Bunun manası; Allah-u Teâlâ’nın en güzel isimlerin sahibi olup bütün kemal sıfatlarla vasıflanmış ve bütün noksan sıfatlardan da uzak beri olduğuna, O’nun isim ve sıfatlarıyla yaratılmışların hepsinden ayrıldığına ve tek olduğuna iman etmektir.
İsim ve sıfat tevhidi üç önemli esas üzerinde durur:
1) Allah’ı mahlukatına benzetmemek ve bütün noksan sıfatlardan tenzih etmek,
2) Allah’ın Kitabı ve Rasulü’nün sünnetinde sabit olan isim ve sıfatlara, ziyade ve noksanlaştırma yapmadan, ta’til, tahrif ve iptal etmeden iman etmek,
3) Bu sıfatların nasıllığını ve niceliğini araştırma ve idrak etme hevesinden vazgeçmek.
Kim bu esaslardan dışarı çıkarsa Rabbini hakkıyla birlememiş, isim ve sıfat tevhidini gerçekleştirmemiş olur.
Yukarıdaki maddeleri açarak inceleyelim:
Allah’ın sıfatlarından bir sıfatın mahlukatın sıfatlarına benzemediğini söylemek ve Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih etmektir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“…O’nun benzeri hiçbir şey yoktur…”
Şuara 11
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Hiçbir şey O’nun dengi olmamıştır.”
İhlas 4
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah’a (bir takım) benzerler (meseller) icat etmeyin. Muhakkak ki Allah bilir ve siz bilmezsiniz.”
Nahl 74
Kur’an ve Sahih Sünnette Allah için gelen isim ve sıfatlar mevcuttur ancak bunlar hiçbir varlığın özelliğine benzemez. Yani, “…O ne güzel gören ve işitendir…” Kehf Suresi 26. ayetinde geldiği gibi işitme organı da, görme organı da hakiki olarak vardır. Ancak bunlar, asla mahlukatın gözüne ve kulağına benzemez.
Keyfiyetini büyüklüğünü, rengini, şeklini vb. özelliklerini biz bilemeyiz. Bu hususlarda ne Allah-u Teâlâ, ne de Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir nas bildirmemiş, sahabe de bunları araştırma külfet ve zahmetine girişmemiştir. Bizden istenen, bildirildiği kadarına iman etmek, öteye geçmemektir.
Çünkü İslam’ın ayağı ancak teslimiyet köprüsünün üzerinde sağlam durur. Bu hususta tabiin döneminin fıkıhçı imamlarından Zühri’nin sözü ne de güzeldir:
“Risaleti nebiliği göndermek Allah’a aittir. Onu tebliğ etmek Rasul’ün görevidir. Bizlere düşen de teslimiyettir.”
Allah (Azze ve Celle)’yi sıfatlarında birleyen bir Müslüman’ın bunlarla beraber Rabbini uyku, acizlik, yorgunluk, ölüm, cahillik, zulüm, gaflet, unutma gibi noksan sıfatlardan da tenzih etmesi gerekir.
Nitekim subhanallah sözü: ‘Allah’ı noksanlıklardan beri kılarım tenzih ederim’ demektir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
“Herkim bir günde yüz kere Allah’ı hamd ederek tüm noksanlıklardan tenzih ederim derse deniz köpüğü kadar da olsa günahları silinir.”
Buhari 6343, Müslim 2691/28
Kitap ve Sahih Sünnette sabit olan Allah’ın isim ve sıfatlarıyla yetinip harici isim ve sıfatları Allah’a izafe etmemek, onların mana ve lafızlarını değiştirmemek, var olduğu bildirilenleri iptal edip yok saymamaktır.
Allah-u Teâlâ kendisini, Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de Rabbi’ni ne ile isimlendirdi ve sıfatladıysa onunla yetinilmeli, konulan sınırlar ifrat aşırılık ve tefrit ihmal etme şeklinde aşılmamalıdır. Çünkü Allah kendisini tüm mahlukatından daha iyi bilir:
“…De ki: Siz mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allah mı?..”
Bakara 140
Yüce Allah’tan sonra da O’nu Nebisi’nden daha iyi bilecek kimse yoktur. Çünkü Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“O (Rasul) hevasından bir şey söylemez. O(nun konuşması) ancak vahiyden ibarettir.”
Necm 3, 4
Allah-u Teâlâ isim ve sıfatlarında tahrifat yapanlar hakkında şöyle buyurur:
“En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na bunlarla dua edin. O’nun isimleri hakkında ilhad edenleri (eğriliğe sapanları) terk edin. Onlar yapmakta oldukları şeylerin cezasını göreceklerdir.”
A’raf 180
Bu esasa göre Allah’ın vechini (yüzünü) O’nun zatıyla; elini kudretiyle, istiva sıfatını istila ve hükmetme ile te’vil etmek doğru değildir.
Naslarla bildirilen en güzel isim ve yüce sıfatların nasıllığını ve niceliğini araştırmaya ve idrak etmeye çalışmamak, bildirildiği kadarına iman etmektir. Çünkü herhangi bir sıfatın keyfiyetini bilmek, ancak o sıfatın sahibini tanımakla alakalıdır ve mümkündür. Çünkü sıfatlar, sıfatlananların çeşitliliğine göre değişiklik arz eder.
Şöyle ki; bizden birisi, örneğin antiloptan bahsedildiğinde onu daha önce görmemiş ve kendisine de anlatılmamışsa o hayvanın özellikleri hakkında bir fikir edinemez, sadece tahmin eder.
Yüce Mevlamızın sıfatlarına gelince; bize bildirilenler dışında O’nun zatının keyfiyeti hakkında bilgi sahibi olmaya imkan ve yol yoktur. Dolayısıyla sıfatlarının nasıllığı ve niceliği hakkında da hiçbir bilgilenme yolu yoktur. Bundan dolayı bize düşen, önderimiz olan sahabe, tabiin ve tebei tabiinin yaptığı gibi yapmak, onların inanıp teslim olduğu gibi inanıp teslim olmaktır. Bu hususta alimler şunları söylemişlerdir:
1) “Allah’ın zatı hakkında hiç kimsenin bir şey söylememesi gerekir. Aksine Allah kendi zatını ne ile nitelendirmiş ise kul O’nu öylece nitelendirir, bu konuda kendi görüşüne göre hiçbir şey söylemez.”
Akidetü’t-Tahaviyye ve Şerhi 2/427
2) “Yüce Allah’ın gecenin son üçte birlik diliminde birinci semaya inmesi (nuzulü) hakkında kendine soru sorulunca:
−Nasıllığı bizce bilinmeyen bir şekildedir, diye cevap vermiştir.”
Beyhaki el-Esma ve’s-Sıfat 456
3) “Yüce Allah’ın Kur’an’ı Kerim’de de belirttiği gibi eli, yüzü ve nefsi vardır. O’na ait bu sıfatlar nasıllığı bizce bilinemeyen sıfatlardır. ‘O’nun eli kudreti ya da nimetidir.’ denilemez. Çünkü bu takdirde o sıfatın iptali söz konusudur. Bu ise Kaderiye ve Mutezile mensuplarının görüşüdür.”
Fıkhu’l-Ekber 302
4) “Kendisine:
−İbadet ettiğin ilahın nerededir? diye soran kadına:
−Şüphesiz ki Yüce Allah yerde değil, göktedir… diye cevap vermiştir.”
Beyhaki el-Esma ve’s-Sıfat 425
1) “Kur’an’ın söz konusu ettiği ve sünnette varit olmuş bu sıfatları kabul ederiz ve aynı zamanda (Allah’ın) kendi zatı hakkında yaratılmışlara benzemesinin söz konusu olmadığını belirttiği gibi biz de teşbihi kabul etmeyiz…”
Zehebi, Siyer 20/341
2) “Benim izlediğim sünnet… Allah’ın gökte ve Arş’ı üzerinde olduğuna, dilediği şekilde yarattıklarına yaklaştığına ve Yüce Allah’ın dünya göğüne dilediği şekilde indiğine inanmaktır.”
İbni Ebi Hatim Adabu’ş-Şafii 193, Ebu Nuaym el-Hilye 9/112, 113
1) “Allah göktedir, ilmi ise her yerdedir.”
Ebu Davud Mesailu İmam Ahmed 263, İbni Abdi’l-Berr et-Temhid 7/138
2) “İmam Malik’e:
−Allah kıyamet gününde görülecek mi? diye soruldu.
−Evet, dedi.”
İbni Abdi’l-Berr el-İntika 36
3) “Velid bin Müslim dedi ki: Ben Malik’e, Sevri’ye, Evzai’ye ve Leys b. Sa’d’a Allah’ın sıfatlarına dair rivayet edilmiş haberler hakkında sordum da hepsi:
−Onları geldikleri gibi kabul ediniz, keyfiyetleri hakkında düşünmeyiniz, dediler.”
Darekutni es-Sıfat 75, Lalekai Şerhu Usul-i İtikadi Ehli’s-Sünne 3/582
1) “el-Mervezi şöyle dedi:
Ahmed’e Allah’ın sıfatlarına, O’nun görülmesine, İsra’ya ve Arş ile ilgili kıssaya dair hadisler hakkında sordum da hepsinin sahih olduğunu belirtti ve:
−…Bu haberler nasıl geldiyse öylece kabul edilir, dedi.”
Tabakatu’l-Hanabile 1/56
2) “Allah’ın konuşmadığını iddia eden kişi kafirdir…”
Abdullah bin Ahmed Kitabu’s-Sünne 71
3) “Yüce Allah kendi zatını ne ile nitelendirmişse siz de O’nu öylece nitelendiriniz. Kendi zatı hakkında neyi reddetmişse siz de Allah’tan onların uzak olduğunu belirtiniz.”
İbnu’l-Cevzi Menakıbu İmam Ahmed 221
“Risaleti göndermek Allah’a aittir. Onu tebliğ etmek Nebi’nin görevidir. Bize düşen teslimiyettir.”
Zehebi Siyer 5/377
“Allah-u Teâlâ’nın Kur’an’da kendisini vasfettiği şeylerin tamamı okunduğu gibidir. Bunların keyfiyetsiz ve benzetmeye gitmeden tefsir edilmesi gerekir.”
Lalekai Şerhu Usul-i İtikadi Ehli Sünne 4/478-736
“Allah’ı yaratıklarına benzeten kafir olur. Allah’ın kendisini nitelendirdiği şeyleri inkar eden de kafir olur. Allah’ın kendisini ve Nebisi’nin de O’nu nitelendirdiği hiçbir şey teşbih benzetme değildir.”
Lalekai 4/578-936, Zehebi el-Uluv li’l-Aliyyi’l-Gaffar 126, Siyeru A’lami’n-Nübela 10/610