Taziye

108) Ölenin akrabalarına taziyede bulunmak meşrudur.

Taziyede bulunmak, alacağı ecri hatırlatmak suretiyle sabra teşvik etmek, ölüye ve musibetzedeye duada bulunmak demektir.

Bu hususta iki hadis vardır.

Birinci Hadis:

Kurra el-Müzeni (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) oturdu mu yanına sahabelerden bir kaç kişi otururdu. Aralarında küçük oğlu olan bir adam vardı. Adam çocuğunu önüne otuttururdu.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Onu seviyor musun?’ diye sordu.

Adam şöyle dedi:

−Ey Allah’ın! Rasulü Allah onu sevdirdiği gibi seni de sevdirsin.

Derken çocuk öldü. Adam da sohbete oğlunun hatırası sebebiyle gelmez oldu. Oğlu için üzüldü.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu göremeyince:

−‘Ben filan kişiyi göremiyorum!’ dedi.

Sahabeler:

−Ey Allah’ın Rasulü! O adamın oğlu öldü dediler.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onunla karşılaşınca oğlunu sordu, o da oğlunun öldüğünü haber verdi.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona taziyede bulundu ve şöyle dedi:

−‘Sen şunlardan hangisini daha çok seversin? Ömrün boyunca onunla hoş vakit geçirmeyi mi? Yoksa yarın cennet kapılarından hangisine gidersen mutlaka onun senden önce oraya varmış olduğunu ve o kapıyı sana açmakta olduğunu görmeni mi?’

Adam:

−Ey Allah’ın Nebisi! Elbetteki benden önce cennetin kapısına gidip, bana o kapıyı açmasını daha çok severim dedi.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘İşte bu sana verilmiştir’ dedi.

Ensardan bir adam:

−Ey Allah’ın Rasulü! Allah beni sana feda etsin. Bu sadece ona mı has? Yoksa hepimize mi? dedi.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Aksine! Hepinize’ dedi.”

Nesei 1/296, İbni Hibban, Hâkim 1/384, Ahmed 5/35, Beyhaki 4/59, 60

İkinci Hadis:

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Herkim bir musibet sebebiyle mü’min kardeşine taziyede bulunursa Allah ona kıyamet gününde onun sebebiyle kendisine habr olunacak bir elbiseyi ona giydirecektir.’

Sahabeler:

−Ey Allah’ın Rasulü! Habr olunması ne demektir diye sordular.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Ona gıbta edilecek demektir’ diye buyurdu.”

Hatib Tarihu Bağdad 7/397, İbni Asakir Tarih-u Dimaşk 15/91/1, İbni Adiy el-Kamil 4/1572, İbni Ebi Şeybe el-Musannef 4/164

109) Taziyede söylenecek sözler.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sabit olmuş ifadelerle taziyede bulunulur. Eğer onları bilmiyor ve hatırlamıyor ise kolayına gelen ve şeriate muhalif olmayan güzel sözlerle taziyede bulunur.

Bu hususta bazı hadisler vardır.

Birinci Hadis:

Usame bin Zeyd (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kızı Zeynep (Radiyallahu Anha) oğlu Umame’nin ölmek üzere olduğunu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e haber gönderip, yanımıza gel dedi.

Usame (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona selam söylemek ve şunları bildirmek üzere haber gönderdi:

‘Aldığı şey, Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır. Herşey onun yanında belli bir ecele kadardır. Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin!’

إِنَّ لِلَّهِ مَا أَخَذَ، وَلَهُ مَا أَعْطَى، وَكُلُّ شَيْءٍ عِنْدَهُ بِأَجَلٍ مُسَمًّى، فَلْتَصْبِرْ وَلْتَحْتَسِبْ

Zeynep (Radiyallahu Anha) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in mutlaka gelmesi için yemin vererek haber gönderdi. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kalktı, biz de kalkıp gittik. Küçük çocuk Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kucağına verildi. Nefesi sanki bir su tulumunda imiş gibi hırıldayıp duruyordu.

Gelenler arasında Sad bin Ubade, Muaz bin Cebel, Ubeyy bin Kâb zannederim Zeyd bin Sabit (Radiyallahu Anhum) ve birtakım kimseler vardı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in gözleri yaşla doldu.

Sad bin Ubade (Radiyallahu Anh) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:

−Ağlıyormusun? Ey Allah’ın Rasulü! Sen ağlamayı yasaklamadın mı? dedi.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Bu ancak Allah’ın kullarından dilediği kimselerin kalblerine koyduğu bir rahmettir! Allah kulları arasından merhametlilere merhamet eder’ buyurdu.”

Buhari 3/120, 122, Müslim 3/39, Ebu Davud 2/58, Nesei 1/263, İbni Mace 481, Beyhaki 4/65, 68, 69, Ahmed 5/204, 206, 207

İkinci Hadis:

Bureyde bin Hasib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ensarı arar araştırır, onların hastalarının ziyaretine gider, onları soruştururdu. Bir gün ensardan bir kadının oğlunun öldüğü haberini aldı. Kadının başka çocuğu da yoktu. Bundan dolayı onun için çok üzülmüş, çok kederlenmişti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona gitti. Beraberinde ashabı da vardı.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadının evinin kapısına varınca kadına:

−Allah’ın Nebisi sana taziyede bulunmak üzere girmek istiyor denildi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) girip şöyle dedi:

‘Bana ulaştığına göre sen oğlun için çok üzülmüş ve kederlenmişsin.’

Kadına Allah’a karşı takvalı ve sabırlı olmasını emretti.

Kadın:

−Ey Allah’ın Rasulü! Nasıl üzülmeyeyim ben artık doğum yapamayan rakub bir kadınım? Benim ondan başka çocuğum da yok dedi.

Bu sefer Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−‘Rakub çocuğu hayatta kalan demektir. Bir erkeğin yahut Müslüman bir kadının üç evladı ölür de onların mükâfatını ümit ederse mutlaka Allah onu, o çocukları vasıtasıyla cennete girdirir.’

Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sağında bulunuyordu. Anam babam sana feda olsun ya iki kişi olurlarsa diye sordu?

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘İki kişi dahi olsa’ dedi.”

Bezzar 857, Hâkim 1/384

Üçüncü Hadis:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha)’nın yanına, kocası Ebu Seleme’nin vefatı sebebiyle girdiği vakit:

‘Allah’ım! Ebu Seleme’ye mağfiret et. Onun derecesini hidayete erdirilmişler arasında yükselt. Geriyle bıraktıkları arasında ona hayırlı halefler ver. Ey âlemlerin Rabbi! Bize de, ona da mağfiret et. Onun kabrini ona genişlet ve orayı ona nurlandır’ buyurdu.”

Müslim

Dördüncü Hadis:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Abdullah bin Cafer (Radiyallahu Anhuma)’ya babasının ölümü sebebiyle şöyle taziyede bulundu:

‘Allah’ım! Cafer’in ailesi hakkında Cafer’e halef olacak kimseleri ver. Abdullah’a sağ elinin yapacağı alış verişlerde bereketler ihsan eyle.’

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu sözlerini üç defa söylemişti.”

Ahmed

110) Taziyede bulunma süresi üç gün ile sınırlı değildir!

Aksine ne zaman taziyede bulunmakta fayda görürse o zaman taziyesini yapar. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den üç gün sonra taziyede bulunduğu, Abdullah bin Cafer (Radiyallahu Anhuma)’nın rivayet ettiği hadiste sabittir.

Abdullah bin Cafer (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir ordu hazırlayıp, onlara Zeyd bin Harise’yi kumandan tayin ederek şöyle buyurdu:

‘Eğer Zeyd öldürülür yahut şehit düşerse, kumandanınız Cafer olsun. Şayet o da öldürülür ya da şehit düşerse kumandanınız Abdullah bin Revaha olsun. Düşmanla karşılaştılar. Zeyd sancağı aldı ve öldürülünceye kadar savaştı. Sonra sancağı Cafer aldı, o da öldürülünceye kadar savaştı. Sonra sancağı Abdullah aldı, o da öldürülünceye kadar savaştı. Sonra sancağı Halid bin Velid aldı, Allah ona zafer nasib etti.’

Onlara dair haber Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ulaştı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de Müslümanlara hutbe okumak üzere çıktı. Allah’a hamd-u senada bulunup şöyle dedi:

‘Kardeşleriniz düşmanla karşılaştılar. Zeyd sancağı aldı, savaştı ve nihayet öldürüldü ve şehid düştü. Sonra Cafer sonra Abdullah sonra sancağı Allah’ın kılıçlarından bir kılıç olan Halid bin Velid aldı. Allah ona zafer nasib etti.’

Sonra Cafer’in ailesine onlara gitmek üzere üç gün mühlet verdi. Sonra onlara gidip şöyle dedi:

‘Artık bugünden sonra kardeşim için ağlamayınız!’

Abdullah (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Sonra elimi tutup kaldırarak şöyle dedi:

‘Allah’ım! Cafer’in ailesine sen halef ol. Abdullah’a yapacağı alış verişlerde bereket ihsan eyle.’

Bu sözlerini üç defa tekrarladı.

Abdullah (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Annem gelerek ona yetimliğimizden sözetti ve bundan ötürü onun üzüleceği şeyler söyledi.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Dünyada da, ahirette de ben onların velisi iken sen bunların fakir düşeceğinden mi korkuyorsun!?’ buyurdu.”

Ahmed 1750, Hâkim 3/298, Ebu Davud, Nesei, Ahmed Müsned 3/467

111) Taziyede iki hususa dikkat etmek gerekir.

1) Ev, mezarlık ya da mescid gibi taziye için özel bir yerde toplanmamak!

2) Ölenin akrabaları tarafından taziye için gelen kimselere ziyafet maksadıyla yemek hazırlamamak!

Çünkü Cerir bin Abdullah Beceli (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bizler ölenin akrabaları yanında toplanmayı ve defnedilmesinden sonra yemek yapmayı bir çeşit ağıt yakmak olarak görüyorduk.”

Ahmed 6905, İbni Mace 1/490

Taziye kabul etmek için oturmaya gelince, İmam Şafiî (Rahmetullahi Aleyh), Hirazi (Rahmetullahi Aleyh) ve diğer mezheb âlimlerimiz mekruh olduğunu açıkça ifade etmiş ve şöyle demişlerdir:

“Taziye için oturmak ölünün akrabalarının bir evde toplanarak taziyede bulunmak isteyen kimselerin onların yanına gelmeleri demektir.”

Mezheb âlimlerimiz dediler ki:

“Bunun yerine onların kendi ihtiyaçlarını görmeye gitmeleri gerekir. Onlara rastlayan onlara taziyede bulunur. Taziye maksadıyla oturmanın keraheti hususunda erkeklerle kadınlar arasında hiç bir fark yoktur.”

İmam Şafiî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

“Ben matemleri mekruh görüyorum. Bu da ağlamasalar dahi toplanmaları demektir. Çünkü böylesi kederi tazeler ve birtakım külfetlere sebeb olur.”

İbnu’l-Ğumam (Rahmetullahi Aleyh) de aynı şekilde Hidaye şerhinde şöyle dedi:

“Ölenin akrabalarının ziyafet maksadıyla yemek yapmaları mekruhtur ve bu çirkin bir bid’attır!”

112) Ölenin ailesini doyuracak kadar yemek yapmak sünnettir.

Çünkü Abdullah bin Cafer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Cafer’in ölüm haberi ulaşınca, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Cafer’in ailesine yemek yapınız! Onlara kendilerini yeteri kadar uğraştıracak bir iş gelip çatmış bulunuyor’ buyurdu.”

Ebu Davud 2/59, Tirmizi 2/134, İbni Mace 1/490, Şafiî 1/247, Darakudni 194, 197, Hâkim 1/372, Beyhaki 4/61, Ahmed 1/175

113) Yetimin başının sıvazlanması, okşanması ve ona ikramda bulunulması da müstehabtır.

Çünkü Abdullah bin Cafer (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Biz, Kusem ve Abbas’ın oğlu Ubeydullah ile birlikte oynarken, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bineği üzerinde yanımızdan geçince şöyle buyurdu:

‘Bana bunu kaldırıp veriniz.’

Abdullah bin Cafer (Radiyallahu Anh) dedi ki:

Beni aldı, önüne oturttu.

Kusem için de:

−‘Bunu da bana kaldırıp veriniz’ dedi, onu alıp arkasına oturttu.

Ubeydullah’ı, Abbas ve Kusem’den daha fazla severdi.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Kusem’i bindirip de, Ubeydullah’ı bıraktı...

Abdullah bin Cafer (Radiyallahu Anhuma) devamla dedi ki:

Sonra üç defa başımı okşadı, başımı okşadığı her seferinde:

−‘Allah’ım! Cafer’in çocuklarına sen halef ol’ diye buyurdu.”

Ahmed 1760, Hâkim 1/372, Beyhaki 4/60