1) Allah (Azze ve Celle), insanı yeryüzünde halife olarak yaratıp çoğalttığında tevhidi öğrenmeleri ve gerçekleştirmeleri için kitaplar indirdi, nebi ve rasuller gönderdi. Yani tevhid, insanların yaratılış gayesinin ta kendisidir.
2) Maalesef günümüzde tevhide verilen önem azalmış, bu husus ikinci plana düşmüş ve basit teferruatlarla uğraşma sebebiyle ihmal edilmeye başlanmıştır.
3) Tevhid kavramının içi boşaltılmış, sanki nazari ameli olmayan, yaşanmayan bir bilgiye indirgenmiş ve sırf kalbi bir amel olarak adlandırılmaya başlanmıştır.
4) Bu husus tevhid düşmanları tarafından konuşulmamakta, konuşanlar bir şekilde susturulmaya çalışılmakta ve tevhidin konuşulup anlaşılmasına ters bakılmaktadır.
5) Tevhid, Müslümanların geneli arasında eksik veya yanlış anlaşılmakta, bazı kısımları ihmal edilmekte ve önemsenmemektedir.
6) Bütün bunlar neticesinde tevhid, ders olarak öğretilmesine rağmen Müslümanların pek çoğunun üzerinde etkisi zayıflamış, Müslümanlar arasında yoğun bir şekilde bid’atlerle bazı sözlü ve fiili şirkler yayılmıştır.
7) Üstelik tevhide yoğunlaşmak ve işe onunla başlamak, ümmetin birliğinin ve kaynaşmasının önünde bir engel olarak telakki ve empoze edilmektedir. Halbuki ümmet içinde sağlam bir birliktelik oluşturmanın ve kaynaşmanın yegane yolu, tevhidi iyi öğrenmek ve onu bir hayat nizamı olarak yaşamaktır.
8) Büyük imamlardan İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh)’in dediği gibi bu ümmetin ilki ne ile ıslah olduysa ümmetin sonu da ancak onunla ıslah olup düzelecek, kurtuluşa erecek ve düşmanlarının korkulu rüyası olarak bir güç olup yaşayacaktır. Bu da sadece tevhidle olmuştur, başkasıyla olmayacaktır.
İşte ilaç da o, tedavi de. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ilk cahiliyeyi nasıl tedavi ettiyse günümüzde bütün İslam davetçilerinin de kelime-i tevhid olan ‘La ilahe illallah’ın anlamının yanlış anlaşılmasını öylece tedavi etmeleri gerekir. Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Andolsun ki, sizin için Rasulullah’ta Allah’ı ve ahiret gününü ümit eden ve Allah’ı çokça anan kimseler için güzel bir örnek vardır.”
Ahzab 21
Bu yüce buyruk gereği âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasulümüz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), her zaman ve dönemde olduğu gibi çağdaş dünyamızda da Müslümanların problemlerinin tedavisinde uyulacak en güzel örneğimizdir. Öyleyse bu; bizim, onun başladığı noktadan başlamamızı gerektirir. Bu durumda her şeyden önce Müslümanların akidelerindeki bozuk tarafları ıslah etmek, ikinci olarak ibadetlerindeki bozuklukları düzeltmek, üçüncü olarak da muamelat günlük yaşayış tarzlarındaki bozuklukları düzelterek Kur’an ve Nebevi sünnete uygun hale getirmek gerekir.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in fiili ve öğretim yoluyla aktardığı sünneti bu şekildeydi. Onun fiili sünnetini araştırmaya gerek bulunmamaktadır. Çünkü onun Mekke döneminde yaptıkları ve daveti, çoğunlukla kavmini tek olan Allah’a ibadete davet etmekten ibaretti.
Öğrettiği sünnete gelince; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Muaz (Radiyallahu Anh)’ı Yemen’e muallim olarak gönderdiğinde uygulaması gereken basamakları ona şöyle öğretmiştir:
“Onları kendisine davet edeceğin ilk şey Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve benim Allah’ın Rasulü olduğuma şehadet etmek tevhidin ikrarı olsun. Eğer bu hususta sana itaat ederlerse onlara Allah’ın bir gün ve gecede üzerlerine beş vakit namazı farz kıldığını öğret. Bu hususta da sana itaat ederlerse zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek olan sadakayı zekatı Allah’ın onlara farz kıldığını öğret...”
Buhari 1321, Müslim 19/29
Görüldüğü gibi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabına, kendisinin de başladığı noktadan başlamalarını emretmiştir. Şüphesiz ki, bu tevhide davet etmektir.