Zulkarneyn’in Kıssası

(1) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَيَسْأَلُونَكَ عَنْ ذِي الْقَرْنَيْنِ قُلْ سَأَتْلُو عَلَيْكُمْ مِّنْهُ ذِكْرًا

“Sana Zulkarneyn’den de soruyorlar! De ki; Ben size Ondan/ Zulkarneyn’den bir haber okuyacağım.”

Kehf Suresi 83

(2) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

إِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْأَرْضِ وَآتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًا فَأَتْبَعَ سَبَبًا

“Kuşkusuz ki, Biz Onu/Zulkarneyn’i yeryüzünde güçlü bir iktidar sahibi kılmış ve Ona/ Zulkarneyn’e her şeyden bir yol vermiştik. O/ Zulkarneynde bir yol tuttu.”

Kehf Suresi 84, 85

(3) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

حَتَّى إِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فِي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًا قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِمَّا أَنْ تُعَذِّبَ وَإِمَّا أَنْ تَتَّخِذَ فِيهِمْ حُسْنًا

“Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu kara balçıklı bir gözenin içinde batar gördü. Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki; Ey Zulkarneyn! Onlara ya azap edersin, ya da haklarında güzel davranırsın.”

Kehf Suresi 86

(4) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ أَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ إِلَى رَبِّهِ فَيُعَذِّبُهُ عَذَابًا نُّكْرًا وَأَمَّا مَنْ آمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُ جَزَاءً الْحُسْنَى وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ أَمْرِنَا يُسْرًا ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا

“Zulkarneyn dedi ki; Kim zulmederse ona azab edeceğiz! Sonra Rabbine döndürülür. Allah da ona görülmedik bir azab ile azab eder. Ancak kim iman eder ve salih amel işlerse, ona en güzel karşılık vardır. Ona emrimizden kolayını da söyleyeceğiz. Sonra Zulkarneyn yine bir yol tuttu.”

Kehf Suresi 87-89

(5) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

حَتَّى إِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلَى قَوْمٍ لَّمْ نَجْعَل لَّهُمْ مِّنْ دُونِهَا سِتْرًا كَذَالِكَ وَقَدْ أَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا

“Nihayet (Zulkarneyn) güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, kendilerine güneşe karşı bir siper yapmadığımız bir kavmin üzerine doğar gördü. İşte böyle. Biz, Onun/ Zulkarneyn’in yanında ne tür bilgi ve tecrübe varsa (ilmimizle) kuşatmıştık. Sonra Zulkarneyn yine bir yol tuttu.”

Kehf Suresi 90-92

(6) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

حَتَّى إِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْمًا لاَّ يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً

“Nihayet (Zulkarneyn) iki seddin arasına ulaştığında onların önünde neredeyse hiçbir söz anlamayan bir kavim buldu.”

Kehf Suresi 93

(7) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلَى أَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا

“Onlar dediler ki; Ey Zulkarneyn! Doğrusu Ye’cuc ve Me’cuc (bu) yerde bozgunculuk etmektedirler! Onlarla bizim aramızda bir set yapman için sana bir vergi verelim mi!?”

Kehf Suresi 94

(8) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

قَالَ مَا مَكَّنِّي فِيهِ رَبِّي خَيْرٌ فَأَعِينُونِي بِقُوَّةٍ أَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا

“Ey Zulkarneyn dedi ki; Rabbimin beni içinde bulundurduğu güç (ve nimet) daha hayırlıdır. Bana (bedensel) güç ile yardım edin de sizinle onların arasına kuvvetli bir engel yapayım.”

Kehf Suresi 95

(9) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

آتُونِي زُبَرَ الْحَدِيدِ حَتَّى إِذَا سَاوَى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُوا حَتَّى إِذَا جَعَلَهُ نَارًا قَالَ آتُونِي أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا

“Zulkarneyn şöyle dedi; Bana demir kütleleri getirin! Nihayet bunlar iki dağın arasını doldurup aynı seviyeye gelince, körükleyin! Sonunda o demirleri kor haline getirdiğinde, getirin şimdi bana üzerine erimiş bakır dökeyim! dedi.”

Kehf Suresi 96

(9) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَمَا اسْطَاعُوا أَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا قَالَ هَذَا رَحْمَةٌ مِّنْ رَّبِّي فَإِذَا جَآءَ وَعْدُ رَبِّي جَعَلَهُ دَكَّآءَ وَكَانَ وَعْدُ رَبِّي حَقًّا

“Böylece onlar (Ye’cuc ve Me’cuc) ne onu aşmaya ne de delmeye güç yetirebildiler! Zulkarneyn şöyle dedi; Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi geldiğinde onu dümdüz eder. Rabbimin vaadi haktır.”

Kehf Suresi 97, 98