Esma ve Sıfatların Tevhidi

Allah’ı isim ve sıfatları ile birlemenin manası; Allah’ın en güzel isimlerin sahibi olup bütün kemal sıfatlarla muttasıf, bütün noksan sıfatlardan münezzeh olduğuna; O’nun isim ve sıfatları ile yaratılmışların hepsinden ayrıldığına ve tek olduğuna kesin iman etmektir.

Bu tevhid, Allah-u Teâlâ’nın kendi nefsi için isbat ettiği ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Allah için isbat ettiği güzel isimleri ve yüce sıfatlarının tevhididir. Bu isim ve sıfatları Kitap ve Sahih Sünnette geldiği gibi lafız ve manalarını tahrif etmeden, nasıl ve niceliğini araştırmadan, yaratıkların isim ve sıfatlarına benzetmeden isbat etmek gerekir. Bu tarifle, isim ve sıfat tevhidinin üç esas üzere durduğu anlaşılmaktadır. Onlar:

1) Allah’ı mahlûkata benzetmemek ve O’nu bütün noksan sıfatlardan tenzih etmek.

2) Kitap ve Sahih Sünnette sabit olan isim ve sıfatlara ziyade ve noksanlaştırmadan veya tahrif ve iptal etmeden iman etmek.

3) Bu sıfatların mahiyetini idrak etme arzusunu terk etmektir. Kim bu esaslardan dışarıya çıkarsa Rabb’ini hakkıyla birlememiş, isim ve sıfatların tevhidini gerçekleştirmemiş olur.

Birinci Esas: Allah’ın sıfatlarından herhangi bir sıfatın, mahlûkatın sıfatlarına benzemediğini söylemek ve Allah’ı ondan tenzih etmektir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“O’nun benzeri hiç bir şey yoktur...”

Şûrâ Suresi 11

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Hiçbir şey O’nun dengi olmamıştır...”

İhlâs Suresi 4

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah’a meseller vermeğe (bir takım benzerler ortaya çıkararak Allahı onlara benzetmeğe ve O’nu koştuğunuz ortaklarla kıyaslamaya) kalkmayın...”

Nahl Suresi 74

Allah’ın kendisini vasfettiği veya Rasulünün Rabb’ini vasfettiği yüce sıfatları nakzeden ve her şeyden Allah’ı tenzih etmek de bu tevhide girer. Allah’ı sıfatlarında birleyen bir Müslüman O’nu eşten, ortaktan, benzerden, yardımcıdan ve izni olmaksızın şefaatçiden tenzih etmesi de gerekir. Aynı zamanda Rabb’ini uyku, acizlik, yorgunluk, ölüm, cehalet, zülüm, gaflet, unutma ve benzeri noksan sıfatlardan da yine tenzih etmesi gerekir.

İkinci Esas: Kur’an ve Sahih Sünnette sabit olan Allah’ın isim ve sıfatlarıyla yetinip, Kur’an ve Sahih Sünnette gelmeyen isim ve sıfatları Allah’a izafe etmemek gerekir. Allah’ın güzel isimleri ve yüce sıfatları işitme ve nakil yoluyla elde edilir; rey ve içtihat yolu ile elde edilmez!

Allah-u Teâlâ kendi nefsini hangi isimlerle isimlendirdi ve hangi sıfatlarla sıfatlandırdı ise o isim ve sıfatlarla Allah’ı isimlendirme ve sıfatlandırmada da durum aynıdır; onlara bir şeyler eklememek ve onlardan bir şeyler çıkarmamak gerekir. Allah’ın koyduğu sınırı ifrat veya tefrit şeklinde aşmamak gerekir. Kuşkusuz ki, Allah-u Teâlâ kendi isim ve sıfatlarını herkesten daha iyi bilir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“De ki, siz mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allah mı!?”

Bakara Suresi 140

Şüphesiz Allah kendi nefsini herkesten daha iyi bilir. Doğru sözlü ve doğruluğu tasdik edilen rasuller de Allah’ın kendilerine vahy etmesi vasıtasıyla insanlar içerisinde Allah’ı, sıfatlarını ve isimlerini en iyi bilen kişilerdir.

İmam Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Allah’ın kendisini sıfatlamasının dışında ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Rabb’ini sıfatlanmasının dışında Allah-u Teâlâ sıfatlandırılmaz! Bu hususta Kur’an ve Sahih Sünnetin dışına çıkmak doğru değildir!”

Ravdatunnediyye fi Şerhi Akideti’l-Vasıtiyye 22

Buhari’nin hocası Nuaym bin Hammad (Rahmetullahi Aleyh) ise şöyle demiştir:

“Allah’ı mahlûkatına benzeten küfre girer! O’nun kendi nefsini vasfettiği sıfatlarını inkâr eden de küfre girer! Allah ve Rasulünün Allah’ı sıfatlamasında O’nu mahlûkata benzetme yoktur!”

Ravdatunnediyye fi Şerhi Akideti’l-Vasıtiyye 22

Bu esasa her kul, Kitap ve Sahih Sünnette zikredilen isim ve sıfatlara inanması; onları Arap dilindeki açık manaları üzere icra etmesi; onları kendi manalarından çıkartarak tahrif ve ta’til etmemesi gerekir.

Üçüncü Esas: Kitap ve Sahih Sünnette zikredilen güzel isim ve yüce sıfatlara onların keyfiyetini sormadan, künhünü araştırmadan iman etmek bir kula gerekli olan şeydir. Kuşkusuz ki, bu sıfatlardan herhangi bir sıfatın keyfiyetini bilmek o sıfatın sahibi zatın keyfiyetini bilmekle alakalıdır.

Şüphesiz ki sıfatlar, sıfatlananların çeşitliliğine göre değişiklik arz eder. Allah’ın zatına gelince O’nun keyfiyeti ve künhünden sual olmaz, onları anlamaya Allah bildirmedikçe yol yoktur. Bu sebeple selef imamları Allah’ın “İstiva” sıfatının keyfiyeti sorulduğu zaman şöyle diyorlardı:

“İstiva anlam olarak malumdur, ona iman etmek vaciptir, keyfiyetini sormaksa bidattır.”

Görüldüğü gibi selef, sıfatlarda keyfiyetin malum olmadığını ve keyfiyet hakkında soru sormanın da bidat olduğunu ifade etmişlerdir. Sıfat sıfatlananın fer’i olup ona tabidir. Allah’ın zatının keyfiyetini bilmeyen bir kimse bizden Allah’ın kelam sıfatının, işitme sıfatının, istiva sıfatının, dünya semasına inme ve benzeri sıfatların keyfiyetini sormaya hakkı yoktur. Dünya semasına inme ile ilgili hadis şöyledir:

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Gecenin son üçte biri kaldığı zaman Rabb’imiz Tebareke ve Teâlâ her gece dünya semasına iner ve kim Bana dua ederse onun duasına icabet ederim. Benden kim bir hacetini isterse onun hacetini veririm. Benden kim mağfiret dilerse onu mağfiret ederim.”

Buhari 1094, Müslim 758/168, Malik 1/214, Ahmed bin Hanbel Müsned 2/487, Ebu Davud 1315, İbni Ebi Asım Süne 492, Beyhaki 3/2, Nesei Ameli’l-Yevm 480, İbni Mace 1366, Tirmizi 446, İbni Hibban 920

Bir kimsenin Allah’ın kemal sıfatlarla sıfatlanmış, onların sabit birer hakikat olduğuna; O’na hiç bir şeyin denk olmadığına itikat etmesi; Allah’ın işitmesi, görmesi, konuşması, istivası, eli, dünya semasına inişi ve benzeri sıfatların da zatı gibi sabit birer hakikat olduğuna inanması demektir. Allah’ın sem’i hakiki olarak vardır, mahlûkatın işitme organlarına asla benzemez!

Allah’ın basarı da (gözü de) böyledir. O’nun hakiki basar sıfatı vardır. Mahlûkatın gözüne asla benzemez, keyfiyetini de biz bilmeyiz ancak Allah bilir. Allah’ın diğer sıfatlarını da yine böyle anlamak lazımdır. Buraya kadar izah edilmeye çalışılan isim ve sıfatların tevhidinde Müslümanın dikkat etmesi gereken bir kaç husus vardır. Bunlar:

1) Teşbih (Benzetme):

Bir Müslüman, Yahudilerin Üzeyr’e Allah’ın oğlu deyip onu Allah’a benzettikleri, Hristiyanların İsa (Aleyhisselam)’a Allah’ın oğlu deyip onu Allah’a benzettikleri ve ehli teşbihin Allah’ın yüzü mahlûkatın yüzü gibidir veya Allah’ın eli mahlûkatın eli gibidir dediği gibi dememeli ve teşbihten kesinlikle kaçınmalı, böyle bir sapıklığa düşmemelidir.

Allah-u Teâlâ bu hususta şöyle buyuruyor:

“...Hiçbir şey O’nun misli gibi değildir! O işiticidir, bilicidir.”

Şûrâ Suresi 11

2) Tahrif (Bozmak ve değiştirmek):

Allah’a ait isim ve sıfatların lafızlarını değiştirecek şekilde bir harf ekleyerek veya eksilterek tahrif etmek; bazı bidatçilerin tevil adını verdikleri kandırma usulüyle lafızların manalarını değiştirerek tahrif etmek ve onlara sözlükte kullanılmamış fasit manalar yüklemektir. Mesela: Allah’ın veçhini, O’nun zatıyla tevil etmek, istiva sıfatını istila ile tevil etmek fasit tevil ve tahriflerden birkaç tanesidir.

3) Ta’til (İptal etmek):

İptal etmek İlahi sıfatları nefyedip, Allah’ın zatında öyle bir sıfatın varlığını inkâr etmektir. Allah’ın isim ve sıfatları olduğunu reddederek mukaddes ve mükemmel olmaktan onu hali etmektir.

4) Tekyif (Keyfiyet, nasıllık ve nicelik):

Sıfatların keyfiyetini tayin edip künhünü ispat etmek.

Kur’an ve Sahih Sünnette zikredilen güzel isimleri ve yüce sıfatları teşbih, tahrif, ta’til ve tekyif etmeden zahiri üzere alma usulü, selefin yoludur.

Selef: Sahabe, tâbiîn ve tebei tabiîn’den oluşan faziletli asırlarda yaşayan kimseler kast edilmektedir.

İmam Şevkani bu hususta şöyle demiştir:

“Sıfatlar konusunda sahabe, tabiîn ve tebei tabiînden oluşan selefin mezhebi: Sıfatları zahir manaları üzere tahrifsiz, tevilsiz, teşbihsiz ve ta’tilsiz irat etmektir. Sahabeler kendilerine sıfatlarla ilgili bir şey sorulduğunda onunla ilgili delili okuyor ve dedi ki demiş ki gibi sözlerden imtina ediyorlardı. Allah ve Rasulü şöyle buyurdu, onun gayrı bir şey bilmiyoruz. Bilmediğimiz hususlarda konuşarak külfet altına girmeyiz diyorlardı.

Bu faziletli asırlarda sıfatlarla ilgili Müslümanların akidesi birdi ve herkes aynı akideye sahipti. Onların meşguliyetleri, Allah’ın kendilerine meşgul olmalarını emrettiği şeylerdi. Bunlar: İman ve tevhidin bütün kısımlarını öğrenip yerine getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak, hacca gitmek, cihad etmek, ihsan çeşitlerinden infak etmek, faydalı ilim talep etmek, insanlara hakkı öğretmek, cenneti kazanmayı gerektiren ve ateşten kurtuluşu sağlayan şeyleri muhafaza etmek, emri bilmaruf ve nehyi anilmünker yapmaktır. Sahabeler bunun dışında Allah’ın mükellef kılmadığı şeylerle meşgul olmuyorlardı. Din onların zamanında saf olup bidatlerle bulanmamıştı.”