Soru: Şefaat ya Rasulallah demenin haram ve şirk olduğunu sitenizde açıklamışsınız! Bende size itimat ettiğimden dolayı hiç bir şüpheye kapılmadım. Çevremdeki insanlar bu cümleyi çok kullandıklarından dolayı onları uyardım ve neden haram ve şirk olduğunu da söyledim. Ama etkili olmadı. Onlar bana:

−Nereden okudun diye sordular. Ben de:

−İnternette güvendiğim bir siteden dedim. Onlarda:

−İnternette yazılan her şeye inanma dediler ve benden kitap ismi istediler. Bende sizden bu konunun geçtiği bir kitap var mı? Bunu öğrenmek istiyorum?

Cevap: Öncelikle bize olan itimadınızdan dolayı size çok teşekkür ederiz. Samimiyetinizden dolayı Allah-u Teâlâ ecrinizi kat kat versin. Guruba yayıncılıktan çıkan Tevessül isimli kitabı okuyabilirsiniz. Ama biz yine de şefaatle ilgili bir şeyler söyleyelim.

Şefaat; bir kimsenin başkası adına iyilik istemesi, cezanın kaldırılması için aracı olması demektir. Bu türden aracılıklar insanlar arasında sosyal olarak vaki olup, ayrıca insanların birbiri için Allah’a dua etmesi de şefaat olarak isimlendirilir.

Buhari

Tevhid ve şirk konusunu ilgilendiren şefaat ise ahirette vuku bulacağına inanılan şefaatlerde söz konusu olmaktadır. Nitekim Kur’an’ı Kerim’de müşriklerin putlarını şefaatçi kabul etmeleri kötülenmiş ve Allah’ın şefaat için izin vereceği müstesna şefaatçi kabul edilen bütün varlıkların put olduğu, bu inanışta olanların da putperest oldukları için ebedi cehennemliklerden olacakları bildirilmiştir.

Önemine binaen şefaat konusunda da özlüce bir bilgiye ihtiyaç vardır. Zira insanlardan bir kısmı, hakkında hiçbir delil olmadığı halde, yücelttikleri bazı kimselerin şefaat edeceğine inanarak, onlar ölmüş olsun, diri olsun fark etmez, kendilerinden şefaat isteyerek Allah’a şirk koşarken, birileri de şefaati hepten reddetmektedir. Birinci inanç ve amel şirk iken ikincisi inkârdır, küfürdür. Çünkü gerek Kur’an’ı Kerim ayetleri, gerek sahih hadisler gayet açık olarak şefaatin ahirette vaki olacağını bildirmektedir.

Bakara Suresi 255, Yunus Suresi 3, Meryem Suresi 87, Ta-Ha Suresi 109, Enbiya Suresi 28, Secde Suresi 4, Sebe Suresi 23, Zümer Suresi 44, Zuhruf Suresi 86, Necm Suresi 26, Müddessir Suresi 48, İsra Suresi 79

Şefaat Allah’ın affetmeyi dilediği kulları için bir sebeptir ki, bu sebeple kullarından bir kısmını azaptan kurtarır, şefaat izni verdiklerini de bu makama eriştirip, günahkârlardan üstün tutarak taltif eder. Şefaatle ilgili ayet ve hadislerden anlaşılacağı üzere, şefaat müşrik ve kâfir olanlar için değildir.

Şefaat Allah’ın günahını bağışlamayı dilediği cehennemde azap gören kulları içindir ki kullarının durumunu ve affedilmeye layık olanı en iyi bilen Allah’tır.

(1) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah onların geçmişlerini de bilir, geleceklerini de. Onlar ancak Allah’ın rızasına ermiş olanlara şefaat ederler. Onların hepsi de Allah korkusundan titrerler.”

Enbiya Suresi 28

Şefaat edecek olan kimseleri ancak Allah bilir. Bir kimsenin şefaatçidir diye yüceltilmesi, onun şefaatine güvenilmesi ise Allah’ı terk etmek, O’ndan başkasına güvenmektir.

(2) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiklerimizi arkanızda bıraktınız. Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi yanınızda göremiyoruz. Andolsun ki, aranızdaki bağlar kopmuş, ilâh sandığınız şeyler sizden ayrılıp gitmiştir.”

En’am Suresi 94

(3) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlar, Allah’ı bırakıp, kendilerine zarar ve fayda veremeyen putlara tapıyorlar ve: Bunlar Allah katında bizim, şefaatçilerimizdir diyorlar. Sen de ki: Allah’ın göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz. Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzak ve yücedir.”

Yunus Suresi 18

Şefaat iznini aldım diye iddia eden kimse hiçbir delil gösteremeyeceği bu sözü ile yalancıların en büyüğüdür ve ona aldanan kimseleri de hüsran beklemektedir. Şefaat izni ahirette verilecek ve şefaatçiler orada belli olacaklardır.

(4) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“O gün Rahman olan Allah’ın izin vereceği ve sözünden razı olacağı kimselerden başkasının şefaati fayda vermeyecektir.”

Ta-Ha Suresi 109

Her ne kadar şefaatle ilgili hadislerde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şefaat edeceğinden bahsetmişse de, kendisinin “Makam-ı Mahmud’a” eriştirilmesi için ümmetinin dua etmesini istemesi ile Allah’ın iznine dikkat çekmiş ve ümmetini Allah’a yalvarmaya, şefaat için Allah’a el açmaya teşvik etmiş kendisi de bu makamı dua ederek istemiştir.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayattayken hiç kimse kendisine, ahirette bana şefaat et demediği gibi onun vefatından sonra da hiçbir sahabe Ya Rasulallah bana şefaat et, şefaat Ya Rasulallah dememiştir. Çünkü şefaat asıl itibariyle Allah’a aittir ve Allah’tan istenir.

Ezan okunurken insanların söylediği “Aziz Allah, şefaat Ya Rasulallah!” sözü sünnette yeri olmayan bir bid’attır. Ya Rasulallah! Ey Allah’ın Rasulü! demektir. Hâlbuki insanların çoğu “Ya Rasulallah” derken “Ey Allah’ım!” dediğini zannetmektedir. Bu bilmemenin de bu bidatın yerleşmesinde etkisi olmuştur. Aslolan ezan okunurken müezzinin dediğini tekrar etmek müezzin:

“Hayya Alassalah, Hayya Alassalah ve Hayya Ale’l-Felah, Hayya Ale’l-Felah” dediğinde bizim:

“La havle ve la kuvvete illa billah” dememiz gerekiyor ve ezan bitince de şöyle dua edilir.

(5) Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Herkim, ezanı işittiği zaman şöyle derse, kıyamet günü benim şefaatim o kimseye helal ve vacip olur.

اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ، وَالصَّلاَةِ القَائِمَةِ، آتِ مُحَمَّدًا الوَسِيلَةَ، وَالفَضِيلَةَ، وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِي، وَعَدْتَهُ

“Allahumme Rabbe hazihi’d da’veti-t tâmmeh ve’s salatil kâimeh, Âti Muhammedenil vesilete vel fazileh, Makamen Mahmudenillezi veadteh.”

Duanın Manası: “Ey bu tam davetin ve kılınacak namazın Rabbi olan Allah’ım! Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e vesile ve fazileti ver ve Onu vadettiğin Makam-ı Mahmud’a (Şefaat Makamı’na) ulaştır.”

Buhari 2/665, Müslim 385/12 Ebu Davud 529, Tirmizi 211, Nesei Ezan 38, İbni Mace 722

Asıl şefaatle ilgili kısım bu duanın içindedir. Ezan duasında Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in seçkin bir makama Allah’a hamd ederek şefaat izni isteme makamına erdirilmesi için dua edilmesini Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öğretmiştir. Fakat namaz kıldıran imamların bile terk ettiği bu sünnet unutulmuş, halkın dilindeki “Aziz Allah, şefaat Ya Rasulallah!” uydurması ezberlenmiştir. Her bidat bir sünneti iptal eder, insanlar ezan duasını da bu bidat söz yüzünden terk etmişlerdir.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in insanlar arasındaki yeri Allah’ın kulu ve Allah’ın mesajını onlara ulaştıran, o mesajı açıklayan bir elçi olmasıdır. Bundan öte yüceltmeler, onun mesajına da aykırıdır.

(6) Ömer (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Hristiyanların Meryem’in oğlu İsa’yı övmede haddi aştığı gibi siz de beni övmede haddi aşmayın! Ben ancak Allah’ın bir kuluyum. Benim için Allah’ın Kulu ve Rasulü deyiniz...”

Buhari 3261, Darimi 2/320, Ahmed bin Hanbel Müsned 1/23, 24

Bir defasında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e bir kişi Allah ve sen dilersen deyince Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Beni Allah’a denk mi yaptın!? Allah dilerse de!

İşte tevhid Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kendi konumunu tarifi böyle iken ümmetin dinini ifsad eden nice deccaller vardır ki kendisinden şefaat istenmesinden ve Allah’a denk sayılmalarından son derece razıdırlar.

(7) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Deki: Bütün şefaat Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.”

Zümer Suresi 44

Allah-u Teâlâ kullarından hiçbirinin şefaat edeceğine dair isim bildirmemiştir. Birilerinin Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in torunu seyyid olduklarını bu sebeple şefaatçi olduklarını iddia etmeleri kendilerine tapılmak üzere boy göstermektir ki onlar sahte ilahlardır ve Kur’an onlara put demiştir. Put edinmenin gayesi manevi, tezahürü ise puta tapıcılık olarak cismidir.

Her putun arkasında gücü kuvveti olduğuna inanılan fayda umarak yüceltmeye sebep olan bir inanç vardır. Yoksa insan ormanda yürürken rastladığı bir ağaca, dağda gördüğü bir kayaya tapmaz. Şefaati istenen kimselerin dirisi put iken, onların kabirlerine gidip dilenmek de o kabirde yatanı ilah edinmek, kabrini de put edinmektir. Allah’ın ölülere put ismini vermesi bu durumu isbat için yeterlidir.

(8) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah’ı bırakıp da taptıkları putlar, hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır. Onlar diriler değil, ölülerdir. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.”

Nahl Suresi 20, 21

(9) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlar, Allah’ı bırakıp, kendilerine zarar ve fayda veremeyen putlara tapıyorlar ve ‘Bunlar Allah katında bizim, şefaatçilerimizdir’ diyorlar. Sen de ki: ‘Allah’ın göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz’ Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzak ve yücedir.”

Yunus Suresi 18

(10) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiklerimizi arkanızda bıraktınız. İçinizde Allah’ın ortakları olduğunu iddia ettiğiniz şefaatçilerinizi yanınızda göremiyoruz. Andolsun ki, aranızdaki bağlar kopmuş, ilâh sandığınız şeyler sizden ayrılıp gitmiştir.”

En’am Suresi 94

Şefaat İçin Dua Etmenin Âdâbı

Şefaati isterken Kur’an’ı Kerim’de tehdit edilen müşriklerin tehlikeli durumlarına düşmemek için azami gayret sarfedilmeli, hem bu husustaki inançlar tashih edilip sıhhate kavuşturulmalı hem de kullanılan cümleler sahih inanca aykırı olmamalıdır.

Bir insan kendisine ahirette Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şefaat etmesini arzuluyorsa, Ya Rabbi kulun ve Rasulün olan Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i şefaat makamına eriştir ve bana da onun şefaatini ulaştır demelidir.

Ya da bütün şefaatleri kastederek, Ya Rabbi! Şefaat izni verdiğin kimsenin şefaatini bana ulaştır demelidir. Şefaat isterken bir insandan veya melekten istemek şirktir, çünkü kimse Allah’tan bağımsız değildir ve kendi başına şefaat yetkisine sahip değildir.

(11) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Göklerde nice melekler vardır ki, Allah dilediği ve hoşnut olduğu (şefaat olunacak) kimseler için şefaat izni vermedikçe onların (meleklerin) şefaati hiç bir fayda sağlamaz.”

Necm Suresi 26

Şefaati bir kişinin ismini zikrederek istemek de kesinlikle doğru değildir, çünkü Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği, şefaatçi olup olamayacağı belli olmayan birinin şefaatinin olduğuna inanmak yasaklanmıştır.

(12) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Rahman olan Allah katında söz almış olan kimselerden başkaları, şefaat hakkına sahip olamazlar.”

Meryem Suresi 87

(13) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah odur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. O diri olup, daima yarattıklarını koruyup yönetir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde bulunanların hepsi O’nundur. O’nun izni olmadıkça huzurunda kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. Kullar ise O’nun dilediğinden başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, saltanatı, gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onları koruyup gözetmek kendisine ağır gelmez. O çok yücedir, çok büyüktür.”

Bakara Suresi 255