de bu şekilde karşı çıkılmıştır. Bu sebeple insana sabır vesileleriyle silahlanma elzem olmuştur. Sabrın vesileleri:

1) Çokça Kur’an okumak, sabah-akşam Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sahih olarak gelen dua ve tesbihatı yaparak şeytandan nefsi korumak.

2) Nafile namazları ve gece namazını kılmak, nafile oruçları tutmaya gayret etmek.

3) Dinde fıkıh bilgisini ve bazı şerî ilimlerde ihtisaslaşmayı artırmak.

4) Salih kimselerle sohbet etmeye ve onları ziyaret etmeye gayret etmek.

5) Fitne mekânlarından uzaklaşmak, günahkârların ve dini hafife alanların arasına karışmamak.

6) Nebilerin ve salihlerin siretlerini okumak, nasıl sabrettiklerini öğrenmek ve ibret almak.

7) Allah’a itaat üzere sana güç verecek şeyleri dünyadan al. Fakat bil ki, dünya malını çoğaltmak, kalbin Rabden gayrıyla meşgul olmasını sağlar.

8) Yiyecek ve içeceğini iyi ve temiz şeylerden seç, her şeyin helal olanını araştır.

9) Bir kötülük yaptığında, hemen iyilik yap ve daima Allah’tan bağışlanma dile. Hepimiz hata ederiz, hata edenlerin en hayırlısı tevbe edenlerdir.

10) Nefsini itaatle meşgul et, yoksa o seni masiyetle meşgul eder.

11) Kalpleri evirip çevirenden, kalbin için tedavi iste. Ondan sebat, yardım ve güzel son dile.

Ey kardeş! Bil ki bize, insanları Allah’a davet etmemiz emredildi fakat davetten netice elde etmek bize emredilmedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

“Yine bir Nebi gelir ki, beraberinde kimse yoktur…” kavli bu hususta delildir.

Allah’a davet ederken önemli olan, insanlara iyi olan ve kötü olan şeyleri öğretmektir. Yani Allah’a davet: İnsanlara helal ve haram olan şeyleri bildirmektir.

Akidenin Önemi

Ey Müslüman kardeşim, sahih akideyi öğrenmeye önem göstermen gerekir. Çünkü akide, Allah-u Teâlâ’nın bizim için razı olduğu İslam dinin hakikatidir. Çünkü akide:

1) Müslümanların ve davetçilerinin saflarının birleşmesini sağlar. Bütün Müslümanlar akide üzere birleşir, akide olmadan birlik olmaz aksine ayrılık olur.

2) Akideyi öğrenmek, Müslümanı Kitap ve sünnetin naslarının büyüklüğü tanır hale getirir; manalarını reddetmekten, hevaya uygun şekilde tefsir ederek onlarla oynamaktan korur.

3) Akide öğrenmekle Müslüman, selefi sahabe ve onlara tabi olanlarla bağ kurar. Onlar Müslümanın gücünü, imanını ve iftiharı artırır. Onlar, Allah dostlarının efendileri ve muttakilerin imamlarıdır. Güzide sahabe Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh)’ın şu sözü buna örnektir:

“Allah, kulların kalplerine baktı, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kalbini en hayırlı kalp olarak buldu. Onu kendisi için seçti ve Nebilikle görevlendirdi. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kalbinden sonra kulların kalbine baktı, en hayırlı kalp olarak ashabının kalbini buldu.

Onları da nebisinin vezirleri yaptı. Onlar Allah’ın dini üzere savaşırlar. Müslümanların güzel olarak gördükleri şey, Allah katında da güzeldir. Müslümanların kötü olarak gördükleri şey, Allah katında da kötüdür.”

4) Sahih akide Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve ashabının akidesi incelendiğinde saf ve berraklığıyla farklılık arz eder. Çünkü o, tevil, tatil ve teşbihten uzak, tasavvurda, anlamada Kitap ve sünneti hareket noktası yapmıştır. Bu akideye yapışan, Allah’ın zatı hakkında söze dalmaktan, Kur’an’ı ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetinin naslarını inkârdan kurtulur.

Dolayısıyla bu akidenin sahibi, Allah’ın kaderine rıza, itminan ve Allah’ın azametini takdir edebilme melekesi kazanır. Akıl, gücünün yetemeyeceği gaybi işlerde mükellef değildir. Bu akide, anlaşılmaz ve acziyetten uzak kolay bir akidedir.